
13-07-2009, 15:47
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
|
|
kapitalist ahlak ve fetullahçılığın ruhu
kapitalist ahlak ve fetullahçılığın ruhu
başlık sizi şaşırtmasın.kesinlikle weberci bir metodla analiz etmeyi düşünmüyorum. neo-marxist bir bakış açısıyla webere de reddiye içerecek bir arguman geliştirebilmeyi, hatta;marxist diyalektiğin mealci okumalar nedeniyle yanlış anlaşıldığını düşündüğüm bazı kısımlarına da açıklık getirebilmeyi umuyorum.
weber protestan ahlak ve kapitalizmin ruhu adlı eserinde protestanlığın gelişmesinin kapitalizmin gelişmesini sağladığını iddia ederek,başaşağı bir diyalektik önermektedir.
doğrusu kapitalist ahlak ve protestanlığın ruhu olmalıydı.
anakronik ve gerçekdışı bu argumanı çürütmek için doğru bir eko-politik bakış oluşturmalıyız.
önce bir bilgi notu ekleyelim.tarihselcilik ile ekonomi-politik bakış açısı tam olarak aynı şeymiş gibi algılanabilmektedir.
tarihselcilik geçmiş, şuan ve geleceği kapsamak iddiasındadır.ekonomik-politik ise sadece geçmiş ve şu anla bağlantılı olarak tarihi yorumlar.futurizm içermez.marxist tarihselcilik eko-politiktir .ancak onu tarihselcilik yapan geleceğe ait öngörüsüdür, yoksa eko-politik metodolojisi değil.
marx; maddi varlıkların üretimi her toplumun varlığının ve gelişmesinin başlangıcıdır diyor.
diyalektik çelişkiyi ortaya çıkaran teknolojideki gelişmenin yeni üretim biçimlerini,
yeni üretim biçimlerinin de yeni üretici güçleri ortaya çıkarmasıdır.
tarih üretici güçlerin çelişkisi tarafından belirlenmektedir.
bu paragraftaki son cümleyi alırsanız tarih üretici güçlerin çelişkisi tarafından belirlenmektedir önermesinde takılıp kalırsınız.
oysa tarih teknolojik gelişmenin sonucudur.çünkü üretici güçler arasındaki çelişkiyi ortaya çıkaran teknolojidir.
poppere göre teknolojinin yönü belirsiz olduğu için geleceği öngeren tarihselcilik kendi içinde tutarsızlaşır.
popperin kayda değer tespiti ilk bakışta anti-marxizm olarak algılanagelmiştir.
ancak aslında marxizme gerçekten büyük katkısı ne yazıkki farkedilememiştir.
bu argümanın kayda değer olması nedeniyle ben tarihselci değil,ekonomi-politik olarak adlandırıyorum metodumu.
Gelecek öngörüsünde bulunmadan geçmişte olan biteni analiz etmeye devam ediyorum.
‘’Tarih; üretici güçlerin diyalektik çelişkisi tarafından belirlenmektedir’’ şeklinde yapılan formulasyonların olası yanlış anlaşılmalarına karşı;’’ tarih, teknolojik değişme tarfından belirlenmektedir’’ formulasyonunu öneriyorum.
Bu bağlamda;
Protestanlık kapitalizmi doğuran sebep değildir.
Her ikisini de doğuran rönesans ve aydınlanma felsefedir.
Rönesans 14.yy da başladıi,16 yy.a kadar sürdü.protestanlığın ortaya çıkışı rönesansın sonu (16.yy) ve yine protestanlığın gelişmesi aydınlanma felsefesi çağının ortalarına denk düşüyor.
Kronolojik bu tesbitlerin sonucunda Protestanlığın açıkça bilimdeki gelişmeler sonucunda bilime görece uyumlu yeni bir hristiyanlık versiyonu olduğu ortaya çıkar.protestanlığın ortaya çıkışı ile burjuvazinin ortaya çıkışı eşanlıdır.
Biri diğerini ortaya çıkarmamıştır.ancak birinin diğeri üzerinde etkileri de kaçınılmazdır.
Burjuva bilimin üretim ilişkileri üzerindeki etkilerinin sonucuyken, protestanlık yine bilimin ortak akıl üzerindeki etkilerinin sonucu olarak eşanlı doğmuşlardır.
Kronolojik okumanın teşhir ettiği anakronizm weberin tezinin hafifliğini ortaya koymaktadır.
Eşanlı ortaya çıkan iki olguyu tahlile devam edelim.
Burjuva yaşayan bireylerden oluştuğuna göre protestanlık da yaşayan bu bireylerin dini olduğuna göre yaşama biçiminin inanma biçimi üzerindeki açık ve bilinen etkisinden yola çıkarak şu tespiti yapabiliriz.
Burjuva ve protestanlık eşanlıdır ve burjuva ahlakı protestanlığı belirlemiştir.yoksa protestan ahlakının kapitalizmi belirlediği tezi havada kalmıştır.
Sanıyorum weberci tezi n idealizme dayalı çürüklüğünü yeterince dayanıklı argümanlarla ortaya koyduk.
O halde kendi tezimizi özetleyelim ve fetullahçılığı hangi metodoloji ile çözümleyeceğimizi netleştirelim.
Tarih teknolojik gelişme tarafından belirleniyorsa ,nurculuk ve fetullahçılığın burjuva ahlakıyla eşanlılığı ve karşılıklı iletişimini ve özellikle burjuva ahlakının fetullahçılık üzerindeki etkisini ve bu sürecin teknolojik gelişmenin sonucu olduğunu açıkça gösterebilmeliyiz,aksi halde tezimiz yanlışlanmış olacaktır.
Konu Khaos tarafından (13-07-2009 Saat 15:53 ) değiştirilmiştir.
|

13-07-2009, 19:58
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Bu yazinin devamini merakla bekliyorum. Yarindan itibaren bir hafta tatile cikacagim icin tartismalara katilamayacagim. Ancak dönüste ilk okuyacagim baslik bu olacak.
Weber'in "Protestan Ahlaki ve Kapitalizm'in Ruhu" kitabini okumadim, demek ki ilk firsatta okumak gerekiyor. Bu kitap ile ilgili yazilanlara baktim, Weber'in protestanligin kapitalizmi gelistirmis oldugu tezini savunmak icin yazdigi bir kitap. Dolayisiyla adini dogru secmis. Senin basliginin adi da tersi bir tez savundugun icin dogru secilmis.
Yukardaki teorik tartismanin teknoloji ile ilgili kismina bazi karsi cikislarim olacak. Teknoloji uygulamali bilimdir. Bilim de Marx'a göre diger bütün üstyapi kurumlari gibi üretim iliskilerinin bir ürünü olarak, bir üstyapi kurumu olarak ortaya cikar. Burda bir döngü ortaya cikiyor. Bu kisim konudan biraz uzaklasilmasina yol acsa da kisaca ne demek istedigimi aciklayayim. Kapitalizmin gelismesini saglayan "temel" nedir, teknoloji mi, dini bir anlayis mi? Yoksa bircok tarihsel tesadüfün biraraya gelmesi mi? Boyle belli bir olgunun cikarilabileceginden de pek emin degilim.
Ornegin bana göre Avrupa'da kapitalizmin ortaya cikmasi gecikmistir. Kapitalizm ile sömürgeci toplum arasina Avrupa'da feodalizm diye bir sistemin girmesininin nedeni nedir? Bana kalirsa bir tarihsel zorunluluk degil, pozitivist bir bicimde aciklayamadigimiz bir dizi tesadüflerdir. Aslinda Roma imparatorlugunda cok güclü ticaret iliskileri vardi ve bir sermaye birikimi olusmustu. Deniz asiri ticaret altin para ile yapiliyordu. Bu dönemde pekala kapitalist üretim iliskileri gelisebilirdi. Ancak kuzeyden gelen yagmaci Germen kavimleri, ardindan güneyden gelen Arap saldirilari karsisinda bütün ticaret sekteye ugradi ve birkac yüzyil sürecek bir daginiklik süreci basladi. Ticaret nerdeyse kayboldu, altin para kalkti, gümüs para kullanilmaya baslandi, devletler parca bölük oldu, dinsel etki artti. Bu sürece feodalizm diyoruz. Bu sürecin yasanmasi bir zorunluluk degildi. Bati Avrupa disinda dünyanin baska yerlerinde böyle bir sürec yasanmis da degil. Bu tesadüfler olmasaydi gelisen sermaye birikiminden pekala ilk kapitalist iliskiler dogabilirdi. Bu yüzden ben ne teknolojiyi, ne dini bir anlayisi yada ideolojiyi bir temel degisken olarak göremiyorum.
Buna karsin dinsel inanislarin ve düsünce akimlarinin kaynaginin toplumsal gelismeler, sinif iliskileri, üretici gücler arasi celiskiler vb. oldugu bana bilimsel bir yaklasim olarak görünüyor. Bu anlayisi dogru buluyorum. Bu yüzden de kapitalist iliskilerin ortaya cikmasinin protestanligin ortaya cikmasinin nedeni olarak görülmesi dogru bir yaklasimdir diyorum.
|

15-07-2009, 15:06
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
|
|
ortaçağ skolastik düşüncesinin; bilimadamlarının rönesans ve aydınlanma süreçlerindeki kararlı ve bedellerini de ödeyerek gerçeklerştirdikleri mücadelenin sonunda nasıl yıkıldığına ilşikin ayrıntılı tahlillere girmiyorum.
bu sürecin islam dünyasında ortaya çıkış biçimine göz atalım.
islam dünyasının batı karşısında içinde bulunduğu geri durum 20.yy başlarında bütün çıplaklığıyla ortaya çıkınca, batının ilimi ve sanatının alınması ve kültüründen uzak durulması şeklindeki tuhaf düşüncenin hızla yayıldığı görülür.bu tamamen verili durumun getirdiği bir üçüncü dünya düşünce biçimidir.
m.akif bu düşüncenin taraftarlarından biridir.
bu düşünce son derece yaygındır ancak tek tipli değildir.
afgani-abduh çizgisi dogrudan doğruya ulus-devlet kavramından devşirilme islam devleti kavramını geliştirirler.aslında bu çizgi kemalizmin islami versiyonudur.
kemalistler gibi islamcılar da bu bağlamda tarihi yoprumlayacak ekonomi-politik bakış açısıından mahrum oldukları için kapitalizmin iç dinamiklerini çözümleyememiş ve kültürün muhafaza edilebileceği bir modernizasyon un mümkün olacağı yanılgısıyla reçeteler oluşturmaya çalışmışlardı.tek fark kemalistler kültürün korunmasını önermediler.doğrudan modernizasyondan yola çıktılar.zaten kemalistlerle islamcıların tek farkı burda ortaya çıkar.
her ne kadar aynı çizgide zannedilsede batının ilerleme çizgisini anlayabilen tek islamcı ali şeriatidir.zaten o da islam sosyalizminin fikir babasıdır(a.şeriati bilimin gelişmesinin tarihin temel motoru olduğunu görmüştü,artık feodalizmin varoluş koşullarının ortadan kalktığını ve burjuva değerlerin egemen olacağını bunun da ister müslüman ister hristiyan dinli dinsiz ,her toplumun içinden geçmekte olduğu bir süreç olduğunu düşünüyordu.islamın kendisini bir üst yapı kurumu olarak görmüyordu elbette ancak islamın versiyonlarının üst yapı kurumu olduğunu görmüştü.emek-sermaye çelişkisinin bütün toplumların ortak kaderi olduğunu farketti ve emekten yana tavır almaya karar verdi.a.şeriatinin islam sosyalizmini kaddafi eklektik sosyalizminden ayırmak gerekir.modernist olmakla beraber a.şeriati burjuva değerleri çözümlemiş karşısında yeralmıştır.bu bağlamda diğer modernistlerden de ayrı düşünülmelidir.şii olmasının geçirdiği düşünce evrimindeki rolü de gözden uzak tutulamaz.).
işte batıyı bilimsel anlamda yakalama ancak geçirdiği evrelerden uzak durma temel yanılgısı üzerinde gelişen bu refleksin (sadece a.şeriatiyi bunun dışında tutuyorum) anadoludan malezyaya birbiriyle uyumlu uyumsuz onlarca örneğinin ortak paydası bir tür bilim sevicisi söylemdir.
bu bilime atıfla islami söylem geliştirme tarzının anadoluda ki ilk temsilcisi nurslu saiddir.
metodolojik olarak bilimin gelişmesinin tanrının labarotuarın dışına çıkarılması ile ancak mümkün olduğunu görmezden gelerek;bilimin sonuçlarını feodal bakış açısından türemiş islami versiyonlara alternatif daha modernist bir bakışın oluşturulmasında kullanmaya çalışmıştır.
ancak nasılki antikapitalist olmayan kemalizmin anti emperyalist olması mümkün değilse ve kemalizm son tahlilde burjuva değerlere destek veriyorsa gizli batı hayranlığından bilimseviciliği devşirilmesi sonucu türetilmiş yeni-islamcılık da aslında özde batıcı ve burjuva değerlere destekçidir.
anadoluda tarih batılalaşalım ancak nasıl batılalaşalım sorusu etrafında gelişmektedir.
bu sorunun iki cevabı vardır, kemalizm ve nurculuk...
her iki düşünce de feodal değerlerden kopma isteğindedir.her iki düşünce de bilime atıflar içerir.modernleşmecidir.temelde laiktir (bunun izahına daha sonra tekrar geleceğim).
ancak nurculuğun iktidar için kadroları yoktur.kemalizmin zaman zaman destekçisi ancak alternatifi olmak iddiasıyla ortada dolanıp durur.silahlı kalkışmanın sonuca gidemeyeceğini gören islamcı kürtlerin de taban vermesiyle canlılığını devam ettirir.
ancak düşüncenin egemen olmasının ancak devlet ve kadrolarının ele geçirilmesiyle tepeden mümkün olacağını düşünen bonapartist bismarckçılık kemalistler gibi nurcularında temel düşünce biçimidir.ve modern eğitimi devlet kadrolarının ele geçirilmesinin temel yöntemi olarak görürler.
ingiliz emperyalizminin yerini amerikan emperyalizmine bıraktığı ve enternasyonal birlik ile kapitalist bloğun çlişkilerinin hüküm sürdüğü yıllarda,islamcılık ve kemalistlik anti-kominizmin sacayaklarıdır.dost ve kardeş pakistan masallarıyla yeşil kuşak projelerinin yürütüldüğü dönemde nurcularda ap eliyle sisteme entegre edilmiştir.
bu dönemde nurculuk bir yandan devlet içinde varolmanın bir yandan da anti-batıcı feodal islami oluşumları durdurmanın mücadelesini verir.
klasik (ortodoks) nurculuğun yeşil kuşak projesindeki rölü tartışmasızdır.
onlar anti-sosyalizmin silahlı gücü olan ülkücülük gibi militan görevler üstlenmezler ancak islami hassasiyetleri olan halkın (kürt ve türk) marxizme karşı aşılanması görevini üstlenirler.ülkücülük nurculuk yeşil kuşak bir bütünün farklı görüntüleridir.
glasnost sonrasında tek kutuplu dünya ortodoks nurculuğu gözden düşürür.çünkü yeni ılımlı islam projesinde sadece siyasi anlamda değil medeni anlamda da emperyalizmle uzlaşmış müslümanlar gerekmektedir.
artık ortodoks nurculuk yeniden daha geniş olarak işlevlendirilmelidir.
nurculuğun fetulahçılığa evrilmesi yeşil kuşak projesinin ılımlı islamcılığa evrilmesidir.
Konu Khaos tarafından (15-07-2009 Saat 15:19 ) değiştirilmiştir.
|

15-07-2009, 15:17
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 27 Jun 2009
Mesajlar: 956
|
|
Sorun Kemalizm ise..
Kemalizm bitti..
The End..
Finito..
|

15-07-2009, 15:40
|
 |
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 22 Sep 2008
Mesajlar: 567
|
|
Nurculuğun (Nakşibendiliğin) Osmanlı dönemindeki iktidar mücadelesini de anlatırsanız daha verimli olacak.
Kemalizmi 1923-1938 yılları arasındaki uygulamalar olarak alıyorsanız;
1940'larda öldü, 1950 lerde gömüldü, 1980 lerde mezar taşı dikildi.
insanlar yağmurdan kaçar
ama su dolu küvetlerde
otururlar. C.Bukowski
|

15-07-2009, 15:48
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
|
|
sayın sargon
romada kapitalist ilişkilerin gelişmesi ve feodalizmin atlanmasının tarihsel bir zorunluluk olmadığını öne sürüyorsunuz.
izninizle kendi tezimi ifade edeyim.
ticari burjuvazinin varlığı kapitalizmi açıklamak için yeterli koşul değildir.
üretim biçimini belirleyen üretim teknikleridir.
endüstriyel toplumun ortaya çıkabilmesi bilimin sonucudur.
feodal dönemde sinai meta yoktur.tarımsal meta vardır.ticari burjuva tarımsal meta üzerinden kar sağlamaktadır.ticari burjuva çoğunlukla senyörlerdir.yani aristokratlardır.
üretim ilişkileri ile üretim biçimi arasındaki öncelik sonralıktan bahsediyorum.
ekonomi politiğe vurgu yaptığım için tarihselci olduğum zannediliyor.bende tarihselci değilim determinist anlamda.ancak mekanizmaları doğru teşhis etmeliyiz.
kapitalizmi ortaya çıkaran ticari burjuva değildir.endüstrileşmenin teknolojinin sonucu olmasıdır.buhar makinası yoksa işçinin artı değerinden bahsedemeyiz.
feodal dönemde sömürülen yegane artı değeri toprak ve üzerindeki serf üretmektedir.
sömürü ücret mekanizması yoluyla değil doğrudan ve zorla ürüne el koyma ve vergi yoluyla gerçekleşmektedir.
bilimsel gelişmelerle birlikte tarıma dayalı iptidai sanayilerin ortaya çıkması eski senyörlerin tarımsal ürünler üzerinden ticari burjuvaya evrilmelerini doğurdu.
ancak bu ticari burjuva bugün anladığımız anlamda çerçevesi belli bir sınıfsal varoluş değildir.bir kısım eski zenaatkar da sinai burjuvanın ilk örnekleri gibi ortaya çıkmaya başladılar.
burda şöyle bir tahlil mümkündür.
para emeğin sömürülmesi için makina satın almadığı müddetçe sadece paradır.
makina ya yatırım yapıldığında para artık sermayedir.
sermayeden bahsedebilmemiz için endüstriyel üretim ve sömürülecek işçi gereklidir.
endüstri ise bağımlı değişkendir ve bilimin fonksiyonudur.
roma siaysi yapısı ve skolastik düşünce bilimi durdurunca feodalizm gereğinden uzun sürmüştür.bu doğru .ama feodalizm yaşanmak zorundaydı.çünkü bilim lineer gelişiyor.
şu yada bu şeklide yazınızı yanlış anlamış olma ihtimalime karşın sizin geri dönmenizden sonra bu konuya gerekirse başka başlık altında devam edelim.
umarım keyifli bir tatil geçirirsin.
sevgiler.
|

15-07-2009, 15:53
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
|
|
kafasıkarışık´isimli üyeden Alıntı
Nurculuğun (Nakşibendiliğin) Osmanlı dönemindeki iktidar mücadelesini de anlatırsanız daha verimli olacak.
Kemalizmi 1923-1938 yılları arasındaki uygulamalar olarak alıyorsanız;
1940'larda öldü, 1950 lerde gömüldü, 1980 lerde mezar taşı dikildi.
|
nurculuk ile nakşibendilik bence çok farklı.
nakşibendiliğin burjuva değerlerle tanışması ve hemhal olması henüz 1980 lerdedir.
nakşibendilik feodal bir versiyondur ve sonradan modernize olmaktadır.
nurculuk ise zaten modernist bir çıkşa sahiptir.
kemalizmi salt 1923-1938 yılları arasına ait sanmak asr-ı saadetçi bir bakıştır.
kemalizmin de dört halife devri var.nasıl islam tarihi muhammedin ölümüyle bitmemişse kemalizmde m.kemalin ölümüyle sonlandırılamaz.
kemalizmin muaviyesi kenan evrendir.
Konu Khaos tarafından (15-07-2009 Saat 16:00 ) değiştirilmiştir.
|

23-07-2009, 03:47
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
sevgili anarchist, tatilden döner dönmez dedigim gibi yazini okudum. Sonra da gidip Kemalizm üzerine olan bitmez tükenmez tartismayi okumaya calistim. Tekrar döndügümde bu konunun oldukca zayif kaldigini gördüm. Bence islamci akimlari feodal-ortacag akimlari ve modernize olmaya calisan yada kapitalizme uyumlu olmaya calisan akimlar seklinde siniflandirmaya calisarak iyi bir giris yapmissin. Degerlendirmelerin hosuma gitti. Ancak konuyu cok genel düzeyde ele almissin ve bircok baska konuya da girmissin. Ben Fethullahciligin cesitli özelliklerini tek tek ele alip, analiz ederek, bu akimin nasil kapitalist ahlak ile güclü iliskiler kurdugunu göstermeye calisacagini düsünmüstüm. Belki de diger tartismadan dolayi bu kisim ile ilgilenemedin.
Buna karsin getirdigin argüman benim ciddi sekilde ilgimi cekti. Fethullahcilkla ilgili getirilen bir dizi argüman beni ikna edememisti, ic celiskilerle dolu bir dizi elestiri vardi. Fethullahciligin burjuva degerler sistemine entegre olmus bir islam yorumu oldugu seklindeki bakis acisi ise, Fethullahcilik hakkinda okuduklarim ile uyumlu. Tek sorun bu degerlendirmenin cok genel bir entellektüel kestirim düzeyinde kalmis olmasi. (Bana biraz sosyalistlerin "günümüz dünyasi ve görevlerimiz" tarzindaki yazilarini hatirlatti, keskin gözlemler ve degerlendirmeler yapilir, ancak konu orda birakilir.) Fethullahciligin bir incelemesi ile birlikte yapildiginda, icinden dogdugu Nurculuk ekolü ile farklari analiz edildiginde, bu akimlarin Naksibendilikden nasil ayristigi ele alindiginda, aslinda ekonomik ve toplumsal süreclerin dinsel anlayislari nasil etkiledigi ve yönlendirdigi aciklanmis olur. Böyle bir calisma bu konularda bakisimizin netlesebilmesi icin cok yararli olacaktir.
|

24-07-2009, 00:35
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
|
|
sevgili sargon
öncelikle hoşgeldin
bir dönem yasaklandığım için bu başlıkla ilgilenemedim.bu arada temelde bazı hatalarım olduğunu farkettim.düşünmek için de zamana ihtiyacım vardı.birkaç gün içinde yeniden bu başlığı toparlamak istiyorum özellikle senin katkılarınla.
kemalizmle ilgili olan başlık sinir harbine dönüştü zaten.biraz sakinleşelim daha düşünsel bir motivasyonla bu konuyu tahlil edelim.aslında bu zaten reel durumla da ilişkili.
kemalizm tahlili de ilk bakışta öyle olmasada benim açımdan reel bir sorundu.
bu arada başka nikle siteye girmek zorunda kaldım.ama yasak kalktığına göre yine bu nikle devam edeceğim.
geldiğine sevindim.
|

24-07-2009, 01:15
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
sevgili anarchist,
iyi bir tatil yaptim, tesekkür ederim. Bu sitede her görüsten insan bulundugu icin bazi tartismalar cok büyük gerilimlere yol aciyor. Kemalizm, Kürt sorunu, Ermeni sorunu gibi tartismalar tabu niteliklerini hala korumayi sürdürdügü icin kolay tartisilan konular degil. Kisa zamanda sertlesmeler basliyor.
Herhalde 4 yildir buraya yaziyorum ve artik sunu ögrendim. Tartismalari secerek yapmakta ve karsindakinin tahriklerine kapilmamaya dikkat etmekte fayda var. Eger birinin üslubu kötü ise ayni üslupla cevap vermemek lazim. Karsindakini tahrik etmemek lazim. Tabii en önemlisi ve en sik yapilan hata tartisma konusundan cikip karsindakinin kisiligine dönük söylemlere girmek. Her neyse, bu kisimlar isin sinir harbi kisimlari. Sinirleri saglam olanlar bu yüzden forum tartismalarinda daha basarili, etkili ve kalici oluyorlar.
Benim anladigim kadariyla, senin Naksibendilik, Nurculuk ve Fethullahcilik hakkinda bilgin var. Bu akimin nasil evrildigini ve bunun sinifsal icerigini tahlil etmek düsünsel hayatimiza basli basina bir katki olacaktir. Burda bence toplumsal degisimin temel dinamiginin ne oldugu (teknoloji mi, baska birsey mi vb.) fazla önemli degil. Su yada bu nedenle üretim iliskileri degisiyor ve yeni üretim iliskileri kendisine uygun üstyapi kurumlari olusturuyor. Bunlardan biri de din.
Burda tartisilacak sey daha cok Türkiye'deki sinifsal iliskilerin gecirdigi evrim ile ilgili konudur. Bana göre Türkiye'deki sinifsal gelisimi Marx'in avrupa icin cizdigi toplumsal gelisme asamalari degil de, Asya toplumlari icin ileri sürdügü Asya Tipi Uretim Tarzi daha iyi acikliyor. Bu yüzden devlet cok önemli bir yer tutuyor. Türkiye'de devlet bürokrasisinin koruyucu kanatlari altinda gelisen bir burjuvazi var, bu yüzden de böyle bir burjuvazinin üretecegi kültürel ürünler ve basta din bu yapiya uygun bir bicim aliyor olsa gerek. Eger ATUT üzerinden yaklasacak olusak bir baska nokta da su olabilir: Devlet basli basina önemli bir faktör ise üstyapi kurumlarinin cözümlenmesinde sadece avrupadaki gibi burjuvazinin ürettigi ahlak sisteminden degil ayni zamanda devletin ürettigi ahlak sisteminden yada din sisteminden de sözetmek gerekir. Bu da isin ikinci bir boyutu tabii. Burda diyanetin ürettigi din sistemi ile Naksibendilik, Nurculuk ve Fethullahcilik'in iliskisi adeta Türkiye'deki devlet ile burjuvazinin iliskisi gibi düsünülebilir mi, bilemiyorum. Ama bunu da incelemek gerek. Nerelerde ayrismalar yasaniyor, nereye kadar birlik sözkonusu oluyor.
Benim tarikatlar konusunda bilgim azdir. Son zamanlarda Fethullahcilikla ve biraz da Said-i Nursi ile bir miktar ilgilendim. Buna karsin, iyi kaynaklar bulursak, elimden geldigi kadar katki yapmaya calisirim.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:07 .
|