Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > Hristiyanlık

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 18-08-2009, 16:49
Felsefeci 87 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felsefeci 87 Felsefeci 87 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 09 May 2009
Mesajlar: 375
Standart Gerçekçi bir Hristiyanın düşünceleri

Arkadaşlar hepinize yeniden merhabalar. Bazı problemler yüzünden uzun bir süredir siteye giremiyordum. Hristiyanlık'taki çelişkileri görmüş ve ömrünü kilise vaizliğine adamış bir yakınımın yazılarını sitemizde paylaşmayı uygun görüyorum.. Hristiyan olmasına rağmen, gerçekçi objektif ve kılı kırk yararcasına yazmış olduğu bu yazılarla din karşıtı arkadaşlarımızın bile takdirini kazanmış ve kazanacaktır. Şu an ekleyeceğimiz yazılardan birisi Özgür İrade konusu olacaktır.


ÖZGÜR İRADE, ÖZGÜR SEÇENEK”


ZEHİR İÇMEK “SEÇENEĞİ” ÖZGÜRLÜK MÜDÜR?


YOKSA


İNTİHAR MIDIR?


GÜNAH


İŞLEYEBİLMEK İMKANI

“SEÇENEK VE ÖZGÜRLÜK” MÜDÜR?
YOKSA, LANET, TRAJEDİ VE CEHENNEM MİDİR?





“LOKANTADA”



Günah işleyebilme imkanına “robot gibi olmamak, ama özgürlük ve seçenektir” diyenler; şu örneği vermeme lütfen izin versinler! Bir lokantada şöyle bir reklam tabelası asıldığını düşünün: “Sayın müşterilerimiz! Lokantamızda lezzetli yemeklerimiz, etliler, sütlüler, tatlılarla beraber; robot olmayasınız ama seçenek özgürlüğünüz olsun diye, ZEHİRLİ yemeklerimiz de var. İstediğinizi seçebilirsiniz! Diğer lokantalara gitmeyin! Bizde olan zehirli seçenekler onlarda olmadığı için;başka lokantalarda özgürlüğü ve seçeneği olmayan robotlar olursunuz!” Böyle bir lokantanın derhal kapatılacağını, işletenin de, ya tımarhaneyi, -akıl hastanesini- ya da hapishaneyi boylayacağını bilirsiniz!

Oysa günah veya kötülük, zehirden daha da korkunçtur! “Zehirli yemek,” hiçbir zaman “seçenek veya özgürlük” olmayacağı gibi; “zehirsiz yemek” de hiçbir zaman “robotluk” olmayacaktır.

Bunun gibi, günahı veya kötülüğü işleyebilme imkanı da, asla “özgürlük ve seçenek” olmamaktadır! Aklı yerinde olan hiçbir insan, hiçbir platformda “zehri” asla “seçenek” olarak sunmaz! “Zehirsiz” ortamı da asla “robotluk” olarak iddia etmez!


Ama maalesef aklı yerinde olmayan “ruhsal zır deliler,” ilkel, çarpık, zehirden daha berbat olan akılsız yorumlarını; “kutsal inanç” olarak dine ve mezhebe sokabildiler! Bu sapık inanç, bir kez yerine oturtulmuş maalesef! Zehir yemekten daha berbat olan “günah işleyebilme imkanını,” “seçenek, özgürlük ve robot olmama” adı altında insanlara “kutsal inanç” olarak empoze ediyorlar!



Günah işleyebilme imkanını, “robot olmamak ama özgürlüğü ve seçeneği olmak” olarak iddia edenler; maalesef zehirli yemek sunan örnekteki lokantacı gibi “zır delilik” etmekteler! Böyle olanlara bir teklifimiz var:



KİLİSENİZİN KAPISINA ŞÖYLE BİR TABELA ASIN!



Günah işleyebilme imkanını “robot gibi olmamak, ama özgür irade ve seçeneği olmak” olarak iddia edenlere burada diyoruz ki: Eğer iddialarınızda samimi ve gerçekçi iseniz, örnekteki lokantacının tabelası gibi bir tabelayı kendi kilisenizin kapısına lütfen asar mısınız? Şöyle:


“Sayın halkımız! Kilisemizde ruhsal yemek bitince, fiziksel yemek de ikram ediliyor. Yemeklerimizde her türlüsü mevcuttur. Hatta siz robot olmayasınız ama özgür seçeneğiniz olsun diye, lezzetli yemeklerimizin arasına zehirlilerini de koyuyoruz. Yemeklerimiz bedavadır. Herkes buyursun!”


Böyle iddia edenler, kiliselerinin kapısına böyle bir tabela koymaları şöyle dursun; böyle bir tabelayı Tanrıya mal etmekten çekinmiyorlar! İnsanlara güya “özgür seçenek” vererek onları “robot olmaktan” koruyan tanrı; insanlara günah işleme özgürlüğü vererek; müşterilerine “zehir” ikram eden, aptal veya zır deli lokantacının durumuna sokmak istiyorlar! Ne yazık! Değil mi?


“Zehirden” seçenek ve özgürlük olmayacağı gibi; kötülük ve günahtan da seçenek ve özgürlük olmayacağını anlamayacak ölçüde körleşmiş beyinlerin işi!



“ÖZGÜR İRADE, ÖZGÜR SEÇENEK”



“Allah Dünyayı


Öyle Sevdi Ki...”


“Özgür irade ve özgür seçeneğe” başka bir açıdan bakalım. “Allah dünyayı öyle sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Ta ki Ona iman eden, helak olmasın ancak sonsuz yaşamı olsun.” (Yu. 3:16.) Kurtuluşu belirleyen temel bir ayeti ele alalım. “Özgür seçim, özgür irade” sadece kötülük veya iyiliği seçmekle sonuçlanmıyor. Özgür seçenek, “Tanrı’nın kurtarış planı” olarak inanılan, İsa Mesih’in Kurtarıcılığını seçmeği veya seçmemeği de kapsıyor. İyilik ve kötülüğü seçmekten ziyade, özgür seçeneğin en fazla yoğunlaştığı konu budur.

Peki, kurtulması için Tanrı’nın “tüm dünyaya” verdiği seçenek olanağına da bir bakalım. Bu ayetin konuşulduğu veya yazıldığı zamandaki “dünya” ile, “şimdiki dünyayı” kıyas edelim: Bu ayetin ilk kullanıldığı zamandaki dünya, Orta Asya’nın çok küçük bir parçasıydı. Kudüs, Mısır, Mezopotamya’dan İspanya’ya dek uzanan “küçücük bir dünya” bilinmekteydi. Teknoloji, haberleşme, ulaşım... daha ilkel boyutlarındaydı.


Amerika, Avustralya, Afrika, Avrupa, Kutuplar, Grönland, hatta Asya’nın büyük bir kısmı, uzak doğu henüz keşfedilmiş değildi ve bilinmiyordu. “İsa’dan önce ve İsa’dan sonra,” bu kıtalarda binlerce yıl içinde milyarlarca insanlar yaşadılar. İnançları: Örneğin Amerika’daki kızıl derililer, başka birinin kafa derisini soymakla güç kazanmaktı... Tütsülerle, dumanlarla uğraşan büyücüleri doktorlarıydı... Totemlere taparlardı!



KÜÇÜCÜK DÜNYAYA, “KÜÇÜCÜK SEVGİ” Mİ?



“Cristof Kolomb” Ortaçağda Amerika’yı keşfedene dek, Amerika’daki kızıl derililer, diğer kıtalardaki milyarlarca insanlar... “Tanrı’nın Kurtuluş Müjdesini” hiç, asla işitmediler ki “özel iradeleriyle seçebilme” olanakları olsun! Tanrı, o zamanki küçücük dünyayı mı sevmişti? Diğer kıtalardaki milyarlarca insanları sevmemiş miydi? Veya Tanrı’nın sevgisi, teknoloji, haberleşme, ulaşım gibi bilimsel gelişmelerle mi gelişecekti? Tanrı’nın sevgisi, insanınki gibi gelişir mi? Tanrıdaki gelişmeler, onu Tanrılıktan düşürmez mi?



O zamanda küçücük dünyada yaşayanlar, diğer kıtalarda yaşayan insanlardan daha torpilli miydiler? “Özgür irade ve seçenek” sadece o küçücük dünyada yaşayanların mı hakkıydı? Diğer kıtalardaki yaşayanlar, “özgür irade, kurtuluş ve seçenekten” yoksun, milyarlarca yıl safsata, karanlık, putperestlik, büyücülük, günah, kötülük içinde “robot” olmaya mı mahkum edilmişlerdi?

Kısacası, “özel irade, kurtuluş ve seçenek hakkı” bazı torpilli insanlara mı sunulmuştur? Bu açılardan da baktığımızda, “özel irade, kurtuluş ve seçeneğin” “tüm gerçek dünya için” işe yaramadığını açıkça, net bir şekilde görürüz!



Ayrıca, teknolojinin, haberleşmenin, ulaşımın, bilimin, tekniğin... bu denli geliştiği çağda bile, hala “Tanrı’nın Kurtuluş Müjdesini” duyamayan, böylece seçmekten mahrum olan pek çok insanların varlığını da unutmayalım! Hatta, “Tanrı’nın Kurtuluş Müjdesini” işitme olanağına sahip olup da, kabul etmeyenlerin tümünü bile suçlayamayız ve cehenneme mahkum edemeyiz!




İNSANIN KIRILGAN DOĞASI KARŞISINDA;



ÖZGÜR İRADE, ÖZGÜR SEÇİM” PALAVRASI!



İnsanın günah karşısında “kırılgan” bir doğayla yaratılmış olması da, “özgür irade ve özgür seçime” olanak vermez! Doğada, çabuk kırılan, geç kırılan ve hiç kırılmayan türden maddeler vardır. Örneğin: Cam, porselen gibi maddelerden yapılan kaplar, sert yere düştüklerinde derhal kırılırlar. Tahta veya plastik gibi maddelerden yapılan kaplar daha dayanıklı olup, daha geç kırılırlar. Oysa sertleştirilmiş çelikten yapılmış veya özel kimyasal elementlerden yapılmış kaplar, üzerlerinden tank da geçse kırılmazlar.


Depreme dayanıklı malzemelerle yapılan evler de asla yıkılmazlar. Ama bina yapılırken deprem riski dikkate alınmamışsa; gerekli malzeme kullanılmamışsa, bu tür evler dikkate alınmamıştır, ya da yıkılması tasarlanmıştır.


İnsan yaratılırken ne tür malzeme kullanılmıştır? Tanrı, insanın “günah” gibi bir illetle, yani 9 şiddetindeki ruhsal bir depremle karşılaşacağını başlangıçta tasarlamışsa; - ki Tanrının her şeyi önceden bilmesi böyle tasarladığını gösterir - Eğer insan kırılgan olmayan bir malzemeyle yapılmış olsaydı, mutlaka kırılmayacaktı! Yıkılmayacaktı, ama mutlaka zafer kazanacaktı! Ama ne yazık ki, insanın yapılmasında kullanılan malzemenin, kırılgan olmasının tasarlandığı görünmektedir. Bu sadece bizim ürettiğimiz bir görüş değildir. Kutsal Kitap da bizzat böyle söylüyor:


“Hiç salih (doğru kişi) yok, bir kişi bile yoktur... Hepsi saptılar, birlikte yaramaz oldular... İyilik eden yok, bir kişi bile yoktur... hepsi günah işlediler...” Rom. 3:10-23. “Gerçek, yeryüzünde iyilik edip suç işlemeyen salih (doğru adam) yoktur.” Vaiz. 7:20. “Eğer günah işlemedik dersek, Tanrıyı yalancı ederiz ve bizde Onun sözü olmaz.” 1. Yu. 1:10.

“Şeriat yok iken, ben diri idim. Fakat şeriat gelince, günah dirildi ve ben öldüm... Şeriat olmasaydı, ben günahı bilmemiş olurdum. Eğer şeriat örneğin: ‘tamah etmeyeceksin’ dememiş olsaydı, ben tamahı bilmezdim. Fakat günah, şeriat aracılığıyla fırsat bularak bende her tür tamahı hasıl etti...” (Rom. 7:7-9.)

“İstediğim iyi şeyi yapamıyorum, ama istemediğim, nefret ettiğim kötü şeyi yapıyorum! Günah altında satılmışım! Ben değil, bende duran günah onu işliyor. İyilik yapmak isterken, benim için kötülük hazırdır... Üyelerimde fikrimin kanunu ile savaşan başka bir kanun görüyorum: Üyelerimde olan günah kanununu beni ESİR ediyor... Ne zavallı adamım!...” Rom. 7:14-24. Vesaire.
Bu ayetlerde, insanın günah karşısındaki mutlak kırılganlığını görmekteyiz!


Aynı zamanda, insanın kendisiye övünmesi, nankörlük suçudur ve yasaklanmıştır: “Övünen Rab ile övünsün” (2. Kor. 10:17.) diyor Tanrı! Bu sözler de; insanın günaha karşı kendi direnci olmadığını; insanı muzaffer edecek olan insanın kendi gücü değil, ama sadece Tanrı’nın gücü olduğu görülüyor. Bu gibi ayetler de, insanın günah karşısında kırılgan bir malzemeyle yapıldığını gösteriyor!

Günaha galip olanlar, kendi güçleriyle değil, kesinlikle

“Tanrısal güçle” muzaffer oluyorlar. Bu durumda, insanın kendi gücü ve isteğiyle, günahı ret edip; “iyiyi ve itaati seçmesini” beklemenin; anlamı, aklı, mantığı, bilgeliği... görüldüğü gibi artık kalmamaktadır. Günah gibi bir illet, insan yaratılmadan çok önce tasarlanmış; (Bak Yar. 2: 9) İnsan da günah illeti karşısında mutlaka “kırılgan” olarak tasarlanmıştır. (Bak Yar. 3:6.) Bu durumda da “özgür irade ve seçeneğe” asla yer, gerek ve olanak kalmamaktadır.

Tanrı, insan bünyesine yerleştirdiği mekanizmanın ne tür sonuç vereceğini çok önceden, kesinlikle çok iyi bilmekteydi! Bilmeseydi zaten “Tanrı” olamazdı. Şu halde kendi elleriyle yarattığı bu mekanizmanın sonuçlarını iyi bilen ve öyle tasarlayan Tanrı; dünyada olacak her şeyden önceden haberi vardı! Olayların böyle gelişmesini istedi. İstemeseydi önlem alabilir ve engelleyebilirdi. Gelişen her negatif olaya müdahale etmedi! Tersine izin verdi ve müsaade etti!

Tanrı’nın olayların böyle gelişmesini istemesi, kötülük ve günahlara engel olabilirken olmaması; önlem alabilirken almaması... gibi temel “kadersel” gerçekler karşısında; insana verilen “özgür irade ve seçeneğe” hala yer, imkan ve gerek kalıyor mu? Bu soruya “evet kalıyor” diyenler olabilir. Diyenlerin ağzı veya beyni bir torba gibi maalesef büzülemez! Ama hala böyle diyenlerde, akıl, mantık, düşünce, sağduyu ve bilgelikten eser kalmış olabilir mi?
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 19-08-2009, 01:30
elcihanaferin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
elcihanaferin elcihanaferin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Nov 2007
Mesajlar: 629
Standart

Felsefeci 87, hoş geldiniz. Misyoner cümleleri asmak yerine tartışmaya dönük, karşılıklı gerçek saygıya dönük tartışmalar yapabilmek çok güzel bir şey. Mesajınızı ilgiyle okudum. Bana düşündürdüklerini de hemen aktarayım.

Günahın şümulü kötülüklerle sınırlı değil. Yani hırsızlık, cinayet vs gibi kötü davranışlar genel olarak günah içinde sayılmaktadır. Tabii bunlar için dinlere ihtiyacımız yok. Hümanist görüş bu hususlarda, yani insanlar arasındaki ilişkilerde insanca - hümanist - davranış için yeterli kriterleri sağlamıştır. Toplum düzeni de devletlerin koyduğu medeni kanunlarla yürütülmektedir. Çok uzunca bir süredir dinlerin insanlar arasındaki ilişkileri tertip etme fonksiyonu kalkmıştır.

Günah şümulündeki esas vasıf din kuralları, daha doğrusu insan ile tanrı arasındaki münasebet içindir. Din kuralları eninde sonunda ana mesele olarak, gelip tanrıya iman etmeye takılır. İmansızların sonu da cehennemdir. Bu basit çerçeve, monoteist dinlerin ortaya koyduğu günaha dayalı ve asırlardır değişmeyen basit din etiğidir. Dinler bu hususta söyleyeceklerini söylemişler ve konuyu kapatmışlardır. (Liderlerinin değişikliğini istisna tutarsak, ayrıca ufak tefek konulardaki anlayış ayrılıkları da mezhepleri getirmiştir.) İlk günah nedir? Tanrının koyduğu kurala uymamak! Aslında kuralı bozmak, tanrıyı tanımamak manasındadır. Buradan çıkışla bütün günahlar meydana getirilmiştir. Ama dinlerin bu berbat ahlak öğretisi asırlarca insanlara çok kötü şeyler yaptırmıştır. Elbette bütün savaşlarda bir ekonomik gerekçe vardır, ama din savaşları ve savaşanların dinsel karşıtlıkları, tarihin utanılacak sayfalarını teşkil ediyor. Kısacası din öldürür! İnsanlığa aykırı bir şeydir. Onlarca senedir din yüzünden dünyanın karşılaştığı çeşitli terörist hareketleri ve sağlık sorunlarını düşünmek bile, dinin öldürdüğü gerçeği için yeterli ispattır.

Dinlerin mecburen kaderci oldukları da bir ayrı vakadır. Kaderci olmamaları, gerçekten insan özgürlüğünü önde tutmaları manasına gelirdi. Özgür irade masalı ile her şeyi önceden bilemeyeceği ortada olan tanrı kurtarılarak; durum, insanların sınanması gibi bir kaçamağa yönlendirilmiştir. Her şeyi bilen tanrının, elbette sınama sonucunu da bilmiş olması gerektiği, yani böyle bir işlemin kendi içindeki manasızlığı da cabası.

Açıklık gerçeğin vazgeçilmez koşuludur.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 19-08-2009, 01:36
Paolo Paolo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 05 Dec 2008
Mesajlar: 1.622
Paolo - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Kim yazmış bilemem.Ama hiç beğenmedim yazıyı.Yazar anlatamamış mesajını tam.Elçihan sizin en büyük hatalarınızdan biri bu.İseviliği dinlerle karıştırıyorsunuz.İsevilik din değildir.Dinler için söylediğiniz için İsevilik açısından hiç önemi yoktur.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 19-08-2009, 18:05
Felsefeci 87 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felsefeci 87 Felsefeci 87 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 09 May 2009
Mesajlar: 375
Standart

Sevgili elcihanaferin hoşbulduk. Bu yazıyı beğenmene gerçekten çok sevindim. Bazı kendini bilmeyene ve hoşgörüden zerre kadar anlamayan fanatik hristiyanlardan daha da farklı biri olan bu yakınımın, bu anlamlı yazılarını site içerisinde vakit buldukça yayınlayacağım. Sevgili Paolo, senin bu yazıyı beğenmemen bu kişinin gerçekçiliğine ve dürüstlüğüne zerre kadar gölge düşürmemiştir. Bilmem anlatabildim mi?
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 19-08-2009, 18:32
Felsefeci 87 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felsefeci 87 Felsefeci 87 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 09 May 2009
Mesajlar: 375
Standart

Yazının ne kadar önemli ve ne kadar da uyarıcı olduğunu görmemiz lazım. Özellikle olaylara at gözlüğüyle bakıp, sadece bildiğini okuyanların akıl, mantık ve vicdan üçlüsünü de devreye sokup daha anlayışlı ve daha objektif olmaları gerekmektedir.

Dinlerin kökenindeki Özgür İrade konusuna baktığımız zaman; olayları sonradan öğrenen ve olaylardan daha sonra haberi olan bir Tanrı vardır. Bu Tanrı herşeyin sahibi ve egemeniyse, herşeyi de o bilir.. Ama Kutsal denilen kitaplara baktığımız zaman, Tevrat'ın Tanrısı, hem iyi, hem de kötü (günah) olanı insanın karşısına çıkarmakta sanki olayları bilmiyormuşcasına ona bir seçenek sunmaktadır.

İşte bugün önünüze yaşamla iyiliği, ölümle kötülüğü koyuyorum.

Yasa'nın Tekrarı 30:15

Ayetinden de anlaşılacağı üzere; Bir baba olarak Tanrı; kendi evladına (insan) iyi bir yiyecek sunduğu gibi, içi zehirle dolu bir yiyecek de sunmaktadır.

Siz bir evlat sahibi olsanız; Kendi çocuğunuza süt ile beraber içi katran dolu birşey de verebilir misiniz, Bunu hangi anne ve baba yapar?

Ama herşeyin sahibi ve egemeni olan Bir Tanrı, kendi çocuklarına bunu yapmaktadır. (Kitaba bakacak olursak)

Kutsal Kitap'ta yer alan bu öğretişler, olayların gelişmesinden sonra harekete geçen ve birşeyler öğrenen bir Tanrı tasviri ortaya çıkarmaktadır. Tıpkı bir insan gibi.. Peki bu Tanrı'nın biz insanlardan ne gibi bir farkı kaldı?

Sevgilerimle..
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 19-08-2009, 20:59
birhristiyan
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Felsefeci 87´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili elcihanaferin hoşbulduk. Bu yazıyı beğenmene gerçekten çok sevindim. Bazı kendini bilmeyene ve hoşgörüden zerre kadar anlamayan fanatik hristiyanlardan daha da farklı biri olan bu yakınımın, bu anlamlı yazılarını site içerisinde vakit buldukça yayınlayacağım. Sevgili Paolo, senin bu yazıyı beğenmemen bu kişinin gerçekçiliğine ve dürüstlüğüne zerre kadar gölge düşürmemiştir. Bilmem anlatabildim mi?
Yakınınız kimliğini neden gizliyor? Kendisi ile görüşebilme ya da tanışabilme imkanı mümkün müdür?

Teşekkürler.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 19-08-2009, 21:12
Paolo Paolo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 05 Dec 2008
Mesajlar: 1.622
Paolo - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

O kişinin düşünceleride beni ilgilendirmemiştir.Bilmem anlatabildim mi?
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 19-08-2009, 22:08
Felsefeci 87 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felsefeci 87 Felsefeci 87 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 09 May 2009
Mesajlar: 375
Standart

birhristiyan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yakınınız kimliğini neden gizliyor? Kendisi ile görüşebilme ya da tanışabilme imkanı mümkün müdür?

Teşekkürler.

Kendisiyle yazışmak isterseniz, bana email adresinizi verebilirsiniz.

Sevgilerimle.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:37 .