Kur'an Araştırmaları - Bulgular
Günümüzde Kuran ın bazı değişik Arapça versiyonları bulunmaktadır bunlar arasında farklılıklar olduğu bilinmektedir İşte bunlardan bazıları:
"Warsh" ın versiyonu
Kullanıldığı yerler: Cezayir,Fas,Tunus un bir kısmı,Afrika nın batısı ve Sudan
"Qualun" versiyonu:
Kullanıldığı yerler:Libya,Tunus un büyük bir kısmı ve Katar
Al-Duri versiyonu:
kullanıldığı yerler:Afrika nın batısı ve Sudan ın bir kısmı
"Hafs" versiyonu:
Müslüman dünyasının genel olarak kullandığı kitap budur..(Türkiye buna dahildir)
Libya ve Ahmediye mezhebi Kuranları ve Yemen San'a Kuranı; yaygın olan Hafs versiyonundan (Arap-Osman Mushafı) net farklılıklar göstermektedir...
Libya Kuran'ı ile Arap Kuran'ı arasındaki farklar
Halife Ömerin oğlu şöyle demiştir: "Hiçbiriniz "Kuran'ın tümünü elimde tutyorum" demesin. Bilir misiniz ki, Kuran'ın (ayetlerinin) çoğu, yitip gitmiştir. Ama herhangi biriniz, "Kuran'dan ne kalmışsa (görünüşte ne varsa) o kadarını rlimde tutuyorum" desin. (Celaluddin Süyuti, el İtkan Fi Ulûmi'l-Kuran, 2/32).
"Kuran, Tanrı'nın koruması altındadır", "Kuran, bir harfi bile değişmeden korunagelmiştir", "İslam dünyasının heryerinde Kur'an aynıdır"... türünden savlar, artık gücünü yitiriyor.
Muhammed'den sonra yazıya ilk dökülen Kur'an, halife tarafından imha edilmiş.Ondan sonra hazırlanan "ikinci asıl" da aynı akibete uğramıştır. Günümüzden 5000 sene önce yaşamış olan Sümerliler ve Mısırlılar'ın yazılı eserleri günümüze kadar gelirken, günümüzden 1400 yıl önce hazırlanmış olan Kuran'ın aslı (ilk orijinal nüshası) yeryüzünde bulunmamaktadır.
Bugün, Libya'da birçok yönden farklı bir Kuran basılmış ve "Cemahiriye Mushafı" olarak adlandırılmıştır. Bunun üzerine "Devrimci Kurtuluş Murtaza Hareketi" adlı Arap kuruluşu buna karşı çıkıyor ve şu ilkeleri sıralıyor:
1- Osman yazı biçimi (e'r-Resmü'l-Osmani), hiç yorum yapılmadan örnek alınması gereken bir Kuran yazı biçimidir. Kuran yazısı bir de ünlü kıraatlere uygun olmalıdır.
2- Hiçbir ayetin ayetliği tartışılamaz. Bir küçük tartışma var yalnızca: O da"besmelenin ayet olup olmadığı"dır.
3- Eklemiş olan "vakıf" (durma) ve uzatma işaretleri koymak zorunludur.
4- "Tevatür" (çok kimsenin aktarması) yoluyla gelen ve "Hind rakkamları" adıyla anılan Arap rakkamlarını koymak da zorunludur.
Sözkonusu İslamcı örgüt, "Cemahiriye Mushafı" adlı Kur'an'ın bu ilkelere uymadığını belirtiyor. Ayrıca, adına da itiraz ediyor: "Büyük, küçük, her ülke kendine bir Mushaf (Kuran) belirleyip "bu ülkenin Mushafı'dır" derse durum ne olur?" diyor ve bunun içinden çıkılamaz korkunç bir şey olacağını savunuyor. Bir başka deyişle, "şu ülkenin Kuran'ı, bu ülkenin Kuran'ı" denemez demek istiyor. İyi de, "Dünya'da yalnız bir tür Kuran vardır. Kuran her çağda, her yerde aynı olmuştur, çünkü Kuran'da değişiklik olmamıştır" kandırmacasının tersine, gerçekte değişik Kuran'lar ile karşılaşılıyorsa ve bir ülke bunlardan birini "resmi Kuran" diye kendisi için seçme yoluna gidiyorsa ne olacaktır? Nitekim, Libya'nın yaptığı da budur.
Libya Mushafı'nın ortaya çıkması ile, Arap Mushafı ile karşılaştırmak için bir çalışma yapılmış ve doğru-yanlış çizelgelerini hazırlamış Murtaza Kuruluş'u.. Murtaza'nın "doğru" saydığı, genellikle herkesin bildği Kuran'ın biçimidir, "yanlış" saydığı ise, "Libya Mushafı'nda yer alan şeklidir.
Halbuki, bu çalışmada "yanlış", "tahrif" diye nitelenen örneklerin çoğu, eski ünlü "kıraet üstadları"nın "kıraet"lerinde de yer almıştır. Bie başka deyişle, Libya Mushafı "yanlış" ise, "tahrif" ise, bu yanlış ve tahrifler yüzyıllardır süregeliyordu, çünkü, çizelgede adları verilen "kıraet sahipleri", Libya Mushafı ile uyuşuyorlar. Bu kişiler ise, rastgele kişiler değillerdir. Örneğin, Medineli Nafi (H.70-169/M.689-785), "7 kıraet" sahibinden birisi ve Islam dünyasının en önemli ve güvenilir uzmanlarından birisidir. İbn Kesir (H.45-120/M.665-737) de "7 kıraet" sahibinden birisidir ve bu alanda Mekke'nin en tanınan kişisi olmuştur. Ebu Amr (H.68-154/M.687-770) ve ötekiler de "kıraet üstadları"dırlar.
Evet, görülüyor ki, "Libya Mushafı"nda bulunan ve "tahrif", ""yanlış" olarak nitelendirilen değişiklikler, Libya Mushafı ile ortaya çıkmamışlardır. Bunlar, İslam'ın en güvenilir Kuran uzmanlarınca da bu şekilde benimsenmişti. Dahası, Kuran'daki yalnızca "hareke"ler "harf"ler değil, "kelime"ler, "cumle"ler, "ayetler" de, değişik "metin"lerde "mushaf"larda, değişik olarak yer almışlardır. Ama, bunları gözden kaçırmak ve saklamak için, elden gelen yapılmış, bunun için yüzyıllar boyu akla gelmedik yollara başvurulmuştur. Değişik Kuran parçalarına, yani aynı Sure ve Ayet'lerdeki sözlerin, çok değişik biçimde ortaya çıkışına Muhammed'in zamanında bile rastlanıyordu. İşte bir örnek:
Muhammed'in en yakın arkadaşlarından (Halife) Ömer, bir gün, Hâkim Oğlu Hişam'ı, Furken Suresi'ni okurken dinler. Hişam'ın bu sureyi kendisine öğretilenlenden tümüyle farlı sözlerle okuduğunu görür, öfkelenir ve yakapaça onu Muhammed'e götürür. Olayı Muhammed'e anlatır. Muhammed, Sure'yi her ikisine de okutur. Başka başka sözlerle okudukları halde, ikisini de onaylar. "Kuran böyle indirilmiştir" der ve ekler, ""Kuran yedi harf üzerine indirilmiştir". İlginç olan odur ki; bugün ıslam dünyasında bilinen Kuran'da sözü edilen yedi harfin sadece bir adedi, evet, bir adedi bulunmaktadır. "harf"ler ile amaçlanan ne olursa olsun, yedi adet harften altı adedi eks***ir. Demek ki, bugün, "indirilmiş" olduğu iddia edilenin sadece yedide biri bulunuyor. Yedide altısı ise yok. Ne denli ilginç, değil mi? Bu "yedi harf", bir yutturmacayı tezgahlamak ve "değişik Kuran"lar bulunduğunu örtbas etmek için uydurulmuştur ama, farkında olmadan bir başka yönde açık verilmiştir. Kuran'dan-Muhammed dönemindeki- çoğunun bugün eksik olduğu ortaya çıkmıştır. (Buhari, Kitabu Fezaili'l Kur'an).
Bü çizelgedeki farklardan kimi "hareke", kimi de "harf" farkıdır ve bu farklar da bu yerlerde, "farklı anlamlar" meydana getirmekte. (Bu değişiklileri görmek için bkz. Ebu Zer'a Abdurrahman, Huccetü'l-Kıraat, Beyrut, 1984, 77-270, sure ve ayet sırasına göre.
Yine aynı açıklamalara göre, "Libya Kuran"ında, "ayet sonu" olarak gösterilen kesim, diğer müslümanların Kuran'ında ayet sonu değildir. Ya da birincisinde ayet sonu gösterilmemişken, ikincisinde ayet sonudur.
Kuran'ın Hicr Suresi'nin 9.ayeti şöyle der: "15/9. Dogrusu Kitap'i Biz indirdik, onun koruyucusu elbette Biziz". "Kuran'ı koruma işini, Tanrı'nın-varsa eğer- kendi üzerine almasında biraz durmak gerekir. Tanrı, "Kuran'ı niye koruyor?". Ayette bunun cevabı da verilmiş: "Çünkü onu biz indirdik" diyor. tanrı'ya böyle söyletiliyor. Ancak, Kuran'ın "Tevrat" ve "İncil" ile ilgili ayetlerine bakıldığı zaman, büyük bir "çelişki" göze çarpıyor. Kuran ayetlerinde, çok açık bir biçimde, Tevrat ve İncil'in de Tanrı tarafından indirildiği bildirilir. Ancak, Islam dünyasına göre, bu kitaplar "zamanla tahrife uğradıkları" ve "bu yüzden Kuran'ın indirildiği" inancı vardır. Bu ilişkin ayet ve hadisler kanıt olarak gösterilir. Peki ama, akla şu soru geliyor: Tanrı, kendi gönderdiği için Kuran'ı koruyor da, kendi gönderdiği Tevrat ve Incil'i niye koruyamamış? Bu soruya kimse tatminkar bir cevapveremiyor..
Demek ki; "Kuran'ı tanrı indirdi, koruyucusu da O'dur" iddiası doğru değil.. Tanrı-varsa eğer-, Kuran'ı koruyamamıştır. Kuran'ın asılları yakılmıştır. Günümüzden 5000 sene önce yaşamış olan Sümerliler ve Mısırlılar'ın yazılı eserleri günümüze kadar gelirken, günümüzden 1400 yıl önce hazırlanmış olan Kuran'ın aslı (ilk orijinal nüshası) yeryüzünde bulunmamaktadır. Kaldı ki, bugün elimizdeki Kuran'ın, Muhammed'in Kuran'ı ile aynı olmadığı anlaşılıyor. Ayrıca, Libya ve Arap mushafları olmak üzere de iki ayrı Kuran bulunuyor.
Evet, ne gariptir ki; Muhammed'in Allah'tan-varsa eğer- indiğini iddia ettiği Kuran'ın yazıya ilk dökülen kopyası yeryüzünde bulunmamaktadır. Muhammed'den asırlarca önce yaşamış olan eski Mısırlılar düşüncelerini ve tarihlerini bugüne kadar getiren yazılarını taşlar üzerine yazmayı akıl etmişken, Allah'ın-varsa eğer- ve onun peygamberi olduğunu iddia eden Muhammed'in bunu düşünememiş olması size garip gelmiyor mu? Muhammed, Kuran'ın yazıya ilk dökülen halini bu şekilde yazarak ölümsüzleştirmeyi niye düşünemedi? Eğer bu hatayı yapmamış olsa idi, bugünkü Kuran ile Muhammed'in Kuran'ı karşılaştırılarak kontrol edilebilirdi. Kuran'ın değişmesi de önlenebilirdi. Doğru sözdür; "Söz uçar, yazı kalır".
Tüm bu eksiklikler, Kuran'ın Allah'tan-varsa eğer- inmediğinin, insan sözü olduğunun, bir başka deyişle Muhammed ve arkadaşlarının sözü olduğunun bir diğer göstergesidir.
Saarland Üniversitesi'nde İslam üzerine çalışan Dr. Gerd Puin, Kuran'ın 14 yüzyıldır değişmediği inancını bilimsel bulgularla sorgulamaya cesaret etti. Rüşdi gibi büyük bir tehditle karşılaşmaktan korkan Puin, Yemen'de 6. yüzyıldan kalma el yazması Kuran üzerindeki çalışmalarının sonucunda, son semavi dinin kutsal kitabının yüzyıllar içinde değişimden geçtiğini iddia etti. Puin, Kuran'ın Hz. Muhammed daha ortaya çıkmadan yazılmaya başlandığı ve zaman içinde yenilendiği tezini ortaya koyuyor. Bu Allah kelamının 14 yüzyıldır değişmediğini ve bu özelliğiyle diğer iki semavi dinden daha üstün olduğunu savunan İslam dünyasını çileden çıkaracak bir tez.
Bilinenlerin en eskisi
Puin'in çalışmalarının odağındaki el yazması Kuran 1972'de Sana'daki Ulu Cami'nin onarımı sırasında bulunmuş. O dönemde Yemen Antik Eserler Müdürlüğü'nün başkanı olan Kadı İsmail El Akva, yoğun yağışların ardından onarıma alınan caminin tavan arasında bir yığın kâğıt ve parşömenin arasında bulmuş el yazmalarını. Sonra da bunların tarihi bir hazine olduğuna karar verip, incelenmesi için harekete geçmiş. 1979'da bazı araştırmalar için Yemen'e giden Puin'in ilgisini çekmiş bu parşömenler. Puin'in restorasyon çalışmalarından sonra da bazılarının İslam'ın en kritik dönemleri olan 7. ve 8. yüzyıllara ait olduğu anlaşılmış. Puin'in çalışmaları ilerledikçe parşömenlerin tarihte bulunmuş en eski el yazması Kuran olduğu ortaya çıkmış. Bilinen üç tane el yazması antik Kuran var. Bunlardan 8. yüzyıldan kalma iki tanesi Özbekistan'da Taşkent Kütüphanesi ve Topkapı Sarayı'nda saklanıyor.
7. yüzyıla ait olan bir kopya ise Londra'da British Library'de. Sana'daki bunlardan da eski. Üstelik Hz. Muhammed'in memleketi Hicaz'ın kaligrafisiyle kaleme alınmış, yani ilk örneklerden. Puin önce surelerin dizilişinde bazı ufak farklar görmüş. Sonra da parşömenlerin üzerinde önceden yazılar olduğunu, sonra bunların silindiğini ve tekrar yazıldığını, yani elindekilerin 'palimpsestus' olduğunu. Özellikle 7. ve 12. yüzyıllarda kullanılan 'palimpsestus' yöntemiyle, papirüs veya parşömenin üzerindeki yazılar silinir, sonra tekrar yazılırdı. Rönesans döneminde ilk yazının okunması için kimyasal yöntemlerin kullanıldığı 'palimpsestus' incelemeleri başladı, böylece birçok antik çağ metni ortaya çıkarıldı. Bu bulgulara dayanan Puin de Kuran'ın evrim geçirdiği sonucuna varmış.
Sana metni İslam'ın, Arapçanın ötre, esre, hemze gibi ses veren işaretlerden yoksun olarak yazıldığı ilk dönemlerine ait. Yani Halife Osman döneminde yazıya dökülen Kuran'ın ilk örneklerinden. O dönemden kalan diğer Arapça metinler gibi özel bir uzmanlık gerektiriyor. Puin, "Ancak güçlü bir sözlü geleneğin içinden geliyorsanız okuyabilirsiniz" diyor. Sana metninin, zamanında Kuran'ı zaten ezberinde tutanlara bir rehber olduğunu söyleyen Puin'e göre, yıllar geçtikçe Kuran'ın doğru yazımı ve okunması bozulmuş. İnsanların metni etkili hale getirmek
için değişiklikler yaptığını söyleyen Puin'e göre en güzel örnek, 694-714 yıllarında Irak Valiliği yapan Haccac bin Yusuf'un "Kuranı Kerim'e binden fazla elif koydurdum" diye övünmesi.
Tarihi dönüm noktası
Oxford Üniversitesi'nde Kuran üzerine çalışmalar yürüten Profesör Allen Jones da Haccac'ın ses veren işaretleri ekleterek Kuran'da yaptırdığı değişikliklerin tarihi bir dönüm noktası olduğu görüşünde. Puin ise, Hz. Muhammed'in ölümünden 29 yıl sonra Halife Osman zamanında ilk kez kitaplaştırılan Kuran'ın birçok yorum katmanının eklendiği bir iskelet olduğunu, birçok kelime ve telaffuzun 9. yüzyılda oturduğunu savunuyor. Cambridge Üniversitesi öğretim üyelerinden Tarif Halidi ise, Kuran'ın gelişimi üzerine İslam dünyasında yaygın kabul gören teze bağlı. Halidi, Sana Kuran'ının Hz. Osman'ın kaleme aldırttığı Kuran'ın henüz ulaşmadığı kesimlerce kullanılan kötü bir kopya olduğunu söylüyor.
İslam öncesi kaynaklar
Puin'in diğer ses getirecek teorisi ise, Kuran'ın İslam öncesi kaynaklardan beslendiği. Kuran'da geçen Es-sahab er-Rass (İyinin yoldaşları) ile Es-sahab el-Ayka (Dikenli çalıların yoldaşları) kabilelerinin Arap geleneğine ait olmadığını söyleyen Puin, Ptolemy'nin haritası üzerinde çalışarak er-Rass'ın İslam öncesi Lübnan'da, el-Ayka'nın da MS 150'de Mısır'da Asvan bölgesinde yaşadığını ortaya çıkarmış. Halidi'ye göre ise bu, Kuran'ın bütünlüğünü
bozmuyor. Puin, Kuran'ın saf Arapçayla yazıldığı inancını da sorguluyor. İncelediği metinde birçok yabancı kökenli kelime bulmuş. Bunlara 'Kuran'ın kendisi de dahil. Puin Kuran'ın Aramca, ibadet sırasında okunacak kutsal kitap parçaları anlamındaki 'kariyun' kökünden geldiğini, Kitabı Mukaddes'teki hikâyelerin büyük kısmının Kuran'da daha kısa formda yer aldığını, kısacası aslında 'Kitab-ı Mukaddes'in ibadet sırasında okunacak bir özeti olduğunu söylüyor.
'Bilimsel bir metin' elde etmeye çalıştığını, Müslümanların bin yıl önce Kuran üzerinde çalıştığını ve konuyu kapattığını söyleyen Puin'in, ilk makalesini, Dünya Müslümanlar Birliği'ne bağlı Alman İslam Arşivi'nin yöneticisi Salim Abdullah yayımlayacak. Puin, büyük gürültü kopacağı uyarılarına da aldırmıyor. (The Guardian)
‘Barışı sabote etmek için Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük… Sevr Antlaşması ve ‘büyük Ermenistan’ hayali gözlerimizi kör etti. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık… Tehcir doğruydu ve gerekliydi…’
''Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. '' Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan'ın 1. Başbakanı)
|