✔ Haydar Baş cemaatinden kadınların, "biz osmanlı torunuyuz, yeni osmanlı isteriz, yeni osmanlıcılık" yörebinde, osmanlı padişah yaşamlarını eleştirir video'su.
✔ Asude Havuzlu: Fatih’in annesi Hüma Sultan 1487 yılında Hıristiyan olarak ölmüştür. Fatih tahta çıktıktan sonra memleketi Sırbistan’a geri dönmek isteyen annesi Maria Despina’yı, Sırbistan’ın Toblica ve Glubotçitsa bölgelerini, dedesi Curac Brankoviç’e verdiğini bildiren bir fermanla Sırbistan’a gönderir. Dedesi ölünce annesini Osmanlı Ülkesine geri getirir ve Selanik’teki Küçük Ayasofya Manastırı ile çevresindeki geniş araziyi bir fermanla annesine tahsis eder.
Aslı bugün Topkapı arşivinde bulunan fermanda Fatih şöyle buyurmaktadır: “Bu devrin Hıristiyan kadınlarının en yücelerinden olan anam Despina Hatun, Selanik’te Küçük Ayasofya adıyla bilinen manastırı şeriat kurallarına göre satın almış. Gerekli belgesi de varmış. Ben de uygun bulup bu fermanı verdim ki manastıra sahip olsun. Dilerse satsın, dilerse bağışlasın, hiç kimse engel olmasın, bozmasın, değiştirmesin, içindekilerden vergi alınmasın. Kimse tedirgin etmesin. Bu fermanı görenler gerçek olduğuna inansın.”
Fatih’in mezarının bulunduğu Fatih Camii’nin ve türbenin inşa edildiği alanın çok önemli bir özelliği var: İstanbul’un kurucusu olduğuna ve şehre ismini verdiğine inanılan İmparator Konstantin de, 337’deki ölümünden sonra aynı yere defnedilmişti. İstanbul’da inşa edilmiş ilk Hıristiyan mabedi olan Havariler Kilisesi, bugün Fatih Camii’nin olduğu alanda bulunuyordu. Fetih sırasında kilise harap haldeydi. Fatih, kendi ismini taşıyacak olan caminin, kilisenin yerine inşa edilmesini, öldüğünde de camiin avlusuna defnedilmeyi istedi. Hükümdarın arzusunun sebebi hâlâ tartışılıyor ama en kuvvetli görüş, Fatih’in kendisini “Osmanlı hükümdarı” değil, “Roma İmparatoru” olarak görmesi ve “Yeni Roma” olan Bizans’ın kurucusu Konstantin ile aynı yerde yatma arzusu ve bir yerde de kendisinin “Roma’nın son imparatoru” olduğunu ilan etmekti diyor tarihçi Murat Bardakçı.
Kurtuluş Savaşı sürecine gelindiğinde Nakşi tekkelerin ve şeyhlerinin İngiliz himayesinin hayrlı olduğuna dair verdikleri fetvalar ve Kuvayi Milliye aleyhinde yaptıkları konuşmalar düşünüldüğünde Yeni Osmanlıcıların hiç sevmediği, dinsiz dedikleri Atatürk’ün 30 Kasım 1925’te Tekke ve Zaviyeleri kapatmasının ne kadar doğru bir karar olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Çünkü Atatürk aslında Ehl-i Beyt İslam’ına, Türk birliğine ve tam bağımsızlığa karşı olan tekkeleri kapatmış oldu.
Atatürk, Türklere itibarını iade etmiştir: 29 Ekim 1933’te 10. Yıl Nutku’nda “Ne mutlu Türk’üm diyene” derken de aslında Anadolu’daki Türk halka taa Yavuz zamanından beri maruz kaldıkları muameleyle kaybettiği itibarını iade etmiştir. Türk’üm demekten korkmayın, gurur duyun demiştir. Çünkü onun için de Türklük Hacı Bektaşi Veli’nin temellerini attığı gibi bir üst kimliktir. Türk demek Müslüman olan ve bu topraklar üzerinde yaşayan Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak vs. ne kadar halk varsa hepsini bir ve beraber yapmak anlamı taşıyordu.
islamın yıkıma uğraması karşısında müslümanların, el-lah'ı ayakta tutundurabilmek için yalanlar söylemeleri kaçınılmazdır. hohol : aesir
✔ Asude Havuzlu: Fatih'in annesi Hüma Sultan 1487 yılında Hıristiyan olarak ölmüştür. Fatih tahta çıktıktan sonra memleketi Sırbistan'a geri dönmek isteyen annesi Maria Despina'yı, Sırbistan'ın Toblica ve Glubotçitsa bölgelerini, dedesi Curac Brankoviç'e verdiğini bildiren bir fermanla Sırbistan'a gönderir. Dedesi ölünce annesini Osmanlı Ülkesine geri getirir ve Selanik'teki Küçük Ayasofya Manastırı ile çevresindeki geniş araziyi bir fermanla annesine tahsis eder.
Aslı bugün Topkapı arşivinde bulunan fermanda Fatih şöyle buyurmaktadır: "Bu devrin Hıristiyan kadınlarının en yücelerinden olan anam Despina Hatun, Selanik'te Küçük Ayasofya adıyla bilinen manastırı şeriat kurallarına göre satın almış. Gerekli belgesi de varmış. Ben de uygun bulup bu fermanı verdim ki manastıra sahip olsun. Dilerse satsın, dilerse bağışlasın, hiç kimse engel olmasın, bozmasın, değiştirmesin, içindekilerden vergi alınmasın. Kimse tedirgin etmesin. Bu fermanı görenler gerçek olduğuna inansın."
Fatih'in mezarının bulunduğu Fatih Camii'nin ve türbenin inşa edildiği alanın çok önemli bir özelliği var: İstanbul'un kurucusu olduğuna ve şehre ismini verdiğine inanılan İmparator Konstantin de, 337'deki ölümünden sonra aynı yere defnedilmişti. İstanbul'da inşa edilmiş ilk Hıristiyan mabedi olan Havariler Kilisesi, bugün Fatih Camii'nin olduğu alanda bulunuyordu. Fetih sırasında kilise harap haldeydi. Fatih, kendi ismini taşıyacak olan caminin, kilisenin yerine inşa edilmesini, öldüğünde de camiin avlusuna defnedilmeyi istedi. Hükümdarın arzusunun sebebi hâlâ tartışılıyor ama en kuvvetli görüş, Fatih'in kendisini "Osmanlı hükümdarı" değil, "Roma İmparatoru" olarak görmesi ve "Yeni Roma" olan Bizans'ın kurucusu Konstantin ile aynı yerde yatma arzusu ve bir yerde de kendisinin "Roma'nın son imparatoru" olduğunu ilan etmekti diyor tarihçi Murat Bardakçı.
Kurtuluş Savaşı sürecine gelindiğinde Nakşi tekkelerin ve şeyhlerinin İngiliz himayesinin hayrlı olduğuna dair verdikleri fetvalar ve Kuvayi Milliye aleyhinde yaptıkları konuşmalar düşünüldüğünde Yeni Osmanlıcıların hiç sevmediği, dinsiz dedikleri Atatürk'ün 30 Kasım 1925'te Tekke ve Zaviyeleri kapatmasının ne kadar doğru bir karar olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Çünkü Atatürk aslında Ehl-i Beyt İslam'ına, Türk birliğine ve tam bağımsızlığa karşı olan tekkeleri kapatmış oldu.
Atatürk, Türklere itibarını iade etmiştir: 29 Ekim 1933'te 10. Yıl Nutku'nda "Ne mutlu Türk'üm diyene" derken de aslında Anadolu'daki Türk halka taa Yavuz zamanından beri maruz kaldıkları muameleyle kaybettiği itibarını iade etmiştir. Türk'üm demekten korkmayın, gurur duyun demiştir. Çünkü onun için de Türklük Hacı Bektaşi Veli'nin temellerini attığı gibi bir üst kimliktir. Türk demek Müslüman olan ve bu topraklar üzerinde yaşayan Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut, Boşnak vs. ne kadar halk varsa hepsini bir ve beraber yapmak anlamı taşıyordu.
✔ Fatih Tezcan adlı akp yalakası, Kanuni'den sonra Yavuz'un Osmanlı tahtına oturduğunu sanıyor. Dahası, Yavuz'un Avrupa'ya sefer düzenlediğini de sanıyor. Osmanlı'yı tanımadan Osmanlıcı olmak böyle bir şey işte. Bu Fatih Tezcan adlı ayaklı cehaletin dişi versiyonu Hilal Kaplan adlı yazar ise İnönü savaşlarının adını İsmet İnönü'den aldığını yazmıştı. Eskiden, gazete yazarlarından birileri böyle gaflar yaptığında, kişi utanır bir süre sesi soluğu çıkmazdı. Bu akp'li utanmaz yüzsüzler bütün yanlış ve saçma yorumlarına rağmen hiçbir şey olmamış gibi sosyal yaşamlarına devam ediyorlar.
Mısır'da Adım Adım Darbe, Fatih Tezcan yorumu;
"Kahire bizim 82nc vilayettir. Şam 83, Bağdat 84, Mekke 85, Medine 86..."
islamın yıkıma uğraması karşısında müslümanların, el-lah'ı ayakta tutundurabilmek için yalanlar söylemeleri kaçınılmazdır. hohol : aesir