Başlangıçda bilgi vardı.
Bu konuya özel bir önem veriyorum çünkü yıllar önce kendi kendime düşünerek bu teorinin benzeri bir sonuca varmıştım tabii o zamanlar Werner Gitt den haberim yoktu ve böyle detaylı hale getirecek bir birikime de sahip değildim.(şimdide değilim)
Benim düşüncem şu şekildeydi ; "Genler mutlaka ama mutlaka kristalize olmuş bilgi kodlarını içinde taşır ve bu bilgi kodları genlerin bütün süreçlerini belirler veya başka bir anlatımla "soyut bir bilgi" canlı gen oluşumunda rol almış olmalıdır ve eğer durum böyle ise bu bilgi bir önsel tasarımı, önsel tasarımda aklı zorunlu kılıyordu."
Şimdi bu metin aşağıdaki iki linkden yaptığım çeviri derlemelerinden (çorba yapmamışımdır inşallah) oluşuyor. Özellikle belirtmek isterim ki bu konuda bir iki paragraf haricinde bir türkçe kaynak bulmak mümkün değil bu da Harun Yahya sitelerinde mevcut benim bu çevirilerim aynı zamanda referans kaynak olarak bir boşluk dolduracaktır lakin bazı teknik kavramlarda çevirilerim problemli olacaktır buna da dikkat ediniz lütfen.
http://home.mira.net/~reynella/debate/gitt.htm
http://www.answersingenesis.org/tj/v...nformation.asp
Enerji ve madde temel evrensel iki nicelik (quantity) olarak düşünüldü hep. Lakin "bilgi" temel ve ayrı bir kategori altında değerlendirmeyi hakeden üçüncü bir nicelik olarak devreye girdi. Yani yaşamın yaratılıştan gelen karakteristiği bilgidir.
Werner Gitt "
Başlangıçta Bilgi Vardı" (In the Beginning was Information ) isimli çalışması ile bilginin anlamsal yönü ile ilgili bir sistem oluşturdu.
Werner Gitt, bunların Shannon'un prensiplerinin bir uzantısı olduğunu söylüyordu. Peki Shannon kim ? Bilgi konseptinin matematiksel tanımı ilk olarak 1948 yılında "İletişimin Matematik Teorisi" adlı eseri ile Claude E. Shannon tarafından ortaya atıldı. (Bu çalışmayı matematik konsunda uzmanlaşmamış olanların anlamasının imkanı yok )
Gelelim Werner Gitt'in teorilerine :
Hiçbir bilgi şu 5 hiyerarşik düzen olmadan varolamaz.
a) istatistiki : Shannon bunu detaylı olarak "İletişimin Matematik Teorisi" adlı eserinde ortaya koydu. Bu eserinde dilin karakteristiği ile ilgili sayısal veriler ortaya koydu tabii bunu yaparken sembol zincirlerini dikkate almadı aynı zamanda gramatik yönüde dışarıda tuttu.
b) syntax (biçimlenmiş data'lar için kurulmuş, yerleştirilmiş düzen- Gitt burada bilinçli yerleştirme-kurulum da ısrar ediyor-dilbiliminde söz dizimi gibi),
Bilgi ileten semboller dizini, sembollerin biraraya gelip kelimeleri kelimelerin biraraya gelip cümleleri oluşturması bazı belirlenmiş kurallara bağlıdır.Yani bilgiyi temsil edecek söz-dizimsel semboller kullanmak ihtiyacını duyuyoruz. Bütün yazılı diller harflere sahiptir. Tabii oldukça geniş bir kapsamda biz bu sembolleri kullanabiliyoruz ; Mors kodlama, hiyeroglif , semafor, müzik notaları, bilgisayar kodları, genetik kodlar, işaret dili olarak el hareketleri vb.
Burada benim de bir ilavem olsun ; ünlü dilbilimci Chomsky'nin "Dil Biliminin Mantıksal Yapısı" adlı eserinde bütün yeni doğan çocukların bütün dillerde ortak olan bir temel evrensel gramer yapısını bilerek doğduğunu öne sürmüş ve bu dilbilim tarihine en önemli tez olarak geçmişti. Yani düşünsenize Çince, Türkçe, İngilizce vb. binlerce dil'in hepsi ortak bir gramer programının sonucu olarak gelişmişti ve temelde "söz dizimi" hepsinde aynıydı.
Şöyle diyelim ; bir bilgisayar program dili biliyorsunuz ve bu programlama dilini kullanarak istediğiniz programı yapıyorsunuz bunun gibi yeni doğan bebekler aynı zamanda bir dil programı ile birlikte doğuyorlar ve aynı boylarının uzaması gibi doğal bir dil gelişimi yaşıyorlar yalnızca kullanılan semboller farklı o kadar. Yani kodlanmış sınırlı gramer kuralları sınırsız sayıda cümlenin üretilmesini sağlıyor.
Devamı var....