TEŞEKKÜR
Öncelikle Kâbe'nin bir Güneş Tapınağı'na olduğuna ilişkin "12. Gezegen, RUH ve MADDE YAYINLARI" kitabının 328.-331. sayfalarında Marduk Zigguratı hakkında verdiği bilgilerle bana yardımcı olan Zecharia Sitchin'e teşekkürü bir borç bilirim. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır.
Araştırmacı Din Alimi Turan DURSUN’un Anısına;
“Ben yüzyılların doğurduğu bir ölümüm.. İyice bilin ! Bilin ve unutmayın ki ben, yüzyılların doğurduğu bir ölümüm. İslam’ ın, tüm dinlerin, tabuların, sonuçları bugün ve yarın görülecek ölümüyüm. Çıkarları din karanlığı üzerine kurulu olanlar, bu karanlıktan türlü şekilde yararlananlar, tüm karanlık böcekleri benden korksunlar. Ne imzalı, ne imzasız yalanları beni yıldıramaz. Korksunlar elimdeki ışıktan. Bir mum ışığının bile koca bir oda karanlığı nasıl parçaladığını anımsasınlar. Binlerce yıllık ilkelliklerin, yalanlarla örülüp piyasaya sürüldüğü imanın, kafalardaki, duygulardaki zincirlerinin elbet bir gün sonu gelecektir.”,
Turan DURSUN: Din Bu (Tabu Can Çekişiyor) I-IV.
Arkadaşlar, aşağıda Kâbe'nin bir Güneş Tapınağı olduğunu hem tarihçesiyle hem de mimarisiyle birlikte ispatlı bir şekilde ortaya koyacağım. Tabii ki bunu yaparken
Turan Dursun'un yukarıdaki sözüne de değinmeden geçemeyeceğim.
Eski bir müftümüz olan
Turan Dursun, bu sözü söylerken, elbette ki tefsir üstadımız
Elmalılı Hamdi Yazır'ın Türkçe Kuran Meali'ni 12 sene de yazması gibi kendi büyük bir birikimini ve yaşadığı olayları birlikte değerlendirdiği ve bundan acı bir ders çıkartması sonucunda söylediği anlaşılıyor. Fakat daha söze ilk girişte,
“Ben yüzyılların doğurduğu bir ölümüm!" demesi, hem bir meydan okumayı hem de kendi boyunu aşan ve üstesinden gelemeyeceği bir durumu gösterir. Bu ise,
Turan Dursun'un kendi kişisel güvenliğini tehlikeye atmak demektir.
Nitekim örgüt üyesi
"Arif" kod adlı
Tamer Aslan, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde verdiği ifadede Turan Dursun'un öldürülmesine nasıl karar verdiklerini şöyle anlatır:
"
Mesut [kod adlı İrfan Çağrıcı], yazarlık yapan ve yazdığı yazılarda Hz. Peygamber efendimizle kutsal Kuran-ı Kerim'i küçük düşüren Turan Dursun'un öldürülmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine benle kod adı Kemal olan kişiyle önce bu konuya itiraz ettik. Çünkü bu şahıs öldürüldüğünde basın bu olayı abartılı olarak halka yansıtacak, bundan dolayı da şahsa kötülükten ziyade iyilik yapmış olacağız kanaati benle Kemal'de hakimdi. Biz bu görüşmüzü Mesut'a ilettiğimizde bizimle 15 gün görüşmedi. Mesut, tekrar Turan Dursun'un öldürülmesi olayını yinelemesi üzerine ben ve Kemal olayın istihbaratını yapmak üzere görev aldık", Wikipedia: Turan Dursun.
Turan Dursun'un diğer sözlerine ise katılmamak mümkün değildir. Fakat İslam, diğer dinler ve tabuların gerçek yüzlerini ortaya çıkartmak için kendini ön plana çıkartması doğru değildir. Değil mi arkadaşlar?
Biliyorum; ben ne zaman
"Değil mi arkadaşlar?" desem, ateist arkadaşlarımızdan hiç ses çıkmaz. Bu arkadaşlara zaman zaman isimleriyle de (onlara "ateistler" diyerek) seslendim. Ama ne ses var, ne de seda, arkadaşlar?
Haksız mıyım, arkadaşlar: Ben burada tarihi ve örneği hiçbir yerde olmayan (yani unique) bir çalışma yapıyorum ama bu arkadaşlardan hiç ses alamıyorum.
Oysa ben kendi kişisel görüşümü avatarımın altında
"Güneş Kültü" olarak belirttim ve hiç kimseden bir şey saklamıyorum. Bu arada, ben de merak ediyorum; birazdan aşağıda ele alacağım çalışma nedeniyle
"Güneş Kültü" neye girer: Ateiste mi, yoksa başka bir inanca mı...?
1. Tarihçesi: Kâbe, İslâm’dan önce çoktanrılı inançlarca kullanılan bir tapınaktı ve Arap Yarımadasının dört bir yanından hacılar Kâbe’yi ziyaret ediyorlardı. Daha erken dönemlerdeki tarihine ilişkin yeterli bir bilgi yoktur.
Kur’an’da
İbrahim ve
İsmail peygamberler tarafından Kâbe’nin temellerinin yükseltildiği yazar. Bu ayetin meali tartışmalı olmakla birlikte, genel olarak İslâm’da Kâbe’nin ilk olarak
Adem tarafından yapıldığına ancak ondan geriye sadece temellerinin ayakta kaldığına inanılır:
“Bakara-127: Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.”
Kâbe'nin kökeni ne idi?
Kâbe, tarih boyunca birçok değişikliklere maruz kalmıştır. Çeşitli dönemlerde kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilmiş ve en son Mekkeliler tarafından inşa edilerek günümüzdeki haline ulaşmıştır. Bu konuda, 956 yılında ölen ünlü İslam hadisçisi
Mes’udi,
“Mürucu’z Zehep” adlı eserinde, 7 yıldız adına yapılan, Dünya’nın en büyük tapınaklarını sayarken, Kâbe’nin de adını şöyle anar:
“El Beyt’ül Haram (Kabe), geçen çağlar boyu hep saygı görmüştür, çünkü o Zühal (Satürn) Evi’dir.” Ne var ki, yine
Mes’udi’nin verdiği bri başka bilgiye göre, Güneş tapınakları dörtgen yapıda olduklarına göre, Kâbe de Zühal yıldızı için değil, Güneş için yapılan bir tapınak olsa gerektir.
Meksika Büyükelçimiz
Tahsin Mayatepek ise (
Atatürk'ün katı tutumu nedeniyle Türk Dil Kurumu Genel Sekreteri
İbrahim Necmi Dilmen aracılığıyla),
Atatürk’e gönderdiği 15 Eylül 1936 tarihli 7. Rapor’da bazı noktaların anlaşılamaması üzerine 5. Sual’in 8. Maddesi’nde cevap olarak Kâbe hakkında şu bilgiyi verir:
“8. 37 yaşında iken Kâbe’yi yeniden inşa eden Mekkeliler, meşhur (Hacerül esvedin) kimin tarafından yerine konulması hususunda zuhur eden şiddetli münakaşa ve ihtilafın halli için Muhammed’i seçmişlerdir. Hakemliği kabul eden Muhammed bu vazifeyi de herkesi memnun edecek surette ifaya muvaffak olmuştur”, Tahsin Mayatepek'in Mu Kıt'ası İle İlgili Yazışmaları, 4. Dosya, 5. Suale Cevap,
8. Madde.
Mayatepek, bu meşhur rapordan önce
Atatürk’e gönderdiği 24 Mart 1936 tarihli Mu kıtasıyla ilgili raporunda
“Mu Dininin Esasları”nı anlatırken, 5. Madde’de Güneş’e tapınmanın yani insanların Güneş’e sevgi beslemelerinin asıl nedenini de şöyle açıklamaktadır:
“Tanrının gözle görülmesi ve mahiyetinin anlaşılması hiçbir zaman mümkün olmayacağı için, Onun sonsuz kudretinin maddi bir timsali olan ve bütün mahlukat ve nebatata hayat veren Güneş’e sevgi ve hürmet gösterilmesi ve bu sevginin Güneş’e değil, sonsuz kudrete ait ve râci olduğu (Churchward’ın bu husustaki izahatından: Ecdadımızın pek eski zamanlarda Güneş’e Mabud sıfatıyla değil, Tanrının gözle görünür maddi bir timsali sıfatıyla tazimde bulunmuş oldukları anlaşılıyor)”, Tahsin Mayatepek'in Mu Kıt'ası İle İlgili Yazışmaları, 1. Dosya, Mu Dininin Esasları,
5. Madde.
Mayatepek’in 1937 yılında
Atatürk’e son olarak gönderdiği 14. Rapor’un başlığı da şu:
“Müslümanlığa Ait Olduğu Sanılan Hususların Müslümanlığa Güneş Kültü’nden Girdiğine Dair Mühim Malumat Ve İzahati Havi Rapor” (Bkz. Saçak Dergisi, sayı 49, Şubat 1988, s.18.) Bu raporda, orucun da içinde bulunduğu
“ibadet”lerin,
“Güneş Kültü”nden İslam’a girdiği bir bir anlatılmış. Ayrıca bu raporda, İslam öncesinde Arabistan’ın güneyinde yaşayan ve güneşe tapan
“Şemsoğulları” adlı bir kavimden bahsedilmektedir.
Günümüzde Kâbe’yi barındıran Mescid-i Haram, toplam 361.000 metrekarelik bir alanı kapsamakla birlikte, Kâbe’nin etrafını çeviren ve Kâbe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı (revaklar), Osmanlı padişahı
II. Selim zamanında yapılmış, planlarını
Mimar Sinan hazırlamıştır.
Not (Tahsin Mayatepek Kimdi?): Meksika’daki araştırmaları neticesinde; islâmiyetteki pek çok ibadet usulunun Güneş Kültü’nden islâmiyete geçmiş olması,
Hz. Muhammed’in İslam dinini Hint ve Tibet’teki Naakal tabletlerinden öğrenmiş olması, Kâbe’nin Maya kaynaklı bir yapı olması ve aslında bir tür Güneş Tapınağı türü olduğu gibi birçok radikal sonuçlar elde etmiştir. Meksika’daki araştırmaları sona erince, araştırmalarına devam etmek için Arjantin’in Buenos Aires büyükelçiliğine tayinini istemiş; fakat bu isteği
Atatürk tarafından kabul görmemiştir. Çünkü
Atatürk’ün
Mayatepek'in İslâmiyet hakkındaki çıkarımlarını beğenmediği açıktır.
2. Yapısı ve Ölçüleri: Bu bölümdeki teknik bilgileri
Wikipedia: Kâbe'den alırken, Kâbe’nin bir Güneş tapınağı olduğuna ilişkin çıkarımlarımı hemen o madde altında yapacağım.
1. Kâbe’nin köşeleri 4 ana yönü gösterir.
İlk çıkarımım bu maddede şöyledir: Mezopotamya’daki zigguratlar ve Eski Mısır’daki bazı tapınakların, örneğin Karnak’taki Amon-Ra Tapınağı'nın, köşeleri 4 ana yöne (yani Kuzey, Doğu, Güney ve Batı yönlerine) göre yönlendirilmiştir. Buna göre Kâbe’nin kökeni (orijini) tıpkı Mezopotamya'daki, özellikle Babilonya'daki, ve Mısır'daki bazı tapınaklardaki gibi bir
"Güneş Tapınağı" olduğu sonucu çıkar.
2. Günümüzde yapılan hassas ölçmelere göre taban uzunlukları şöyledir: Kuzeydoğu duvarı 12.84 M (Metre), kuzeybatı duvarı 11.28 M, güneybatı duvarı 13.16 M ve güneydoğu duvarı 11.53 M dir. Bu hatalar, duvarlar bir cetvel düzgünlüğünde olmasına rağmen, duvarların birbirine dik olarak belirlenememiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Gerçekten de bu 4 duvarın ortalama uzunluğu 11.2025 M~12 M olmakla birlikte, güneybatı duvarının 13.16 M ve yapının yüksekliğinin yaklaşık 13 M olması, duvarların yaklaşık 13 M uzunluğunda seçildiğini gösterir. Ancak duvarlar birbirine dik olarak belirlenemediği ya da yapılamadığı için yukarıda anılan hatalar ortaya çıkmıştır.
3. Yüksekliği yaklaşık 13 M dir ve tabanlarıyla birlikte yaklaşık bir küp biçimindedir. Yani yapının tamamı sadece bir kare değil, aynı zamanda bir tam küptür.
İkinci çıkarımım da 2. ve 3. maddelere göre şöyledir: Bu maddelerdeki sonuçlara göre 1 Kübit’in 0.5 Metre civarında olduğunu gözönüne alırsak; küp şeklinde yapılmaya çalışılmış bu yapının bir ayrıtının
(1) a=26 Kübit
olduğu sonucuyla karşılaşırız.
Yine Hammurabi, Yine Bir Bulgu: Kâbe’nin kökeni bu bulguda saklı!
Fakat biz gördük ki;
"Etemenanki" ya da daha çok
"Marduk" adıyla bilinen ve 7 basamaktan oluşan zigguratının ilk basamağı veya tabanının herbiri 15 Gar ve herbir basamağı (son basamağı hariç. Çünkü bu basamak
“Tanrının Konutu”dur) alan ve yüksekliği bakımından bir öncekinden küçük, toplam yüksekliği yine 15 Gar’a eşittir, yani bu yapının da tamamı sadece bir kare değil, aynı zamanda tam bir küp idi!
Buna göre Marduk zigguratının bir ayrıtı b=15 Gar olduğundan cisim köşegeninin uzunluğu da yine bir tam sayı, yani
(2) 15Karekök[3]~26 Gar (1 Gar=12 Kübit)
olur. Bu sonuç, Karekök[3]’ün bir sürekli kesridir ve
Arşimet tarafından
"Çember Ölçüsü Hakkında" çalışmasında kullanılmıştı!
Şimdi Marduk zigguratının bir ayrıtını b=15 Gar olarak değil de, c=15 Kübit olarak alırsak (ki bu son zigguratın cisim köşegeni k=cKarekök[3]=15Karekök[3] Kübit olur); bu zigguratın cisim köşegenini bir kenar olarak kabul eden küpün cisim köşegeni,
(3) 3c=kxKarekök[3]=15Karekök[3]xKarekök[3]=15x3=45 Kübit
olur.
İşte bu sonuç Kâbe’nin cisim köşegeninin uzunluğunu gösterir. Çünkü Kâbe’nin (1)'e göre bir ayrıtı a=26 Kübit ve cisim köşegeni
(4) 26Karekök[3]~45 Kübit
tir.
Demek ki Kureyşliler kendi
"Put Evi (Şimdiki Kâbe. "Hubal" buradaki 360 puttan en büyüğü idi!)"ni inşaa ederlerken, tıpkı Eski Babilliler gibi küp şeklindeki bu yapının bir ayrıtını özel bir sayı olarak seçmişler ve cisim köşegenini bir tam sayıya yaklaştırmışlar ve ölçülemeyen Karekök[3] Kübit uzunluğunu ölçümlemeye çalışmışlardı!
Şu halde bu sonuca göre şu sonuçları verebiliriz:
Sonuç 1: Her iki yapının cisim köşegenlerinin birer tam sayı oldukları açıktır; bu, Marduk zigguratında 26 Gar ya da 26x12=312 Kübit~156 Metre iken Kâbe’de 45 Kübit~22.5 Metre’dir.
Sonuç 2: Her iki yapı da birer Güneş tapınağı olduğu için, her iki yapının cisim köşegeni, dolayısıyla Karekök[3]'ün birer tamsayıyla ölçümlenmeye çalışılması boşuna değildir. Çünkü bu değer (30°, 60°, 90°) üçgeninde mevcut olmak birlikte, Marduk zigguratında ArcSin[26/15]=60°01′06″ belirlenirken Kâbe'de ArcSin[45/26]= 59°58′54″ olarak belirlenmeye çalışılmıştır.
Burada Kâbe ve Marduk zigguratının günümüzdeki coğrafik koordinatlarını,
Kâbe'nin coğrafik koordinatları:
21°25′21″N 39°49′34″E
Marduk Zigguratı'nın coğrafik koordinatları:
32°32′11″N 44°25′15″E
ve Dünya'nın eksen eğikliğini
23° 26’ 21.448”~23°26′22″ (epoch of 2000)
olarak alırsak; Güneş'in ışınları gündönümlerde ve ekinokslarda bu yapılara şu eğim açılarında gelir:
1. Kış Gündönümünde (21 Aralık): Kâbe'de 45°08′17″ iken Marduk zigguratında 34°01′27″.
2. Ekinokslarda (23 Eylül, 21 Mart): Kâbe'de 68°34′39″ iken Marduk zigguratında 57°27′49″.
3. Yaz Gündönümünde (21 Haziran): Kâbe'de 87°58′59″ iken Marduk zigguratında 80°54′11″.
Bu sonuçlara göre Güneş ışınlarının Kâbe'de ekinokslardan sonra ArcSin[45/26]= 59°58′54″ ve Marduk zigguratında ise ekinokslardan önce ArcSin[26/15]=60°01′06″ lik eğim açısında geldiği sonucu çıkar. Burada
Büyük Piramit'in coğrafik koordinatılarının
29°58′45.03″N 31°08′03.69″E olduğu gözönüne alınırsa, Güneş ışınları ekinokslarda Büyük Piramit'e
90°-29°58′45″=60°01′15″
lik eğim açısında gelir ki, bu, gerçekten şaşırtıcıdır!
Once Upon A Time In Kâbe
Özetle, bu son sonuçlar bize, Kâbe’nin bir zamanlar
“Güneş Tapınağı” olarak kullanılmış olduğunu ve bunu en son Kureşliler'in devam ettirmiş olduğunu gösterir.
Not (Arşimet'in Kesri Marduk Zigguratı'nda Çıktı!): Arşimet, M.Ö. 250 ya da 225'lerde
"Çember Ölçüsü Hakkında (On the measurement of the circle)" risalesindeki
Önerme 3'te Pi sayısına yaklaşımlar yaparken hesaba ilk olarak 3'ün karekökü için
(5) 265/153<Karekök[3]<1351/780
çifte eşitsizliğini vererek başlamıştı. Fakat
Arşimet'in bu sonuca nasıl ulaştığı bilinmiyor!
Bu konuda
"Arşimet'in Çalışmaları (The Works of Archimedes)" çalışmalarını yayımlayan
T.L. Heath adlı İngiliz matematik tarihçisi,
"Arşimet Palimpsesti"nin Danimarkalı dilbilimci
J.L. Heiberg tarafından okunmasının hemen ardından, 1925'te, genel olarak tam kare olmayan yani kareköklü bir sayıya nasıl bir yaklaşım yapılabildiğine ilişkin bir tartışma başlatır ve diğer bilimadamlarının yardımıyla
Arşimet'in (5)'teki sonuca nasıl ulaştığı araştırılır. Fakat yapılan tüm araştırmalara rağmen
Arşimet'in bu sonuca nasıl ulaştığı bulunamaz. Yani günümüz bilimadamları da dahil olmak üzere kimse bu sorunun yanıtını bilmiyor!
İşte size bu sorunun yanıtı için gerçek bir şok: (5)'teki kesirlerin 3'ün karekökü için birer sürekli kesri olduğu biliyoruz ve
Arşimet de bu kesirlere ulaşmaya çalışırken Marduk Zigguratı'nın cisim köşegeninin uzunluğunu veren (2)'deki eşitsizlikten
(6) Karekök[3]<26/15
sonucunu bir basamak olarak kullanmıştı. Çünkü bu kesir de 3'ün bir sürekli kesridir ve (5)'teki kesirlerden önceki bir sürekli kesirdir.
T.L. Heath'in başlattığı araştırmaya katılan tüm bilimadamları
Arşimet'in bu sürekli kesri kullanmış olabileceğini söylüyorlar. Ama nasıl? İşte bu bilinmiyor!