Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 12-03-2011, 02:17
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Kâbe’nin kökeni bir Güneş Tapınağı'dır!

TEŞEKKÜR

Öncelikle Kâbe'nin bir Güneş Tapınağı'na olduğuna ilişkin "12. Gezegen, RUH ve MADDE YAYINLARI" kitabının 328.-331. sayfalarında Marduk Zigguratı hakkında verdiği bilgilerle bana yardımcı olan Zecharia Sitchin'e teşekkürü bir borç bilirim. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır.

Araştırmacı Din Alimi Turan DURSUN’un Anısına;

“Ben yüzyılların doğurduğu bir ölümüm.. İyice bilin ! Bilin ve unutmayın ki ben, yüzyılların doğurduğu bir ölümüm. İslam’ ın, tüm dinlerin, tabuların, sonuçları bugün ve yarın görülecek ölümüyüm. Çıkarları din karanlığı üzerine kurulu olanlar, bu karanlıktan türlü şekilde yararlananlar, tüm karanlık böcekleri benden korksunlar. Ne imzalı, ne imzasız yalanları beni yıldıramaz. Korksunlar elimdeki ışıktan. Bir mum ışığının bile koca bir oda karanlığı nasıl parçaladığını anımsasınlar. Binlerce yıllık ilkelliklerin, yalanlarla örülüp piyasaya sürüldüğü imanın, kafalardaki, duygulardaki zincirlerinin elbet bir gün sonu gelecektir.”, Turan DURSUN: Din Bu (Tabu Can Çekişiyor) I-IV.

Arkadaşlar, aşağıda Kâbe'nin bir Güneş Tapınağı olduğunu hem tarihçesiyle hem de mimarisiyle birlikte ispatlı bir şekilde ortaya koyacağım. Tabii ki bunu yaparken Turan Dursun'un yukarıdaki sözüne de değinmeden geçemeyeceğim.

Eski bir müftümüz olan Turan Dursun, bu sözü söylerken, elbette ki tefsir üstadımız Elmalılı Hamdi Yazır'ın Türkçe Kuran Meali'ni 12 sene de yazması gibi kendi büyük bir birikimini ve yaşadığı olayları birlikte değerlendirdiği ve bundan acı bir ders çıkartması sonucunda söylediği anlaşılıyor. Fakat daha söze ilk girişte, “Ben yüzyılların doğurduğu bir ölümüm!" demesi, hem bir meydan okumayı hem de kendi boyunu aşan ve üstesinden gelemeyeceği bir durumu gösterir. Bu ise, Turan Dursun'un kendi kişisel güvenliğini tehlikeye atmak demektir.

Nitekim örgüt üyesi "Arif" kod adlı Tamer Aslan, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde verdiği ifadede Turan Dursun'un öldürülmesine nasıl karar verdiklerini şöyle anlatır:

"Mesut [kod adlı İrfan Çağrıcı], yazarlık yapan ve yazdığı yazılarda Hz. Peygamber efendimizle kutsal Kuran-ı Kerim'i küçük düşüren Turan Dursun'un öldürülmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine benle kod adı Kemal olan kişiyle önce bu konuya itiraz ettik. Çünkü bu şahıs öldürüldüğünde basın bu olayı abartılı olarak halka yansıtacak, bundan dolayı da şahsa kötülükten ziyade iyilik yapmış olacağız kanaati benle Kemal'de hakimdi. Biz bu görüşmüzü Mesut'a ilettiğimizde bizimle 15 gün görüşmedi. Mesut, tekrar Turan Dursun'un öldürülmesi olayını yinelemesi üzerine ben ve Kemal olayın istihbaratını yapmak üzere görev aldık", Wikipedia: Turan Dursun.

Turan Dursun'un diğer sözlerine ise katılmamak mümkün değildir. Fakat İslam, diğer dinler ve tabuların gerçek yüzlerini ortaya çıkartmak için kendini ön plana çıkartması doğru değildir. Değil mi arkadaşlar?

Biliyorum; ben ne zaman "Değil mi arkadaşlar?" desem, ateist arkadaşlarımızdan hiç ses çıkmaz. Bu arkadaşlara zaman zaman isimleriyle de (onlara "ateistler" diyerek) seslendim. Ama ne ses var, ne de seda, arkadaşlar?

Haksız mıyım, arkadaşlar: Ben burada tarihi ve örneği hiçbir yerde olmayan (yani unique) bir çalışma yapıyorum ama bu arkadaşlardan hiç ses alamıyorum.

Oysa ben kendi kişisel görüşümü avatarımın altında "Güneş Kültü" olarak belirttim ve hiç kimseden bir şey saklamıyorum. Bu arada, ben de merak ediyorum; birazdan aşağıda ele alacağım çalışma nedeniyle "Güneş Kültü" neye girer: Ateiste mi, yoksa başka bir inanca mı...?

1. Tarihçesi: Kâbe, İslâm’dan önce çoktanrılı inançlarca kullanılan bir tapınaktı ve Arap Yarımadasının dört bir yanından hacılar Kâbe’yi ziyaret ediyorlardı. Daha erken dönemlerdeki tarihine ilişkin yeterli bir bilgi yoktur.

Kur’an’da İbrahim ve İsmail peygamberler tarafından Kâbe’nin temellerinin yükseltildiği yazar. Bu ayetin meali tartışmalı olmakla birlikte, genel olarak İslâm’da Kâbe’nin ilk olarak Adem tarafından yapıldığına ancak ondan geriye sadece temellerinin ayakta kaldığına inanılır:

Bakara-127: Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.”

Kâbe'nin kökeni ne idi?

Kâbe, tarih boyunca birçok değişikliklere maruz kalmıştır. Çeşitli dönemlerde kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilmiş ve en son Mekkeliler tarafından inşa edilerek günümüzdeki haline ulaşmıştır. Bu konuda, 956 yılında ölen ünlü İslam hadisçisi Mes’udi, “Mürucu’z Zehep” adlı eserinde, 7 yıldız adına yapılan, Dünya’nın en büyük tapınaklarını sayarken, Kâbe’nin de adını şöyle anar: “El Beyt’ül Haram (Kabe), geçen çağlar boyu hep saygı görmüştür, çünkü o Zühal (Satürn) Evi’dir.” Ne var ki, yine Mes’udi’nin verdiği bri başka bilgiye göre, Güneş tapınakları dörtgen yapıda olduklarına göre, Kâbe de Zühal yıldızı için değil, Güneş için yapılan bir tapınak olsa gerektir.

Meksika Büyükelçimiz Tahsin Mayatepek ise (Atatürk'ün katı tutumu nedeniyle Türk Dil Kurumu Genel Sekreteri İbrahim Necmi Dilmen aracılığıyla), Atatürk’e gönderdiği 15 Eylül 1936 tarihli 7. Rapor’da bazı noktaların anlaşılamaması üzerine 5. Sual’in 8. Maddesi’nde cevap olarak Kâbe hakkında şu bilgiyi verir:

8. 37 yaşında iken Kâbe’yi yeniden inşa eden Mekkeliler, meşhur (Hacerül esvedin) kimin tarafından yerine konulması hususunda zuhur eden şiddetli münakaşa ve ihtilafın halli için Muhammed’i seçmişlerdir. Hakemliği kabul eden Muhammed bu vazifeyi de herkesi memnun edecek surette ifaya muvaffak olmuştur”, Tahsin Mayatepek'in Mu Kıt'ası İle İlgili Yazışmaları, 4. Dosya, 5. Suale Cevap, 8. Madde.

Mayatepek, bu meşhur rapordan önce Atatürk’e gönderdiği 24 Mart 1936 tarihli Mu kıtasıyla ilgili raporunda “Mu Dininin Esasları”nı anlatırken, 5. Madde’de Güneş’e tapınmanın yani insanların Güneş’e sevgi beslemelerinin asıl nedenini de şöyle açıklamaktadır:

“Tanrının gözle görülmesi ve mahiyetinin anlaşılması hiçbir zaman mümkün olmayacağı için, Onun sonsuz kudretinin maddi bir timsali olan ve bütün mahlukat ve nebatata hayat veren Güneş’e sevgi ve hürmet gösterilmesi ve bu sevginin Güneş’e değil, sonsuz kudrete ait ve râci olduğu (Churchward’ın bu husustaki izahatından: Ecdadımızın pek eski zamanlarda Güneş’e Mabud sıfatıyla değil, Tanrının gözle görünür maddi bir timsali sıfatıyla tazimde bulunmuş oldukları anlaşılıyor)”, Tahsin Mayatepek'in Mu Kıt'ası İle İlgili Yazışmaları, 1. Dosya, Mu Dininin Esasları, 5. Madde.

Mayatepek’in 1937 yılında Atatürk’e son olarak gönderdiği 14. Rapor’un başlığı da şu: “Müslümanlığa Ait Olduğu Sanılan Hususların Müslümanlığa Güneş Kültü’nden Girdiğine Dair Mühim Malumat Ve İzahati Havi Rapor” (Bkz. Saçak Dergisi, sayı 49, Şubat 1988, s.18.) Bu raporda, orucun da içinde bulunduğu “ibadet”lerin, “Güneş Kültü”nden İslam’a girdiği bir bir anlatılmış. Ayrıca bu raporda, İslam öncesinde Arabistan’ın güneyinde yaşayan ve güneşe tapan “Şemsoğulları” adlı bir kavimden bahsedilmektedir.

Günümüzde Kâbe’yi barındıran Mescid-i Haram, toplam 361.000 metrekarelik bir alanı kapsamakla birlikte, Kâbe’nin etrafını çeviren ve Kâbe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı (revaklar), Osmanlı padişahı II. Selim zamanında yapılmış, planlarını Mimar Sinan hazırlamıştır.

Not (Tahsin Mayatepek Kimdi?): Meksika’daki araştırmaları neticesinde; islâmiyetteki pek çok ibadet usulunun Güneş Kültü’nden islâmiyete geçmiş olması, Hz. Muhammed’in İslam dinini Hint ve Tibet’teki Naakal tabletlerinden öğrenmiş olması, Kâbe’nin Maya kaynaklı bir yapı olması ve aslında bir tür Güneş Tapınağı türü olduğu gibi birçok radikal sonuçlar elde etmiştir. Meksika’daki araştırmaları sona erince, araştırmalarına devam etmek için Arjantin’in Buenos Aires büyükelçiliğine tayinini istemiş; fakat bu isteği Atatürk tarafından kabul görmemiştir. Çünkü Atatürk’ün Mayatepek'in İslâmiyet hakkındaki çıkarımlarını beğenmediği açıktır.

2. Yapısı ve Ölçüleri: Bu bölümdeki teknik bilgileri Wikipedia: Kâbe'den alırken, Kâbe’nin bir Güneş tapınağı olduğuna ilişkin çıkarımlarımı hemen o madde altında yapacağım.

1. Kâbe’nin köşeleri 4 ana yönü gösterir.

İlk çıkarımım bu maddede şöyledir: Mezopotamya’daki zigguratlar ve Eski Mısır’daki bazı tapınakların, örneğin Karnak’taki Amon-Ra Tapınağı'nın, köşeleri 4 ana yöne (yani Kuzey, Doğu, Güney ve Batı yönlerine) göre yönlendirilmiştir. Buna göre Kâbe’nin kökeni (orijini) tıpkı Mezopotamya'daki, özellikle Babilonya'daki, ve Mısır'daki bazı tapınaklardaki gibi bir "Güneş Tapınağı" olduğu sonucu çıkar.

2. Günümüzde yapılan hassas ölçmelere göre taban uzunlukları şöyledir: Kuzeydoğu duvarı 12.84 M (Metre), kuzeybatı duvarı 11.28 M, güneybatı duvarı 13.16 M ve güneydoğu duvarı 11.53 M dir. Bu hatalar, duvarlar bir cetvel düzgünlüğünde olmasına rağmen, duvarların birbirine dik olarak belirlenememiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Gerçekten de bu 4 duvarın ortalama uzunluğu 11.2025 M~12 M olmakla birlikte, güneybatı duvarının 13.16 M ve yapının yüksekliğinin yaklaşık 13 M olması, duvarların yaklaşık 13 M uzunluğunda seçildiğini gösterir. Ancak duvarlar birbirine dik olarak belirlenemediği ya da yapılamadığı için yukarıda anılan hatalar ortaya çıkmıştır.

3. Yüksekliği yaklaşık 13 M dir ve tabanlarıyla birlikte yaklaşık bir küp biçimindedir. Yani yapının tamamı sadece bir kare değil, aynı zamanda bir tam küptür.

İkinci çıkarımım da 2. ve 3. maddelere göre şöyledir: Bu maddelerdeki sonuçlara göre 1 Kübit’in 0.5 Metre civarında olduğunu gözönüne alırsak; küp şeklinde yapılmaya çalışılmış bu yapının bir ayrıtının

(1) a=26 Kübit

olduğu sonucuyla karşılaşırız.

Yine Hammurabi, Yine Bir Bulgu: Kâbe’nin kökeni bu bulguda saklı!

Fakat biz gördük ki; "Etemenanki" ya da daha çok "Marduk" adıyla bilinen ve 7 basamaktan oluşan zigguratının ilk basamağı veya tabanının herbiri 15 Gar ve herbir basamağı (son basamağı hariç. Çünkü bu basamak “Tanrının Konutu”dur) alan ve yüksekliği bakımından bir öncekinden küçük, toplam yüksekliği yine 15 Gar’a eşittir, yani bu yapının da tamamı sadece bir kare değil, aynı zamanda tam bir küp idi!

Buna göre Marduk zigguratının bir ayrıtı b=15 Gar olduğundan cisim köşegeninin uzunluğu da yine bir tam sayı, yani

(2) 15Karekök[3]~26 Gar (1 Gar=12 Kübit)

olur. Bu sonuç, Karekök[3]’ün bir sürekli kesridir ve Arşimet tarafından "Çember Ölçüsü Hakkında" çalışmasında kullanılmıştı!

Şimdi Marduk zigguratının bir ayrıtını b=15 Gar olarak değil de, c=15 Kübit olarak alırsak (ki bu son zigguratın cisim köşegeni k=cKarekök[3]=15Karekök[3] Kübit olur); bu zigguratın cisim köşegenini bir kenar olarak kabul eden küpün cisim köşegeni,

(3) 3c=kxKarekök[3]=15Karekök[3]xKarekök[3]=15x3=45 Kübit

olur.

İşte bu sonuç Kâbe’nin cisim köşegeninin uzunluğunu gösterir. Çünkü Kâbe’nin (1)'e göre bir ayrıtı a=26 Kübit ve cisim köşegeni

(4) 26Karekök[3]~45 Kübit

tir.

Demek ki Kureyşliler kendi "Put Evi (Şimdiki Kâbe. "Hubal" buradaki 360 puttan en büyüğü idi!)"ni inşaa ederlerken, tıpkı Eski Babilliler gibi küp şeklindeki bu yapının bir ayrıtını özel bir sayı olarak seçmişler ve cisim köşegenini bir tam sayıya yaklaştırmışlar ve ölçülemeyen Karekök[3] Kübit uzunluğunu ölçümlemeye çalışmışlardı!

Şu halde bu sonuca göre şu sonuçları verebiliriz:

Sonuç 1: Her iki yapının cisim köşegenlerinin birer tam sayı oldukları açıktır; bu, Marduk zigguratında 26 Gar ya da 26x12=312 Kübit~156 Metre iken Kâbe’de 45 Kübit~22.5 Metre’dir.

Sonuç 2: Her iki yapı da birer Güneş tapınağı olduğu için, her iki yapının cisim köşegeni, dolayısıyla Karekök[3]'ün birer tamsayıyla ölçümlenmeye çalışılması boşuna değildir. Çünkü bu değer (30°, 60°, 90°) üçgeninde mevcut olmak birlikte, Marduk zigguratında ArcSin[26/15]=60°01′06″ belirlenirken Kâbe'de ArcSin[45/26]= 59°58′54″ olarak belirlenmeye çalışılmıştır.

Burada Kâbe ve Marduk zigguratının günümüzdeki coğrafik koordinatlarını,

Kâbe'nin coğrafik koordinatları: 21°25′21″N 39°49′34″E
Marduk Zigguratı'nın coğrafik koordinatları: 32°32′11″N 44°25′15″E

ve Dünya'nın eksen eğikliğini

23° 26’ 21.448”~23°26′22″ (epoch of 2000)

olarak alırsak; Güneş'in ışınları gündönümlerde ve ekinokslarda bu yapılara şu eğim açılarında gelir:

1. Kış Gündönümünde (21 Aralık): Kâbe'de 45°08′17″ iken Marduk zigguratında 34°01′27″.

2. Ekinokslarda (23 Eylül, 21 Mart): Kâbe'de 68°34′39″ iken Marduk zigguratında 57°27′49″.

3. Yaz Gündönümünde (21 Haziran): Kâbe'de 87°58′59″ iken Marduk zigguratında 80°54′11″.

Bu sonuçlara göre Güneş ışınlarının Kâbe'de ekinokslardan sonra ArcSin[45/26]= 59°58′54″ ve Marduk zigguratında ise ekinokslardan önce ArcSin[26/15]=60°01′06″ lik eğim açısında geldiği sonucu çıkar. Burada Büyük Piramit'in coğrafik koordinatılarının 29°58′45.03″N 31°08′03.69″E olduğu gözönüne alınırsa, Güneş ışınları ekinokslarda Büyük Piramit'e

90°-29°58′45″=60°01′15″

lik eğim açısında gelir ki, bu, gerçekten şaşırtıcıdır!

Once Upon A Time In Kâbe

Özetle, bu son sonuçlar bize, Kâbe’nin bir zamanlar “Güneş Tapınağı” olarak kullanılmış olduğunu ve bunu en son Kureşliler'in devam ettirmiş olduğunu gösterir.

Not (Arşimet'in Kesri Marduk Zigguratı'nda Çıktı!): Arşimet, M.Ö. 250 ya da 225'lerde "Çember Ölçüsü Hakkında (On the measurement of the circle)" risalesindeki Önerme 3'te Pi sayısına yaklaşımlar yaparken hesaba ilk olarak 3'ün karekökü için

(5) 265/153<Karekök[3]<1351/780

çifte eşitsizliğini vererek başlamıştı. Fakat Arşimet'in bu sonuca nasıl ulaştığı bilinmiyor!

Bu konuda "Arşimet'in Çalışmaları (The Works of Archimedes)" çalışmalarını yayımlayan T.L. Heath adlı İngiliz matematik tarihçisi, "Arşimet Palimpsesti"nin Danimarkalı dilbilimci J.L. Heiberg tarafından okunmasının hemen ardından, 1925'te, genel olarak tam kare olmayan yani kareköklü bir sayıya nasıl bir yaklaşım yapılabildiğine ilişkin bir tartışma başlatır ve diğer bilimadamlarının yardımıyla Arşimet'in (5)'teki sonuca nasıl ulaştığı araştırılır. Fakat yapılan tüm araştırmalara rağmen Arşimet'in bu sonuca nasıl ulaştığı bulunamaz. Yani günümüz bilimadamları da dahil olmak üzere kimse bu sorunun yanıtını bilmiyor!

İşte size bu sorunun yanıtı için gerçek bir şok: (5)'teki kesirlerin 3'ün karekökü için birer sürekli kesri olduğu biliyoruz ve Arşimet de bu kesirlere ulaşmaya çalışırken Marduk Zigguratı'nın cisim köşegeninin uzunluğunu veren (2)'deki eşitsizlikten

(6) Karekök[3]<26/15

sonucunu bir basamak olarak kullanmıştı. Çünkü bu kesir de 3'ün bir sürekli kesridir ve (5)'teki kesirlerden önceki bir sürekli kesirdir. T.L. Heath'in başlattığı araştırmaya katılan tüm bilimadamları Arşimet'in bu sürekli kesri kullanmış olabileceğini söylüyorlar. Ama nasıl? İşte bu bilinmiyor!

Konu upuaut tarafından (12-03-2011 Saat 02:24 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 12-03-2011, 02:28
KozmikSakaci KozmikSakaci isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Jan 2010
Bulunduğu yer: Kocaeli
Mesajlar: 177
Standart

emeğine sağlık güzel çalışma
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 12-03-2011, 02:45
kerem190 kerem190 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2011
Bulunduğu yer: constantinopolis
Mesajlar: 101
Standart

klas bir çalışma... 10/10!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 12-03-2011, 03:30
Lynx Lynx isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Aug 2010
Mesajlar: 1.423
Standart

Emegine saglik islamin korkulu rüyalari bakalim islamcilar bu yaziya nasil bir degerlendirme yapacak !

Bu toprakta bir kalp çarpar hakkın bilimin aşkına
Bir kalp çarpar her bedende Cumhuriyet uğruna
Bir çarpar ki hep ileri Mustafa Kemal adına
Öyle çarpar ki ritmine cümle alemler aşina
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 12-03-2011, 03:38
YasasinBilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
YasasinBilim YasasinBilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jul 2009
Bulunduğu yer: şemsipajapaşası
Mesajlar: 1.217
Standart

Elinize sağlık. son derece güzel ve bilimsel bir çalışma olmuş.

bu arada;

--- İslamiyete kadar Kâbenin putlarla dolu olduğu,

--- Kâbenin korunmasından Kureyş kabilesinin sorumlu olduğu, Kâbenin anahtarının Muhammedin amcalarında bulunduğu

gerçeklerini tekrar hatırlatmakta fayda var.

saygılar...
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 12-03-2011, 03:40
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart

Upuaut, emegine saglik; kabenin bir gunes tapinagi oldugunu hangi muslumana anlatabiliriz bilemiyecegim, iman bu, ne yazik ki, Adem tek basina insa ettigine inaniyorsa inanir, ne dersek, ne gostersek anlamazlar.

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 12-03-2011, 03:51
YasasinBilim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
YasasinBilim YasasinBilim isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jul 2009
Bulunduğu yer: şemsipajapaşası
Mesajlar: 1.217
Standart

Bu başlık vesilesi ile bir tavsiyede bulunmak istiyorum.


arkadaşlar;

bu site ve forumları, dinler konusunda çok önemli bilgiler içermektedir.

ülkemizdeki özgürlüklerin gittikçe kısıtlandığını hepimiz görüyoruz.
turandursun sitesinin de başına ne geleceği belli değil.

ben kendi adıma; bu sitede önemli gördüğüm bilgileri WORD belgeleri haline getirip saklamaktayım. sevgili upuaut'un bu başlıkta sunduğu bilgiler de dokümanlarım arasındaki yerini aldı.

sitenin başına bir iş gelirse; elimizdeki bilgileri ileride başka sitelerde de insanlara sunabilmemiz için bu yöntemi sizlere de öneriyorum.


saygılar...
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 12-03-2011, 03:51
oguzay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
oguzay oguzay isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 May 2010
Mesajlar: 612
Standart

Hocam, nereden de buluyorsun bu konulari? Süpersin. Emegine saglik!
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 12-03-2011, 04:21
aliyarasfal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aliyarasfal aliyarasfal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 May 2010
Mesajlar: 2.935
Standart

Sayın upuat;

Turan Dursun'un diğer sözlerine ise katılmamak mümkün değildir. Fakat İslam, diğer dinler ve tabuların gerçek yüzlerini ortaya çıkartmak için kendini ön plana çıkartması doğru değildir. Değil mi arkadaşlar?

Biliyorum; ben ne zaman "Değil mi arkadaşlar?" desem, ateist arkadaşlarımızdan hiç ses çıkmaz. Bu arkadaşlara zaman zaman isimleriyle de (onlara "ateistler" diyerek) seslendim. Ama ne ses var, ne de seda, arkadaşlar?

Haksız mıyım, arkadaşlar: Ben burada tarihi ve örneği hiçbir yerde olmayan (yani unique) bir çalışma yapıyorum ama bu arkadaşlardan hiç ses alamıyorum.



Burda bizlere bir seslenişiniz ve serzenişiniz var. Kendi adıma ne ön planda olacak maddiyata nede cesarete sahip değilim.Bilimsel veya belgesel bir çalışma yapacak ne bigi ortamım nede hayat şatlarım maalesef yok.


Var olsaydı ve yeterli donanıma sahip görseydim kendimi ne olurdu, doğrusu cesaret edermiydim bilmiyorum.Çünkü gün geçtikçe daha çok zorlaşan şartlarla ateist olmanın zaten zor olduğu bir dünyada inançların kapitalizm ile birlikteliği dahada faşizan ve hissedilir şekilde artmakta.Yinede haksızlık etmeyin derim, burdada bir çok değerli araştırmacı ve cesaretli kişiler yazılarını yayınlıyor. Tüm ateistler aynı cesareti göstersin diyemiyorum, çünkü ben henüz bunu kendim gösteremiyorum.Ortam meselesi diyeyim anlayın.

Kendi adıma hepsine teşekkür ediyorum. Sizede bu değerli çalışmanız için ve yaptığınız araştırmalar için teşekkürler.


Şimdilik saygımla gittim...

Sorular sormuyorsan ya ölüsün ya da köle...
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 13-03-2011, 02:12
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Usa
Mesajlar: 3.977
upuaut - İCQ üzeri Mesaj gönder upuaut - AİM üzeri Mesaj gönder upuaut - YAHOO üzeri Mesaj gönder upuaut isimli Üyeye Skype üzeri Mesaj gönder
Standart Kabe'nin Orijini Hakkında

Arkadaşlar, konuyu açan mesajımda Wikipedia'da verilen Kabe'nin boyutları, dolayısıyla mimarisiyle ilgili bilgilerin terihçesini Yrd. Doç. Dr. Yılmaz CAN: Fiziki Olarak KABE'nin İncelenmesi, 25 Sayfa makalesinde çok daha geniş bir şekilde bulabilirsiniz.

1000'lerce yıllık bir geçmişe sahip olduğuna inanılan (ki bu konuda Kuran dışında elle tutulur tarihi bir kaynak yoktur) Kabe ilk inşaasından bu yana pek çok kere yenilenmiş ve tamir edilmiştir. İslam öncesi döneme ait Kabe'den günümüze Hacerü'l Esved denilen kutsal taş hariç (ki bu taşın işlevi Ayasofya'daki "Dilek Taşı"ndan öteye gitmez yani bir fetişizm sombolüdür) hemen hemen hiçbir şey intikal etmemiştir. Kabe'nin bugünkü yapısı, büyük ölçüde M.S. 607-608 yıllarına ait Kureyşliler'e ait olup, zaman içinde bazı ufak tefek onarımlar görmüştür. Ama bu onarımların hiçbirisi Kureyşliler tarafından yapılan Kabe'nin orijinalini değiştirememiştir.

Kabe ile bilgilerimiz tamamen dini ve tarihi kaynaklarla, seyyahların tespitlerine dayanmaktadır. Bugüne kadar yapının geçmişiyle ilgili hiçbir arkeolojik tespit ve inceleme yapılamamıştır. Bu ise,

"Ali İmran-96: Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir."

ayetini bir iddia durumuna düşürür. Bu durum, yaygın görüşe göre, İslamcılar tarafından Kabe'ye yüklenen aşırı kudsiyet ve duyulan büyük saygıdan dolayı yapıyı adeta dokunulmaz kılmasından kaynaklanmıştır. Ayrıca bunun yanında, Sanat tarihi ve Arkeoloji'nin İslam dünyasında yeni yeni gelişen bir bilim dalı olması ve müslümanların yanlış yorumları sebebiyle, sanatın pekçok koluna karşı duydukları ilgisizlik hatta tepki de bu sonuçta etkilidir. Örneğin, Hz. Muhammed'in Kabe'nin içindeki 360 putu ve tavanını tutan direklerin üzerindeki Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. İsa ve Hz. Meryem'e ait resimleri kaldırması, buna güzel bir örnek teşkil eder.

Bu kutsal yapı, İslam kültür ve tarihinde oldukça fazla yer işgal etmiştir. İslam tarihi, kültürü ve medeniyetiyle ilgili pek çok kaynakta Kabeile ilgili bilgiye rastlamak mümkündür. Kabe'den sözeden tarihi kaynakların en eskileri M.S.8. asırdan öteye geçmez. Oysa Kuran'a göre Kabe'nin tarihi Milat'tan binlerce yıl önceye uzanmaktadır. Dolayısıyla tarihi kaynaklarda yeralan Kabe ile ilgili bilgilerden önemli bir kısmı, kaleme alındıkları tarihten yüzlerce hatta binlerce yıl önceki olaylan anlatan, nesilden nesile sözlü olarak nakledilmiş söylentiIerden, inanışlardan ibaret kalmaktadır. Bu haberleri her ne kadar doğrulamak veya reddetmek oldukça güç olsa da, Kabe'nin Kureyş orijinli şimdiki mimari yapısı, bizi bu ikilemden kurtarır.

Bildiğiniz gibi İslam tarih kitaplarında nakledilen haberlere göre, Kabe yeryüzü yaralmadan önce mevcuttur. Hatta yeryüzünün yaratılması Kabe'den başlayarak gerçekleştirilmiştir 4. Ezraki Kabe'nin ilk prototipinin Allah tarafından Arş'ın alnda kurulduğunu, sonra Allah'ın emriyle, meleklerin bu mabedin benzerini onun tam hizasında yeryüzünde inşa ettiklerini belirtmektedir5. Meleklerden sonra Kabe, Hz. Adem tarafından inşa edilmiş, Hz. Adem'den sonra da evladı tarafından yenilenmiştir 6.

İslamiyet'in kutsal kitabı Kur'an'da ve İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in sözleri arasında da Kabe'nin inşasıyla ilgili bazı bilgilere rastlamak mümkündür. Bu bilgiler, yukarıda sözünü ettiğimiz rivayetlerin aksine, Kabe'nin ilk olarak Hz. İbrahim ve oğlu İsmail tarafından inşa edildiğine işaret etmektedir. Mesela, Kabe ile ilgili olarak Kur'an'da geçen birkaç ayette şöyle denilmektedir:

"Ali İmran-96: Doğrusu insanlar için konulan ilk mebed şüphesiz ki, Mekke de bulunan çok mübarek ve bütün alemlere hidayet olan
beyttir"
7.

"Hacc-26: Ey Resulüm hatırla o zaman ki, biz Kabe'nin yerini İbrahim'e beyan etmiştik" 8.

"Bakara-127: Ve o zaman İbrahim ile İsmail Kabe'nin temellerini yükselttiler" 9.

İslam Peygamberi Hz. Muhammed'den nakledilen bir hadistede, yeryüzünde bina edilen ilk mabedin Kabe olduğu ve Kabe'nin Küdüs'teki Süleyman Mabedi'nden 40 yıl önce inşa edildiği belirtilmektedir 10. Bize göre de, Kabe ilk olarak Hz. İbrahim ile oğlu İsmail tarafından inşa edilmiş olmalıdır 11 . Kabe'nin inşasının Hz. Adem'e hatta Adem'den de öteye götüren haberleri, Kabe'ye duyulan aşırı sevginin, ona atfedilen büyük kudsiyetin hatta belki de bir ölçüde müslümanların kendi mabedini başkalarının mabedine karşı üstün ve önce kılma çabasının bir neticesi olarak görmek gerekiyor.

Kur'an ile hadis ve tarih kitaplarından anlaşıldığına göre, Kabe Allah'ın emri üzerine insanların haccetmeleri yani tavaf etmeleri için bina edilmiştir. Yerini de İbrahim Peygambere Allah göstermiştir 12. Kaynaklarda geçen kimi rivayetIere göre, Kabe'nin inşası ile Mekke'nin inşası eş zamanlıdır. Yani Mekke'nin kuruluşu Kabe'nin inşasıyla başlamıştır.

Görüldüğü gibi, dini ve tarihi kaynaklarla, seyyahların naklettikleri haberlere göre Kabe'nin tarihi Dünya'dan eskidir gibi ütopik bir sonuç çıkmaktadır. Eğer Kabe'nin yapımını Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail ile başlatırsak, bu, Tevrat'a göre M.Ö. 2120'ye kadar gider. Peki o zaman, Kureyş orijinli Kabe'nin mimarisi neden Marduk Zigguratı'nkiyle aynıdır? Burada onların hesabına göre, Marduk Zigguratı'nın yapımı ilk kez 6. Babil Kralı Hammurabi zamanında yapıldığına göre Babilliler de müslüman olmalıdır. Fakat Hammurabi, M.Ö. 1760 civarında yazıldığı sanılan "Hammurabi Kanunları"nı kendisine Güneş Tanrısı Şamaş tarafından yazdırıldığını neden söylemişti, o zaman?

Bilindiği gibi Kabe'deki en büyük put ve aynı zamanda baştanrı olan "Hubal"ın Babil'deki karşılığı "Baal"dır. "Allah" sözcüğünün kaynağı olan "Baal" ve "Hilal" ile ilgili inançların kökeni, geçmişi taa M.Ö. 2200'lere kadar uzanan eski Babil kentidir. Hilal şeklindeki Ay tapınması Babil'deki hilal, yıldız ve güneş tapınmasından doğmuştur. Hilal'in Babil ve Sümer'deki adları Sin ve İnanna'dır. Baal eski Babil'in baş ilahı Marduk'un diğer bir adıdır. Hilal (Sin), Yıldız (İştar) ve Güneş (Şamaş) üçlüğü aslında tek bir ilahta, Marduk'ta birleşirler. Hilal Baal'la, yıldız İştar'la ve güneş Şamaş (Tammuz) ile ayrı birer ilah olarak gösterilir.

Konu upuaut tarafından (13-03-2011 Saat 02:26 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Güneş’in Gidiş İstikameti ulpian Kur'an'da Mucize Yoktur 6 06-12-2017 02:28
‘Cumartesi Anneleri ve Başbakan’ın İkizyüzlülüğü’ yucemanitu Politika 1 15-02-2011 04:04
Arif Tekin'in Son Yazisi: İmam-ı A’zam Ebu Hanife’nin Bilinmeyen Yönleri sargon İslam 6 10-10-2010 21:35
Endişe verici nüfuza sahip bir ’cemaat’in hikáyesi gercekisim İslam 4 08-10-2010 05:24
II. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu’nda D. J. Futuyma’nın yaptığı konuşma dilaver Evrim 1 12-08-2009 20:50

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:36 .