Kutsal olanı algılayan zihin
Soru: Tanrıdan hiç sözetmiyorsunuz. Öğretilerinizde ona yer yok mu ?
Krishnamurti : Tanrı hakkında çok konuşuyorsunuz, değil mi ? Kitaplarınız onunla dolu. Kiliseler, tapınaklar, yapıyorsunuz, kurbanlar veriyorsunuz, ritüeller, törenler gerçekleştiriyorsunuz, Tanrı ile ilgili fikirlerle dolusunuz, değil mi ? Sözcükleri yineliyorsunuz, ama hareketleriniz tanrısal değil, öyle değil mi ? Tanrı dediğiniz şeye tapmanıza karşın yollarınız, düşünceleriniz varlığınız tanrısal değil, öyle değil mi ?
Tanrı sözcüğünü tekrar etmenize karşın diğerlerini sömürüyorsunuz. Tapınaklarınız var--Hindu, Müslüman, Hıristiyan vb..Tapınaklar yapıyorsunuz, zengin oldukça daha çok tapınak yapıyorsunuz. Yalnızca zengin olmaya çalışıyorsunuz. Hepsi bu.
Dolayısıyla Tanrı ile tanışıksınız ama sözcük düzeyinde ; ama sözcük Tanrı değildir, sözcük "şey" değildir. bu konuda çok açık olalım. Tanrı sözcüğünü ya da başka bir sözcüğü kullanabilirsiniz ama Tanrı kullandığınız bir sözcük değildir. O sözcüğü kullanıyor olmanız Tanrı'yı biliyor olmanız anlamına gelmez; yalnızca sözcüğü biliyorsunuz. ben o sözcüğü yalnızca siz bildiğiniz için kullanmıyorum. Bildiğiniz şey gerçek değildir. Ayrıca gerçekliği bulmak için zihnin sözel olarak bütün söylenmeleri sona ermelidir dğil mi ? Sizde Tanrı'nın imgeleri var, kuşkusuz "imge" Tanrı değildir. Tanrı'yı nasıl bilebilirsiniz ? Kuşkusuz imge ve tapınma yoluyla değil. Tanrı'yı, bilinmeyeni anlamak için, zihin bilinmeyen olmak zorundadır. Eğer Tanrı'yı arıyorsanız Tanrı'nın ne olduğunu bilmeniz gerekir; yoksa onu arayamazdınız değil mi ? Onu hem kitaplarınıza göre hem de duygularınıza göre arıyorsunuz ve duygularınız yalnızca belleğin tepkisidir. Bu nedenle aradığınız şey hem bellek hem de söylenti aracılığı ile yaratılmıştır ve yaratılmış olan ölümsüz değildir, zihnin bir ürünüdür.Eğer kitaplar olmasaydı, gurular, yinelenen kurallar olmasaydı, yalnızca üzüntüyü ve mutluluğu bilirdiniz değil mi ?--sürekli üzüntü ve sefalet, ender mutluluk anlarını. Daha sonra neden acı çektiğinizi bilmek istersiniz. Tanrıya kaçamazsınız ama büyük bir ihtimalle diğer yollara kaçarsınız ve bir kaçış olarak Tanrıyı uydurursunuz.
Eğer gerçekten acı çekmenin sürecini yeni bir insan olarak sorgulayarak kaçmadan anlamak isterseniz kendinizi üzüntüden özgürleştirirsiniz ve gerçekliğin, Tanrı'nın ne olduğunu bulursunuz. Ama üzüntü içinde olan bir insan Tanrıyı ya da gerçekliği bulamaz ; gerçeklik yalnızca üzüntü sona erdiği zaman değil aynı zamanda mutluluk olduğu zaman bulunabilir ; bir fark, bir karşıtlık olarak değil içinde karşıtlığın olmadığı bir hal olarak.
Dolayısıyla zihin tarafından yaratılmış olan "bilinmeyen" zihin tarafından kurallaştırılamaz. Bilinmeyen üzerine düşünülmeyendir. Bilinmeyeni düşündüğünüz anda o artık bilinendir. Tanrıyı düşündüğünüz zaman yalnızca bilineni düşünürsünüz ve bilinen zamanın içindedir; o, zaman ağına kapılmıştır, bu nedenle gerçek değildir. Gerçeklik zihin ancak zaman ağından özgürleştiğinde oluşur.
Zihin yaratmaya son verdiğinde yaratma vardır. Bir başka değişle zihin bütünüyle hareketsiz olmak zorundadır ama inandırmakla, hipnozla elde edilen bir hareketsizlik değil, bu yalnızca bir sonuçtur. Ancak bütün sorunlar sona erdiğinde "sessizlik" olur. Esinti durduğu zaman havuzun dingin olması gibi. Zihin, kışkırtan, düşünen sona erdiği zaman doğal olarak sessizleşir. Düşünene bir son vermek için, onun ürettiği bütün düşüncelerin düşünülmüş olması gerekir. düşünceye karşı bir engel, bir direnç oluşturmanın bir yararı yoktur, çünkü düşüncelerin açığa çıkarılması gerekir.
Zihin hareketsiz olduğunda gerçeklik tanımlanamaz bir biçimde oluşmaya başlar. Onu çağıramazsınız. Çağırmak için onu bilmeniz gerekir ve bilinen şey gerçek değildir. Zihin yalın olmalıdır, inançla, fikirle yüklenmemiş olması gerekir. Gerçeklik zihin hareketsiz olduğu zaman, hiçbir arzu, istek olmadığı zaman, zihin zorlanmamış bir hareketsizlikle bütünüyle dingin olduğu zaman gelir.
Gerçekliği bulmak onu aramak değil, zihni kışkırtan, rahatsız eden etkenleri anlamaktır. Zihin o zaman yalın, dingin ve hareketsizdir.
Bu hareketsizlik içinde bilinmeyen, bilinmez olan ortaya çıkar. Ve bu olduğu zaman iyilik vardır.
Dinsel zihin dinsel dogmaya yapışmak yerine kutsal olanı doğrudan algılayan zihindir
Krishnamurti
Bombay
1948
|