Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 29-08-2006, 23:25
illa illa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 29 Aug 2006
Mesajlar: 5
Standart GÖKTE BİR TANRI MEVCUT MU?

Gökte tahtında oturan,bizleri izleyen,sıkılan,hayıflanan bir Tanrı anlayışı?Ve bu Tanrı anlayışına isyan eden a-teistler..Soruyorlar:'Kuran Tanrı(!) kelamı ise bu kitabı izleyen müslüman(?)dünya neden bu kadar geri ve ilkel??''
1)Şu an maalesef İslam dünyasının ezici bir çogunluğu evrensel gerçeklerden bihaber..Şu anda haşyet duygusuyla Yaratıcıya kulluk etmiyorlar..Gökteki bir Arap Tanrısına tapınıyorlar..Hz.Muhammed in açıklamaya çalıştığı sırlardan bihaberler..
Biliyoruzki bugunki Musevi ve İsevi(Christian)lar bir Tanrı ya tapıyorlar.
Musevilerinki ırkçı bir Yahudi Tanrısı...
Hıristiyanlarınki Baba Tanrı yanındaki Biricik Oğul,Kuzu...Kendini insanların günahlarından arınması için feda eden bir kuzu''Kuzu tabirini bizzat kendileri kullanıyorlar''Yani onlarınki biraz karışık bir Tanrı..Bu Tanrı tek ama 3 kimliği var(Bkz.Athanas İtikadı)
Bu 2 dinin yanlış anlaşılmalarına maalesef bizimkilerde uyuyor.Onların Yahudi Tanrıları varsa bizimde Arabic God ımız var.Hem bu Arabic God oyle bir God tırki..Ne kadar sakal uzatırsan,başını örtersen.kabalık-sabalık yaparsan,kadını hakir gorursen o seni hurilerle dolu cennetine alır...Maalesef boyle düşünüyor bizimkiler..
Aklınızı Başınıza Alınız!Hz.Muhammed gökteki bir Tanrıdan vahiy almadı..O Allah Rasuludür..
Kurandaki betimlemelerin sembolik olduğunu bilmeden,aklının yetmediğini inkar ederek bir yere ulaşmak mümkün değil.Aslında evrenin sadece Kozmik Bilinçten meydana geldiğini anlamadan,herşeyin,kainatın,tüm varoluşun Yaratıcının bir anlık tasavvuru olduğunu ve o Yaratıcının Kuranda belirtildiği gibi bu tasavvurun her an süregeldiğini bilmeden bir yere ulaşmak yine mümkün değil..''Yüzünü ne yana donersen don Allah ın vechini gorursun'' ayetinin sırrına erişmeden yine bir yere ulaşamazsınız..Evrenin aslında tumel-tek bir yapı olduğunu oğrenmeden yine birşey olmayacaktır..
Hz İsa İncilde ''Baba ve Ben Biriz''dediğinde bu tumel tekliğe işaret ediyordu..Yine İncilde 'Babam Benden Buyuktur' derken Hz Muhammedin bir hadisi olan ''Zerre Küllün Aynasıdır''a işaret ediyordu..
Tüm mekanizmanın kör bir rastlantıdan meydana geldiğini savunanlar her zaman olacaktır..Polarite her zaman olacaktır evrende...
Bilelimki...Evren Hz.Muhammed in Allah ismini verdiği yaratıcı gücün bir anlık tasavvurundan oluşmuştur...Ve biz bu evrende bir hiçiz...İçinde hiç olduğumuz evrende Allah indinde bir hiç!
Sen O nu inkar ediyorsan eminol ne Allah ın ne Rasulunun hiç kaybı olmaz.Kaybeden sen olursun..Ama ne dersem diyeyim sen Yaratılış istikametinde ilerleyeceksin..Yolun açık olsun!

Değerli illa başkalarına yolun açık olsun dediğinde birinin kendi yolunun açık olup olmadığına da bakması gerekmez mi?
Gördüğüm kadarı ile arabic tiplerden biraz different sın.Sana naçizane tavsiyem şu bu yolun açık olup olmamasında RAHMAN ve RAHMET üzerinde tefekkür (derin düşünce)etmen.Hadi yolun açık olsun.
psikokemoterapi
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 29-08-2006, 23:41
deli_cevat deli_cevat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jan 2006
Mesajlar: 808
Standart Re: GÖKTE BİR TANRI MEVCUT MU?

KUR'AN'IN TANRI'SI NEREDE?

Mülk Suresinin 16. ve 17. ayetlerinin, Diyenet'in resmi çevirisin-deki anlamı şöyle:

"GÖKTE OLAN'ın, sizi yerin dibine geçirmesinden güvende mi*siniz? O zaman, yer sarsıldıkça sarsılır. GÖKTE OLAN'm, başınıza taş yağdırmasından güvende misiniz? Benim uyarmamın nasıl olduğu*nu yakında bileceksiniz."

Ayetlerin başında, "men fi's-Semâ" yer alıyor. "Gökte Olan" an*lamında.

Bu "Gökte Olan" kim?

Kuşkusuz, anlatılmak istenen, "Tann".

Demek ki bu ayetlerde, "Tann"nın "gökte olduğu", çok açık bi*çimde anlatılmakta.

"Tanrı" için "GÖKTE OLAN" denmesi, birçok konuda olduğu gibi şaşkınlığa ve bocalamalara yolaçmış Müslüman yorumcular ara*sında. Bir kesimi, buna da dayanarak şöyle demişlerdir:

_ Tann'nın yeri, yurdu vardır. (Tann'nın yeri, göktür.) (Bkz. F.Râzî, e't- Tefsiru'l- Kebîr, 30 / 69.)

Ne var ki buna karşılık şu sorular sorulmuş:

_ Tann, "gök"te olsa, "Tann"nm "gök"ten daha küçük olması ge*rekir. Böyle bir şey nasıl düşünülebilir?

_ "Tann"nın "gök"te olduğu düşünülürse, varlığının ve varlığını sürdürebilmesinin, bir başka şeye bağlı olduğunu da düşünmek gere*kir. Bu, nasıl olabilir? (Bkz. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 7/5233.)

Kur'an yorumculanndan, "gökte olma"yı, "yerinin-yurdunun ol-ması"nı, "Tann"ya, "Tanrı" kavramına yakıştırmayanlar pek çok. Ne var ki Kur'an'm kendisinin, bunu "Tann"ya yakıştırdığı ve öyle anlat*tığı da bir gerçek. Yorumcular, zorlamalı yorumlara sapsalar da bu gerçeği değiştirememekte. "ilker'ler de, "Tann"yı "gök"te görmezler miydi ve "çağdaş ilkeller" de öyle görmüyorlar mı? Ebu Müslim de, ayetlerde Tann için "GÖKTE OLAN" denmesini, Araplann, Tanrı'yı


gökte görmelerine bağlıyor. (Bkz. F. Râzî, 30 / 70.)

Bakara Suresinin 210. ayetinde de şöyle denin

"Onlar, Tann'nın ve meleklerin, gölgeli bulutlar (ya da buluttan gölgeler) içinde gelmesini beklerler yalnızca. Ve işin (işlerininin) biti-rilivermesini... İşler, Tann'ya döner."

Diyanet çevirisinde "Allah'ın azabının ve meleklerin tepelerine binip..." biçiminde bir anlam veriliyor. Ayetin sözleri, böyle bir anla*ma elverişli değil. Ayette, "Allah'ın azabının gelmesi"nden değil; KENDlSt'nin "bulutlar içinde" gelmesinden sözediliyor. Ayette açıkça yer aldığı halde, "Tann"nın "bulutlar içinde gelmesi", Tann'ya yakıştı-nlmadığı için, çeviriye yorum katılıyor ve "Allah'ın azabının..." deni*yor. Bu yorum, kimi Kur'an yorumlarında da var. (Örneğin bkz. Tefsi-ru'n-Nesefî, 1 / 105; Tefsiru'l-Celâleyn, 1 / 31; Taberî, Camiu'l-Beyân, 2 /191-192; F. Râzî, 5/215.)

"Tann"nın "bulutlar içinde gelmesi" Tevrat'ta da var. Kaynakda zaten orası. Ş unlan okuyoruz Tevrat'ta:

"Ey Efendi Tanrım (Rab Allah), çok büyüksün! (...) Sensin bu*lutları kendine araba edinen..." (Tevrat, Mezmurlar, 104:1-2.) "İşte Efendi Tann (Rab), hızlı bir buluta binmiş olarak Mısır'a gidiyor. Onun bulunmasından Mısır'ın putları titreyecek..." (Tevrat, îşaya, 19:1.)

Bununla birlikte Kur'an'ın Tann'smın da, Tevrat'ın Tann'sının da asıl yeri, "Tahtı-sarayı" demek olan "ARŞ"ı, "göklerin üstünde"dir. Kur'an'da, yeri ve gökleri yarattıktan sonra "arşa dayandığı" bildirilir. (A'raf: 54; Yunus: 3; Ra'd: 2; Tâhâ: 5. ve öteki sureler.) Hadislerde de "ARŞ"ın, göklerin üstünde bulunduğu bildirilir. "ARŞ"a ve "Tann"nın üzerinde bulunduğu bildirilen "sekiz dağ keçisi"ne ilişkin ayet ve ha*disler sunulduğunda ayrıntılar görülecektir, aynca unutmamak gerekir ki, Muhammed'in de, "Tann'yla görüşüp konuşmak" için "göklerin ötesine", O'nun "ARŞ"ına gittiği bildirilir. (Miraç olayı.) Tevrat'ta da şu tür anlatımlar göze çarpar: "Göklerin göğü üstüne binmiş olana ez*giler söyleyin!" (Tevrat, Mezmurlar, 68:33.) "Efendi Tann (Rab), kut*sal tapınağındadır. O'nun TAHT'ı GÖKLERDE'dir..." (Mezmurlar, 11:4.) "Efendi Tann, TAHTINI GÖKLERDE KURDU." (Mezmurlar 103:19.) İlk çağların ilkellerinin de, çağdaş ilkellerin de "TAN-RFlannın yeri, "gökler"dir.


"Tann'nın asıl yeri"nin "gökler"de olduğu bildiriliyor. Ama bu, Tann'nın o yerden, zaman zaman "inmesi"ne engel değil. Tevrat'ta şöyle denir: "Ve gökleri eğip indi. Ve ayaklan altında kara bulutlar vardı." (Mezmurlar, 18:9.) Kur'an'da da Tann'nın, "kıyamet günü, me*leklerle birlikte geleceği" (Fecr: 22.), "TAHTI'nı taşıyan 8 melekle (tahtının üzerinde) geleceği" (el Hakke: 17.) bildirilir. Hadisçilerce tartışmasız sağlamlıktaki bir hadiste de Muhammed, şöyle der:

"Efendi Tanrımız (Rabbuna), her gece, gecenin son üçte biri kal*dığında, DÜNYA GÖĞÜNE İNER..." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kita-bu't-Tehaccüd / 14; Tecrid,hadis no: 590; Müslim, e's-Sahih, Kitabi Salati'l-Müsafirîn/68-172, hadis no: 758. Ve öteki kitaplar.)

"Tann'nın dünya göğüne (birinci kat göğe) inmesini Tann'ya ya-kıştıramayan Müslüman yorumcular, "te'vil" yoluna sapıp yorumlarla durumu kurtarmaya çabalarlar. Ama Ibn Teymiyye gibi bu yola karşı çıkanlar, sözlerden ne anlaşılıyorsa öyle almak ve anlamak gerektiğini savunurlar. (Bkz. îbn Teymiyye, Der'u Teâruzi'1-Akli ve'n-Nakl Arap*ça, 1971,1/15.)

2000'e Doğru 20 Ağustos 1989, Yıl 3, Sayı 34


TANRININ TAHTI, SARAYI

8 DAĞ

KEÇİSİNİN SIRTINDA

"Tann'nın tahtıyla sarayı"na, Kur'an dilinde "ARŞ" denir. "Arş", sözlük anlamıyla, "tavanlı bir yapı" demek. (Bkz. Râğıbu el Müfre*dat.) "Taht", "saray" anlamında kullanır. (Bkz. Arapça sözlükler.) Şe*rif Cürcanî'ye göre, "ARŞ", "tüm cisimleri (varlıkları) içine alıp kuşa*tan bir cisim "dir. (Bkz. Cürcânî, Ta'rifât.) Eski gökbilimde, "gök" demek olan "felek"ler "9"dur. "9. Felek" için: "Feleklerin Feleği", "En Büyük Felek" ve "Atlas Feleği" diye adlar verilir. (Bkz. Şerhu'l- Çağ-minî, Arapça, 15-16, 23-24). işte din dilindeki "Tann'nın Arşı"da bu*dur. (Bkz. Muhammed Ali Tehânevi, Keşfu Istılahati'l-Fünûn, istan*bul, 1984, tıpkıbasım, Arapça, 2/981.)

Kur'an'da Tann için "Kral" anlamında "Melik" denir. (Bkz. Tâ-hâ: 114; Mü'minûn: 116; Haşr: 23; Cum'a: 1; Nâs: 2.) "Kral" olunca da "SARAY"ı ve "TAHT'ı olur. "Tann'nın ARŞ'ı da bu anlamda.

"Arş" Kur'an'da, türevlerinin dışında 26 kez geçer. 4'ü, "Sebe' (Saba) Kraliçesi"nin "tahü-sarayı" anlamında. (Bkz. Nemi: 23, 38,41, 42.) Biri, "Peygamber" Yusuf un "taht"ı. Mısır'da hükümdarken. (Bkz. Yusuf: 100.) Öbürleriyse Tann'nın. (Bkz. A'raf: 54; Tevbe: 129; Yu*nus: 3; Hûd: 7; RA'D: 2. ve öteki surelerdekiler.

Ayetlerde Tann'nın "ARŞ "a "dayandığı" (istiva) yani "tahtına, sarayına geçip kurulduğu" anlatılır. (Gösterilen ayetlere bkz.) Ne var ki "kelamcı" Müslüman yorumculardan birçoğu, bunu Tannlık için uygun görmez ve akılla bağdaştırmaz. (Bkz. F. Râzî, Tefsirul -Kebîr, 14 / 101 ve öt.; Tefsiru'n-Nesefî, 2 / 56 ve öteki tefsirler, aynca bkz. kelâm, akâid kitapları, örneğin: imam Ebu Mansur el M/Matüridî, Ki-tabu't-Tevhid S. 67-77.)

Bu nedenle de durumu kurtarmak için sözleri, kendi gerçek an-lamlannın dışına çıkanp yorumlarlar. (Yorumlar için bkz. F. Râzî, 14 /114 ve öt.; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 3 / 2176 ve öt.) Ne var ki, bu "te'vil" yolunu, "SELEF" adı verilen "eski islam ulu-


lan" benimsemezler. Bu yüzden kelamcılarla "Selefiyye"den hadisçi-ler arasında, bu ve benzer konularda uzun tartışmalar süregelmiştir. (Bkz. Talat Koçyiğit, Hadisçilerle Kelamcılar Arasındaki Münakaşa*lar, Ankara, 1969, S. 115,135-136.)

Hadisçilerden imam Mâlik ve imam Ahmed Ibn Hanbel'in görü*şü şöyle:

"Tann'nın istivası (yani sarayında tahtına geçip kurulması) MA*LUMDUR (bilinir), nasıl olduğuysa MEÇHULDÜR (bilinemez). (Bkz. Muhammed Ali Sabunî, Safvctu't Tefâ- sîr, 1 / 450.)

Kurtubî de şöyle der:

"Salih seleften hiç kimse şunu inkâr etmez: Tanrı, ARŞ'ın üstüne kurulmuştur, (istiva) Bu, gerçektir. Selef yalnızca, bu kurulmanın NASIL olduğunu bilmez. Çünkü bunun nasıl olduğu, gerçek anlamda bilinemez." (Bkz. Kurtubî, tefsir, 7 / 219)

Ibn Teymiyye'yse bilinemezliği kabul etmez bu bunun eskilere dayandırılamayacağını savunur. (Bkz. Ibn Teymiyye, Der'u Tearuzi'l-Alki ve' ne7Nakl Arapça, 1/14-15.) Ibn Teymiyy'ye göre ne zorlamalı yorumlara sapılmalı, ne de"yalnızca Tann bilir" denmeli; sözlerden ne anlaşılıyorsa o öylece alınıp kabul edilmeli.

Kısacası: "Tann'nın Arşı" denince anlatılmak istenen "Tann'nın tahtıyla sarayı"dır ve ayetlerde Tann'nın buraya geçip kuruluduğu bil*dirilir.

Muhammed'in bir açıklamasına göre, "GÜNEŞİN KARAR YE*Rİ" de "ARŞIN ALIT'dır. Muhammed, "GÜNEŞ"in her gün bu "ka*rar yeri" ne vardığını, batışının böyle olduğunu, burada secde ettiğini, sonra Tann'nın buyruğuyla dönüp yeniden doğduğunu anlatır. (Bkz. Buhâri, e's-Sahih, Bed'u'1-Halk / 4; Tecrid, hadis no: 1321; Müslim, e's-Sahih, iman / 250, hadis no: 159.)

Ne var ki Muhammed'in bu açıklaması, "ARŞ "in nerede olduğu*na ilişkin açıklamalanyla çelişir durumdadır. Çünkü yine kendisinin açıklamasına göre, "ARŞ", yedi kat göğün de, hepsini kuşatan (bkz. Bakara: 255.) KUrsi'nin de ötesinde ve üstündedir. Sağlam hadislere göre bunlann hepsi olağanüstü büyüklükte birer "maddi cisim "dir. (Bkz. F. Râzî, 7/ 12.) Öyleyse " GÜNEŞ"in "karar yeri (vanş yeri)" nasıl olur da "ARŞIN ALTI" diye gösterilebilir?

Muhammed'in bir açıklamasında da, "ARŞ"ın, "CENNET'in üs-


tünde olduğu anlatılır. (Bkz. Buhârî, e's-Sahih, Tevhid/ 22; Tirmizi, Sünen, hadis no: 2530-2531.)

Peki "yer, gök, cennet yokken" nerede ve neyin üzerinde bulunu*yordu bu "Tann'nın sarayıyla tahtı"? "ARŞ" neyin üzerindeydi o za*man?

Sorunun karşılığı, Hûd Suresinin 7. ayetinde: "SU üzerindeydi."

Kur'an'ın bu açıklamasının kaynağı: Tevrat "Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı. (...) Ve Tann'nın ruhu, sulann üzerinde hareket ediyordu..." deniyor. (Tevrat, Tekvin, 1:1-2)

Kur'an'a göre "ARŞ "in "melekler"den "taşıyıcılar"ı da var. (Bkz. Mü'min: 7.) Kimi Müslüman yorumcuya göre, bu "taşıyıcılar"ın şim*dilik sayısı: 4. "Kıyamef'teyse ayete göre "8" olacak sayı. (Bkz. El Hakke. 17.)

Muhammed, açıklamasında bunlar "8 DAĞ KEÇİSÎ" diyor. Ve bu açıklamaya göre, bu "8 dağ keçisi", bugünde "ARŞI SIRTLARIN*DA TAŞIYORLAR". Hadisin özeti:

"Dünya ile birinci gök katı arasındaki uzaklık: 71-73 yıllık. Her iki gök katı arasında da bu kadar bir uzaklık var. Hepsinin üstünde de bir DENİZ. Derinliği iki gök katı arası kadar. Bunlann üstünde de 8 DAĞ KEÇİSİ var. Her birinin çatal tırnaklanyla omuzlan arasındaki uzaklık, iki gök katı arasındaki uzaklık kadar. (Bir hadise göreyse uzaklık: 700 yıllık. Bkz. Ebu Davud. hadis no: 4727.) ARŞ, bunlann sırtlanndadır. Tanrı'ysa işte bunun (ARŞ'ın) üstündedir. (Bkz. Ebu Da*vud, Sünen, Sünneti 19, hadis no 4723; ibn Mace, Sünen, Mukaddimel 193; Tirmizi, Sünen, hadis no: 3320.)

2000'e Doğru

27 Ağustos 1989, Yıl 3, Sayı 35

Gelenek ve Gelecek 'Ne Yapmalı'cılarındır
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 30-08-2006, 02:10
illa illa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 29 Aug 2006
Mesajlar: 5
Standart Re: GÖKTE BİR TANRI MEVCUT MU?

Arşın gokteki bir Tanrının tahtı olmadığını anlatan.fikirlerini onemsediğim sayın Ahmed Hulusi nin yazısı aşağıdadır.Lutfen okuyunuz..






ARŞ

Soyut bir kavramdır!

"Arş" dendiği zaman genelde göklerin ötesinde, gökleri ve dünyaları kapsamına alan bir kat düşünülür. Sanki ötelerde bir yerde bir yüce kat var, o bu dünyaları kuşatmış, Rab da onun üstüne oturmuş aşağıdakileri oradan gözlüyor ve yönetiyor!!!
"Kürsî" ismiyle işaret edilen yapı, "galaksi"dir![/b]
"Arş" ise, melekût ile ceberût âlemi arasındaki muhayyel sınırdır!

Arş, soyut olan sırf mânâ ile çokluk arasındaki sınırdır.

İlimde vahdetin kesrete dönüştüğü sınırdır! Yâni ilmi ilâhi ile Esmâ ve Ef’al boyutu arasındaki sınır!

İlmin zuhûr mahallidir!

Milyarlarla galaksiyi ilminde barındıran yapının ilim boyutudur.

Milyarlarla galaksiyi ilminde barındıran, kapsamına alan yapının bilinç yâni dinî tâbirle ilim boyutu, tasavvufî deyimiyle Esmâ âlemi o günde “Arş” kelimesi ile izah ediliyor!



400 MİLYAR GÜNEŞİN YER ALDIĞI

SAMANYOLU GALAKSİSİ, ARŞ’IN İÇİNDE,

ÇÖLE ATILMIŞ BİR YÜZÜK HALKASI GİBİDİR!


Güneş sistemi, içinde bulunduğumuz Galaksi`de bir hiç mesabesindedir!.

Son tespitlere, verilere göre; Samanyolu adını verdiğimiz Galaksi`de 400 milyar güneş var... "İNSAN ve SIRLARI" isimli Kitabı yazdığım zamanki -1984-, verilere göre, Samanyolu`nda 100 milyar yıldızın tespiti yapılmıştı. Şu anda (sene 1994), aldığımız verilere göre Samanyolu`nda 400 milyar güneşin var olduğu tespit edilmiş.

Bir açıklamasında Rasûlu Ekrem şöyle diyor:

"Dünyanız ve yedi kat semâ, Kürsi`nin içinde çöle atılmış bir yüzük halkası kadardır. Kürsi de Arş`ın içinde gene çöle atılmış bir yüzük halkası gibidir." diyor...

Burada bahsedilen, "Kürsî" kelimesi ile ifade edilen saha, yapı, bizim Galaksi dediğimiz ve Samanyolu ismiyle tanımladığımız yapıdır; bizim tespitlerimize göre. Yani, 400 milyar güneşten, yani yıldızdan oluşan bir sistem...

Eğer gerçekten, şöyle bir hafsalamızı genişletip de biraz düşünürsek, o 400 milyar güneşin içinde bizim güneş, çöldeki bir yüzük halkasından başka bir şey değildir.

Ayrıca bu 400 milyar güneş benzerinin meydana getirdiği Galaksi gibi; şu andaki tespitlere göre milyarlarla Galaksi var!. 400 milyar güneşten oluşan Samanyolu Galaksisi gibi... Milyarlarla galaksi var evrende!.

İş bu kadarla da bitmiyor!.

Bu yıldızların, galaksilerin her birinde bizim algılayamadığımız dalgasal boyutlarında ve onun da altındaki kuantsal boyutta sonsuz sayıda âlem ve canlı-bilinçli varlık türü mevcut!.

Ve eğer anlayabilirsek, o milyarlarla galaksinin içinde bizim Samanyolu dediğimiz 400 milyarlık galaksi, çöldeki bir yüzük halkası gibidir...

Nitekim bu konuda Hz. Rasûlullah Aleyhisselâm şöyle buyuruyor:

-Fesubhanallah! Semâ gıcırdıyor! Secde edilmedik bir karış yer yok semâda!

Elbette bu "semâ" tanımlamasıyla "göze" hitâbeden yapıyı değil; "berzah" denilen, "âhiret" denilen evrendeki dalgasal boyutu anlayacağız..

İşte bu milyarlarla galaksiyi ilminde barındıran, kapsamına alan yapının bilinç yani dinî tâbirle “İlim Boyutu”, tasavvufî deyimiyle “Esmâ Âlemi” o günde "Arş" kelimesi ile izah ediliyor!.



ARŞ, MEKÂNSAL DEĞİL; BOYUTSALDIR!


Arş, mekânsal değil boyutsaldır!

Yani belirli bir mekânda ve mesafede değil; her birimin, birimiyetinden özüne doğru gidişte yer alan bir boyuttadır "ARŞ"! Yani boyutsal derinliktedir Arş, mekânsal değil!



Arş ise evreni ihâta eden, ancak zaman ve mekân kavramı dışında olan boyutsal bir kavramdır.





DÜŞÜNCENİN, İLMİN, BİLİNCİN

EYLEME DÖNÜŞ SINIRI!


ARŞ, mekânsal maddesel bir kavram değildir.Arş, bir sınırdır.

Eylemin-fiilin-oluşumların başladığı; düşüncenin, bilinci,ilmin veya başka bir ifadeyle somutun soyuta döndüğü mücerretin müşahhas a döndüğü sınır ARŞ’tır. Arş’la ifade edilebilmiştir..

Yani Arş mekânsal bir kavram değildir!

Evrenin başı veya sonu noktası gibi mekânsal bir kavramı anlatmaz.

İlmin, bilincin, fiile eyleme dönüş sınırıdır.

“Rahman Arş’ın üstündedir” âyetiyle işaret edilen anlam, Rahman ismiyle Allah’ın Rahmaniyet mertebesine işaret edilir.

Rahmaniyet mertebesi, Allah’ın bütün isimlerinin içine alındığı esmâ mertebesinin toplu adıdır. Yani varlığın aslı üzerinde Allah’ın ilmi ve kendisindeki esmâsının özellikleri hâkimdir ve tasarrufluk meydana getirir anlamınadır bu ifade..

İlmin, fiillere dönüş sınırı olarak konan “ARŞ” isminin kapsamı altındaki herşey, Allah isimlerinden bir terkibin mânâsını ortaya koyan sonsuz-sınırsız varlıkları kapsamına alır.





SAYISIZ OLUŞUMLAR BOYUTUNUN

TEKİL DÜŞÜNSEL BOYUTLA

KESİŞME NOKTASI


Evrenin orijininde de bir bilinç boyutu, bilinç safhası, mânâların oluştuğı bir ANA SAFHA vardır.. bir de bu mânâların eyleme dönüştüğü Kudret ya da enerji adını verdiğimiz noktadan başlayan oluşumlar safhası vardır.

Tasavvufta “ef’al boyutu” “efal âlemi” denen, bizim bugünkü dille “sayısız oluşumlar boyutu” adını vereceğimiz algılanabilir veya algılanamayan çokluk kavramlarının geçerli olduğu safhanın tekil düşünsel boyutla kesişme noktası, Din’de ARŞ diye anlatılır.



ALLAH’IN ARŞ”I ISTIVASI


Kesret âleminin O’nun ilmiyle meydana gelmesi ve ezelden ebede bunun böylece devam etmesidir.





“ARŞ’IN ALTI”


“Arş’ın Altı”, ef’âl boyutunu kapsayan alandır!

Arş’ın boyutsal altı için bir diğer tanımlama ile “Kâinat” ya da “Evren”diyebiliriz!

Ama mutlak mânâsıyla “Evren”! Yoksa, bugün dünya üzerinde konuşulagelen “evren” yâni “insanın evreni” değil!





“ARŞ’IN ALTINA TENEZZÜLÜ”


İlâhi isimlerin mânâlarının kuvveden fiile çıkması; mânâdan birimselliğe, çokluğa dönüşmesi “Arş’ın altına tenezzülü”diye anlatılır.



“ARŞIN ÜSTÜ”


“Arş’ın Üstü”, ‘’İlmi ilâhi’’dir!

İsimler yâni ALLAH’ın ilminde bulduğu özellikler âlemidir!

Tamamiyle mücerred (soyut) âlem olan CEBERÛT BOYUTUDUR!





ARŞ’A YÜKSELME


Arş’a yükselme, maddesel bir biçimde değil;’’Mirâc’’ın nihayetinde oluşmuş olan boyutsal bir sıçrama ile ulaşılan kavramdır

Arş’a âfaki yoldan-galaksileri aşmak suretiyle değil; enfüsi yoldan–kişinin kendi zât boyutuna yönelmesi şekliyle ulaşılan bir husustur!

Bizim üstümüzde altıncı kat yer, üstünde beşinci yer ve Ay’a kadar birinci kat yer vardır.

Esasen bu anlatım, bizim atmosfer tabakalarını tanımlamaktadır.





ARŞ’IN FEVKİ…

LİLLÂHİL VÂHİD’İL KAHHAR!


ARŞ’IN ALTI da, efal âlemidir. Sidre-i Münteha’dan başlayıp alabildiğine giden ef’al âlemidir; “Hayâli Kebir”dir!

Onun içine meleği de girer, insanı da girer cinni de girer, İnsanı Kâmili de girer.

Tüm âsar hep bu hayâl içindedir.

Hayâlin dışı dersen, ARŞ’ın fevki, “Lillahil Vâhid’il Kahhar!”



RAHMAN VE RAB’BIN

“ARŞ“ ÜZERİNDE YER ALMASI


“Rahman ve Rabb'ın "Arş" üzerinde yeralması” demek, o varlığın zâtî vasıflarla ve esmâ-i ilâhî’nin mânâlarıyla kâim ve mevcut olması, tasarrufunun her an ilmi ilâhî doğrultusunda Rabb'ın elinde olması demektir!

“Ef'âl âlemi” diye bilinen fiiller âlemi yani kesret âlemi, tümüyle “melekût” diye bahsedilen âlemdir. Bunun bir üst ya da alt boyutu olarak tanımlayacağımız, esmâ âlemi yani Allah'ın isimleri boyutu ise sırf mânâdan ibarettir ki bunda kesret yani çokluk kavramı mevcut değildir.

"Rab Arş'ın üzerindedir" ya da "Rahman Arş'ın üstündedir" gibi tanımlamalar ile hep, melekût âleminin içine giren her şeyin, ilâhî isimlerin tasarrufu ile mevcudiyet ve devamlarına işaret olunur!





RAHMAN’IN ARŞ ÜZERİNE

ISTİVA ETMESİ


ARŞ-I RAHMAN, “Rahman Arş’ın üzerine ıstıva etti “dendiği zaman; ARŞ’ın üstü esmâ mertebesidir; Rahmani vasıflardır; Esmâ’dır..

Ahmed Hulûsi



*



.


www.allahvesistemi.org
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 30-08-2006, 08:21
deli_cevat deli_cevat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jan 2006
Mesajlar: 808
Standart Re: GÖKTE BİR TANRI MEVCUT MU?

evet bir yığın iddia eğer bu hiç bilinmeyen tanınmayan bir din olsa tamam dicem ama farkındamısın bilmiyorum yazın baştan aşağı savlardan oluşmasına rağmen bir tane kaynak yok sadece yorum war yorumlaya yorumlaya allahı bulutların arasındaki yerinden çıkartmışsın tüm evrenlerin üzerine koymuşsun arkadaşım bi kere göğün 7 kat üstü denirken anlatılan şey senin bahsettiğinden çok daha sığ bi mevzu hele hele insan suretinde olduğu hadis ile sabit olan bir tanrıya bu şekilde yakıştırmalar yapmak çok dayanaksız kalacaktır

TANRI'NIN BİÇİMİ VE BOYU

Şura Suresinin 11. ayetinde bir parçanın, Diyanet'in resmi çeviri-sindeki anlamı şöyledir:

—"... O'nun (Tanrı'nın) benzeri hiçbir şey yoktur..."

Parçanın sözlerini tam karşılığıysa şöyle:

—"... O'nun (Tanrı'nın) benzeri gibi bir şey yoktur..."

Bu şöyle yorumlanır

"O'nun kendisinin benzerinin bulunması şöyle dursun, benzeri*nin bile benzeri yoktur..." (Bkz. Elmalıh Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 6/ 4225.)

"Tanrı'nın benzerinin olmadığı" anlatılmak isteniyor. Daha doğ*rusu böyle demek istendiği savunuluyor yorumlarda.

Bununla birlikte "Tanrı'nın benzeri yoktur" sözü, Kur'an'ın bütü*nünde ve hadislerde tanıtılan "TanrTya pek uymuyor. Çünkü gerek ayetlerde, gerek hadislerde TanrTnın nasıl tanıtıldığına, O'na uygun görülen niteliklere bakıldığında, bu Tanrı'nın "tıpkı insana benzediği" görülür. Yani "insan"da bulunan nitelikler bu "Tanrı"da da var:

Örneğin: insan görür, işitir; bu Tanrı da görür, işitir, insan konu*şur, bu Tanrı da, öyle... İnsan gelir, bu Tanrı da... insan kızar-öfkelenir, bu Tanrı da., insan "öç alma" yoluna güder; bu Tann da... insan yatışır, düşünür, acır, bağışlar; bu Tann da., insan gibi "efen*didir (Rabb), "kral"dır (Melik), "ev"i (Ka'be...), "tahtı, sarayı" (ARŞ) vardır. Güçlüdür kimi insan gibi (Azız). "Ezici"dir (Kahhâr), "zor-ba"dır (Cebbar), "sevecen"dir (Vedûd)... Dost, düşman edinir...

BlÇlMl de insan gibidir bu "Tann"nın:

insan gibi "yüz"ü vardır. Birçok ayette, Tanrı'nın "vech"inden, yani -"yüz"ünden sözedilir (örneğin Bkz. Bakara: 115; Rahman: 27...). "El"inden, "iki el"inden sözedilir. Âdem için "iki elimle yarat*tım" diyor. (Bkz. Sad: 75.) Kendisi için "iki eli açık" denir. (Bkz. Mâi*de: 64.) "iki göz"ünden sözedilir. Kimi zaman "aynî", yani "gözüm" der (Bkz. Tâhâ: 39), kimi zaman kendi "gözler"inden "a'yunina", yani "gözlerimiz" diye sözeder (Bkz. Hûd: 37, Mü'mimûn: 27; Tûr: 48...)

Bütün bunları,, yani Tanrı'nın Kur'an'daki biçimini, kafalarındaki


Tanrı kavramına uygun bulmayan yorumcular, kelamcılar ve usulu'l-fıkıhçılar (tslam hukukçuları), kendi görüşlerine uydurmak için sözle*ri, sözcükleri gerçek anlamlarının dışına çıkarıp yorumlar yaparlar. Eskiler (selef) ve eskilerin .görüşünü benimseyenler (Selefiyye) ise, "yorum" (te'vil) yolunu benimsemez; "Ne demek istendiğini ancak Tanrı bilir" derler, lbn Teymiyye buna da "karşı çıkar, "yalnızca Tanrı bilir" görüşünü kabul etmez. Gerçek anlamın dışında yorumlar yapma*yı benimsemese de... (Bkz. Ibn Teymiyye, Der'u Teâruzi'1-Akli ve'n-Nakl, 1/14-15.)

Tann'nı görmesinin işitmesinin ve öteki niteliklerinin insanınki-ne görünüşte benzese de gerçekte benzemediği savunulur genellikle "Eli, yüzü, gözü..." için de benzer şeyler söylenir. "Tann'nınki çok başkadır" denir.

Şöyle denebilir:

—Tann'nın eli vardır. Ama bu "EL" kimbilir nasıl bir eldir? Yü*zü de vardır. Ama bu "YÜZ", nasıl bir yüz? Gözleri de vardır, ama bu "GÖZLER" nasıl gözler?

"Selefin, "Selefiyye"nin dediklerinin de aşağı yukan bu olduğu söylenebilir. Dahası öteki yorumcuların ki de, döne dolaşa bu noktaya gelebilir. (Bkz. F. Râzî, 271150-154.)

Ne var ki, Tann'nın, "Âdem'i KENDİ SURETİNDE yarattığını" anlatan hadisler gözardı edilemez:

Muhammed açıklıyor:

"Tann Âdem'i KENDİ SURETİNDE (kendi biçiminde) yaratu. O sırada Âdem, 60 'zira' di (bir 'zira' = dirsekten orta parmak ucuna kadar 75 cm., 90 cm arası. 60 zira; 45 m., 54m arasında değişiyor.) (Hadis için Bkz. Buhârî, e's-Sahih, Kitabu'-lstizanl 1; Tecrid hadis no: 1367; Müslim, Kitabu'l-Cennel 28, hadis no: 2841.)

"Kendi suretinde..." yani "Tann'nın suretinde..." Bir hadiste de Âdem'in "Rahman'ın ('Rahman' Tann'nın bir adıdır) suretinde yaratıl*dığı" açıklanır.

Bir "insan"m —bu insan Âdem de olsa— 45-50 m. boyunda ola-mıyacağı açık. Yani gerçek anlamıyla "bilim"in hiçbir dalı bunu kabul etmez. Kur'an'ı, hadisleri, kısası "din"i "bilim"le bağdaştırma çabalan da boşuna bir çabadır.

Muhammed, Tann'nın, "Âdem'i kendi suretinde yarattığını" açık-

larken, "o sırada Âdem'in 60 zira (yaklaşık 45-50m.) boyunda olduğu*nu" mu açıklamak istiyordu? Kesin bir şey söylenemez. Ama bu açık*lamaya göre şu söylenebilir: Madem ki Tann İNSAN biçimindedir; öyleyse organlarını biçimi ne olursa olsun, insanda olan organlar Tan-rı'da da vardır: Örneğin: Tann'nın da İKİ ELl, her elinin beş parmağı, İKİ AYAĞI, her ayakta beş parmağı, iki gözü, iki kulağı, bir burnu, saçlı ya da saçsız başı, bir beyni, bir kalbi, ciğerleri, böbrekleri, bağır-saklan... vardır. Kur'an'ın, hadislerin "söz"lerine bakan İslam kelamcı-lannda "Mücessine" (Tann'nın cisimli olduğu görüşünde olanlar) ve "Müşebbime" (Tanrı'yı insana, varlıklara benzetenler) adı verilen ke*sim de böyle der. (Bkz. Akâid.)

"Tann'nın Âdem'i kendi biçiminde yarattığı" yolundaki açıklama Tevrat'tan alınmadır. (Bkz. Tevrat, Tekvin, 1: 27; 5: 1-2; 9:6)

Tann'nın "kıyamef'te "8 taşıyıcı" üzerinde geleceği ayette anlatı*lır. (Bkz. El Hakke: 17/) Muhammed, Tann'nın, o sırada iki biçimde insanlann karşısına çıkacağını, bir tanımadıklan biçimde, bir de tanı-dıklan biçimde (insan biçiminde?) görüneceğini" açıklar. (Bkz. Buha-ri, e's-Sahih, Kitabu't- Tevhidi 24; Tecrid, hadis no: 450, Müslim, e's-Sahih, hadis no: 182.)

2000'e Doğru 24 Eylül 1989, Yıl 3, Sayı 39

Gelenek ve Gelecek 'Ne Yapmalı'cılarındır
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 30-08-2006, 09:19
mhmd mhmd isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
Standart Re: GÖKTE BİR TANRI MEVCUT MU?

Sn. İlla,
İman, kalp ile olur beyin ile değil. Siz, mantıksal çıkarımlar ile imansız gördüklerinizi davet ediyorsunuz! Bu ise yaratılışın nedenselliğine ters düşer. Görüşlerinizin pek çoğu doğru olmakla birlikte, “-Aklını başına al, kaybeden sen olursun” gibi uyarılar ile yine sizin (doğru gördüğüm) tabiriniz ile Arabic God’ lık yapılmamalı bence. Pek çok doğrularımızı daha da okuyarak, düşünerek genişletmeliyiz. Şu an geldiğimiz yer dahi yeterli değildir bizlere. Her şeye de kendimizden başlamalıyız. Biz ki; ne bir peygamberiz ne de bir nebi. Tüm buna rağmen, bir insan olarak da hiçlik konusu tasavvufta sadece yaratıcının yanındaki pozisyondur. Yaratılanlar yanında değil.
Sn. Cevat,
Varlığını kabul etmediğiniz şeyin yerini tartışmanız anlamsız!

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 30-08-2006, 10:21
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: GÖKTE BİR TANRI MEVCUT MU?

merhabalar,

Bence Tanrı ne yerde ne de gökte..
Varsa eğer İnsan'ın Yüreğin'de.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 30-08-2006, 10:52
deli_cevat deli_cevat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jan 2006
Mesajlar: 808
Standart Re: GÖKTE BİR TANRI MEVCUT MU?

Sn. Cevat,
Varlığını kabul etmediğiniz şeyin yerini tartışmanız anlamsız!


td nin yazılarına verilebilen en mantıklı cevap bu olsa gerek zaten daha iyisi beklenemez

Gelenek ve Gelecek 'Ne Yapmalı'cılarındır
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 30-08-2006, 14:53
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: GÖKTE BİR TANRI MEVCUT MU?

İNSAN BU KADAR KENDİNİ KOMİK DURUMA DÜŞÜRMEMELİ
yani bu yazdıklarınızı gören her sahış size gülüyordur.benide güldürdünüz.
ne kadar bilgiden uzak olduğunuz belli.ve kendinize göre yorum yapıyorsunuz..size tavsiyem önce ALLAHIN *sıfatlarını öğrenin .
ve nefislerinize *hakim *olun.hepinizin *burada yazdıkları boş.diyorsunuzki
insanlar açlıktan niçin ölüyor.
işte sizin gibiler yüzünden *hiç bir *yardım kuruluşunuz yok.ancak dernek olarak ateistler *kulübü kurup düşünce gösterisi yapıp *çoğalıyorsunuz.
ama bir açı dolurmak için çalışmıyorsunuz.işte sizin zihniyet ve kavramınızbu...
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 30-08-2006, 17:00
deli_cevat deli_cevat isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jan 2006
Mesajlar: 808
Standart Re: GÖKTE BİR TANRI MEVCUT MU?

ateistlik bir ideoloji değildir bir siyasi akımda değildir ancak kendini felsefi temel olarak meteryalizmi seçmiş marksist düzende ezen veya ezilen kavramlarnın olmamasının doğal sonucu olarakda fakir kavramı da olmayacaktır ama sen gülmeye devam et

Gelenek ve Gelecek 'Ne Yapmalı'cılarındır
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 30-08-2006, 17:24
imported_ozer imported_ozer isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 06 Aug 2006
Bulunduğu yer: ESKİŞEHİR
Mesajlar: 76
Standart Re: GÖKTE BİR TANRI MEVCUT MU?

Varlığı sadece tasavvura dayalı olan bir yaratıcı İnsanlaştırıldıkça komik olmuyor mu? Sayılan sıfatların hepsi insani özellikler insanlarca yaratıcıya yakıştırılmış olanlar.
Kozmik bilinç kavramı da ilginç olmuş ama insan zekasına ve hırsına yenik düşmüş. Cezalandırmaz kimseyi yaratıcı ödül de vermez bunların hepsi insani kuruntular. Rahat olun.

Sevgiyle bilgiyle hoşkalın hoşça kalın.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:26 .