Öncelikle bu soruya benim cevabım evet'tir arkadaşlar! Neden evet dediğimi kısaca şöyle izah edeyim.
Ben onu
İsmet Berkan'ın geçen yılki
"Merakla beklenen tartışma: Dinler dünyaya iyilik getirdi mi?, 28 Kasım 2010" makalesinden tanımıştım.
Geçen yıl Toronto'da 2700 biletli seyirci önünde yapılan
"Din Dünya'daki iyilik için güçtür (Religion is a force for good in the world)" münazarada eski İngiliz Başbakanı
Tony Blair yaptığı tartışmada sağlığı çok kötü durumda olmasına rağmen galip gelmesiyle oldukça dikkatimi çekmişti.
Christopher Hitchens, dünya çapında ateizmin en hararetli savunucularından, İngiliz asıllı ama uzun zamandır hayatını gazeteci, yazar ve editör olarak Amerika’da geçirdi. Bu konuda kitapları, sayısız konuşması ve makalesi ama, aynı zamanda gırtlak kanseri de vardı.
Tabii onun kanser olduğunun duyulmasıyla birlikte Amerika’daki pek çok dini cemaat bu azılı düşmanlarının
"Tanrı tarafından cezalandırıldığını" söylemeye başladı,
"Tanrı onu özellikle gırtlak kanseri yaptı, çünkü küfürler oradan geliyordu" diyenler bile çıktı.
Elbette bütün hristiyan gruplar bu kadar aptal değildi, tanrının affediciliğini unutmayan cemaatler de vardı, onlar da
Hitchens için toplu dualar organize ettiler, bunu da duyurmayı ve böylece ne kadar hoşgörülü olduklarını herkese ilan etmeyi ihmal etmemiş oldular.
Hitchens, ölümlülüğün ("Her canlı ölümü tadacaktır") böylesine yüzüne vurulduğu, çok yorucu ve yıpratıcı bir tedavi sürecinden geçtiği bir dönemde
Tony Blair’e konuyu tartışmayı teklif etti. Ve sürpriz,
Blair de bu teklifi kabul etti.
Bir tarafta hastalığıyla boğuşmaktan bitap düşmüş, saçlarını kaybetmiş ateist
Hitchens, öteki tarafta çakı gibi duran dindar
Blair. Kibar kibar konuşuyorlar.
Peki ne dediler?
Hitchens konuşmasında önce kolayca tahmin edilebileceği gibi din savaşlarını, din uğruna ölümleri vs. anlattı.
Hitchens'a göre,
"Din acımasız bir deneydi, bizler hasta ve eksik yaratılmıştık ve bize düzelmemiz emrediliyordu." Yine
Hitchens’a göre, biz insanlar çok küçük bir kazanım karşılığında özgürlüklerimizi feda etmiştik, koyun gibi davranmaya zorlanmıştık. Konuşmanın seyirciden (ve bu arada
Blair'den) en çok kahkaha alan anı,
Hitchens’ın dinlerin
"Uhrevi diktatörlükler" olduğunu söylemesinden sonra bu diktatörlüğü Kuzey Kore’deki rejime benzetmesiydi.
2003 Irak İşgali'nde İngiliz halkı tarafından bile adı "Bliar"a çıkan Tony Blair, bir Irak hatırası alırken görülüyor!
Tony Blair ise ilk başta din adına tarih boyunca dünyada pek çok kötülüğün yapıldığını, hâlâ daha yapılmakta olduğunun da inkar edilemeyeceğini söyleyerek başladı.
Blair din adına kötülük yapanların yanında din adına iyilik yapanların da bulunduğunu ve bu ikincisinin günümüz dünyasında çok daha büyük çoğunluğu oluşturup çok daha fazla insanın hayatında olumlu anlamda fark yarattığını söyledi. Yani
Blair’e göre kategorik olarak din iyidir veya kötüdür demek olanaksızdı ama dinin hiç olmadığı bir dünya ahlaken çökmüş de olurdu.
Blair, dinin önündeki en büyük görevin binyıllara dayanan mazisi olan kutsal metinlerin bugünün dünyasına göre yorumlanması olduğunu da söyledi.
Tartışmadan kim galip çıktı?
Tartışma sonunda salondaki 2700 kişiyle bir anket yapıldı, çoğunluk
Hitchens’ın görüşlerini daha ikna edici buldu! Bugün eğer, Hürriyet gazetesinin köşe yazarlarına bakmasaydım (ki ben bu gazeteye hiçbir zaman güvenmem ama, sırf birkaç kaliteli yazar var diye arasıra bakarım), yine
İsmet Berkan tarafından yazılmış "
Christopher Hitchens da öldü işte!" makalesinden
Christopher Hitchens'ın 2 gün önce ölmüş olduğunu öğrenemeyecektim.
Daha da ilginci, uluslararası araştırma kuruluşu IPSOS’a 23 ülkede toplam 18 bin 192 kişiyle yapılan bir araştırma ısmarlandı. Bunlardan yüzde 48’i,
"Din, 21. yüzyılın toplumlarına gereken ortak değerleri ve ahlaki temeli sağlıyor" dedi.
Araştırmaya katılanların yüzde 52’si
"Dinsel inanç, etnik ayrılıkları ve hoşgörüsüzlüğü destekliyor, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sosyal gelişmenin önünde engel oluyor" görüşünde.
En çarpıcı ve bizi de en yakından ilgilendiren sonuç şu: Araştırmacılar,
"Dinin etkisi olumlu mu, olumsuz mu" diye soruyor. Grafikte de göreceksiniz, Amerika hariç zengin ülkelerde bu soruya
‘Olumludur’ diyenler çoğunluk oluşturmuyor.
Burada Türkiye ile ilgili sonuç da çok ilginç. IPSOS’a göre ülkemizde dinin etkisinin olumlu olduğunu düşünenler yüzde 40’larda, olumsuz olduğunu düşünenler ise yüzde 50’lerde.
Hoşçakal Hitchens!
Biliyoruz; insanlar öldükten sonra doğadaki diğer canlılar gibi kendi görevlerini yapmış olarak giderler ve
"Ruh ölümsüzdür" gibi saçmalıkları bir kenara bırakırsak, öteki tarafta bizi bekleyen bir şey olmayacak. Yani bu ve öteki dünyada geriye yalnızca
Hitchens'ın bize bıraktığı mirastan başka bir şey olmayacaktır. Ben bize bıraktığı mirasla
Hitchens'ın Dünya'ya bir iyilik getirdiğine inanıyorum.
Ne diyeceğimi bilemiyorum; başlıktaki gibi
"Hoşçakal" ya da
"Güle güle" demenin bir anlamı olmadığını biliyorum ve
"Öteki tarafta ışık seninle olsun" demek de ayrı bir saçmalıktır. Özetle ne desek boş. Ama ben yine de bu dünyada geçerli olan bir sözle
Hitchens'a "
Hoşçakal" dedim.
Not: Bu tartışma hakkında Milliyet gazetesinden
Mehmet Tezkan da kendi köşesinde "
Dinler dünyaya iyilik getirdi mi?"sorusunu sorarak küçük bir eleştiride bulunmuştu!