Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 13-10-2006, 12:29
Natan Natan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 18 Sep 2006
Bulunduğu yer: usa
Mesajlar: 4.841
Standart cihad tanrı için mi siyasi zafer için mi ?

1.Tanımı

1.1. Sözlük anlamı

Bir amaca yönelik olarak olanca gücü kullanmak. "Olanca çaba" anlamındaki "cehd"den gelir.

1.2. Islamda yüklendiği anlamı

1.2.1. Tanrı uğruna silahlı savaş

1.2.1.1. Genel tanımı: Tanrı yolunda ve din uğrunda kutsal savaş. Amacı: "İlây-ı kelimetü'llah" (Tanrı'nın sözünü yüceltmek), yani "Kuran'ı ve hükümlerini 'tüm düşünce, inanç ve dinlerin üstüne' çıkarmak ve karşı konulmaz biçimde egemen kılmak".

Ayet ve hadislerdeki özel anlatımıyla "tanrı yolunda, kâfirlere karşı İslam'ı üstün ve yenilmez duruma getirmek için canla malla birlikte savaşmak", "Tanrı yolunda savaşa, öldürmeye girişen inanırların canlarını ve mallarını, karşılığında CENNET'i vererek Tanrı SATIALMIŞTIR." (tevbe suresi, ayet 111). Ayet ve hadislerde, çoğu yerde "cihad" bu anlamında, yani "Tanrı yolunda ve din uğrunda silahlı kutsal savaş" anlamında kullanılmıştır. Bu anlamda kullanıldığı da açıkça belirtilmiştir.

1.2.1.2 Islam hukukundaki tanımı
Kafirlerle savaşmak, onları öldürmek, onların elinden mallarını, mülklerini almak, yağmalamak, tapınaklarını yıkmak, putlarını kırmak." (Bkz. Dâmâd, c.1, s.494)

1.2.2 Tanrı ve din uğrunda manevi savaş

"Silahlı savaş"la birlikte bu da istenir.

1.2.2.1. "İnsan ve cin şeytanlarııyla" savaşmak: Her tür şeytanın oyununa karşı uyanık olmak, ödün vermemek, 'şeytanı savaşta yenmeye çalışmak'.
1.2.2.2. "Nefis" ile savaş: Dünyanın çekicilikleriyle, 'nefis arzuları' ile savaşmak. Kimi ayetlerdeki "cihad" bu anlamda yorumlanır. (Bkz. Ragıp, el Müfredât, "c-h-d"). "Cihad"ın bu anlamını benimseyenler daha çok Islam gizemcileridir (tasavvufçular).

2- Süresi, kimlere karşı olacağı ve "hükm"ü

2.1 Süresi

2.1.1. Genel Olarak: Peygamber, "ümmet"inin "cihad"ının "kesintisiz" olacağını ve kıyametin "âlâmet"lerinden olan "Deccâl öldürülünceye kadar" süreceğini bildirir. (Bkz. Ebu davud, Kitabu'l-cihad, 4-Babuun fî Devamı'l-Cihad, hadis no: 2484, c.3, s.11)

2.1.2. Özel durumlarda: Devlet "cihad"a çağırır. Çağırılan "cihad" savaş durumuna göre sürer ya da sonuçlanır. Yani, "süre" savaş durumuna ve savaşanların durumlarına, kararlarına bağlıdır.

2.2 Cihad'ın kimlere karşı olacağı

2.2.1. Genel olarak tüm kâfirlere karşı:

Cihad'ın kimlere karşı olacağı, genel niteliğiyle, kesin olarak belirlenmiştir:

Hadis: "Tek Tanrı'dan başka Tanrı bulunmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve Peygamberi (elçisi) olduğuna inanıncaya, bizim kıblemize dönünceye, kestiklerimizi yiyinceye, ve namazımızı kılıncaya kadar (bütün) insanlarla savaşıp öldürüşmem buyuruldu. İnsanlar ne zaman ki bıunları yerine getirirler, o zaman kanlarını (canlarını) ve mallarını -kimi haklı nedenlerin dışında- kurtarmış olurlar" (Bkz. Buhari, Selât/28; Ebu Davut, Cihad/104, hadis no:2641).

Kimi hadiste, yerine getirilmesi istenen koşullara, zekâtın da eklendiği görülür. (Bakınız, Buhari, Zekât/1, Buhari Muhtasar-ı Tecrid, hadis no:24; Muslim; İman/32, 36, hadis no: 20,22).

2.2.2. Durumlarına göre putataparlara ve "kitap ehli"ne karşı:

a) Müslümanlarla aralarında saldırmazlık antlaşması bulunmayanların durumu:

Bu durumda olanlar, iki şeyden birini seçmek zorundadırlar: ya İslam, ya ölüm. Ya İslam'ı seçer, Müslüman olarak çatının altına girerler, ya da öldürülürler. "Bunları yakalayın, nerede bulursanız öldürün" (Bakara suresi, ayet: 191; Nisâ suresi, ayet: 89, 91; Tevbe suresi, ayet:5). Bu hüküm, dinden dönenler için de geçerlidir.

Arap olmayan putataparların bu hükmün dışında tutulması ve onlardan İslam'ı kabul etmemeleri durumunda "cizye" (bir çeşit veri alınması) yoluna gidilebileceği görüşü de vardır. Hanefi fıkhında, bu görüşün benimsendiği de görülür. (Bkz.Dâmâd, c.1, s.496).

b) Müslümanlarla aralarında saldırmazlık paktı antlaşması bulunanların durumu:

"Antlaşmanın gereği"ne uyulur. Ancak bu durum, Peygamber döneminde, Islam'ın güçlenmesi dönemine kadar sürmüştür. Sonrası için söz konusu değildir. (Bkz. Tevbe suresi, ayet:1-9). Arada antlaşma olan putataparlara "yeryüzünde dolaşabilmeleri için dört ay süre" verilmiştir. (Bkz. tevbe, ayet:1). Bu süre geçtikten sonra, onlara karşı müslümanların ne yapmaları gerektiği bildirilmiştir: "Nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin, tüm gözetleme yerlerinde bekleyin yakalamak için. Eğer tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekât verirlerse serbest bırakın. Tanrı bağışlayan ve acıyandır" (Tevbe:5)

c) Müslümanlarla aralarında saldırmazlık paktı antlaşması bulunmayan kitap ehli:

Bunların önlerinde üç seçenek var: Ya Islam, ya cizye (vergi) ya da ölüm.

d) Müslümanlarla aralarında antlaşma olanların durumu:

"Antlaşma hükümleri"ne uyulur.

Ne var ki, Peygamber döneminde, arada "saldırmazlık antlaşması bulunan kimi kitap ehline "antlaşma hükümlerini bozuyorsunuz, kimileriniz gidip şurada burada aleyhimize bulunuyor.." denilerek saldırılmış ve çoğunlukla öldürülmüşlerdir. "Benu Kurayza" (Kurayza Oğulları - Yahudiler) bunlardandır. Bunlar kılıçtan geçrilirken, peygamber de başlarında bulunmuş ve tüyler ürpertici durumlar sergilenmiştir. (Bkz. Buhari, Kitabu'l-Meğazi/30, Tecrid, hadis no: 1590-1591; Müslüm, Cihad/64, hadis no: 1768. Ayrıca bkz. "Siyer" kitapları).

2.3. Cihad'ın hükmü

Yani, cihad "farz" mıdır, ne zaman farzdır, nasıl farzdır?

2.3.1. Düşmanın saldırısı söz konusu değilken "kifayeten farz"

başlangıçta "barış" önerisi sunmak, "kâfirlere" düşer. Sunulduğunda görüşülebilir, görüşülmez; kabul edilebilir veya edilmez. Bu Müslümanların bileceği iştir. Barış önerisi gelmemişse, ya da kabul edilmemişse, arada bir saldırmazlık antlaşması yoksa, "cihad" gereklidir, "farz"dır. Ama bu farzlık, "kifayeten"dir. Yani, toplumdan bir kesimin bunu yerine getirmesi yeterlidir. Toplumun başındakiler, gerekli cihadı açarlar, gerejktiğinde de güç toplarlar. İlgililer, "cihad"ı başlatmak ve gereğini yerine getirmek zorundadırlar. "Kâfirler"e seçenekleri göstermelidirler. Kâfirler, durumlarına göre seçeneklerden birini kabul etmek zorundadırlar. Kabul etmiyorlarsa, Müslüman ilgililere düşen, "cihad"dır. Eğer cihad hiç yapılmıyorsa, başka bir deyişle, toplum cihadsız kalmışsa, o toplum, bütünüyle sorumlu ve suçludur. Çünkü, kişilere değilse bile, toplumun tümüne yüklenmiş olan "farz" yerine getirilmemiştir. (Bkz. Dürer, Arapça, Cihad, c.1, s.282; Dâmâd, c.1, s.494-495)

2.3.2. Kafirlerin Islam ülkelerinden herhangi bir kesime saldırmaları durumunda

3. Cihad sırasında neler olur

3.1. Öldürmek

3.1.1. Kimler öldürülür?

3.1.1.1. Eli silah tutan tüm erkekler : Savaşır durumda olan herkes. savaşır durumda olan ve daha "akliını-belleğini yitirmemiş" olan "yaşlı kişi"ler bile. deliler, bu hükmün dışında tutlur. Ama, deli "savaşır" durumdayda ya da "zengin"se ya da hükümdarlık makamında bulunuyorsa, öldürülür.

Karşı tarafta olan yakınlar, akrabalar, aileden kişiler de öldürülür. Ayetleerde, "iman-ı bırakıp kafirlik yolunu seçen babaların, kardeşlerin dost edinilmeyeceği, cihad söz konusu olduğunda da babaların, oğulların, kardeşlerin, eşlerin (karı-koca) ve aşiret (kabile) üyelerinin artık Tanrı ve peygamber karşısında önemlerini yitirecekleri, bunlara karşı savaşılması gerektiği bildirilir. (Bkz. Tevbe, ayet:23-24). Ve hep böyle olmuştur. baba oğulu, kardeş kardeşi öldürmüştür. Yalnız, Islam hukukunda bir istisna göze çarpıyor: Cihadda karşı karşıya gelen baba-oğul'dan oğul, babayı öldürmeye girişmemelidir. Ama, baba oğlunu öldürmeye yönelmişse, Müslüman olan oğul, artık babasını öldürme hakkını elde etmiştir. Baba, müslümansa, kafir olan oğlunu öldürebilir. Oğul müslümansa, kafir olan babayı öldürmeye atılamaz, ama cihad sırasında başkasının onu öldürmesine engel olamaz, olmamak zorundadır. (Bkz.Dürer, c.1, s.283-284, Dâmâd, c.1, s.497).

3.1.1.2. Kimi durumlarda çocuklar, kadınlar, körler, kötürümler, yatalaklar : Bunlar genellikle öldürülmezlerse de bunlardan savaşır durumda olan, "görüş sahibi" olan, mal sahibi olan, yetki-hükümdarlık makamında olan öldürülür. (Bkz.Dürer, c.1, s.283-284, Dâmâd, c.1, s.497).

Peygamberin şöyle bir buyruğu var: "Putataparların yaşlılarını öldürün de, çocuklarını bırakın!". (Bkz. Ebu davud, Cihad/121, hadis no:2670; Tirmizî, Siyer/29, hadis no: 1583).

Kurayza Yahudileri'nin öldürülmesi sırasında, bu buyruk verilmişti. "Çocukların bırakılması" isteniyordu, çünkü elde bulunan çocuklar, köleler arasında yerlerini alacak ve işe yarayacaklardı. hepsi, ele geçirilmiş değerli mal türündendi. Kaldı ki, o sırada "yüzlerce kişi" öldürülürken Müslüman öldürücüler adamakıllı yorulmuştu. Öldürülecekler, elleri bağlı uzunca bir çukurun önünde öldürülmeye hazır bulundukları halde... Herkes bitkin bir duruma gelmişti adam kesmekten. (Öldürücülerin arasında Peygamberin damadı Ali de vardı. Peygamber de başlarındaydı.) Bu sırada, peygambere dil uzattı diye bir de kadın öldürülmüştü.. kadınları sağ bırakılması hükmedildiği halde.. (Karar için bkz. Buhari, Kitabu'l Meğazi/30, tecrid, hadis no: 1591; Müslim, Cihad/64, hadis no: 1768; Tirmizî, Siyer/29, hadis no: 1582. Söven kadının öldürülmesi olayı için bkz. Ebu Dâvûd, Cihad/121, hadis no:2671).

Gece baskınlarında, kafirler toptan kılıçtan geçirildiğinde, evler yakılıp yıkıldığında öldürülenler arasında "kadınlar ve çocuklar" da bulunuyordu. (Bkz. Ebu davud, Cihad/102, hadis no: 2638; Cihad/121, hadis no: 2672; İbn Mace, Cihad, hadis no: 2840; Ahmed İbn Hanbel, 4/46; Tirmizî, Siyer/19, hadis no: 1570).

Arkadaşlarından birisiyle Peygamber arasında şöyle bir konuşma geçiyor: "-Ey Tanrı elçisi! Evlere yapılan gece baskınlarında putataparların çocukları da öldürülüyor. ne dersin?"

"-Onlar da öbürlerindendir (kadın ve çocukların öbürlerinden farkı yok, öldürülebilirler!)" (hadis için bkz. Ebu Davud, Cihad/121, hadis no: 2672; Tirmizî, Siyer/19, hadis no: 1570).

Peygamber böylece, bir yandan "kadın ve çocukların öldürülmemeleri" için buyruk verirken, öbür yandan da bunlların öldürülmesinde bir sakınca olmadığını bildiriyor.

3.1.2. Nasıl öldürülür?

"Tanrı ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde fesatlık çıkaranların cezası, boğazlanarak öldürülmek ya da asılmak ya da el ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyadaki rezilliktir. Ahiretteyse daha büyük bir azab hazırlanmıştır" (Maide suresi, ayet:33)

Demek ki, "boğazlamak" var, "asmak" var. dahası, "işkence" bile var. (Ellerin ve ayakların çapraz kesilmesi, kuşkusuz bir işkencedir.) Hadislerde daha başka öldürme biçimleri de yer alıyor. Tümü özetle şöyle sıralanabilir:

3.1.2.1. Kılıçla öldürme: Birden boğazlayarak.. Ya da herhengi bir yerine kılıç sokarak.. Keserek, parçalayarak..
3.1.2.2. Asarak öldürme
3.1.2.3. İşkence ile öldürme: Peygamberin "işkence (müsle)" yapılmamasını istediği aktarılır. (Bkz. Ebu davud, Cihad/120, hadis no: 2667). Burada sözü edilen "işkence"nin insanın orasını burasını örneğin burnunu, kulağını, kolunu bacağını kesmek, gözlerini çıkarmak türünden olduğu açıklanıyor. (Bkz. aynı hadis, not 3).
Islam hukukunda da "işkencenin yapılmaması" yolunda hüküm var (Bkz. Dürer, c.1, s.283; Dâmâd, c.1, s.497).

Ne var ki; Peygamberin kendisi işkence uygulamıştır.. (Maide suresi, ayet 33 de unutulmamalı..)

Peygamberin yaptırdığı işkence:

Olayın özeti:

Ukül, Ureyne kabilelerinden birkaç kişi (kimilerinin yazdığına göre 7-8 kiş) Peygambere gelirler. Müslüman olduklarını bildirirler. renkleri sararmıştır, hasta oldukları anlaşılmaktadır. Peygamber deve sütü ve deve sidiği içirerek bunları tedavi etme yoluna gider. Bir süre sonra iyileşmişlerdir. medine'nin havasınuın kendlerine iyi gelmediğini ve havası uygun bir kesime çıkmak istediklerini Peygambere söylerler. Peygamber de gereksinimlerini karşılasın diye bir deve sürüsünü, başlarındaki çobanıylea birlikte bunların buyruğuna verir. Ve develerin bulundukları yere giderler. Bir süre, develerin sütüyle beslendikten sonra çobanı öldürürler, develeri de alıp götürürler. Olay öğrenilir. Medine'ye peygamber'e iletilir. Peygamber öfkelenmiştir. Adamların yakalanması için buyruğunu veriri. Tümünü yakalattırır. Suçlular, Peygamberin huzuruna getirilirler. Ve peygamberin kararı:

"Elleri ayakları çapraz olarak kesilsin, gözleri oyulup çıkarılsın!.."

Peygamberin buyruğu uygulanır. Peygamberin buyruğu ile, suçluların elleri ayakları çapraz olarak kesilir, gözleri oyulur, Medine dışında güneşin altında ateş gibi yandığı için harre adı verilen yere götürülüp konurlar. Suçlular su ister, su verilmez. Zavallılar, taşları kemirirler, ağızlarıyla, dişleriyle torağı kazarlar. Ölünceye dek orada bırakılırlar.

Buhari, bu hadisi, yedi yerde ve dokuz yolla; Müslim bir yerde ve yedi yolla, Ebu davud bir yerde beş yolla, Nesei bir yerde dört yolla aktarıp yazmıştır. Bunu göz önünde tutan Ahmed Naim, hadisin sağlamlığı konusunda şöyle diyor:

"Altı kitaptan sağlamlık derecelerine göre en sağlamları sayılan dördünde böyle yirmibeş yolla belirlenen, ayrıca Ebu Âvâne, İnb Sa'd, Taheri, Taberanî, Abdurrezzak, Ibnü't-Talla, Ibn Ishak ve Vâkidî gibi birçokları tarafından başka birçok yoldan aktarılagelen bu hadis hakkında (gerçek midir, değil midir diyerek) kuşkuya kapılmak hiçbir müslüman için düşünülemez". (Bkz. Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih tercemesi, c.1, hadis no:172, not:2).

Hadisi kaynaklatrın bir kesiminde görmek için bkz. Buhari, Zekât/68, Cihad/152, Tecrîd/Vudû hadis no:172; Müslim, Kesâme/9-14, hadis no: 1671; Ebû Davûd, Hudûd/3, hadis no:72-73; Neseî, Tahrimü'd-Dem/7; İbn Mace, Hudûd/20, hadis no: 2578-2579.

Görülüyor ki, olayı Ahmed Naim'in yazdığı gibi, "altı kitabın (kütüb ü sitte) dördü" değil, "altı"sı da yazmıştır.

Kimi aktarmalarda, suçluların çobanı işkence yaparak öldürdüklerinin de eklendiği görülüyor. Onlara bu nedenle işkence uygulandığı açıklanıyor. Oysa, aynı hadiste, şu nedenler belirtiliyor: "Suçlulara ayetin hükmü uygulanmıştır". (Sözü edilen ayet, yukarıda bahsedilen Maide suresinin 33.ayetidir.) Ve, "Peygamberin damızlık develerini alıp götürmeye yeltendikleri için bu ceza uygulanmıştır".

Şaşılası durumdur ki, kimi Müslüman yazar, bu olaydaki suçlulara uygulananı "işkence türü"nden saymamaktadır. Bu yazarlar arasında, Tecrîd'in "mütercim"i Profesör Kâmil Miras da vardır. (Bkz. Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrîd-i Sarih Tercemesi, Istanbul, 1938, c.5, s.473).

Oysa, hadisi aktaranlar da, hadise kitaplarında yer verenler de, bunun "işkence" olduğunu açıkça belirtiyorlar. Yalnız "Peygamber işkence yapılmamasını istediği halde, kendisi nasıl işkence yapmış olabilir?" sorusuna uygun karşılık bulmaya çalışıyorlar. Kimileri, Peygamberin bu işkenceyi, "işkence edilmesini yasaklamadan önce" uygulattırdığını öne sürüyorlar. Kimi bunun, bir "kısas" olduğunu savunuyor. Bu görüşte olanlara göre, suçlular da çobana işkence etmişlerdir. Kimileriyse, (genellikle bu görüş benimseniyor) söz konusu olayda işkence uygulatırken, Peygamberin Maide suresinin 33.ayetinin hükmünü yerine getirdiğini savunmaktadırlar. Ne olursa olsun, gerçek sajklanamıyor. Peygamber, en acımasızların bile kolay kolay yapamayacakları bir işkence uygulatmıştır.

3.1.2.4. Yakarak öldürmek

Hamza oğlu Muhammed aktarıyor: Peygamber birgün Hamza'yı çağırır. Bir savaş birliğinin başına komutan olarak atar ve şu buyruğu verir : "Falan kişiyi bulursanız, ateşe atıp yakın"

Hamza, birliği ile birlikte yola çıkmak üzeredir. O sırada, Peygamber Hamza'yı yine çağırır. Bu kez şöyle konuşur: " Falanca'yı bulursanıoz ateşte yakın dedim. Ama, önce öldürün, sonra yakın. Çünkü, ateşte yakma cezasını yalnızca ateşi yaratan verebilir.." (Bkz. Ebu Dâvûd, Cihad/122, hadis no: 2673).

Ebu Hreyre anlatıyor. Bir gün Peygamber bizi, bir savaş birliği olarak düşmana gönderiyordu. O sırada, Kureyş'ten iki kişinin adlarını vererek "Bunları yakaladığınızda ateşte yakın, ikisini de!.." dedi. Bir süre sonra dönüp şöyle dedi: "Size, onları bulursanız ikisini de yakın dedim, ama, yakmayın. Çünkü, ateşte yakma cezasını yalnızca Tanrı verir. Siz bu iki kişiyi yakalayın ve öldirin yalnızca." (Bkz.Buhari, Cihad/107, 149; Ebu Dâvûd, Cihad/122, hadis no: 3674; Tirmizî, Siyer/20, hadis no:1571).

Görülüyor ki, Peygamberin ateşte yakma konusundaki tutumu duraksamalı.

Ne var ki, hadislerde anlatılanlardan anlaşıldığına göre, Peygamberin kimi en yakın arkadaşları bile, "ateşte yakarak öldürme" cezasını uygulamışlar ve "fetva"yı peygamberden aldıklarını belirtmişlerdir.

Ebubekir, Peygamberin ölümünden sonra başgösteren "dinden dönme" (ridde) olayları sırasında, komutanlarına talimat vermiştir: "Daha da direnirlerse, demirle dağlayın, ateşte yakın!" (Bkz.Taberi, tarih, 1/1881-1885; Leoni Caetani, ıslam Tarihi, çev. Hüseyin Cahid, Istanbul, 1926, 8/276.)

Ve bu talimat, tüyler ürpertici biçimde uygulanmıştı. Halid İbnü'l-Velîd (ölm 642. Mekke'nin fethinden bir süre önce müslüman olmuştır) savaş sırasında "ateş çukurları" açtırmış, yaktırdığı ateşin içine birçok kimseyi diri diri attırıp yaktırmıştır. kadın da vardır bunların içlerinde. Bir tutsak kadına Müslüman olması önerildi. Kadın, kabul etmedi. Önünde yanan ateşe atılacağı söylendi. kadın, "Hoşgeldin ölüm. Yazık ki başka kurtuluş yolum yok. O yüzden kendimi atıyorum ateşe.." anlamındaki şiiri okuyarak kendisini ateşe attı. Ve, tabii cayır cayır yandı. (Bkz. Habiş, yaprak 28-34; Caetan,, aynı kitap, 8/306).

Ebubekir'in ateşte diri diri yakma cezasını nasıl verebildiği sorulduğunda Peygamberin bu tür cezaya izin verdiği söylenerek karşılık verilir.

İnsanları, inançlarını bırakmıyorlar diye, "ateş çukuru"na attırıp yaktuıranlardan birinin de Ali olduğu aktarılır: Buhari'nin de yer verdiği bir hadiste, Ali'nin bir topluluğu ateşe attırip yaktrdığı Ibn-i Abbas'a söylendiğinde, İbn-i Abbas'ın şöyle dediği belirtilir: "ben olsaydım, bunu yapmazdım. Çünkü peygamber: tanrı'nın verdiği ceza biçiminde ceza vermeyin! demişti. ben olsaydım, öldürürdüm yalnızca." (Bkz. Buhari, Cihad/149, Tecrîd, hadis no: 1264; Neseî, Tahrîmu'd-Dem/14).

Peygamberin damadı olan Ali, nereden fetva almış olabilirdi? Fetvanın kaynağı, Peygamberden başkası olabilir miydi?

Peygamber, kimi yerleşme bölgelerinin "yakılmasını" buyurmuştu. (Bkz. Ebu Dâvûd, Cihad/91, hadis no: 2616; Ibn-i Mace, Cihad, hadis no: 2843). Kuşkusuz Peygamberin "yakılmasını" buyurduğu yerleşim yerlerinde "insanlar" da vardı. Zaten ıslam hukunda böyle durumlarda, insanları yakmanın "mekruh" olmadığı açıklanır. (Bkz. Ebu Dâvûd, Cihad/122, hadis no:2673, not:2, c.3, s.124-125).

3.2. Yakma-yıkma ve yağma

3.2.1. Evler mahalleler, köyler, kasabalar yalılır, yıkılır, yağmalanır

Birçok örneği vardır bunun. Peygamber döneminde de, sonraki dönemlerde de..

Peygamberin döneminde, "gece baskınları" düzenlenirdi peygamberin buyruğuyla. "Öldür, öldür!" parolalı (şiar) olarak. Sonra da yağmaya girişilirdi. (Bkz. Ebu Dâvûd, Cihad/102, hadis no: 2638; Ibn-i Mace, Cihad/30, hadis no:2840)

İşte, başka bir hadis:

Filistin'de "Übnâ (sonraları Yübnâ)" denen yerleşim yeri.. Peygamber buraya bir akın düzenliyor. baskını yapacaklara da buyruğu şöyle veriyor: "sabahleyin Übnâ'ya (ansızın) baskın yap ve orayı yak!"

Buyruk yerine getiriliyor. Yani, "Übna" köyü yakılıyor. İçindekilerle birlikte. (Bkz. Ebu davud, Cihad/91, hadis no:2616, c.3, s.88, ayrıca, s.124'deki 2 no.lu not; İbn-i Mace, Cihad/31, hadis no: 2843, c.2, s.948).

Islam hukunda da düşman evlerinin yalılması caiz görülmüştür. (Bkz.Dâmâd).

3.2.2. Düşmanın bulunduğu yerdeki ağaçlar ürünler yakılır, ya da kesilir

Örnek: Peygamber, Benû Nadîr kabilesinin hurmalıklarını yaktırmıştı, ayrıca kestirmişti. Haşr suresinin 5.ayetinde bu olaya kısaca değinilir. Bu ayetin, diyanet çevirisindeki anlamı şöyledir. "İnkarcı kitap ehlinin yurtlarında hurma ağaçlarını kesmeniz veya onları kesmeyip gövdeleri üzerinde ayakta bırakmanız Allah'ın izniyledir. Allah, yoldan çıkanları böylece rezilliğe uğratır."

Bu ayette geçmeyen "yakma olayı" hadislerde yer alır. (Bkz.Buhari, Cihad/154, harş/6, Meğazi/14, Tesir/59/2, Tecrîd, hadis no: 1576; Müslim, Cihad/29-31, hadis no: 1746; Ebu Dâvûd, Cihad/91, hadis no: 2615; Tirmizî, Siyer/4, hadis no: 1552; İbn Mace, Cihad/31, hadis no: 2845; Dârimi, Siyer/22; Ahmed İbn Hanbel, 2/8, 52, 80).

İslam hukukunda da, cihad sırasında düşman kesimindeki yaş ağaçların kesilebileceği, kesilmeden yakılabileceği hükme bağlanmıştır. (Bkz. Dâmâd, c.1, s.496).

3.3. Yalan, hile, tuzak

Hadis: "Savaş, hiledir!" (Bkz.Buhari, Cihad/107, Tecrîd, hadis no: 1268; Müslim, hadis no: 1739; Ebû Dâvûd, Cihad/101, hadis no: 2636-2637; İbn Mace, Cihad/28, hadis no: 2833, Ahmed hanbel, 1/81, 90).

Yani, cihad sırasında, her tür yalan, aldatma, hile, tuzak mübahtır.

Buhari, buna bir örnek olarak, Eşref Oğlu Ka'b'ın "hileyle öldürülüşü"nü gösteriyor:

Eşref Oğlu Ka'b (ölm.625), genç bir şairdi. Peygamberi ve inanışlarını eleştiriyordu. peygamber bir gün arkadaşlarına, "Bu adamı öldürebilecek kimse var mı?" diye sordu. Mesleme Oğlu Muhammed ortaya atıldı, "Ben varım!" dedi. Eşref Oğlu Ka'b'ın nasıl öldürüleceği planlandı. "Yalan"lar uyduruldu, "tuzak" hazırlandı ve bir gece kalesinde bulunan şairin kafası kesilerek plan sonuçlandırıldı. Ve baş, Peygambere alınıop götürüldü. (Bkz. Buhari, Cihad/158/1, Rehn/3, Tecrid, hadis no: 1578; Müslim, Cihad/119, hadis no:1801; Ebu davud, Cihad/169, hadis no: 2768).

4. Cihadın fazileti (Üstünlüğü, sevabı, ödülü)

Ayetlerde, hadislerde ve yorumcuların sözlerinde, "cihad"ın inanırlara neler sağlayacağı uzun uzun anlatılır. Bu konuda, bir ayetle bir hadisi anımsatmak yeterlidir.

Ayet: Yukarıda değinilmişti, diyanetin çevirisindeki anlamı şöyledir: "Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp öldüren ve öldürülen mü'minlerin canlarını ve mallarını -Tevrat, İncil ve Ku'ran'da söz verilmiş bir hak olarak- cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü, Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin! Bu, büyük bir başarıdır." (Tevbe suresi, ayet:111)

Hadis: "Kafirle öldüreni, cehennemde birlikte bulunamaz." (Bkz.Müslim, İmaret/130-131, hadis no: 1891; Ebû Dâvûd, Chad/11, hadis no: 2495; neseî, Cihad/9, Ahmed İbn hanbel, 2/263, 340, 342...)

Yani, "kâfir" kesinlikle cehenneme gideceğine göre, onu öldüren müslüman da kesinlikle cehenneme değil, cennete gidecektir. Öyleyse, Müslüman "kafir öldürme"ya bakmalıdır, sürekli..

Kaynak: Turan Dursun, Din Bu III, sayfa 63-75, 6.Baskı, kaynak yayınları


--------------------------------------------------------------------------------

Ayrıca Kuran'dan cihad için yazılı ayetlerden örnekler:

Ali Imran/3/157. Allah yolunda oldurulur veya olurseniz, size Allah'tan onlarin topladiklarindan hayirli bir magfiret ve rahmet vardir.

Enfal/8/17. Onlari siz oldurmediniz fakat Allah oldurdu. Attigin zaman da sen atmamistin, fakat Allah atmisti. Allah bunu, inananlari guzel bir imtihana tabi tutmak icin yapmisti. Dogrusu O isitir ve bilir.

Hizbullah ve Ibda-C gibi yerli islamcı teroristler ile, dunyada eylem yapan uluslararası islami teroristler, Kuran'ın bu ayetlerine göre davranıyor olmalılar.. 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika'da uçakla terör eylemi yaparak binlerce kişiyi öldürenler, Allah yolunda, cennete gideceklerine inanarak bu eylemleri yaptılar.

alıntı yapılan www.islamiyetgercekleri.org adresidir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 18-10-2006, 01:11
Cemal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cemal Cemal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 31 Mar 2006
Bulunduğu yer: şirrinmişirrin egemino canlıuzurlu bi sayilgassabasının şirim bi beldesimden tefrişediyom sitteye.
Mesajlar: 1.168
Standart Re: cihad tanrı için mi siyasi zafer için mi ?

yazar yuvanna abim*- açıklayıcı yazın için saol bilgilendik.İstersen bide

PENCERE dibin kara*-seNİNki benden kara*

tenceresinden bakalım:

Engizisyon’un Kurbanları
Kaç kişinin yakılarak öldürüldüğü,kaçının işkence yapılarak zindanlarda ölüme terk edildiğini kesin olarak söylemek olanaksızdır.İnfazların sayısına ilişkin birçok iddia ileri sürülmüştür.Ancak hiçbirinin gerçeği ifade etmediği görülmektedir.Tarihçiler, küçümsemediklerinde abartma eğiliminde olurlar. Dört yıl İspanya Engizisyonu’nun sekreterliğini yapmış olan Romalı Katolik yazar Llorente, 1481’den 1517’ye kadar, kırk yıldan az süre içinde,13000 kişinin diri diri yakıldığını ve 17000 kişinin de farklı cezalara çarptırıldığını tahmin etmektedir. Bu rakamlar büyük bir olasılıkla gerçeğin çok daha altındadır.Çoğunlukla ölümle cezalandırılan suçların abesliği,zulmedilenlerin toplam sayısının aşırı biçimde artmasında etkili olmuştur.Kayıtlara bir göz atmak suçların ne kadar önemsiz,suçlulara uygulanan cezaların ne kadar şiddetli olduğunu gösterir.
İspanya’da St. Lucarlı bir oymacı olan Rochus, Bakire Meryem’in bir suretini bir Engizisyoncuya ucuzundan satmayıp tahrif etmek gibi basit bir suç yüzünden kazığa bağlanıp yakılmıştı.İspanya’daki Triano Hapishanesi gardiyanı,kaledeki mahkûmlara iyi davrandığı için, 200 kırbaç ve altı yıl kürek cezasına mahkûm edilmişti. Engizisyon’daki bir kadın hizmetçi, tutuklulara iyi davrandığı için,halkın önünde kırbaçlandı ve alnı dağlandı. Protestan bir okul müdürü olan Ferdmando, öğrencilerine inancının ilkelerini öğrettiği için önce işkence gördü sonra da yakıldı. John Leon adlı bir başka Protestan ve aynı inançtan birkaç İspanyol da,İngiltere’ye kaçmaya çalışırlarken Engizisyon görevlilerince yakalandılar,işkence edildiler,aç bırakıldılar ve sonunda yakıldılar.Örtünmeyi ve rahibe olmayı reddedip Protestan inancını kabul ettiği için genç bir kız da alevlere atılmaya mahkûm edildi.


din adına issana zulmedene nalet olsun.

cml.

'Biri senin hakkında kötü bir şey söylerse
sakın kızma ama şöyle karşılık ver:
Hakkımda bunu söyleyen hiç şüphesiz başka kusurlarımı bilmiyormuş.
Bilseydi, sadece bunu söylemekle kalmazdı!
'
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 18-10-2006, 01:39
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: cihad tanrı için mi siyasi zafer için mi ?

cihadın bir tek gerekçesi var bence talan,soygun zoralım.Nedenlerden ve bahanelerden degil de sonuçlardan yola çıkınca bu ortaya çıkıyor.Kapalı ekonomilerde ürün fazlası elde edebilmenin tek yolu cihad ya da talan.

* * saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 18-10-2006, 07:04
vartor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
vartor vartor isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614

Onur Üyeliği 

Standart Re: cihad tanrı için mi siyasi zafer için mi ?

Sevgili Cemal,
* *Tarihte senden daha unlu kofteciler varmis, ben de en iyi kofteci CaMaL'dir sanardim.
* * * * *Cihadi tanri icin zannetmek buyuk bir safliktir, buna inanan zumre ise maalesef gine imanlilar. O kadar buyuttukleri, her seye kadir allahlarini celiskiye dusurduklerini bile farketmezler. Insana hayat veren, canini da almasini bilir.Kendi isini kendi goren allahiniz acil mi ki kullarindan kendi namina diger insanlari oldurmesini istesin. Kendi halletmiyor muydu isi, tufanlar, zelzeleler, maymuna cevirmeleri ne cabuk unuttunuz. Ustelik istese herkesin muhurunu kaldirir, muhurlu tutuyorsa kalpleri vardir bir bildigi.
* Bu ne bicim iman ki, inanayim derken esas muhim olani unutturuyor insanlara, apacik olan celiskiye gozlerini koreltiyor, mantikli dusunmeye karsi , beyinleri muhurluyor.

Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 18-10-2006, 09:41
biliyordum biliyordum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Oct 2006
Mesajlar: 18
Standart Re: cihad tanrı için mi siyasi zafer için mi ?

Yuhanna nın yazdıkları iftira ve uydurmadan başka bişi değildir. delil olsun diye yazılmış çizilmiş bir iki kitaptan örnek almak yetmez, tarihin kabul ettiği gerçekleri ortaya koyalım.,

Peygamber asla zulm ve işkence etmemiştir. mekkenin fethi ve suçlulara muamele, taif için peygambere sunulan açık çek, ve peygamberin tüm yaşamı buna yegane örnektir, eger kin sahibi yahudi milleti gibi bişi olsaydı taifte kesin "Ya Rab Azabını Taiflilere Göster" diye dua edebilirdi, peygamber bilir ki duası reddedilmez ama o aksine ALLAHın azabından Taif halkı adına korktu ve "Onlar bilmiyorlar ya Rab bilselerdi yapmazlardı" şefkatini göstermiştir.

Yahudiler dünyanın heryerinde insan avı sürerken, filistinde masum çocuklar ve kadınlar, yaşlılar öldürülürken, babaların kucaklarında oğullar kurşunlanırken ve bunlardan daha niceleri siyonizmin karanlık ışığı önünde tüm dünya kafirleri taraından eksiksiz tatbik edilirken, onları konuşmak yerine, delilleri bile olmayan iftiralarla Peygamberi Azim-ü Şan a dilleri uzanan Kafirlere Lanet olsun.

bilmiyor değilsiniz ki bilmiyorlar ya Rab desem, gayet iyi biliyorsunuz. nitekim Zekeriyya A.S zamanında H.z Meryem de H.z İsa mucizesi zuhur ettiğinde inançlı yahudilere siyonist yahudi zihniyetinin cevabı şu olmuştur:

Dünyanın siyaseti ve serveti elimize geçinceğe değin durmayacağız ve karşımızda duran bir peygamber bile olsa öldürmekten çekinmeyeceğiz.

işte siyonist yahudi zihniyetinin bin yıllardır peygamber düşmanlığı ve ALLAH düşmanlığının özeti ve ideası budur.Bunca hali hazırda yaşanır durumda zulumler ve katliamlar yapılırken şefkat peygamberine laf uzatan diller kurusun inşallah...!
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 18-10-2006, 10:19
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart Re: cihad tanrı için mi siyasi zafer için mi ?

Biliyordum, farklı bir şey söylediğinizi mi düşünüyorsunuz?

Ne o Rab düşmanlığı demişsin, dinler zaten verili koşullarda politik kullanım içindir, kimse kimsenin İlahına biat etmek zorunda değil, ama bunu dayatırsan pekala onlara karşı üstün olmak egemen olmak, hüküm altına almak gibi bir koz elde etmiş olunur. Kısaca farklılık yarat, farklılıkları ayrıcalıklara dönüştür, olay bundan ibaret.

Dünyanın geçmiş dönemleri, siyasi egemenlik için en etkili olarak dinin kullanım dönemleridir, ha bu gün mü bugün de öyledir.
Hangi kabul görmüş tarihten bahsediyorsunuz, kime göre kabul görmüş neye göre kabul görmüş tarihten.
Sanıyormusunuz ki, binlerce yıl Zeus kabul gördü diye mutlak olabildi?

Kendi önünüzdeki çöpü görmeden başkalarının önündekini söylemek ayıptır. Nedendir bilinmez, önce kendi evinin önünü süpüreceksin, bu durum ağır mı geliyor..
Tarih kabul edilmeye muhtaç değildir, gerçekler kimsenin yargısına muhtaç değildir.

Kitabı başından ön sözü ile bir daha okuyun, tarih kitabını.

İşte Tanrı yıldırımları gönderdi, sizi mendeburlar, demek efendiniz olan bana yada bizlere karşı geldiniz, Tanrı sizin yüzünüzden bizi affetmeyecek, diz çökün medeburlar, diz çökün bizleri affettirin sizi esir sürüsü sizi.
Bak bak bak, birde karşı mı geliyorsunuz, Tanrı sizleri hizmet için yarattı, bizleride sizlere temsilci ve idareci tayin etti, dünya üzerinde sizlere hiç bir şeye sahip olamazsınız, ancak tanrılar olur, tanrıların mallarıdır ve bizler onun adına bu malları temsil ediyoruz, böylelikle malların kullanımı tanrılar adına bize ait.
Sizler ise, çalışıp, ibadet etmekle mükellefsiniz, bizler tanrıyı temsil ediyorsak sizler bizlerin ve tanrı saraylarının önünde diz çökeceksiniz, tanrıları kızdırmayın göğü gürletmeyin, tanrıları kızdırmayın yerler sallanmasın, tanrıları kızdırmayın sular taşmasın, tanrıları kızdırmayın ve bize itaat edin, diz çökün köle gibi çalışın, ölmekten korkmuyormusunuz, köle gibi ve mutlak bir boyun eğiş ile çalışın ki, ruhlarınız özgürlüğe kavuşsun, ölümsüz olun, bize yalnızca bize itaat ve kölelik edin, itaat etmeyenler ile savaşın, göğü gürletmeyin, mallarımıza göz dikmeyin onlar tanrı emanetidir, düzenimize laf etmeyin tanrının ilahi adaletidir. Bizi efendi sizleri köle kıldı o!!!...
Nasıl kapak güzel mi kapak! Birde yanına davul-zurna oldu mu gör nasıl oluyor.
Ha ne kapağı? İçine insan konmuş, Kavanoz kapağı!

Ön sözümüz ve devamı böyle başlıyor ve daha hesapta, ne Yahudilik ne Hristiyanlık ama nede İslamiyet yoktur, onlar kitabın ortasıdır, kitabı ortasından okumayalım. Ha önce kendi çöpümüz diyeceksek buyuralım, yoksa onu, buna, bunu şuna ne tercih etmek ama nede kullanmak gibi kimsenin bir lüksü yoktur. Herkesin önü çöple dolmuştur!

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 18-10-2006, 11:08
biliyordum biliyordum isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Oct 2006
Mesajlar: 18
Standart Re: cihad tanrı için mi siyasi zafer için mi ?

ALLAH inancını arkadaşlık olarak kurmak mı sanıyorsunuz? ilahlar yarattıklarıyla bir seviyede mi olsun istiyorsunuz? onlarda maaşla çalışan yada hisse sahibi yöneticiler mi olsun istiyorsunuz?
ALLAH inancı tam bir teslimiyet gerektirir çünkü fazlası hadde düşmez.
ALLAH ki herşeyin tek sahibi, canın bile onun elinde, almaya muhtaç olduğun nefes onun kudretli eseri, yemeye muhtaçlık duyduğun her lokma onun bahşetmesi ve ALLAH o denli cömerttir ve adaletlidir ki bundan inanmayanları da ayrı tutmaz. Çünkü şartlar eşit olmak durumundadır, müslümanlar vede diğerleri eşit şartlar altında dünya hayatı yaşar ve ALLAH sahip olduğunu istediği gibi tasarruf edebilir, hiç birşeye gücü yetmeyen biz insanlara mı soracaktı?? böyle aciz bir bakış açısı olamaz!..
Tabi bunlar için önce bir ALLAH inancı şart, inanmayana artık diyemem neden inanmıyorsunuz, onca mucize ki başta senin varlığın mucize yeterlidir gerçeği görmeye.
Benim üstte yazdığım Rab düşmenlığı İslamiyetin şefkatli fıtratı ve diğerlerinin zalim kültürüne dikkat çekip islama edilen iftiraya cevap vermektir.
Nitekim Selehaddin küdüsü feth ettiğinde yerli halkın güvenli bir şekilde terk etmelerine olanak vermiş daha çok taze bir geçmiş olan hiristiyanların küdüs işgalindeki katliamına karşılık vermemesi de bir kanıttır. ve bu bakış açısı islamın insana haddini öğretmesinden doğan güzelliktir. ALLAH ile yarışmaya mı duracaksınız?? Bu ne cehalet!.. ve yahudilerin ALLAH ile peygamberin yaptığını ve ALLAHın yenildiğine inandıkları güreş musabakası ALLAHa karşı üstün insan düşüncesinin varoluş kaynağıdır ve tabanında anlaşılacağı üzere ALLAHı inkar değil ona karşı güç olmak onunla yarışmak inancıdır, yoksa var olmayanla güreş edilmez değil mi???
* * * Binaenalyeyh... İslam şefkat dinidir, tam teslimiyet gerektirir, ve amuda kalkmış mantıkla bakılması halinde görülemeyecek güzelliklere sahip Hak dindir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:53 .