Kuranda Ay için "nurlu" ifadesinin kullanılmış olması müslümanlar için can sıkıcı sorunlardan biri olmuş. Özellikle nurcular "biz nurcuyuz, bu nur meselesine ehemmiyet verelim" deyip işi bayaa kurcalamış ve yüzlerine gözlerine bulaştırmışlar.
Normalde ışık saçan şeyler için kullanılan bu ifade, ışık saçmayıp sadece güneşin ışığını "yansıtan" Ay için kullanılınca "allah, Ay'ın ışık saçmadığını, sadece yansıttığını bilmiyor muydu?" gibi bir soru doğmuş.
Bu sorunu çözmek için de şöyle bir tanım yapılmış: "Nur, başka bir ışık kaynağı vasıtasıyla parlak olan cisimlerin saçtığı ışığa denir"
http://www.menzil.net/ians/61.htm
Böylece Ay'ın bir ışık kaynağı olmadığının kuranın yazarı tarafından bilinmediği gerçeğinin üstü örtülmeye çalışılmıştır.
Oysa bu düzeltilmiş nur tanımı aşağıdaki ayete uymaz.
Ahzâb Sûresi 46. Allah'ın izniyle, bir davetçi ve
nûr saçan bir kandil olarak (gönderdik).
Muhammed için söylenen bu sözlerdeki "nur saçan kandil" ifadesi nurun düzeltilmiş tanımındaki gibi "başka bir ışık kaynağından gelen ışıkla parlak olan cisimlerin saçtığı ışık" olmadığını açıkça gözler önüne sermektedir. Kandil, yağ yakan bir tür gaz lambasıdır ve başka bir cisimin yaydığı ışıkla aydınlanmaz, bizzat kendisi ısı ve ışık üretecek şekilde tasarlanmıştır ve başka yerden gelen ışığı yansıtmak gibi bir olayı yoktur.
Yani nur düpedüz ışık saçan, kendisi bir ışık kaynağı olan cisimin yaydığı ışıktır ve kurana göre Ay da böyle bir ışık kaynağıdır.
Ayrıca kuranda allahın da nur olduğunu söyleyen ayetler vardır. Bu sonradan düzeltilmiş nur tanımı böyle ayetlerin de başını belaya sokar.
Aslında ışık, aydınlık, parlaklık gibi yakıştırmalar islam öncesi dinlerde de kutsal olan şeylerin ifade edilmesinde hep kullanılmış şeyler. Bence bunun sebebi de eski dinlerde Venüs, Mars, Ay, Satürn, Güneş, Merkür vs gibi çıplak gözle görülebilecek, parlak gök cisimlerine Tanrı-Tanrıça denilerek tapılmış olmasıdır. İslam da bu dinlerin torunudur.