
24-12-2006, 10:12
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 Jul 2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 880
|
|
Ahlaki kurallarinizi tanri koymadiysa kim koydu!!
Ahlak kurallarını tanrı koymamıştır. İnsanlar bir arada uyum içinde yaşayabilmek için bazı kurallar koyma gereği duymuştur. Bu kurallardan bazılarını toplumda daha etkin kılmak için kendisini tanrının elçisi ilan eden kişiler ortaya çıkmıştır. Genellikle zaten toplumda varolan bazı kuralları "tanrının kuralı" olarak ilan edip ona uymayı daha etkin kılmaya çalışmışlardır. Bu kurallardan kesin uyulması istenenler hukuk kuralları, daha az öneme haiz olanlar ise ahlak kurallarıdır. Bizlerin de toplum içinde uyumlu şekilde yaşamamız için bazı kurallara uymamız gerekir. Bu kuralların tanrısal olması gerekmez.
http//dolfen.blogcu.com/
Son söylediğim her zaman doğrudur, bir sonraki onu yalanlasa da...!
|

11-01-2007, 02:50
|
|
Aday Üye
|
|
Üyelik tarihi: 10 Jan 2007
Mesajlar: 8
|
|
Re: Ahlaki kurallarinizi tanri koymadiysa kim koydu!!
GÜZEL
|

11-01-2007, 02:54
|
|
Aday Üye
|
|
Üyelik tarihi: 10 Jan 2007
Mesajlar: 8
|
|
Re: Ahlaki kurallarinizi tanri koymadiysa kim koydu!!
BU SİTEYLE ŞİMDİ KARŞILAŞTIM VE MÜKEMMEL BULDUM.
BU BİLGİLERE ULAŞABİLME OLASILIĞINI OLUŞTURDUĞUNUZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM * SAYGILARLA...
|

11-01-2007, 05:14
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Dec 2006
Mesajlar: 133
|
|
Re: Ahlaki kurallarinizi tanri koymadiysa kim koydu!!
Evet peygamberlerin indiği toplumlar en büyük ahlak örnekleri idi zaten.O sizde ama siz O'nda değilsiniz...
|

11-01-2007, 05:20
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Re: Ahlaki kurallarinizi tanri koymadiysa kim koydu!!
Sayin GELGİKX,
Once Turan Dursun sitesine hos geldiniz. Aradiginizi buldugunuza sevindim. Forum kurallarini okumadiysaniz bir goz gezdirmenizde fayda var. Buyuk harflerle yazmak, bagirmak anlamina geliyor da... Nitelikli tartismalarla, forumumuza zenginlik katacaginiza eminim. Sevgiler.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

11-01-2007, 05:57
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Re: Ahlaki kurallarinizi tanri koymadiysa kim koydu!!
Sevgili dolfen,
Allah inanci olmayan bircok ulkede ahlak kurallari zaten var. Toplumsal yasamin gerektirdigi bir sartlanma diyebiliriz buna. Ancak ahlak anlayisi da toplumdan topluma degisir. Bazi toplumlarda yalan soylemek uyaniklik addedilirken bircok baskalarinda zinadan da beter bir ahlaksizliktir.
* Ahlak kurallari, zamanla degisime de ugrar. Bundan 100 sene once bir ahlaksizlik addedilen harekete bugun ayni toplum olumlu bir gozle bakabilir.
Insanlar degisen cevrelerine uyum gosterir , kurallar degisir. eskisi yerine yenisi gelir.
*Toplumdur bu yasalari koyan, ve de bozan.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

11-01-2007, 06:57
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Re: Ahlaki kurallarinizi tanri koymadiysa kim koydu!!
--
* *
* * * *İlkel toplumları ele alalım, görüşümce bugünü anlayabilmek için geçmişi, yani sürecin başını çok iyi kavramamız lazım. İnsanların evriminde sürü oldukları bir dönem vardı, ilkel sürü diyor antropologlar bu aşamaya. Bu dönemde insan sürüleri arasında cinsel ilişki rastgele idi. O kadar rastgele idi ki ilkel mitolojide bunun tanıklıklarını buluruz. Toprak ana Gaia Uronos'u yaratmış ve onunla çiftleşmiştir. Zeus bu ilişkinin sonucudur, Rhea da öyle. Daha sonra iki kardeş çiftleşmişlerdir.
* * * * Mısır mitolojisinde İsis hem Osiris'in kardeşi hem de karısıdır. Sümerde de aynı mitosları buluruz. Bu söylencelerin insan üretimi oldugunu bildigimize göre demek ki bu tür ilişkilerin gayet normal karşılandıgı bir dönemde gözleme dayanarak oluşturulmuşlardır. Daha da
inanmayanlar 19 yy Avusturalya, Polinezya, Hawai araştırmalarına, o dönemin gezginlerinin yazdıklarına bakabilirler. Bugün için ahlaksız, sapık, ensest diye tanımladıgımız rastgele bir ilişki görürüz . Üstelik hiç de yadırganmaz toplum tarafından. O halde bu toplumlara ahlaksız
diyebilir miyiz.
* * * * Eski toplumun ahlaksız olduguna dair ben hiç bir yerde bir bilimsel risaleye rastlamadım. Bazı misyoner papazların anıları hariç. Demek ki bu toplumlarda ahlaki bir kavram görülmüyor. Toplumun üretim ilişkileri böyle bir kavram üretmiyor. Ahlak sınıfsal bir kavramdır, sınıflarla sınıf
ilişkilerini düzenlemek amacıyla oluşmuştur. Özel mülkiyetin tanınmadıgı bir toplum biçiminde , özel mülkiyete dayanmayan sınıflar varolmayacagından bu sınıf ilişkileri düzenleyen kavramların da oluşmaması kaçınılmazdır.
* * * * *Ne zamanki insanlar rastgele ilşkiden kan yakınlıgı ilişkilerine , oradan da küme evliligine geçtiler eski tanrı Bacchus yerini Aphrodite ye bıraktı. Bacchüs tapımları sırasındaki şenliklerde kadın ve erkekler çılgınca bir esrime halinde içkinin tesiri ile de kendilerinden geçerler ve
rastgele bir cinsellik yaşarlardı. Bu tapım Anadolu'nun pek çok yerinde , Antik Yunan da , Eski Roma'da görülürdü. İlkel sürü döneminin bir kalıntısıydı. Fakat Roma artık mülkiyete geçmişti. Roma da insanlar Doguştan soylular ve plebler olarak ayrılmışlardı, Atina da Solon yurttaşları doguştan soylu ve varlıklılar, köylüler, köleler vs diye ayırmıştı ; o zaman Roma senatosu Bacchus tapımını yasakladı ve sapkın ilan etti. Çünkü bu tapım yeni üretim ilişkileri ile çelişiyordu. Şimdi anaerki den ataerkine geçiş başlamıştı. Ortaklaşmacı mülkiyet yerini *özel
mülkiyete bırakmıştı. Ekonomi de itici güç köle emegi idi. Şimdi sıra Demeter tapımındaydı. Kutsal dı Demeter hem de kızoglan kızdı. İffetini yitirmiyordu. Kocasına kendini bakire olarak teslim ediyordu. Şimdi hakim üretim ataerkil yapıda ve hakim tanrıça Demeter di.
* * * * *Aynı dönemlerde, ya da daha evvelden Likia ise Aphrodite ye tapıyordu. Likia bir tarım toplulugu idi. Soy anayanlı idi. Kadından kızına geçer, çocugun babası degil anası bilinirdi. Aphrodite özgür bir tanrıça idi. Gönlünün istedigi erkekle yatabilirdi. Aşık olur sonra bıkar başkasıyla olurdu. Likia lı kadınlar da pek çok erkekle beraber olabilirlerdi. Bir grup erkegin bir grup kadınla birlikte olabilmesi dogaldı. Üretim biçimi tarımın ilk aşamalarındaydı. Tarımı ilk bulan kadın oldugu için o ürettigi, için erkek emegi daha tarıma tam anlamıyla giremedigi için, toplum yapısı daha tam anlamıyla özel mülkiyete adım atmadıgı için hiç de ahlaksız
sayılmıyordu bu ilişkiler.
* * * * * Aynı dönemlerde eski Arap toplumu göçebe hayvancılık yapıyordu. Aşiretler hatta aileler halinde hayvan yetiştiriyorlardı. Sıgırtmaçlık erkek işiydi. İlk hayvanı evcilleştirip besleyen kadın
bunun sürüler halinde yetiştirilme işini erkege kaptırmıştı.Sıgırtmaçlık zor çetrefilli ve erkek gücü *isteyen bir işti. Şimdi erkegin dedigi oluyordu ve toplum ataerkil biçim alıyordu. Davar başlı başına mülk demekti. Özel mülkün ilk temel biçimiydi. Özel mülk sahibi Arap Erkegi karılarını
tarla olarak görebiliyor ve istedigi gibi sürebiliyordu. Bu ekonomik biçim de yüzyıllar boyunca degişmedi ve ahlaki bir kavram olarak Arap toplumunca yasalaştırıldı.
* * * * * *6, yy da Mazdeki isyanı İran da patladı. İlk komünal ayaklanmaydı bu, ortaklaşmacılık savunuluyordu ama başarılı olamadı ve yenildi. Talepler toplumun çok çok ilerisindeydiler, üretim ilişkilerine uymuyorlardı ve ahlaki olarak kabul edilmediler. Bu isyana Yahudiler bile
katılmışlardı.
* * * * * Görüldügü gibi hiç bir ahlaki tanımlama toplumun ilişkilerinden bagımsız olamıyor, üretim biçimi ile çelişen bir yapılanma başarısızlıga mahkum oluyor. Sınıflar kendi ilişkilerine uygun olarak kurallar yaratıp buna ahlak adını veriyorlar.
* * * * * Şimdi bu bakış açısından İslamiyete baktıgımız zaman İslami ögretinin hiç bir yeni ahlak ögretisi getirmedigini görüyoruz. Yeni ahlak ögretisi getirebilmesi için yeni sınıf ilişkileri gerekmektedir, halbuki İslamiyetin böyle bir sınıfsal degişim yaratmadıgını biliyoruz. Kureyş
kabilesi o zamanki en kazançlı ticaret olan Kabe'nin gelirini alıyordu.. Kabe ve Hac gelirlerinin elden gitmedigini görünce Müslüman olmakta tereddüt etmedi. Hem de en azılı İslam düşmanları bile Muhammed taraftarı oldu.. Diger ibadet biçimleri ve ahlaki ortam zaten
kendilerinin içinde bulundukları ortama uygundu. Namaz kılmak da o kadar zor gelmedi. Eskiden egemenliklerini ve zenginliklerini Kabe'ye borçluydular, bundan sonra gene Kabe'ye borçlu olacaklardı.
* * * * *Araplar ticaret yapıyorlardı ve yeni ögreti tamamen ticaret üzerineydi. Üretimden, tarımdan sanayiden çok ticaret kutsanıyordu. Araplar ataerkil bir toplumdu ve yeni ögreti bunu kutsuyordu. Şimdi kadın herşeyden daha çok erkegin malı oluyor ve bu ilahi olarak kutsanıyordu.Ancak Arap kabile şefleri olsa da kabile yapısından dolayı demokratik bir toplumdu.Kabile erkekleri eşit oy hakkına sahip bireylerdi. Sınıf farklılaşması soy üyeleri açısından çok yogun degildi. Bunun da yolu bulundu. Beytülmal kuruldu.Ganimetiin beşte biri şefin yönetimine bırakıldı.Bu ilerideki islam imparatorlugunun maddi temelini oluşturacaktı.
* * * saygılarımla
|

11-01-2007, 11:07
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Dec 2005
Bulunduğu yer: sonsuzluktan
Mesajlar: 3.328
|
|
Re: Ahlaki kurallarinizi tanri koymadiysa kim koydu!!
Sn. Dolfen,
"Etik terimi Yunanca ethos yani "töre" sözcüğünden türemiştir. Aksiyoloji dalı olan etik, felsefenin dört ana dalından biridir. Yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlâk kavramının doğasını anlamaya çalışır. Etiğin batı geleneği zaman zaman ahlâk felsefesi olarak da anılmıştır. Türkçe ahlâk bilimi olarak da anıldığı olmuştur. Ayrıca Türkçe'de etik sözcüğü ahlak sözcüğü ile eş anlamlı olarak da kullanılır."
Kaynak ( http://tr.wikipedia.org/wiki/Etik)
"1.İnsan Kalitesi, 2.Sistem Kalitesi 3.Yönetim Kalitesi; Evrensel etik değerlerin geçerli olabilmesi, tüm dünya ülkelerinde bu üç unsurun kalitesinin gerçekleşmesi ile sağlanır. İşin temelinde ise insan var. İnsan kalitesinin yüksek olması gerekli, fakat yalnız başına bu yeterli değil. İnsan kalitesinin varlığı, sistem ve yönetim kalitesinin olmadığı yerde hiçbir şey ifade etmez. İnsan ne kadar iyi eğitilmiş, yetiştirilmiş olursa olsun, eğer sistem ve yönetim gerekli kuralları oluşturmamış, gerekli denetim mekanizmalarını kuramamış ve gerekli yaptırımları uygulayamıyorsa, o toplumda yozlaşma da kaçınılmaz olur."
Kaynak ( https://www.tspakb.org.tr/paneller/etik/stansal.htm)
Bir çoğumuzun yanıldığı bir konu, Ahlakın; tümden evrensel ve değişmez kurallar olduğu ile yine tamamıyle o toplumun ürettiği ve etkileşim içine girmediği malı olduğudur.
Oysa ki Ahlak her ikisidir ve kişiden başlayarak toplumsallaşır.
Evrensel Ahlak değişmez ve her toplum için aynı belirleyiciliği vardır.
Hiçbir ülkenin doktoru hastasını öldürmek ya da durumunu daha da kötüleştirmek üzerine mesleğini icra etmez.
Hiçbir ülkenin meclisine seçilen vekil doğruluk ve dürüstlük ve harici bir yemin etmez.
Hiçbir ülkenin sporcusu centilmenlik harici ödüllendirilmez.
Hiçbir din; vaaz edildiği toplumun, evrensel doğruları ve ahlakı haricinde öğreti sunmamıştır.
Ama gerek evrensel ahlak, gerekse yerel ahlak anlayışı ilahidir demek zannımca yanlış olur.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.
|

11-01-2007, 12:52
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.681
|
|
Re: Ahlaki kurallarinizi tanri koymadiysa kim koydu!!
"Şimdi bu bakış açısından İslamiyete baktıgımız zaman İslami ögretinin hiç bir yeni ahlak ögretisi getirmedigini görüyoruz. Yeni ahlak ögretisi getirebilmesi için yeni sınıf ilişkileri gerekmektedir, halbuki İslamiyetin böyle bir sınıfsal degişim yaratmadıgını biliyoruz. Kureyş
kabilesi o zamanki en kazançlı ticaret olan Kabe'nin gelirini alıyordu.. Kabe ve Hac gelirlerinin elden gitmedigini görünce Müslüman olmakta tereddüt etmedi. Hem de en azılı İslam düşmanları bile Muhammed taraftarı oldu.. Diger ibadet biçimleri ve ahlaki ortam zaten
kendilerinin içinde bulundukları ortama uygundu. Namaz kılmak da o kadar zor gelmedi. Eskiden egemenliklerini ve zenginliklerini Kabe'ye borçluydular, bundan sonra gene Kabe'ye borçlu olacaklardı. " Dilaver.
Mükemmel tespitler Sevgili Dilaver.
Yahudiler ise, Ticaretin bir yerde merkezinide oluşturuyorlardı. Hindistana ticaret gibi birde Akdeniz üzerinden değerli eşyaların Avrupa'ya aktarımı vardı. u Deniz ticareti olarak Akdeniz'den, Kıbrıs ve oradan Anadolu, Egeye yayılıyordu. Kabe'nin yerine KUdüs'ün Kıble yapılması çok yerinde, politik bir taktik idi, Kıblenin Kabe yapılması sonuçları alınmıştı, sıra Kudüs'e gelmişti, ancak Yahudilerin bu taktiğe gelmemesi Kudüs'den vazgeçilmesine dönüştü.
İslam yeni ahlak kuralları getirmemiştir diyebilirmiyiz, bunun içinde kabile toplumundan ümmi birliğe geçişin aslında sınıfsal bir değişim ve gelişimede denk geldiğini görüyoruz. Hindistana yapılan ticaret ve bilhassa Uygarlığın Beşiği görülen Çin Feodalizmi, Arap yarımadasında hala kabile ve yerleşiklerde varlık gösteren Köleci toplumsal yapının, ümmi birlik ve yeni bir din, yeni bir merkez ve tek Tanrılı tek bir merkez olarak işlenmesi bana göre sınıfsal bir değişimdir. Bir süreçtir ve buradan baktığımızda İslam yeni sınıf ilişkileri ve ahlak öğretisi getirmemiş diyemeyiz. Aksine islam, hem ataerkil toplum yapısına geçiş sürecinin nicel birikiminin niteliği olmuş ama hemde yeni sınıf ilişkilerinin bir sonucu olarak somutluk kazanmıştır.
Tanrıçaların El-Menat, Lat, Uzza'nın dışlanması, Tanrının (her ne kadar erkek olduğu ortada isede) cinsizleştirilmesi, evvel Tanrı ve Tanrıça işlerinin Meleklere devredilmesi bize bazı doneler sunar. Bir değişim var evet, nasıl ki eskisi yine eski toplumsal ve sınıfsal ilişkilerin bir sonucu bir olumlaması ise, yeni gelende yeni bir sınıfsal ilişki yada değişimin ve dolayısı ile yeni ahlak öğretisinin varlığını gösterir. İslam'ın ilk döneleri değil ama sonrasında oturmuş sınıfsal ilişkiler olarak bu sürece Emeviler'in kesinlikle dahil edilmesi gerekir. Çünkü nicelik olarak değil, nitelik olarak ası yansıma bence burada. Hatta Emeviler döneminde Hadislerin yasaklanması(hiç şüpheniz olmasın, bunlar hukuki şeylerdi), iktidarın, babadan oğula geçer tek bir merkezde birleştirilmesi, ümmi toplumsallığın yerleştirilmesi ve merkezileştirilmesi, feodal sınıf ilişkilerine geçişin en nitel boyutlarınıda gözler önüne seriyor.
Kısaca ahlakı oluşturan insan ilişkileridir, burada belirleyici kriterde ama ahlakın ölçüt yeride toplumsal ilişkilerdir, toplumdur. Toplumsal ilişkilerin motoru ise yine sınıfsal ilişkiler olarak görülüyor, sınıfsal ilişkilerde yaşam biçimini oluşturuyor ise? Dahada derine şimdilik inmeden;
Çok basit bir şey söyleyeyim, evinizde yalnız iken çıplak gezebilirsiniz ve bu ahlaksızlık değildir, ancak evinizde başkalarıda var ise bunu yadırgıyor ise yapamazsınız, ahlaksız olarak nitelenen fiiller değildir, bunu belirleyen toplumsal koşullardır ve fiiliyatın oluşum şeklidir. Dinlerde ise şunlar ifade edilir ve tabi döneminin toplumsal ilişkilerine KESİNLİKLE buradan hayat bularak, evinizde başkaları var iken çıplak gezmeyin der, bizde sanırız ki, din böyle söylediği ve bize bunu cezai müeyideler ile uygulattığı için ahlaklı olmaktayız. Hani korkulardan dolayı, bu ise başlı başına bir başka sorunu gündeme getirir, özde değil, dilde olmayı, buda bir çeşit ahlak ile çelişmektir. Ağacı sulamak için sulamak ile, ağacın suya ihtiyacı olduğu için sulamak arasında, ağaç açısından hiç bir fark yokmuş gibi görünsede, bizler açısından fark vardır.
Ahlak kişiden başlamaz, özünde sosyal ve toplumsal ilişkilerden başlar, belirleyici kıstas ve kriterler toplumsal-sınıfsal ilişkiler bazında ortaya çıkar, bunlarda üretim tarzı ile doğrudan ilgilidir, kurallarda. Bir havuzda olan bir toplulukda, istesenizde başka türlü kokamazsınız, bireye nesiller açısından empoze edilenler dahilinde, istisnai bireysel çıkışlar çukurda olanlar açısından bir anlam ifade etmez, toplumsal açıdan değişim gerçekleşmeden kimsede o foseptik havuzundan tam anlamı ile çıkamaz, toplumsal çıkış olmadığı sürece bu belirleyicide olmaz, değirmen sürekli üretmektedir. Denetim konusunda ise ister tek tek bireyler olsun isterse toplumsal gruplar olsun, mekanizmaları oluşturur.
...
Ve Zerdüşt böyle buyurdu...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

11-01-2007, 17:21
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Re: Ahlaki kurallarinizi tanri koymadiysa kim koydu!!
Kendine yapilmasini istemedigini baskasina yapma
Evrensel kaide esasinda budur. Her toplum kendi yargilarina gore diger kurallari ilave eder.
Ahlak anlayisinin farkliligini, kozmopolit sehirlede rahatlikla gorebiliriz. Hatta ulkemizde bile. Genc kizlarimizin sokaklarda yari ciplak dolasmasi, bazilarimiz icin normal gorulurken, sacini bile gostermesi ahlaksizlik sayilan digerlerine gore, hem ayip, hem gunahtir.
*Zaten birinin ahlak anlayisini digerine dayatmak istemesi degil mi gerginliklerin bir baska sebebi?
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:53 .
|