Re: Muhammed köleliği aşamalı olarak mı kaldırmıştır?
İslam'ın, hürriyetin kısıtlanması ile alakalı olarak en çok tenkit edildiği hususlardan birisi, kölelik müessesesidir. İslâm'ın bu müessese ile ilgili değerlendirmelerine kısaca temas etmekte yarar vardır.
Kölelik, 104 harp esaretinin bir neticesi olarak ortaya çıkan ve hür insanlara arız olan bir sıfattır. Köle de "hukuk açısından bir şahıs değil, mal sayılan ve hürriyetinden mahrum olan kimsedir. "
Hürriyet ve eşitlik esaslarının ilan olunduğu sırada karşılaşılan en ciddi meselelerden birisi, bilindiği gibi, kölelik müessesesi idi. Bu müessese, yalnız Arabistan'da değil, o devirde dünyanın en medeni milletleri arasında dahi mevcuttu. Savaşta mağlup olan milletlerin vatandaşları kadın ve çocuklar dahil esir sıfatıyla toplanır ve galiplerin hizmetinde çalıştırılmak üzere ya da galiplere gelir sağlamak üzere bir mal olarak satılarak köle edilirlerdi.
İslâm dini, insan haklarının temeli olan hürriyeti, herhangi bir şarta bağlamadan esirlere de tanıdığından, himayesini en yüksek ölçüde köleler ve cariyeler üzerinde toplamıştı. İnsanları, doğuştan, hür ve esir olarak sınıflandıran Yunan filozoflarının aksine, İslâm hukukuna göre *insanlar hür doğar ve eşit haklara sahip olarak yaşarlar. Bu hakların temin edilmesi için bir mücadele sürecinin yaşanmasına gerek yoktur. Zira, kuvvetli insanların, zayıfları medeni ve tabii haklarından mahrum ederek idaresi altında tutmaları, İslamiyetin kabul ve ilan ettiği hürriyet ve eşitlik ilkelerine aykırı düşer.
Kuran da insanların köleleştirilmesini caiz kılan bir tek ayet yoktur. Bilakis ayetler mevcut köleleri hürriyete kavuşturmayı teşvik etmekte ve bunun yollarını açıklamaktadır. Hz. Peygamber, hiç bir insanı köle yapmamış, savaşlar sonunda elde edilen esirlerin tamamını bir şekilde serbest bırakmıştır. İslâm hukukçuları da kölelik davaları ile ilgili açıklamalarında "insanların hür doğduklarını, hürriyetin esas olduğunu, bunun için isbat deliline' gerek bulunmadığını, bilakis aksini isbat için delil isteneceğini" ifade etmişlerdir.
Kölelerin, hür insanlarla eşit olamayacağı hususunda Mekke'de nazil olan "Allah hiç bir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkça sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu?..." mealindeki ayet, kölenin, o günkü durumunu söz konusu etmiş, ancak bundan kurtuluş yolunu göstermemişti.
Daha sonra ".. .elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin...." mealindeki ayet nazil olunca,
hakarete uğrayan köleler, Hz. Peygamber'e gelerek durumlarını şikayete başladılar. Hz. Peygamber'e şikayet edilenlerden birisi de Ebu Zer Gifari idi. Rivayete göre Ebu Zer, bir gün bir adamı "Karakadının oğlu" diye azarlayınca, o da Hz. Peygamber'e gelerek durumunu anlattı. Bunun üzerine Resul-i Ekrem, Ebu Zer'i huzuruna çağırıp,"Sen onu anasından dolayı ayıpladın mı?" diye sordu ve sonra ona şöyle dedi. "Şüphesiz sizin kardeşleriniz sizin hizmetçilerinizdir. Allah onları sizin ellerinizin altına vermiştir. Her kimin eli altında
kardeşi bulunursa ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin ve onlara güçleri yetmeyecek işler yüklemesin " buyurmuştur.
Resulullah, önce azadlı kölesi Zeyd'i, onun şehadeti üzerine 18 yaşındaki oğlu Üsame'yi ordu kumandanı olarak tayin etmişti. Böylelikle, Hz. Peygamber, neseb ve şeref bakımından ondan üstün olan büyük ashabı, Üsame'nin maiyetine vermişti. Hz. Peygamber, bu davranışı ile köle soylu bir kimsenin *ordu *kumandanı *olabileceğini *göstermek *istemiştir.
İslâmiyet, esir almak ve satmak için kavimlerle savaşmayı, çocuklannı, kadın ve erkeklerini zorla götürmeyi caiz görmemiştir. Esaret, ancak düşmanla harp esnasında esir düşmekle mümkün olabilir.Düşman cephesindeki muharip müslüman esir alınsa bile, köle olmazdı. Hatta ana ve babaları muharip olan bir aileden doğsalar yine esir sayılmazlardı.
Harpte alınan esirler hakkında Kuran-ı Kerim "Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun. Sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın, savaş sona erince onları ya karşılıksız ya da fidye ile salıverin" buyurmaktadır.
Bu şekilde, cemiyetin en zayıf ve en çok himayeye muhtaç olanları müdafaa etmek, korumak, İslâm gibi, bütün acizleri himayesi altına alma iddiasında bulunan bir din için, en tabii bir vazife olması gerekirdi. Fakat, kölelik müessesesinin bir anda men ve tasfiye edilmesinin zorluğundan dolayı bu iş tahmin edildiği kadar kolay olmayacaktı.
İslâmiyet, yüzlerce yıl devam eden, o dönemlerde devletlerarası sosyal bir düzen haline gelen esaret ve köleliği, tedrici olarak kaldırma düşüncesini uygun gördü. Çünkü yürürlükte olan bu sosyal düzeni değiştirmek için, zamana ihtiyaç vardı. Bu nedenle, İslâm dini, sosyal düzende kontrolü mümkün olmayan sarsıntılara meydan vermeden, zamanla bu uygulamanın tamamen ortadan kaldırılması için, köleliğin bütün kaynaklarını ve gelişme alanlarını kurutma yolunu tercih etmiştir.
*Hürriyeti hayatla eşit tutan İslamiyet, köleleri önce insan saymış, onlara iyi davranılmasını emretmiş, sonra da ilk fırsatta hürriyete kavuşturulmasını istemiştir. Köle azad etmek ibadet sayıldığından, bir çok günahların karşılığı ve keffareti olarak esir azad edilmesi istenmiştir.Ayrıca insan hürriyetini asıl, esareti anzi kabul eden İslamiyete göre, bu durumun giderilebilmesi için bir çok kolaylıklar tanınmıştır. Mesela, sahibi, kölenin azad edilmesi ile ilgili bir sözü şaka olarak dahi söylemiş olsa, esir, derhal azad edilmiş olur.
Hz. Peygamber ve ashabı da, hiç bir kimseyi esir ve köle olarak tutmamış, vakti müsait olanları fidyeye bağlayıp serbest bırakmış, diğerlerini ise azad etmişlerdir.
Görülüyor ki, İslamiyet, esaret ve köleliği ortaya çıkarıp teşvik etmiş değildir. Bilakis, Kuran'da, köle anlamını ifade eden kelimeler, daima hürriyete kavuşturma ile birlikte kullanılmıştır. Mükatebe ve Ümmü Veled sistemlerinin getirilmesi de, hürriyete kavuşma için tanınan bir imkandı. Nitekim, İslâm toplumlarında, zamanla köleliğin ortadan kalktığı gözlenmiştir.
journal of Islamic research Cilt 16 sayı 1 Hürrüyet ve Eşitlik kavramları ekseninde Demokrasi ve İslam Syf 91-92
|