İlhan Arsel, Muhammed'e Göre "Muhammed" kitabı s.383'den alıntıdır:
Enes İbn-i Malik'in rivayetine göre bir gün Arabi'nin biri Muhammed'in huzuruna çıkar ve yoksulluktan, kıtlıktan ve özellikle kuraklıktan şikayet eder.
(...) Sana geldik ya Resula'llah, ama halimiz şu: taze kızların sineleri kanıyor didinmekten, çocuklu anaların yavrularına bakmaya vakitleri yok. Delikanlılar da açlıktan o kadar zayıf ki, miskin miskin elleri yanlarına gelmiş... İnsan yiyeceği olarak bizde... karpuzu ile... 'den başka hiçbir şey yok. Artık senden başka iltica edecek yerimiz kalmadı...
(...) Şiir şeklinde söylenen bu yüceltici sözlerin güzelliği karşısında kendinden geçen Muhammed, hemen "rida'yi şerifini" (eteğini) sürükleyerek ayağa kalkar ve minbere çıkıp Tanrı'dan yağmur yağdırtmasını ister.
Ve çok geçmeden yağmur yağmaya başlar... Ne var ki, yağmur bir türlü durmaz, sonunda etrafı seller basar. Medine dışında bulunanlar "Aman boğuluyoruz" diye feryat ederler.
Bunun üzerine Muhammed tekrar ellerini semaya doğru kaldırıp dua eder ve yağmurun dinmesini ister. (...)
|
Hani bu örnekte de, "dua"nın -aşırı bir şekilde- tutmuş olduğunu görürüz, "kabul olunmuyor" diye ümidi kesmemek lazım dua'dan...