Ben ne düşündüğümü söyleyeyim..
Bunu salt kadınlar olarak ele almayalım, derimki dahada genişletelim... Bakalım sendrom nereye varacak..
İslam ve diğer ata dinleri ve bilhassa Yahudilik(esin kaynağı) zaten toplumsal bir sendrom kullanımı üzerine oturtulmuş bir mekanizmadır. İslam dini yada Hıristiyanlık dini aslen öz olarak temel, turmuş olan Yahudilikten farklı değildir. Bir şekilde yasaların döneme, coğrafya ve topluma göre yeniden uyarlanmasıdır. İslam da ise öne çıkan asıl karakter, Muhammed'in önündeki çakıl taşlarını temizlemek için diğerlerine nazaran aşırı derecede Kur'an'ı kullanıyor olmasıdır. Tabir yerinde ise, Karanlık, bilinmez varlıkları en uç noktalarda kullanan kişilerin başında gelir kendileri..
Şimdi şöyle ki;
1. İnsanlık çepeçevre bir Yaratıcı tarafından sarılmıştır.
2. İnsanlık bununla birlikte kötü ruhlar tarafındanda işgal edilmiştir. ek kurtuluş ELÇİLERİN peşinden gitmektir... Bir kurt kapanıdır burası, bir çeşit
labirenttir. Her an nereden gidilecek ve nasıl labirentte başına bela gelmeden kurtulunalacak sendromu yaşanır.
3. Yaratıcı her şey gibi insanıda yaratmıştır ve ondan istekleri(emirleri) vardır.
4. Yaratıcı bir hapishane gardiyanı gibi, sürekli nöbettedir ve sürekli olarak insanların diz çökmesini emretmektedir. Aksi takdirde kara karanlık yaptırımlara başvurmaktadır.
5. İnsanlar henüz bir çok şeyi tanımlayamamıştır, neredeyse tanımlayamadıkları her eksiği, ister korkuları ama isterse anlayamamaları olsun bu boşluğu ilahlar ile doldurmuşlardır.
6. İlahlar ise her an her yerde gözetmendir, her an her bir kişinin değil ne dediğini daha demediklerini dahi bilmektedir.
7. Bir çeşit MODERN FİŞLENME gibi her bir insan fişlenmiştir ve sürekli bir takip-gözaltı süreci yaşanmaktadır. (Hapishane gibi) Sürekli gözaltı, fişli olma sendromları, sürekli takip edilme sendromuna dönüşür ki, bu olağan bir hal alır, bunun tanımını ve varacağı sendrom noktasını en altta izah edeceğim..
8. İnsanlar karanlık çağların korkularını derin bir şekilde yaşamaktadır, Tanımsızlıkların ve tanımlayamama boşluğunun yerini dolduran Tanrılar gün geçtikce acımasızlaşmakta ve sürekli insanlara birilerinin yararına seslenip emirler yağdırmaya başlamaktadır.
9. Tanrı elçilerle iş görmektedir, ve kesinlikle BEN ELÇİYİM diyenin sözünden dışarı çıkmamalarını bildirmekte eğer çıkılır ise akla ziyan işkenceler etmekte yada edeceğini bildirmektedir.
10. Krallık adetindendir, Yüce, Büyük olanın, ihtişamlı olanın önünde eğilinir(diz çökülür) ve çıkarken arkası dönülüp gidilemez, aynı Şekilde diz çökme ve korku ile sığınma, güç göstergesini kabul etme durmu bire bir Tanrılar içinde ugulanır hale getirilmiştir. El birleştireceksin, buna dilimizde el pençe divan durmak derler... Kimin karşsında el pençe divan durulur? İşte bu bir acz anıdır...
Parçalar halinde gidiyorum, paragraflar detaylanabilir....
Burada köken olarakk düşündüğüm mantıgına girdim
....
Kadınlar ise İslam'da bu yukarıdaki ortak sendromlara artı sendromlar yaşamak zorundadırlar çünkü, yukarıdakinde GÖZETMEN VE FİŞLEYİCİ VE SAHİP 1 iken, Kadınlar açısından GÖZETMEN VE SAHİP 2 dir. Birisi her an her yerde olan İlah'dır, buyrukları peşinen verilmiş ve reçeteside peşindir diğeri ise Erkektir... Her iki sahibinde hazır buyrukları ve hazır reçeteleri vardır, her ikisindede Cehennem birer yola getirme yöntemidir...
.....
7. Bir çeşit MODERN FİŞLENME gibi her bir insan fişlenmiştir ve sürekli bir takip-gözaltı süreci yaşanmaktadır. (Hapishane gibi) Sürekli gözaltı, fişli olma sendromları, sürekli takip edilme sendromuna dönüşür ki, bu olağan bir hal alır.
.....
Ortadoğu dinleri, yüzyıllarca süren Tutsaklıklar nedeni ile içe kapalı, her an çıkış için fırsat kollayan, fırsatçı, her an kurtuluş için bir yol arayan kurtuluşçu, bunun için her an buyrukları dinlemekle mükellef, her an takip edilen ve her an tutsaklık dönemindeki saklı yürütülmesi gereken şeyler vs, şizofrenik bir noktaya dönüşmüştür.
İnsan sanki bir kapanın içindedir, ve tek çıkış yolu labirentleri aşmaktır. Labirentlerde ise insana yol gösterecek ve yardımcı olacak, insan tüccarı, akıllı, uynaık ve toplumsal açıdanda sağlam köklü, zengin bir sülaleye ait, uynıklar takımıdır. Bu dünyadaki hayatları için, gözünü budaktan sakınmayacak kişilerdir. Felaket tellarıdır ve sürekli kendi üstünlüklerini, kendi Tanrılarını yücelterek elde ederler. O hale gelirki artık bunların kapı bekçiliğini Tanrılar yapar olur ve bunları köleleşmiş, sürüleşmiş topluma karşı Tanrı-lar- temsil etmeye başlar.
Gök gürlese herkes korkar, hava karardı mı insanları alır bir korku, bir telaş, şimşek çaksa bir ihtişam yaratır, açlık katlanması zor bir durumdur, kuraklık zor bir andır ve bereket yalnızca tanrılardandır, hiç bir insan Tanrıyı kandıramaz, nerede olursa olsun her an Tanrı onu görür, duyar ve gözetler, amelleri tutulur herkesin ve herkes FİŞLENMEKTEDİR... Bunun detayına daha sonra şöyle pratik örneklerle girelim... esala köpekten korkan bir çocuğun bir gece yarısı bir yolu yürümek zorunda kalmasını ve o anki sığıntısını işleyelim... Önünde yada ardında yürüyecek tek bir insan dahi O'na cesaret verecektir, bu insan o anda neden yücelmesin? Neden o anda bu insan Bir insan tüccarına dönüşmesin ve neden korku onun elinde iyi bir silaha dönüşmesin ?
Şizofrenik Paranoid: Bu durumda olan kişi, etrafındakilerin O'nun kötülüğünü istediğini düşünür, her an birileri O'na karşı plan yapmakta yada en önemlisi sürekli takip edildiğini düşünmektedir. Sürekli takip ve gözlem altında tutulduğunu düşünür ve zihninin en ideal oyalanması, çeşitli görsel saplantılardır
Yahudilik ise uzun yıllar tutsaklık yaşamıştır, 2 kez ve uzun zaman Babil tutsaklığı ve en sonunda kurtarıcı olarak destanlaştırılan İsa dönemi... Bu dönemler ISRARLA kurtarıcılığın işlendiği ve ısrarla en çok peygamberin(kurtarıcı) çıktığı dönemlerdir, yine Mısır tutsaklığında(Musa) aynı motifi görmek mümkündür çünkü bu durum toplumsal tutsaklık psikolojisinide gösterir....
Bu durumda toplum tutsak alan hakimlerce gözetlenir, sürekli bir gözetlenme vardır ve Krallığın ve hakimliğin en belirgin mührü olan Tanrı iş başındadır. Hakim olanın mührü kendi Tanrısıdır ve bu Tutsaklık altında olanlara dayatılır. Evvela tutsak olan bunu kabullenmek zorundadır aksi karşılığını hayatı ile öder(Muhammed'in ganimet seferlerinden anımsayınız). Gizliden gizliye kendi Tanrısını yüceltme çabası tutsaklar için vazgeçilemezdir, ve bu durumda sürekli takip edilmeleri, gözetlenmeleri sendromu, şizofrenik durum vardır..... Ortadoğu dinleri bir tutsaklık dinidir, Tanrısı dahi sürekli fişleme yapan ve her şeyi ödül ve ceza ve ölüm üçlemesinde işleyen kurt kapanı bir yöntemi kullanır, bu kapana düşen artık tutsaktır...
Hayatı belirli ölçülerle çizilmiştir veyapması gerekenler yerine getirmesi gerekenler evvelce reçeteler halinde ona sunulmuştur ve eğer yapmaz buyrukları yerine getirmez ise her an gözlemlenmekte ve kaçışı hiç bir şekilde yoktur, o hiç bir zaman labirentten çıkışa erişemeyecektir!!!