Konu uzun süredir ilgi alanımda. Sizlerinde görüşlerinizi öğrenmek istiyorum.
Dünya üzerinde insanların oluşup yaşam imkanı bulmalarından sonra nüfusları hızla artmıştır.
Önemli bir artış aşaması yerleşik düzene geçmesi ile başlamıştır.
Dünya üzerinde yaşayan tüm canlıları incelediğimizde hepsinin üreme ve çoğalma için çaba harcadıklarını gözlemliyoruz. İnsan her batında bir yavru yapabilirken bir çok canlı bu rakamın çok üstünde yavru yapabiliyorlar. Yapılan incelemelerde ne kadar çok yavru yapabilirse yapsınlar nüfusları kontrol altında kalıyor. İnsan en az üreyen canlı olmasına rağmen nüfus hızı geometrik olarak artmaktadır ve bu duracak gibi görünmemektedir.
Geometrik nüfus artışı başta küçük sayılar olmasına rağmen toplamı büyüdükçe küçük sayıların etkisi de artmaktadır. Aşağıda geometrik nüfus artışı ve ikiye katlama hızını gösteren bir tablo ekliyorum.
Burada görüldüğü gibi katlanarak giden bir insan nüfusu gerçeği var. Bu sadece insanlarda oluyor demek değildir. Bir araştırmada memeli bir hayvan türünü bir erkek ve bir dişi olarak adaya bırakıyorlar. Nüfusları başta yavaş, sonrasında ise geometrik nüfus artışı yönünde hızlanarak artıyor. Lakin bir yerde artış duruyor. O adada o canlının nüfusu sabit olarak kalmaya devam ediyor. Bunun sebebi ise adadaki besin kaynaklarının nüfusa oranla azalması yani yetmemesi kıtlık paralelinde getirdiği sağlıksızlık ve sağlıksız canlıların erken ölümü. Güçlü canlıların besinlere ve su kaynaklarına hükmediyor oluşu. Sağlıksız ve yetersiz beslenme ile doğum oranının düşmesi başlıca sebepler. Birde kargaşa ve canlılar arasındaki kaynak için çıkan kapışmalar. Tüm bunlar canlının nüfusunu bir yerde durdurmasına sebep oluyor ki o nokta asgari geçim noktası.
İnsanlarda ise böyle bir nokta var mı ve ona ne zaman ulaşırız sorusu ise büyük sorun.
İnsan nüfusunun 1900 yılında 1.6 milyardan 1950 yılına 2.5 milyara ve 2000 yılında 6 milyara getiren sebepleri iyi analiz etmek gerekiyor.
İnsanlar diğer canlılardan daha akıllı oldukları için adada bulunan canlılar gibi kaynaklar azalınca artan kargaşa ve kıtlığa çözüm bulabiliyorlar. sanayi devrimi kaynakların azami ölçülerde kullanılmasını sağlamıştır. Tablonun ikinci bir göstergesi de sağlık yönündedir. 1800 yıllarında ortalama insan ömrünün 35 olduğu 1950 yıllarında ise bunun 55 yaşına kadar yükselmesi önemli bir etkendir.
Bu yıllarda nüfus artışının daha çok gelişmiş denen ülkelerde olduğu biliniyor. Sanayi devrimini ve paralelinde teknolojiyi etkin kullanan insanlar rahat bir yaşama ulaşmış oldukları için nüfus artışları da hızlanmıştır.
Buradaki kritik nokta ise 1950 ile 2000 ve günümüz arasında olanlardır. İnanın asıl film 1950'den sonra başlıyor.
Aşağıda size ürkütücü bir tablo sunacağım. Nüfus artış eğrisi.
Burada 1950 sonrasında nasıl bir artış hızına ulaştığı net olarak görülmektedir. Aşağıda ise bir başka tablo sunacağım. Burada 1900 yıllarının başlarından itibaren nüfusun gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere oranını gösteriyor.
Bu gerçekten umutsuz bir tablo ve okunması gereken bir çok bilgi içeriyor. Tabloda net olarak görülüyor ki nüfus artışı artık gelişen ülkelerde yok yada yok denecek az. Bunu nasıl okumak gerekir? Daha fazla imkana sahip ülkeler üremeyi azaltıyor ama imkanlarını kullanamayan ülkeler nüfusu arttırıyor. Hemde bu ciddi bir artış. Gelişmiş ülkelerin yıllık nüfus artış hızı %0.5-1 civarında iken Gelişmekte olan ülkelerde ise bu oran %2-2.5 ve gelişmemiş ülkelerde ise bu oran %2.5-3 civarındadır. Bu küçük farklar ciddi nüfus patlamalarına yol açmaktadır.
Günümüz ve gelecek içinde birkaç bilgi paylaşayım.
Günümüzde insan nüfusu 7 milyarın üzerindedir.
Her yıl 90-100 milyon civarında insan doğmaktadır.
Her yıl 40-50 milyon civarında insan ölmektedir.
2030 yılında insan nüfusunun 10 milyara ulaşması ve bunun sadece 1.5-2 milyarının gelişmiş ülkelerde yaşıyor olması tahmin ediliyor.
Tüm bu bilgiler bizi karanlık geleceğe mi götürüyor?. İnsan ömrünün 2050 yalında 80 yaşın üzerinde olacağı öngörülüyor. Bu kadar karmaşık ve dengesiz bir nüfus artışı ve teknolojik imkanların dengesiz dağıtımı sonucunda bu durum ne kadar gerçekleşebilir.
Yukarıdaki tüm bilgileri aslında bu durumdan nasıl kurtuluruz sorusunun sistemli detaylı bir planını almak için vermedim. Tabi ki bu önemli bir soru ama benim aklıma takılan o adadaki canlılar nüfuslarını durdukları gibi insanlarda bunu yapacak mı? O canlılar kendilerini iyileştiremiyor ve alet üretip tarım yapamıyordu. Bizim için bunu yapmak bir dezavantaja mı dönüşüyor?
Bilmek ve edinmek konusunda yanlışlar mı yapıyoruz? Nerede duracağımızı mı bilmiyoruz? Yoksa tüm sorun eğitimde mi? Yada kendimizi doğanın ve ekolojinin kurallarına mı bırakmalıyız? Tüm bunlar ve daha nicesi senelerdir aklımı kurcalıyor.
Sizlerinde görüşlerini merak ediyorum.