Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Teknoloji & Elektronik

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 10-02-2017, 14:22
İlahimasal İlahimasal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Mar 2015
Mesajlar: 4.698
Standart Robotlar düşünebilirse ne olur ?

http://shiftdelete.net/robot-kendi-v...na-vardi-62406

Robotlar teknolojinin bu hızıyla düşünebilirler ,düşünmeye başladıktan sonra EVRİM de geçirebilerlermi? Evrim canlıya dair bir özellikmidir ?

Düşünebilen robotlarla yaşamak oldukça büyük sıkıntılarda ortaya çıkarabilir. Düşünsenize allahuakbaaar diyen bir robotu.

Şakası bir tarafa , düşünen robotları mekikle uzaya yollayabilirler. Robotların çok uzun süre uzayda yolculuk yapmasıda mümkün.indiği gezegende oksijen ve yiyecek ve benzeri ihtiyaçları olmadan , düşünebilen robotlar büyük araştırmalara imza atabilirler.

AHZAB DAN ÖNCE Zeynep mhmd'in GELİNİYDİ AHZAB DAN SONRA Zeynep mhmd'in KARISIYDI .
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 10-02-2017, 15:46
NickMickyok NickMickyok isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Sep 2016
Mesajlar: 343
Standart

Yapay zekanın gidişi şunu gösteriyor. Gün gelecek yarı insan yarı robot türler olacak. Sonra biz insanlar devreden çıkacağız, yapay zekaya sahip robotlar evrende yaşamaya devam edecek.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 10-02-2017, 16:49
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

İnsanlığın en büyük hayali bu aslında.

Bu hayal dinlerle başladı, onlar insanı iç alemin de ROBOT etmek için uğraştı, tüm gayeleri bu idi, söz dinleyen, komut dinleyen insan, mükemmel bir şeydi, bunada iman dendi ama bu esasında bir yazılımın insana montelenmesiydi, Bilimle birlikte bu giderek gelişti ve insanın dış alemin de daha çok anlam buldu.
İnsanın pek çok parçası artık mekanik ve dijital parçalardan da oluşabiliyor, kalbini bile bir çanta içerisinde taşıyabiliyor, cihazlar, protezler, chipler derken İnsan da gittikçe robotlaşıyor.
Diğer yandan da robotlarda gittikçe insanlaştı ve daha da insanlaşmaya devam ediyor.

Sonuç, bir gün insan tam yetkiyi robotlara verdiğinde, ya da kontrolü robotlar ele geçirdiğinde, İnsan robotları yarattığına pişman olur mu bilinmez ama bu Tevratta geçtiğine göre Tanrı da kendi yerine bir şey yarattığı için çok pişman olmuş.

Hasılı ROBOT işi şimdilik lay lay lom şeklinde ilerlemekte ama o ROBOT bir gün robot olma bilincine erdiğinde, İnsanın işi biter.
İnsan, insan olma bilincine erdiğinde, Tanrının işinin bittiği gibidir bu.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 10-02-2017, 20:03
Tatarka - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Tatarka Tatarka isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 10 Sep 2016
Bulunduğu yer: Kırım djankoy,antalya
Mesajlar: 143
Standart

Bence de günün birinde insanlar olmayacak.Yapay zekaya sahip, kendilerini üreten ve geliştiren robotlar olacak. Onlar da bizi tanrı gibi görürler Ama tanrılar ölmüş olacaklar.

Zaten evrende genişleme belirli bir noktaya gelince kütle çekim etkisi zayıflaması, takiben büyük yırtılma gerçekleşecek. Robotların bile yok olması söz konusu. İnsanın zaten geleceği yok.

Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür.(Friedrich Nietzsche)
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 10-02-2017, 23:04
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669

Onur Üyeliği 

Standart

Robotlar ile canlılar özünde aynı sistem, fiziki etkileşimlere sahipler... Örneğin bir hesap makinesi
2x2=4 Sonucunu nasıl verir?

Sonucu bilir mi ya da yaptığı işin bilincinde midir? (iradi anlamda, bir iradesinden söz edilebilir mi? Ya ruhçu üfürükçülerin iddia ettiği gibi ne idüğü belirsiz sırf farazi, laf olan bir ruha muhtaç mıdır?)
Bilmez, bilmesi gerekir mi? Gerekmez, aslında temelde yatan, maddi ilişkilerin organize biçimde, bir sistem dahilinde işletilmesidir, kısaca fiziksel, kimyasal etkileşimlerin, belirli ölçüt, koşul altında bir aradalığı, eş zamanlama(denk gelme)...

Hasılı, organizmaların milyonlarca yılda, fiili, pratik olarak gelişimi -böylece etkileşimlerin kaçınılmaz sonucu olarak gelişip, karmaşıklaşması- ile, yine insanın bazı sistemler ve bilhassa köhne dinler yüzünden bilimde gecikmişliğinin aşılması sonrası bir kaç yüzyılda kat ettiği gelişimle, yine maddelerin bir çok yönü, özelliği vb belirli sistem(ortam dahil) , koşul dahilinde etkleşiminin kullanımıyla yani örgütlenmiş(organize) yapılar aracılığıyla çeşitli makineler üretti.

İnsanın milyonlarca yılda gelişen doğa oluşumlarını(ürünlerini) taklit etmesi, baz alması gibi, milyonlarca yılda kendiliğinden, erimli koşulları, müdahele yollu kısa vadelere de indirebilmek mümkün oldu. Kısaca, aslında ister insan, ister robot olsun, temelde yatan maddi ilişkiler, fizik kuralları, kimyevi tepkimelerin, açığa çıkarttığı hareket, enerji(iş yapma kapasitesi, iş) gibi faktörlerin, belirli bir sistematikle(organize) kullanımıdır.

Gelecekte doğanın milyonlarca yılda sunduğu erimli koşullar, insanın(ki üst paragrafta özetlendi) iş yetisi üzre kısa vadeli müdahalelerle, insan benzeri canlılar, makineler üretilebilecektir. İster makine sınıfında(robot vb) olsun isterse kimyevi çözümlemelerle organik yapılar olsun, sonuç olarak her halükarda belirli bir sistematik de, örgütlü haraket eden(organize!) oluşumlar(!) meydana getirilebilir. Doğada kendiliğinden-erimli varolagelen ilişkiler ağının, yapay ortamlarda muazzam kısa vadelere, süreçlere indirilmesi gibi. yani, peribacalarının, doğa koşullarında çok uzun vadede oluşmasına nazaran, insanın benzerini kısa vadelerde yapması gibi, birisinde kendiliğinden erimli ilişki,etkileşimin sonuçları ile karşılaşırken, diğerinde çözünlenmiş etkileşimlerin yapay olarak kısa vadede oluşturulup, etkilerinin sonuç almasını görürüz, o halde insan şu ya da bunu yapabiliyorsa, doğada erimli, etkileşimli süreçle bir çok oluşumun açığa çıkmasına imkan sağlıyor ve insan da doğanın bir parçası, etkileşimiyle doğanın değişim ve oluşumlarının etkileyen parçası haline de geliyor...

Şimdi ise henüz bilhassa yapay zeka konusunda bir durgunluk süreci yaşanıyor. İlk başlarda yapay zeka hayli çözülmüş gibi, yani çok da kolaymış gibi göründüyse de, fiili deneyimler hiç de kolay olmadığını açığa çıkarttı, belkide en önemli sebeplerinden birisi kullanılan sanal teknolojinin, doğadaki organizmalarla örtüşmemesi, doğadaki canlıların sahip olduğu sistemden uzak olması (fazlasıyla elektronik böylece kolaya kaçılmış) ve limitlemesi olabilir.

Her neyse, şey'in, diğerinden farklı olduğunun algısı zaten benliği anlamlı kılıyor ve benliğin anlamlı kılınması koşulunda iradeden söz edilebilir hale geliyoruz.

Sanılanın aksine hislerimiz de tamamen fiziksel ve kimyasal koşulların, ortamın ve birikim-tecrübenin ve anlık yaşananın(yani anlık etkileşimler de dahil) bir bileşeni, sonucudur, yani aslında daha ilk paragrafta örnek verilen hesap makinesinin ne yaptığını bilmemesi, bilmesininde gerekmediği sonuçların, benlik-irade faktörüyle irdelenebilir, kıyaslanabilir, bilinebilir, organize kullanılabilir hale getirilmesidir. Böylece irade-işlemci(örn:beyin), özünde verili ortam, koşulun imkan verdiği ölçüdeki bilinç-irade-dışı, maddi ilişkiler, etkileşimler ve sonuçları üzerine gelişen bir yapıdır ve hasılı temelde yatan yine bilinç-irade gerektirmeyen, yani doğal fiziki, kimyevi ilişki ve tepkilerdir. herneyse, bir robot işin mekanik boyutunu(hesap makinesi örneği gibi) aşarsa, belirli bir benlik kazanırsa ve yaptığı işi, kendisinin yaptığının farkına varırsa, belirli bir iradeye sahip olacaktır, her halükarda ama her halükarda iradeye, benliğe, bilince sahip olsa da, temelde yatan o fizik-kimyanın doğası ve bilinç dışı, bilinç-irade öncesi zemini üzerinde olacaktır ve bu zeminin etkileşimleri, olumlu, olumsuz olarak değerlendirilmesi bağlamında iradi hissiyatı anlamlı kılacaktır.

Son olarak, dinciler hiç bir açıklık getiremedikleri, hiç bir anlam yükleyemedikleri, ama çözümsüz kaldıkları her durumda işi hokus-pokus bir ruha yüklerken, ruhun nasıl hissettiğinin, neyi bildiğini, biliyorsa nasıl bildiği gibi soruları sormazken, aynı soruları dönüp organize canlılara sormaktadırlar. Sanki kendileri ruhun nasıl hissettiği, nasıl bildiği, iradeye nasıl sahip olduğunu açıklayabilmiş, ruh'u gözlem, deneylere tabi tutabilmiş gibi ve bir canlının şu ya da bu hareketine gelince, madde nasıl hareket edeceğini nereden biliyor diye sorabiliyorlar(ruh nereden biliyor peki?) ve ruh diye cevap verince sanki o nasıl sorusunu çözüyorlarmış gibi... neyse, bırakalım bir akıllı robotu, bir hesap makinesi dahi yeterli idi, 2x2=4 edeceğini hesap makinesi nereden biliyor? oda nesi, demek ki bilmesi gerekmiyormuş ve hesap makinesinin bir iradesi, ruhu'da yokmuşşşş... hasılı neymiş, işin temelinde olan irade-bilmek mefhumunu taşımıyormuş, yani hesap makinesi, çarpım işlemini bilmek ve irade sahibi olmak zorunda değil, ruh yalanına da gereksinimi yok, bilinç ise, işte o bilinç öncesi, ötesi, fizik-kimya temeli, ortamının, etkileşiminin üzerinde anlam, hayat buluyor, böylece bir robot, bir makine dahi, benlik farkındalığına erişerek(böylece irade sahibi) olabilirmiş-> "Kendi sesini duyunca hâlâ konuşabildiğini anlayan robot, “Tamam, şimdi biliyorum” dedi."

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 10-02-2017, 23:31
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.928
Standart

spartacus hesap makinesi deyince aklıma geldi.

Birine kızgınlık anında derler "Şu taş beni anladı sen anlamadın" diye.

Bu söz eskiden beri öylesine denmiş olsa da hesap makinesinin veya herhangi bir elektronik aletin beyin kısmı gerçekten taş ile yapılıyor.

Biz insanlar taşı bile robot haline getirebiliyorken, bu dindarlara bir türlü laf anlatamadık maalesef...
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 11-02-2017, 00:06
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669

Onur Üyeliği 

Standart

bilgivehis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
spartacus hesap makinesi deyince aklıma geldi.

Birine kızgınlık anında derler "Şu taş beni anladı sen anlamadın" diye.

Bu söz eskiden beri öylesine denmiş olsa da hesap makinesinin veya herhangi bir elektronik aletin beyin kısmı gerçekten taş ile yapılıyor.

Biz insanlar taşı bile robot haline getirebiliyorken, bu dindarlara bir türlü laf anlatamadık maalesef...
Çünkü koşullanıyor, şartlanıyor ve düşünemiyorlar en sağlıksız tarafı ise, düşünmekten korkar hale getirilmişlikleri.

Ruh yoksa, nasıl biliyorsun, yok irade gösteriyorsun diye sorarlar, oysa tüm akıl-mantığı devre dışı bırakmış tarafı bir yana, bu ifadelerinin, NASIL? sorusunu çözmediğinin dahi farkına varamıyorlar. Öyle bir şartlanma durumu ki, daha bunu düşünemiyor. haydi ruhu göster, deneylemiş, incelemiş, ruhun neresiyle neyi yaptığını, hangi bölgesiyle nasıl davrandığını çözmüş gibi, hal böyleyken size çok zor sorular sorarlar, amaçları kendi cehaletlerine şartlandırmaktır(ağaca çaput bağlayanın, atıyorum doktora gitme yolunu tutturmuş başkasını inandırma, caydırma çabasıyla farkı yoktur). İşte beyin nasıl düşünür, eldeki veriler, yani bilimin aldığı yol ortadadır, çat aha böyle diye her alanda incik, boncuk düzeyinde cevap veremeyiz, ama biliriz ki, beyin ortada, yani neyin nasıl bir organizma bütünlüğüyle düşündüğünü biliyoruz-bunu zaten biliyoruz yahu-, nasıl düşündüğü ise gözlem, deneyim, inceleme, birikim süreç sorunu... Ama o size zor soru sormakla, aha işte ruhtur deme safsatasını bile idraktan acizken, nedense bir kez olsun iyi de ruh nasıl düşünüyor diye sormaz, aynen ağaca çaput bağlayanın, o ağacın insanları nasıl tedavi ettiğini, çocuğu olmayanın sorununu, şu ya da bu beklentilerini nasıl çözdüğünü sormaması gibi... amacı üzüm yemek, öğrenmek, bilinçlenmek, bir şeyleri çözümlemek değildir, kendisine binlerce yıl eskinin ayak oyunları veya zanları-aczi üzerinden empoze edilen şartlanmışlığını, önyargılarını, önkabullerini, tekrar, ama tekrar kez dayatmaktır, tekrar, tekrar kendisini güdülemektir(empoze ile gütmektir)...

Neyse yapay zeka, kendindeliğin farkındalığına ulaştığında(ki şu an kısıtlı da olsa ulaştı) aslında 100 yıl önce biten ve laf olmaktan öte hiç bir yanıt vermeyen ruh üfürüğünün yerine belki DNA kodlaması, yok idüğü belirsiz ve tanımının da pof edildiği bir enerji kelimesi(ki madde ortada iken, maddenin şu ya da bu yönünü, özelliğini veya açığa çıkarttığı biçimleri saltık(!) kullanmaya ne gerek var ki. zaten enerji demek bir sistemin iş kapasitesi demek, yani aslında bir kendindelik değil, bir kapasite-nicelik ölçeği) vs diye zırvalayacaklardır, oysa o robot DNA ile kodlanmadı, ama kodlanabilir de, çünkü doğa bize un, su, şeker sunuyorsa, helvanın koduna erişilebilir ve aktarılabilir...

İnsanın gelişimide anne karnında nasıl oluyordu ki?(ki yaratım da söz konusu değil, oluşum söz konusu). Verili maddenin, ihtiyaç duyduğu kimyasal ortam-etkileşim ortamı- sağlanıyor,böylece doğaya bıraksanız milyon yıllarla ifade edilebilir erim süreci, yalıtık ama uygun ortamla aylara indiriliyor, erimli sürecin yerini, organize(örgütlü) işleyiş alıyor...

Eğer girdi sağlanabilirse ve -ki şimdisi için uzak- robot dediklerimiz üzerinde de, aynı erimli sürecin, bir sistematikle çok kısa vadeye indirgendiği bir üretim-oluşum sağlanabilir, yani kendileri üreyebilir veya ilk -en temel ve ilkel yanıyla!- kendilerinin kopyasını oluşturabilirler, asıl mesele kendindeliklerinin farkındalığına erişmeleri(ki bir yerde bu konuda bununla ilgili).

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 11-02-2017, 03:55
Natan Natan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 18 Sep 2006
Bulunduğu yer: usa
Mesajlar: 4.841
Standart

Spartacus;

"Hasılı, organizmaların milyonlarca yılda, fiili, pratik olarak gelişimi -böylece etkileşimlerin kaçınılmaz sonucu olarak gelişip, karmaşıklaşması- ile, yine insanın bazı sistemler ve .."

Mesela zihin, bilincin evrimi..beyinde ne daha karmsik olmustur da bilinc bu asamaya gelmistir? Bir sicrama oldu ki Afrika'yi terk etmeye yoneldiler. Ondan once oyle birsey yoktu. Ne oldu, nasil karmasiklasip sanat uretir oldu? Insan beyninin calisma prensiplerine mesela ahtapotu verebiliriz..bir turu vardi, aklima gelmiyor...yonelimselliginden bahsedebilecek miyiz? Yani var olan karmasiklastiginda ne oluyor?

Bir de su organizma meselesi..

Hani, organize olmadan yola cikarak,
Canliligin tanimini yapma girisimi gibi.
Atomlarin organize olusu, canliligin tanimi midir?
Bir ara o sekilde ifade etmistin yada yanlis hatirliyorum.


Ne dusunuyorsun?
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 11-02-2017, 17:08
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669

Onur Üyeliği 

Standart

Natan´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Spartacus;

"Hasılı, organizmaların milyonlarca yılda, fiili, pratik olarak gelişimi -böylece etkileşimlerin kaçınılmaz sonucu olarak gelişip, karmaşıklaşması- ile, yine insanın bazı sistemler ve .."

Mesela zihin, bilincin evrimi..beyinde ne daha karmsik olmustur da bilinc bu asamaya gelmistir? Bir sicrama oldu ki Afrika'yi terk etmeye yoneldiler. Ondan once oyle birsey yoktu. Ne oldu, nasil karmasiklasip sanat uretir oldu? Insan beyninin calisma prensiplerine mesela ahtapotu verebiliriz..bir turu vardi, aklima gelmiyor...yonelimselliginden bahsedebilecek miyiz? Yani var olan karmasiklastiginda ne oluyor?

Bir de su organizma meselesi..

Hani, organize olmadan yola cikarak,
Canliligin tanimini yapma girisimi gibi.
Atomlarin organize olusu, canliligin tanimi midir?
Bir ara o sekilde ifade etmistin yada yanlis hatirliyorum.


Ne dusunuyorsun?
Sevgili Natan

Organizma demek özünde örgütlenmişlikten gelir...

Bir kez organize olundu mu, eğer organizma -ki belirtmiştim- kendindeliğin farkındalığına erişirse, örgütlü hareket, yine örgütlü hareket edebilme sayesinde etkileşimlerle kendisinide(!) yeniden örgütleme seçeneğine sahip olacaktır, böylece bu döngü, oransal olarak katlanarak ilerleyecek -karmaşıklaşma ifadesi buradan geliyor.

Yani ilkel'in ilk aşaması, A seviyesinde örgütlü ise, ortam etkileşimini artık belirli bir örgütlü refleks (A seviyesi) ile karşılarken, A seviyesinde örgütlülük, örgütlülük öncesi durumun bir seviyesi iken(ilk-sel, ilk-el), B seviyesine sıçrama A seviyesinde örgütlülük tabanıyla olmakla farklılaşıyor.

Örneğin ateşe dokunduğunda elinin yanmasını yaşayan insanın, ateşden uzak durması gibi, örgütlü yapı bir kez oluştu mu, ortam etkileşimi, örgütlülüğün düzeyini, yine örgütlü taban sayesinde geliştirmeye varıyor(doğal-kendiliğinden örgütlenme- gelişme anlamında)

Atomlarin organize olusu, canliligin tanimi midir?
Bir ara o sekilde ifade etmistin yada yanlis hatirliyorum.

O şekilde değil de(o şekilde -temelde olsada, bütünde- yalıtık bir detay olur), canlılığın tanımının, organize olmuş madde olduğunu, cansızlığında maddenin organize olmadığı haline dendiğini ifade etmiştim. Yani

Organik -> Örgütlü hareket edebilen->organize - örgütlü etki/tepki->organizma
İnorganik -> Örgütsüz hareket zemini-> organize olamaz-fizik temeli etki/tepki-> organizmasız

Oluşumun yönü tek değildir, insan mantığının pragmatistliği(işine geliyorsa, yararlı ise alması, yararlı değilse yok sayması), olumlama temelli işlediği için yönü tekleştirmektedir. örneğin

Organik maddeler -> İnorganik maddelere dönüşür mü?
Evet!
Örneğin doğalgaz, petrol vs...
Öyleyse inorganik maddelerde, organik maddelere dönüşür mü?
Evet

Hal böyle iken insan bir yanını kolaylıkla idrak edip, kabullenirken, madalyonun diğer yanına iş gelince işi yokuşa sürmeye başlar... Yani tersinden olanın düzü, düzünden olanın tersi mümkündür ve ayrıştırılamaz(inişin, çıkışı gibi).

Burada anlaşılabilir ki, organize(örgütlü) hareketin sağladığı yetiler, bu yetilerin bir kez elde edilmesiyle, mevcut yapının, mevcut ortamda kazandığı şimdi-yeni durumuyla, eskiye nazaran muazzam yetilerle, yeniden ve yeniden örgütleme-örgütlenme(organizma gelişimi, organizelik üzre yeniden organize olma) şansına erişir, böylece biz eski ile yenisinin farklı değişimine gelişim deriz ve ilkel hal ile gelişen hal arasında karmaşıklaşma(yapı, işlev bakımından) meydana gelir...

Su, metan, amonyak, hidrojen

Uygun bir ortam sağlanırsa, yani bu elementlerin kimyasal tepkimelere giriş eşikleri ve buna benzer etkileşim ortamı sağlanırsa, kendi kendisini klonlayan(abiyogenez) daha doğrusu, moleküler yapısını, temsil ederken, girdiler sayesinde bu yapıyı kopyalayan(bilinçli hareket değil!) maddeler elde edilebilir.

Yukarıda anılan elementler ise aslında, basit, oksijen, hidrojen, azot elementlerinin farklı moleküler yapılarla bileşiminden meydana geliyor.. Örneğin oksijen, hidrojenle buluştuğunda, tepkime, etkileşim olacaksa, moleküler çeşitlenmede kaçınılmaz hale gelebilir, örneğin 2 hidrojen, 1 oksijen atomuyla bileşik yaparsa=>su, 1 Hidrojen atomu, 3 azot atomuyla bileşirse=>amonyak, 1 karbon atomu, 4 hidrojen atomuyla bileşirse=>Metan açığa çıkar...

İlkel çeşitlenme, bu halde, su, amonyak, metan, bunalrda birbiriyle etkileşirse? İşte çeşitleniyor... peki dizilim, yapının biçimi değişirse? İşte o zaman da durum değişir;

sadece baz 2 atom ile farklı maddelere örnek verilecekse;

Metan (siyah top karbon, beyazlar hidrojen)



Bu ise Etan, 1 karbon, 3 hidrojen çiftiyle bileşik...

bu ise Propan, işte yukarıdakinin olası farklı dizilişi ve girdisi(araya 1 karbon, 2 hidrojen)


(bu örnek verdiklerim ise organik maddelerin malzemelerinden, tersin geri organik maddenin, inorganik maddeye çözülümünün de örnekleri)

Kısaca çok çeşitli bileşikler, çok çeşitli biçimlerde, (sonsuz sayıda denemez, zira doyum eşiği olmalı) bileşik oluşturduğunda, onlarda çeşitlenerek başka türlü yeni oluşumları getirir, organik maddeler açısından da ilkelden, gelişmişe ifadesi buna benzer. Olası örgütlülüğün, olandan, yenisine->olası olan daha büyük veya karmaşık oluşumlara dönüşümü de doğaldır, lakin bu bir tecrübe, deneyim sürecidir ki, olası olan çeşitlilik kadar olası olmayan çeşitlilik de kendiliğinden bir deneme yanılma sürecine uğrar. Böylece olası olan başarıyla açığa çıkarsa, şahsında yeni olası olan, olmayan süreçler işler, ve bu sadece tek bir bileşik namına değil, milyarlarca bileşiğin, farklı, farklı olası olan ortamlarda, binlerce farklı etkileşimle gerçekleşir ve organik çeşitlenme ile çeşitlilik açığa çıkarken, olabilirliğin sınırı da verili ortamın doyumu ile dengelenir, bu süreçlerde basitden karmaşığa(ki neye göre karmaşık, organik yapı, örgütlülüğün düzeyi) doğal olarak işler. Burada sözü edilen, yanlış algılanan ve zamanı uzaylaştıran(tren yolu) zaman kavramlı ileri, geri türünden absürtlük ve saçmalıklar değildir, mevcut ortamın, maddenin bünyevi ve olası tüm olanaklar temelinde, hareket, değişim, etkileşimlerinden açığa çıkan oluşumlar-çeşitlenmedir. Kısaca hiç bir şey bir yere gidip, bir yerden gelmiyor(zaman ve gaip olarak), ortada olan, ortam süreğen etkileşip, değişiyor böylece verili ortama da yapı itibariyle mutlak olmasada direnç sağlayan oluşumlar açığa çıkıyor ve kayboluyor, her yeni oluşum, kaybolan bir oluşum iken her kaybolan da, oluşan yeni oluşumu bünyesinde temsil ediyor(gaipten gelmiyor, bir yere gitmiyor-yok olmuyor-, ortada ve üzerinde değişiyor)... Yukarıda kabaca resimlerle gösterildiği üzere oluşum demek de zaten temelde farklı kombinasyonlardaki değişken-değişen bileşim-ayrışımlardan başkası değil.

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 11-02-2017, 17:56
bilgivehis bilgivehis isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2016
Mesajlar: 1.928
Standart

spartacus'un yazısını okuyunca aklıma bir mühendisle yaptıgım tartışma geldi.

Ben alaylıyım, teorik bilgiye sahip değilim, bu yüzden deneme-yanılma yöntemi benim tek kaynagım.
Tartıştıgım mühendis de deneme-yanılmanın saçma oldugunu her şeyin hesapla bulunmasının tek dogru oldugunda ısrarcı.

Ben de hesabın erişemedigi noktaların da oldugunu ve o zaman deneme-yanılmanın zorunlu oldugunda ısrarcıyım.

Bu tartışma, benim deneme-yanılma yöntemiyle buldugum bir icattan kaynaklanmıştı.

O halde "işte yaptıgım icat önünde ona bakarak, deneme-yanılmaya başvurmadan sadece hesap ile bu icadın aynısını yap" dedim.

Şimdi işin ilginç yanı farkında olmadan öyle bir mendebur icat yapmışım ki, bilinen hesap türleriyle açıklanamıyor-yapılamıyor.

Bu yüzden mühendis işin içinden çıkamayınca matematik öğretmenlerini getirdi.
Neredeyse her gün başka matematik hocaları geliyor saatlerce uğraşıyorlar bir türlü matematik ile sonuca varılamıyor.

Ben o icadı kendilerinin önünde tekrar yapıyorum, ben yaparken de her yaptıgım hareketi hesaba vuruyorlar illa ki, bir yerlerde tıkanıyor.

Daha sonra öylece kaldı, tabi ben sanılanın aksine bu duruma üzüldüm, çünkü bilimin buna çaresizligi beni de üzdü.
Ancak bir kazancım oldu, bu mühendis bu olaydan önce mutlakçıydı sonra diyalektikçi oldu...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:54 .