NickMickyok´isimli üyeden Alıntı
Marks ın bunu kastetmediğini biliyorum ama Hitler de dünyayı değiştirdi, onun gibilerde. Daha doğrusu onun mücadelesi yüzünden Dünya karıştı 
Anlamak önemli, değişim de önemli ama değişimin de yönü ve çizgisi de önemli değil mi sence?
Ve esas soru:Hangi değişim daha doğru, bunu nasıl bileceğiz?
|
Neyi çözümleyip, analiz ettiyseniz, oradan çıkar. Günümüz insanına aşılanan bir tavır vardır. "Bilmediğine düşman olmak". Aslolan anlamaktır, değiştirmek ise bir yerde siyaset, niyetle ilgili bu bakımdan da, analiz edilen sorunları aşmak için aslolan değiştirmek-dönüştürmektir...
2 elma fidanı, yanyana bitmiş, aralarındaki mesafe yarım metre ve 4 metre yan taraflarında birer ceviz mevcut. Buradan anlaşılır ki, 2 elma hem arada sıkışmış hem de birbirlerine çok yakın mesafedeler, bodur kalacak ve birbirini de gölgeleyecekler yetmeyecek 2 yandan da ceviz gölgesine mahrum kalacaklar(böylece fotosentez oranları da düşecek)... O halde fidanalrdan bir tanesi kökünden sökülmeli, ve açık bir alana taşınmalıdır(çözüm).
Her neyse basitçe sorun hem anlaşıldı hem de ortaya kondu. Sorunu anlamak, sorunu çözdü mü(çözümlemek)? Subjektif temelde, çözdü denebilir, ama
ortadan kaldırmadı(objektif, fiili). Bu bahisle, sorunun çözümlenmesi ile sorunun ortadan kaldırılması arasında bir ilişki kurulmalı. Birincisi çözümü bulmayı ikincisi sorunu ortadan kaldırmayı, toplamda ise çözümü getirir. İkincisi
eylem'dir.
Haliyle, neyin doğru neyin de yanlış olduğu meselesi, ideolojiye, kişilerin inancına, yakışıklı veya güzel veya çok karizmatık olmasına, şunlardan ya da bunalrdan olmasına göre değerlendirilemez, bu subjektiftir ve dolayısıyla eylemin de dışındadır, hamasettir, aslında safsata. O halde ne yaparsak doğru bir adım atmış olacağız? Bu sorunun yanıtını veren zaten sorunun kendisidir, çözümlenmesi ve nasıl ortadan kaldırılacağının tespitidir... Böyle bir sorunu çözmek için komünist olmanız gerekmez veya böyle bir sorunu anlayanlarla sadece komünistlerdir de denemez, lakin dünya nüfusunun %90'ı yaşadığı dünyayı analiz etmekten, %5 ise anladığı halde ne yapması gerektiğini bilmekten-irade göstermekten(eylem) mahrum.
Bir diğer taraftanda sözde kendisine sosyalist, devrimci, komünist diyenlerinde %80'i(rahat!) hem anlamaktan hem de çözümden mahrumdur, içeriği olmayan ama sloganda, sembolde büyük bir tapınıma dönen eylem gereksinimini dinsel siyaset-inanç, iyi-kötü(tanrı-şeytan), dost-düşman(tanrı-şeytan), doğru-yanlış(ideolojik), yani ideolojik bir mesele veya süslü veya ezilmişlik veya isyan etmek-çaresizlik üzerine işlenen bir tarafgirlik, daha doğrusu SÜRÜ psikolojisiyle yapmaktadır ve bu hal-durum da elbette, stotüko ve mevcut sorunlar üzerinden cennet hayatı yaşayan hakim sınıflar ve sahte propaganda, toplumsal körlüğü ve gerçeği manipüle eden propagandalarından sonra en büyük zararı verenlerden.
Hasılı, anlamak önemlidir çünkü eylemin karakterini belirleyecektir, ama sorunu ortadan kaldırmak için eylem gerekir. Böylece, o halde, eğer insan kendi hayatının sorunlarını çözümlüyor, tespit ediyorsa ve nasıl ki 2 elmayı birbirinden ayırabiliyorsa, bu bir eylem ise, mesele insan, doğa, dünya hayatı ve sorunları olduğunda da o sorunları anlamak yetmez, aslolan sorunu ortadan kaldırmaktır.
İnsanlar soğuğu algıladığında, etkisinde kaldığında, sığınacak bir barınak bilincine erişirlerdi, bu kaçınılmazdı, bir mağaranın çözüm olması, sorunun çözümünün bir parçasıydı ve eylem bir mağaraya girmekle başlayacaktı. mağaranın girişi, hala içeriye soğuk veriyorsa, eylem, girişi kapatmak olmalıydı. Neyin doğru, neyin yanlış olacağını belirleyen sorunun ne olduğu ve çözümüdür(analiz)... Yine elbette, aynı mağara vahşi hayvanlar, zararlı hayvanlardan da korunmanın bir yolu olmalıydı.
Kısa, kaba,
bir örnekle, dünyanın %1'i, dünya kaynaklarının %50-60'ını, kalan %99 da kalanı paylaşıyorsa ve mahrumsa, bu eşitsizliğin yansıması ise, yansımanın aslı, nerede aranmalı? Sorun nerede, nasıl?
Diğer bir açılımla, örneğin gayrı safi milli hasıla(GSMH) ile yapalım;
A grubu -> 50.000.000, olsun.
B grubuda -> 500.000 nüfusa sahip olsun.
GSMH ise C olsun ve değeri: 200.000.000 olsun.
Nüfusun %99'u(A grubu), GSMH'ın %40'ını, %1 ise %50'sini alıyor olsun. Yani nüfusca pastanın %99'u, GSMH pastasının %40'ını, ama nüfusca %1 olan ise %60'ını alıyor.
Çözüm nerede? yani nasıl olurda elit, azınlık bir kesim bir coğrafyanın kaynaklarını kendisine akıtırken, diğerleri mahrum kalır? Nasıl? İşte anlamak içing özlem, iyi bir çözümleme, analiz gerekecek ki, sorunu nasıl ortadan kaldıracağımızı, yani eyleme nasıl geçeceğimizi de tespit etmiş olalım.
Mevcut sistem çoğunluğu cahil insanları kandırır der ki, %1 çalışıyor, %99 ise yatıyor(?). Ama bu, gerçekten de ahmaklara göre değil mi? Ya da sistem insanalrı binbir çeşit yolla kandırıyor, mesela dinler bunlardan bir tanesi. Diyorlar ki Allah vergisi, bu bir sınav, boyun eğeceksin, yani SORUNU olduğu gibi kabul edeceksin. Daha bir dolu yol yöntem var, dine değinmemin sebebi, sorunu çözeceksek, dinlerinde yeri, konumu ve varlık koşulalrını analiz etmek zorundayız, böylece komünizmin neden kolayca kötülenebildiği, kara propagandaların nasıl bu kadar kolay etkili olduğu ve insanlığın neden sorunlarının çözümünden habersiz veya ısrarla kaçtığınında kolay bir cevabı bulunur. Bir yerde bu sebepledir ki, insanlık tarihinin değişimleri, dinlerin de boyunduruğunu kırmakla mümkün olmuştur, bırakalım komünizm üzerindeki yalan, yanlış propagandayı Rönesans'a bakın. Rönesans da özünde anlamak zemini değil miydi, sonrası ise aydınlanma çağı, eyleme dönüşmedi mi? Dönüşümün esası değişim değil miydi, değişimin motoru da eylem-fiiliyat, fiili çelişkiler(çatışmalar) değil miydi? Burada çelişki, çatışma ile kastım, sen A'sın, ben B'yim, sen şu mezhepsin ben bu idindenim değil, objektif, yani hayatın ve doğanın-hakim dünyanın- fiili, nesnel çelişkileridir. Örneğin bir insan gıdaya, suya sahipken, diğer bir coğrafyada çocukların açlıktan ölmesi çelişki değil midir? Var mıdır bu çelişkide, sen beyazsın, o siyah, sen alevisin, sen sünnisin, se bilmem ensin diye bir kriter. Ama işin gerçeğide, bu verdiğim örnek dolayımsal çelişkidir, yani yansımadır, o halde asıl çelişkiler nerede?
benim ifadelerimi tarikat kafalı bir çok sözde devrimci anında eleştirecektir, vay şuna girmemiş, slogan atmamış, yok sınıflar dememiş, yok mülkiyet, yok antagonist çelişkilerden, yok kötülerden, yok kapitalizmden, yok sosyalizm propagandası yapmamış, yok literatüre, asıl çelişkilere girmemiş, yok bu oportinist, yok bu reformist, yok bu bilmemne diye giden
taliban kafalı salaklar çıkacaktır. zaten bir yerde asıl sorunlarımızdan birisi, bu dinci siyaset koyunlarıdır, bu sebeple geniş kitlelere anlaması gerekeni, anlayacağı dilde anlatmak yerine, yaptıkları iş, şeriatçıların şeriat propagandası, ajitasyonları yapması ve sert erkek motiflerindeki sloganları dolayısıyla
propaganda üzerinden baskı-otorite kurmak hastalığına kapılmışlar gibi(bakın, bu hastalık her telden ahmak siyasetinde mevcut), sen kafirsin, sen bilmem nesin kavgasından öte gitmemiştir, gitmezde ve en büyük zararı bunlar verdi, çünkü bunlar hiç bir şeyi anlamamış, bırakın dünyayı değiştirmeyi daha onu anlamaktan dahi habersiz, enjeksiyon mahluklarıdır e benim ifadelerimi safsatalarla eleştirebilirler, alakasızca, hatta neden emek-sermaye çelişkisine dayalı örnek değilde, konunun, yani sorun bağlamının anlaşılmayı kolaylaştırıcı örneklerle yaptığımı bile konu edebilirler(çünkü bunlar gündelik hayatlarında slogandan öte bir şey bilmezler, anlatma özürlüdürler, zaten kendileride pek bilmezler aslında, ama slogan attıkları kitle ise sloganlarda geçen kelimelerden zerre haberli değildirler, nedir, ne değildir bilmezler bile). her ağacın kurdu özünden olur misali...