Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Sanat > Edebiyat

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 03-06-2019, 02:10
Rapi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Rapi Rapi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Mar 2019
Mesajlar: 546
Standart Türk Edebiyatının Ressam Şairleri

Türk Edebiyatının Ressam Şairleri

Bedri Rahmi Eyüboğlu (1911 – 1975)

Türk Edebiyatı'nda renk unsurunun yoğun bir şekilde dizelerine yansıdığını en çok gördüğümüz şair Bedri Rahmi Eyüboğlu'dur. Onun şiirlerinde rengin böylesine yoğun bir şekilde kullanılıyor olması iki sebebe dayanır. İlki ve en önemlisi, Eyüboğlu'nun bir ressam olmasıdır. Diğer ise edebi şahsiyetindeki rintçe tavrın, Anadolu'ya şair-ressam gözü ile açılıyor olmasıdır. Anadolu'daki kilim örneklerinden, mimarideki çini motiflerine varıncaya kadar geniş bir dağılım alanı bulan kültürel zenginlik, Bedri Rahmi'nin şiirinde kendini gösterir.


İstanbul, 1955

İstanbul Destanı

İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş


Park, 1932

Çakıl

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar

Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde.

Şiiri şekil bulmuş resim, resmi şekillenmiş şiir olarak değerlendiren Bedri Rahmi Eyüboğlu, ışığa kavuşan her şeyi büyük bir aşkla incelemiş ve bu aşkı renkler ve çizgiler aracılığıyla sunmak istemiştir. Resim sanatını tanıtırken kullandığı ifadeler, bize Eyüboğlu'nun hem şairlik, hem de ressamlık yönünü anlatır: "Resim nedir? Resim, ışığa kavuşan her şeyi büyük bir aşk ile incelemek ve bu aşkı renkler ve çizgiler aracılığı ile insanlara aşılamak sanatıdır. İçerisinde bir ışık, bir güneş tadı olmayan resim bir nakış şaheseri olabilir, fakat resim olamaz. Şair, resimde şiir ve ışık bütünlüğünü aradığı gibi, şiirinde de resim ve ışık güzelliğini arar."

Karadut

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.


İlhan Berk (1918 – 2008)

Türk şiirinin tarihsel süreci içerisinde en köklü değişimi yaşadığı dönem, kuşkusuz ki İkinci Yeni ile birlikte gerçekleşmiştir. Bu topluluğun temsilcileri arasında İlhan Berk, Cemal Süreya, Edip Cansever, Turgut Uyar, Ece Ayhan ve Sezai Karakoç bulunmaktadır. O zamana kadar doğayı ve toplumu yansıtmacı bir anlayışla işleyen Türk şiir poetikası, İkinci Yenilerle birlikte şiire anlam yükleme ve yansıtma anlayışından bir kopuşu temsil etmektedir. Şiirde, beş duyu organının algıladığı gerçekliği yansıtmaktan ziyade, şiiri anlam yükünden kurtarma anlamına geliyor. Bunu resim sanatına benzetirsek, olmayanı yapma eylemi olarak nitelendirilebilir. Görülen gerçeklik dışında, soyut anlatımın, dilde deformasyonun hakimiyeti söz konusudur. Topluluğun bu konudaki en uç ve etkili örneklerini İlhan Berk'in hem yazınsal hem resimsel eserlerinde görürüz.


Eleni'nin Elleri

Bir gün Eleni'nin elleri geliyor
Her şey değişiyor.
İlk İstanbul şiirden çıkıp yerini alıyor
Bir çocuk ilk gülüyor
Bir ağaç çiçek açıyor.

Eleni'den önce
Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım
Sabahları, akşamları bilmiyordum daha
Bir gün bakıyorum akşam ellerimde gözlerimde
Bir gün sabah her yanım.

Eleni geliyor
Dünyaya bakıyorum
Dünya sanıldığı kadar küçük değil o gün anlıyorum
Sanıldığı kadar üzgün değiliz dünyada
O gün bütün şiirleri yakmalı yeniden yazmalı diyorum
Brise Marine'i yeniden
Yeniden Annabel Lee'yi.
Eleni ile anlıyoruz
Bu gökyüzü niçin kalkıp gelmiş
Deniz niçin başını alıp gitmiş onunla anlıyoruz.

Bir gün Eleni'nin elleri geliyor
Bir sokaktan ilk defa deniz görünüyor.

İkinci Yeni şiir topluluğunun şairleri arasında İlhan Berk, resimle her zaman ilgilenmiş, buna dair düşüncelerini dile getirmiş ve bunun dışında da özellikle figüratif anlamda çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Şair, resme olan ilgisini şöyle dile getirir:
"Resim benim dünyam değil. Dünyayı görmeme de engel değil. Resim yapmak beni mutlu ediyor. Hepsi bu. Yazmak ise mutsuzluktur. Kendini mutlu sayan gerçek yazar yazmaz. Benim mutlu olduğum bir tek şey var: Resim yapmak.
Miller resim yapmaya ‘yeniden aşık olmak' diyor. Andre Malraux da yazarların mutsuz, ressamların mutlu olduğunu söyler. Ben hiçbir zaman resim yapayım diye oturmadım. Önümde her zaman kağıtlar olmuştur. Daha doğrusu yürümeyen şiirler. Ayrımına varmadan onlar üzerinde elim gider gelir, çiziktiririm. Beni ilgilendirirse de boyarım. Ya gerçekten yazacak bir şey olmadığında, okumak da beni ilgilendirmiyorsa, gene ayrımına varmadan koca bir karton alır, çizer boyarım."


Nazım Hikmet (1902 – 1963)

Nazım Hikmet, Türk şiirine yenilik olarak lirik toplumcu gerçekçiliği, somut güzellikleriyle gerçek doğayı, romantizmi ve serbest vezinle şiir biçiminde özgürleşmeyi getirdi, devrim diyalektiğini ise şiirle bağdaştırabildi. Bunun dışında lirik ve epik şiirlerinde gerçek insanların kaderini yazdı. Onun eserlerinden etkilenip yetişen ve sonra kendi yolunu ve üslubunu bulan birçok kuşak ve yazar yetişti. Şiirlerinde yer alan otobiyografik unsurlar, yoğun duygu ve içtenlik, şairin duygusal, manevi ve fikir dünyasına girmemizi sağlar.


Piraye, Çankırı Cezaevi, 1940

Karıma Mektup

Bir tanem!
Son mektubunda:
‘Başım sızlıyor
yüreğim sersem!'
diyorsun.

‘Seni asarlarsa
seni kaybedersem;
diyorsun;
yaşayamam!'

Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.


Bursa Cezaevi, 1946

(…)
Tanya;
Bursa cezaevinde karşımda resmin
Bursa cezaevinde,
belki duymamışsındır bile Bursa'nın ismini
Bursa'm yeşil ve yumuşak bir memlekettir.
Bursa cezaevinde karşımda resmin
sene 1941 değil artık, sene 1945
Moskova kapılarında değil artık
Berlin kapılarında dövüşüyor artık seninkiler
bizimkiler
bütün namuslu dünyanınkiler..

Nâzım Hikmet'in resim sanatına olan eğilimi, sanılanın ya da bilinenin aksine, uzun yıllar yattığı Çankırı ve Bursa hapishanelerinde kendine yarattığı bir meşgaleden değil, bir sanat dalına duyduğu yakınlıktan ve annesi Celile Hanım'ın da ressam olmasından kaynaklanıyor olmalıydı. İstanbul Tevkifhanesi'nde ve Ankara Merkez Komutanlığı Cezaevi'nde başlayıp Çankırı ve Bursa hapishanelerinde devam eden hapislik yıllarında çizdiği, büyük çoğunluğu portre resimlerden oluşan çalışmaları, küçük çizimleri, notları, elde yaptığı ceviz kutular, yüzük kalemliler, şiir sayfalarına çiziktirdiği desenler gözden geçirildiğinde, bunların hapishanede vakit geçirici türden çalışmalar olmadığı, yaratıcı bir imgelem ve gözlem yeteneğinden kaynaklandığı görülür. Nazım Hikmet'in resimleri, güçlü bir şairin, usta bir söz dizimcisinin, çevresine insancıl gözlerle bakışının duyarlılık dolu izlenimleri, şaire özgü ressamca yorumudur.


Nazim Hikmet Otoportre

Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri: 23 Eylül 1945

O şimdi ne yapıyor,
şu anda, şimdi?
Belki dizinde bir kedi yavrusu var,
okşuyor.
Belki de yürüyordur, adımını atmak üzredir,
– her kara günümde onu bana tıpış tıpış getiren
sevgili, canımın içi ayaklar!… –
Ve ne düşünüyor
beni mi?
Yoksa
ne bileyim
fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi?
Yahut, insanların çoğunun
neden böyle bedbaht olduğunu mu?


Tevfik Fikret (1867 – 1915)

Tevfik Fikret, Türk Edebiyatı'nda yenilik yapan bir edip değil, aynı zamanda fikir ve felsefede de, Osmanlılık ideolojisinin çok üstünde düşünüş tarzına sahip bir şairdir. Şiirde biçimde ve anlamda değişim istemesi, serbest müstezatın öncüsü olması, Sis, Tarih-i Kadim, Rubab-ı Şikeste, Han-ı Yağma, Promote gibi hem güncel hem klasik olarak okunabilecek şiirlerin sahibidir.


Karısı Nazime Hanım'ın Portresi

Sen Olmasan

Sen olmasan… Seni bir lâhza görmesem yâhut,
Bilir misin ne olur?
Semâ, güneş ebediyyen kapansa, belki vücud
Bu leyl-i serd ile bir çâre-i teennüs arar,
Ve bulur;
Fakat o zulmete mümkün müdür alıştırmak
Bütün güneşle, semâlarla beslenen rûhu,
Bu rûh-ı mecrûhu?..

Sen olmasan… Seni bulmak hayâli olsa muhâl,
Yaşar mıyım dersin?
Söner ufûlüne bir lâhza kaail olsa hayâl;
Soğur, donar, kırılır senden ayrılınca nazar
Ne hazin
Gelir hâyât o zaman hem vücûda hem rûha,
Yaşar mıyız seni kaybetsek âh ben, kalbim,
Bu kalb-i muztaribim?

Tevfik Fikret, aynı zamanda güzel sanatlara ilgi duyan bir ressamdır. Servet-i Fünûn edebiyatçıları, tabiatı şiire sokarken, onu bir ressam edasıyla kelimelere yerleştirmeye çalışmışlardır. Servet-i Fünûn şairi Tevfik Fikret'in de şiirlerinin birçoğunda tablo gibi şiir yazma anlayışına rastlanmaktadır. Özellikle Romantizm akımından izler taşıyan manzara tablolarında şiirsel bir hava hissedilmektedir. Fikret'in gerek resim sanatıyla ilgili gerekse şiir metinlerinde görülen portrelerine bakıldığında, kalemini adeta bir fırça gibi kullandığı görülmektedir. Bu onun güzel sanatlar arasında bağlantı kurmak suretiyle şiirini kurduğunu kanıtlayan bir gösterge olarak değerlendirilebilir.

48 yıllık ömründe yağlı boya, karakalem olmak üzere yaptığı tablolarının bazılarında babasını, eşini ve oğlu Haluk'u ve kendisini tasvir eder. Bu resimlerin bir kısmı bugün Aşiyan Müzesi'nde bulunmaktadır.


Otoportre

Ferda (Yarın)

– Bugünün gençlerine –
Yarınlar senin; senin bu devrim, bu yenilik..
Her şey senin değil mi zaten?.. Sen, ey gençlik,
Ey umudun güzel yüzü, işte karşında aynan:
Temiz ve bulutsuz, ağaran bir gök,
Titreyen kucağını açmış, bekliyor.. Koş, çabuk!
Ey hayatın gülerek doğan sabahı, işte herkesin
Gözleri sende; sen ki hayatın umudusun,
Alnında yeni bir yıldız, hayır, bir güneş.
Doğ ufuklara, önünde şu sıkıntılı geçmiş
Sönsün sonsuza değin.


Metin Altıok (1940 – 1993)

Metin Altıok'un şiirlerine bir bütün olarak baktığımızda düşünsel düzlemi derinlere yerleştirilmiş şiirlerle karşılaşırız. Yapıtları içinde Sone (ilk iki bendi dörtlük, son iki bendi üçlük on dört mısradan oluşan nazım şekli) gibi değişik biçim örnekleri de olmakla birlikte, serbest ölçüde yazılmış, kişisel sorundan yola çıkıp toplumsal-evrensel boyuta ulaşmış lirik şiirlerin ağırlıkta olduğunu görürüz. Şiir dili ile psişik, düşünsel, politik düzlemini, birbirinin içinde eriterek, bütünleyerek, soyutlayarak, kendisine kimi zaman içeriden kimi zaman da dışarıdan bakarak, kişisel sorun ve düzlemleri toplumsal-evrensel bir düzleme taşımıştır. Kendisini İkinci Yeni şiir anlayışına yakın gören şair, dizelerinde hayatından izlere yer verdiği gibi dil ve üslup öğelerine de önem vermiştir.



Sis

Ölümü tastamam ezberledim de geldim,
Dilimde bu buruk türkü tadıyla
Bilmem ki burdan nereye giderim.

Sonunda kendime bir top yangın edindim,
Soluğumla besledim dudağımın ucunda.
Ömrümün külüydü savrulan hep ardımda,
Örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri
Yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla.
Koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,
Adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya.



Kanadı Kırık Bir Akşam

Gün bitti lambayı hazırla;
Işık kalmadı girecek odamıza.
Çek perdeleri sevdiceğim;
Kanadı kırık bir akşam
Zonkluyor durmadan dışarıda.

Sen bugünden yarına
Birazcık umut sakla.

Yarın farklıdır bugünden,
Adı değişir hiç olmazsa.
Kara bir suyu
Geçiyoruz şimdilerde
Basarak yosunlu taşlara.

Sen bugünden yarına
Birazcık umut sakla.

Gün bitti sevdiceğim;
Geriye kalan posa.
Bu serin güz akşamında
Geç otur karşıma sessizce,
Devam et ördüğün hırkaya.

Metin Altıok'un şiir serüveni, resim ve yontuyla birlikte yürür. Açtığı kişisel resim sergileri onun ressam özelliğini öne çıkaracakken, 1976'da ilk şiir kitabı Gezgin yayımlanır. Fethi Naci, Turgut Uyar gibi önemli adların övgüsünü alan bu ilk kitaptan sonra şiir, resim ve yontu uğraşısının önüne geçer. Bir kısmı kitaplarında yer alan desenlerinden başka, ilginç resimleri ile parmak büyüklüğünde Kibele ve kadın figürlerinden oluşan yontuları bulunur.



Soneler I

Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman:
Aşındırarak bütün güzel duyguları.
Bir yarım umuttur elimizde kalan,
Göğüslemek için karanlık yarınları.
Ağzımda ağzının silinmez ılık tadı,
Damağımda kösnüyle gezinirken;
Yüreğimde yılkı, aklımda ölüm vardı,
Dışarıda rüzgâr acıyla inilderken.
Unutulmuyor ne tuhaf dünya işleri,
Seninle bir döşekte sevişirken bile.
Düşünüyorum hüzünlü genç anneleri,
Çarşılarda, pazarda ellerinde file.

Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka;
Bir şey yok paylaşacak acıdan başka.


Metin Eloğlu (1927 – 1985)

Türk Edebiyatı'nda 1951 yılından sonra adını duyuran Metin Eloğlu, mizahi şiirleri ile dikkat çeker. 1961'den sonra özellikle 1975'te şiirinde önemli ölçüde değişimler görülür. İmgeye, soyuta, sapmalara önem verdiği dönemlerde bile yöresellikten, ulusallıktan hiçbir zaman vazgeçmez.

Onun sanatında Garip ve İkinci Yeni etkisi görülür. Sanat yaşamının ilk zamanlarında Garip etkisi açıktır. Dilinin sade ve açık oluşu onu Garipçilere yaklaştırsa da bu akıma bağlanmaz. Şairin sanat hayatının ikinci dönemi olarak nitelendirebileceğimiz İkinci Yeni etkisinin olduğu dönemde de bu akımın temsilcisi olmaz. O bu iki sanat anlayışından da yararlanarak kendine özgü bir sanat anlayışı yaratır. Bu özgünlüğün içinde mizahın yeri büyüktür. Eloğlu'nun mizahı sanat hayatının her döneminde değişerek ve gelişerek kendisini gösterir.


Çatanalar

Uyan

Hadi uyan
Günışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar tüneğinden uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin

Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ısısın
ilkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan
Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin, iyiliği yaşatmak için
Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle yaşamak desin
Toprağı dinle barışmak desin
Göğü dinle sevişmek desin
Bir plak konmuş gibi gramofona
İşte aşk işte özlem işte savaşmak gücü
Uyan diyor uyansana

Hadi uyan
Sevdiğim uyan
N'oolur uyan



Leylek

Dün sabah gelincikler açarken
Karşıya geçeceğim
Vapurlar işlemiyor ki sisten

Eskiden ne güzeldi buralar
-iskele ayazında bir çatlak kamış-
Peynirli poğaçayla ayran gazoz içerken

Yanımdaki dost da hayvan
Ne dolanıp duruyoruz diyor
Önün ardın yıkılmış zaten

Leylâk yok Leylâ zaten olmamış
İnsanın içi elbette cız ediyor
İşsiz güçsüz bir sabah erkencecik başlarken

1943 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Resim bölümüne girer. Burayı tercih etmesinin sebebi resim merakı değil, Akademi'de fizik, kimya ve matematik derslerinin olmayışıdır. Şiir sevgisinden dolayı da Akademi'de dört yıl boyunca resimle pek ilgilenmez. Eloğlu çizgiden, renklerden para kazanarak şiir yazmaya çalışır. Ancak 1946'da, Akademi'de 3. sınıf öğrencisi olduğu sırada meyhanede arkadaşlarıyla yaptığı bir konuşmadan dolayı tutuklanır. Emniyette 2 aylık bir tutukluluk sürecinden sonra suçsuzluğu ispat edilerek salıverilir. Eloğlu'nun bütün çabalarına rağmen okul kaydı silinir, fakat 1947 yılına kadar şairin konuk öğrenci olarak dersleri takip etmesine izin verilir. 1956'da ilk kişisel sergisini Ankara'da açan Eloğlu'nun resimlerine, desenlerine baktığınızda da, şiirlerindeki titizliğinin bu kez renklerle, formlarla kurgulandığını algılıyoruz ki, bu olağanüstü bir görme keyfinin kapılarını aralıyor.


Anadolu Kadınları

Aç Karnına Sakız

Aylardan temmuz; ağustosla haziranın arası.
Biraz ötede hayal şehir, Anadolu yakası;
Günlerden ya cuma, ya cumartesi…
Gözleri karararak, midesi öterekten
Şair Şükrü Bey şiir yazıyor…
Şiirin ismi ne, tahmin edin bakalım?
‘İnce rûhumun esrârengiz nâlesi…'
İlkten gözleri şöyle uzaklara dalıyor;
Rengârenk bulutlar evlere şenlik,
Ufkun güzelliği güneşin battığı yerde…
Köylü'den bir nefes alır almaz,
Genzi yanıyor.

Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:12 .