
11-06-2007, 11:05
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2007
Mesajlar: 404
|
|
Kanıtı olmayan gerçekler...
Kanıtı olmayan gerçekler
NTV Yayınları’ndan yeni bir bilim kitabı daha çıktı: Kanıtı Olmayan Gerçekler. Dünyanın önde gelen düşünürleri, somut kanıtları olmamasına rağmen hangi şeylere neden inandıklarını yazdı.
İSTANBUL - 109 parlak beyin, bilimin uzmanlık isteyen dilinden kaçınarak şu soruya cevap arıyorlar: Sizin, kanıtlayamasanız da doğru olduğuna inandığınız şey nedir?
NTV Yayınları çok ilgi gören ‘Gelecek 50 Yıl’ kitabından sonra yine ünlü bilim yazarı John Brockman’in editörlüğünde yeni bir bilim kitabını Türk okurlarına sunuyor.
Dünyanın en parlak beyinlerinden 109 bilimci cevaplıyor: Yüce zihinler kimi zaman ellerinde henüz bir kanıt ya da iddia olmadan gerçeği tahmin edebilirler. Sizin, kanıtlayamasanız da, doğru olduğuna inandığınız şey nedir?
NTV Yayınları çok ilgi gören ‘Gelecek 50 Yıl’ kitabından sonra yine ünlü bilim yazarı John Brockman’in editörlüğünde yeni bir bilim kitabını Türk okurlarına sunuyor.
Dünyanın en parlak beyinlerinden 109 bilimci cevaplıyor: Yüce zihinler kimi zaman ellerinde henüz bir kanıt ya da iddia olmadan gerçeği tahmin edebilirler. Sizin, kanıtlayamasanız da, doğru olduğuna inandığınız şey nedir?
Akıllarda beliren hayati soruların başlıcaları şunlar:
Evren nereden geldi?
Yaşam nereden geldi?
Akıl nereden geldi?
Dünya dışında yaşam ya da akıllı yaşam var mı?
Zaman gerçekten var mı?
Dil, bilinçliliğin bir gereği mi?
Kanıtlayamadığımız şeylere inanmak bize gerçekten de seçimsel bir avantaj sağlıyor mu?
YENİ YAKLAŞIMLAR
“Kanıtı Olmayan Gerçekler”, akıllarda beliren hayati soruların yanı sıra yeni yaklaşımlar hakkında da bazı sorulara cevap arıyor. Yeni bir doğa felsefesi doğuyor, fizik sistemlerini anlamanın yepyeni yolları, kim olduğumuza, insan olmanın anlamına dair temel varsayımlarımızın çoğunu sorgulayan fikirlere dair yeni düşünce sistemleri doğuyor. İlginç bir nokta; bu parlak beyinlerin cevaplarında karamsarlıktan iz yok neredeyse; okurları şaşırtacak iyimser bir hava hakim. Kimi, insanın sanıldığı gibi çekirdeğine dek çürümediğine inanıyor. Kimileri ise insanlığın iyiye doğru gidebileceğine bile inanıyor. Kitabın geneline yanısıyan apaçık his ise, merak duymaktan gelen katıksız haz.
“Kanıtı Olmayan Gerçekler”de bilimciler kanıtlarla konuşma kuralının dışına çıkıyor. Ama bu, bilimi ihlal eden bir tutum da değil. Boş günlerini değerlendirmeye çalışan profesyonellerin eğlencelik fikirleri de değil. Birbirinden çok farklı alanlardan gelen katkılar, sağlam bir bilimsel sezginin ruhunu yansıtıyor; açık görüşlü, sınırlamalardan uzak, entelektüel açıdan oyunbaz, kuvvetli birtakım tahminler.
Cevapların çoğu, çeşitli çalışma alanlarına dair bir tür geleceği öngörüyor.
109 parlak beyin, bütün bu problemleri, bilimin uzmanlık isteyen dilinden kaçınarak ele alıyor ve çeşitli disiplinler arasındaki bilgi alışverişini sıradan okurun anlayabileceği bir dille yürütüyor.
http://www.ntvmsnbc.com/news/410253.asp
Bu kitabı en kısa sürede alıp okumak ve burada paylasmak istiyorum.
''..halk kimden tiksinir? Serbest ruhtan, zincir düşmanından, tapmayan adamdan, ormanda yaşayandan...Nietzsche
|

11-06-2007, 11:59
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Jun 2007
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 138
|
|
Re: Kanıtı olmayan gerçekler...
bence de çok iyi ve güzel bir davranış olur.
zevkle okuyacağımdan emin olun.
bekliyorum.
İnananlara: İnanmayanları sevmek zorunda değilsiniz, ama yine de sevin. onlar tanrının emek vererek yarattığıdır.
inanmayanlara: tanrıları sevmek zorunda değiliz, ama insana ve düşünceye duyduğumuz saygıdan dolayı sevgi ve anlayış göster. ava
|

11-06-2007, 12:52
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: Kanıtı olmayan gerçekler...
"Kanıtı olmayan teoriler, tahminler" denseydi daha doğru olurdu. Gerçekler denince, sanki gerçek bulunmuş, biliniyormuş ama ispat edilemiyormuş gibi anlaşılıyor. Tahmin ediyorum bir konuda birden çok farklı görüş vardır. Öyleyse hangisi gerçek?
Yine de güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum. Siz bir okuyun bakalım. Değerse biz de okuruz. Ya da paylaşımlarınızla yetiniriz.
|

11-06-2007, 14:24
|
|
|
Re: Kanıtı olmayan gerçekler...
Sevgili pante,
kitabin basliginda "Gercekler" den bahsetmek populist bir yaklasim ama bunada sukur.
Ben de bu kitabi, ilgiyle ve zevkle, burada paylasildigi kadar okuyacagim. Tesekkurler.
|

14-07-2007, 11:18
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2007
Mesajlar: 404
|
|
Re: Kanıtı olmayan gerçekler...
KANITI OLMAYAN GERÇEKLER
Dünyanın önde gelen düşünürleri,somut kanıtları olmamasına rağmen hangi şeylere neden inandıklarını yazdı.
Bilimsel teoriler,kimi zaman,cüretkar varsayımlardan,birbirleriyle bağlantısız kanıtların dağınık parçalarından ve sezgilere dayanan eğitimli atılımlardan doğar.Parlak beyinlerin kimi güçlü inançları sadece varsayıma dayalıdır ve bu varsayım,teoriyi uygulanabilir kılmak için o parlak beyinleri teşvik etmeye yeter.Ünlü bilim yazarı ve editörü Jhon Brockman,önde gelen bilimcilere şu soruyu sordu:Kanıtlayamasanız bile doğru olduğuna inandığınız şey nedir? Bu kitap günümüzün en seçkin beyinlerinin bu soruya verdikleri en iyi cevapları bir araya
getiriyor.Düşünmeye kışkırtan ve zorlayıcı bu *cevaplar,daha çok bilimcilerin haşır neşir olduğu teknik-teorik alanlarda değil,sıradan insanların kafasına yoran,gündelik hayatını sarmalayan,maneviyatını belirleyen konularda da etkileyici,zihin açıcı bakış açıları sunuyor.
Prof. Richard Dawkins:’’Bilim önsezilerle,tahminlerle,hipotezlerle,kimi zaman şiirsel,hatta estetik düşüncelerden ilham alarak yola çıkar;ardından bunları deneysel ve gözlemsel yöntemlerle kanıtlamaya çalışır.Güzelliği de budur zaten;yaratıcı bir aşamaya başlar,ardından kanıtlama,sergileme aşamalarına geçer’’
ÖNSÖZ
Şu Edge Konusu
1991’de üçüncü kültür diye bir kavram öne sürdüm.Söz konusu kültür,’’çalışmaları ve bilgilendirici makaleleriyle yaşamlarımızın derin anlamlarını görünür hale getirip,kim ve ne olduğumuzu yeniden tanımlamaları
açısından,geleneksel entelektüel yerini almaya başlayan ampirik dünya bilimcileri ve düşünürleri’nden oluşuyordu.1997’de artık internetin gelişmiş olması Web’de üçüncü kültür için bir yuva hazırlanmasını mümkün kılmıştı.Bu yuva Edge (sınır) adlı siteydi
www.edge.org
Edge üçüncü kültür fikrinin heyecanla kucaklandığı,yeni entelektüel topluluğun faaliyetlerinin sergilendiği bir alan.Entelektüeller bu alanda,çalışmalarını,fikirlerini ortaya koyuyor,diğer üçüncü kültür düşünürlerinin çalışma ve fikirleri hakkında yorumlar yapıyorlar.Bunu yaparken de kendilerine meydan okunacağını gayet iyi biliyorlar.Sonuçta ortaya ateşli tartışmalar çıkıyor;’’kıvrak düşünüş’’ün bilginin uyuşturuculuğuna üstün geldiği,hayli gergin bir atmosferde süregiden,dijital çağın kritik konularına dair tartışmalar.
Edge’de öne sürülen fikirler spekülatiftir ve evrimci biyoloji,genetik,bilgisayar bilimi,nörofizyoloji,psikoloji ve fiziğin varabildiği sınırları temsil ederler.Akıllarda beliren hayati soruların başlıcaları ise şunlar:Evren nereden geldi ? Yaşam nereden geldi ? Akıl nereden geldi ? *Ve nihayet üçüncü kültürden yepyeni bir doğa felsefesi doğuyor,fizik sistemlerini anlamanın yepyeni yolları,kim olduğumuza,insan olmanın anlamına dair temel varsayımlarımızın çoğunu sorgulayan düşünüşe dair yeni düşünce sistemleri doğuyor.
Edge’ in her yıl tekrarlanan geleneklerinden biri Dünya Soru Merkezi’dir.Geleneği 1971’de ,bir kavramsal sanat projesi olarak başlatan kişi,1997’de,Mısır’da vefat eden dostum ve çalışma arkadaşım sanatçı James Lee Byars ile tanışmam,1969’da ilk kitabım By The Late Jhon Brockman’ın (Müteveffa John Brockman’ın Kaleminden ) yayınlanmasının hemen ardından,bana ulaşmasıyla birlikte oldu.İkimiz de sanat dünyasıyla haşır neşir insanlardık.Dile,soru zamirlerinin *kullanımına ve ‘’Stein’’lara karşı ortak bir ilgimiz vardı; Einstein,Gertrude Stein, Witgensteinve Frankenstein.Byars,Edge fikrine ilham veren ve onun ilkesini özetleyen slogandan da sorumlu kişidir;
Bilginin sınırlarını (edge) *zorlamak istiyorsanız en karmaşık,en ilginç zihinleri bulun,hepsini bir odaya toplayın ve kendilerine sordukları soruları,birbirlerine sordurun.
Byars’a göre toplumsal bilgide bir değerler kuramına ulaşabilmek için Widener Kütüphanesine giderek,6 milyon kitap okumak ahmaklıktan başka bir şey değildi.(Minimal dekore edilmiş odasında,bir kutunun içinde,aynı anda yalnızca dört *adet kitap bulundurur,okudukça yerine yenisini koyardı.)Planı dünyanın en parlak 100 zekasını bir odaya kapatıp’’kendilerine sordukları soruları birbirlerine sordurmak’’tı.Ortaya çıkacak şey,varolan tüm düşüncenin bir sentezi olacaktı.Ne var ki,fikirden uygulamaya giden yol binbir tuzakla doluydu.Byars en parlak 100 zekayı belirleyerek her birini tek tek aradı ve kendilerine hangi soruları sorduklarını öğrenmek istedi.Sonuçta,soru soranların yetmişi,telefonu Byars’ın yüzüne kapattı.
1997’ye gelindiğinde internet ve e-posta sayesinde, Byars’ın büyük tasarımının ciddi anlamda hayata geçirilmesi için uygun ortam oluştu.Ve nihayet Edge doğdu.İlk katılımcıların arasında ,Byars’ın 1971’de hazırladığı en parlak zekalılar listesindeki iki isim olan Freeman *Dyson *ile Murray Gell-Man vardı.
Edge’in sekiz adet yıldönümü baskısının her birinde ben de soru zamirini kullandım ve katılımcılardan benim ya da yazıştığım kişilerden birinin geceyarısı aklına gelen bir soruya yanıt vermelerini rica ettim.2005 Edge Sorusu’nu ortaya atan ise kuramcı psikolog Nicholas Humphrey idi.
Yüce zihinler kimi zaman ellerinde henüz bir kanıt ya da iddia olmadan gerçeği tahmin edebilirler.(Diderot bana ‘’esprit de divination (ilahi mizaç)’’ Sizin,kanıtlayamasanız da ,doğru olduğuna inandığınız şey nedir?
2005 Edge Sorusu tüm dikkatleri üstüne çekti (BBC 4,soruyu ‘’inanılmaz dercede akıl gıdıklayıcı….düşünenler dünyasının kokaini’’ şeklinde tanımladı). Bu kitapta derlenen yanıtlar ağırlıklı olarak bilinç,bilme,gerçeğe ve kanıta dair fikirler üstünde yoğunlaşıyor.Bir genelleme yapmam gerekirse,yanıtların,içinde yüzdüğümüz katiyet fazlalığıyla baş etme yöntemimiz üzerine yorumlardan oluştuğunu söyleyebilirim Çağımız,araştırma kültürünün hüküm sürdüğü bir çağ.Google ile diğer *arama motorları bizi doğru cevaplarla dolup taşan bir geleceğe doğru götürüyor.Dahası,bu cevaplara naif bir emin olma hissi de eşlik ediyor.Gelecekte soruların yanıtını bulacağız,peki onları soracak kadar parlak zekalı olabilecek miyiz ?
Bu kitap alternatif bir yol sunuyor.Bir konudan kesinlikle emin olmak yerine,yola bir önseziyle çıkmanın ve kavrayışı bu temel üstüne kurmanın da sakıncası olmayabilir.Bilimi topluma kazandırmanın saygın destekçilerinden İngiliz evrimci biyolog Richard Dawkins ,2005 Sorusu’nun yayınlanmasının ardından bir röportajında şöyle diyordu:’’Bilimin şu haliyle her bilgiye sahip olduğunu öne sürmek doğru olmaz.Bilim önsezilerle,tahminlerle,hipotezlerle;kimi zaman şiirsel,hatta estetik düşüncelerden ilham alarak yola çıkar,ardından bunları deneysel ve gözlemsel yöntemlerle kanıtlamaya çalışır.Güzelliği de budur zaten;yaratıcı *bir aşamayla başlar,ardından kanıtlama,sergileme aşamalarına geçer.’’
Kitapta ayrıca bilimciler ve entelektüel müttefiklerinin kendi ilgi alanlarına odaklanmakla birlikte,bireysel sahalarının ötesine de baktıklarının ;daha da önemlisi bilginin sınırları hakkında yepyeni anlayışlar üzerine uzun uzadıya düşündüklerinin işaretleri de var.Onlar bilim ve teknolojimizi yalnızca bir şeyler bilmeye yönelik amaçlar olarak değil,kim olduğumuz ve ne bildiğimizi nasıl bilyoruz gibi daha derin sorulara yönelmek yolunda birer araç olarak da görüyorlar.
Üçüncü kültürün erkek ve kadınlarının zamanımızın seçkin entelektüelleri olduğuna inanıyorum.Ama bunu kanıtlayamıyorum.
-John Brockman
''..halk kimden tiksinir? Serbest ruhtan, zincir düşmanından, tapmayan adamdan, ormanda yaşayandan...Nietzsche
|

16-07-2007, 16:48
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2007
Mesajlar: 404
|
|
Re: Kanıtı olmayan gerçekler...
MARTİN REES
Martin Rees, kozmoloji ve astrofizik profesörlüğünün yanında Cambrige Üniversitesi Trinity College’ın da başkanı.Kraliyet Astronomu unvanına sahip olan Sir Martin Rees,Londra Imperial College’da ve Leicester Üniversitesi’nde misafir profesör olarak dersler veriyor.Rees,aralarında Just Six Numbers,Our Final Hour (son saatimiz)de olmak üzere çok sayıda kitabın yazarı. *
Akıllı yaşamın şu an için yalnızca dünyamıza özgü olabileceği,ama tüm galaksi ve ötesine yayılma potansiyelini barındırdığına , hatta böyle karmaşık bir hareketin oldukça yakın bir zamanda başlayacağına inanıyorum.SETI ’nin ( The Search for Extra-Terestrial *Intelligence / Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırması )yürüttüğü araştırmaların sonuçsuz kalmayı sürdürmesi halinde, yaşam,küçük bir kozmik gösteri olarak algılanmayacak,aksine bu durum kendimize yönelik saygımızı artıracak.Dünyaya ait yaşam ve onun kaderi, kozmik önem taşıyan bir konu olarak görülecektir.Akıllı yaşamın ortamı şimdilik dünya ile sınırlı da olsa da,en azından bu galaksiye yayılması, evrilerek hayallerimizin ötesinde karmaşık bir sisteme dönüşmesi için önünde yeterince zamanı var.
İnsanın bundan altı milyar yıl sonra güneşin patlayarak yok oluşunu izlemek üzere hayatta olacağına dair,pek öyle etraflıca değerlendirilmemiş bir düşünce eğilimi var.Oysa bizler bir bakteriden ne denli farklıysak, o zamanların yaşam ve akıl şekli de hiç şüphesiz bizden o denli farklı olacaktır.Geleceğin evrimi son 3,5-4 milyar yıldır gelişen yeni türlerin hızıyla gerçekleşse dahi,bu çıkarım geçerliliğini koruyacaktır.İnsan sonrası evrim ,Darwin’in aşamalı doğal seçiliminden farklı olarak,akıl ile yönlendirileceği için (söz konusu ister organik *türler,ister suni yapılar olsun),insanın ortaya çıkışına neden olan değişikliklerden çok daha hızlı ilerleyecektir.İnsan eliyle gerçekleştirilen genetik değişiklikler,hedefe yönelik ilaçlar hatta belki beyne yerleştirilecek silikon implantlar sayesinde,içinde bulunduğumuz yüzyılda değişimlerin hızı ciddi şekilde artacaktır.İnsanlık *özellikle de dünya dışı yerleşimlerin gerçekleşmesi halinde,tek tür olarak kalmayı birkaç yüzyıldan fazla sürdüremeyebilir.
Ama birkaç yüzyıl,güneşin geri kalan ömrünün milyonda birini teşkil ediyor.Evrenin geleceği ise büyük ihtimalle bundan çok daha uzun.Uzak gelecek denen şey şüphesiz ki bilimkurgunun alanına giriyor.Kim bilir,beklide milyarlarca yıl sonrasının gelişkin zekaları,yepyeni evrenler yaratacaktır.Hatta belki ,geçerli olacak fizik kurallarını da kendileri belirleyeceklerdir.Bu varlıklar,bizim evrenimiz kadar karmaşık bir evreni simüle edecek bilişim yeteneğine de sahip olabilirler.
Benim bu inancım, milyarlarca yıl boyu kanıtlanamaya bilir.Öte yandan ,kısa bir sonra aksi de kanıtlanabilir ve bizler yada bizden sonraki nesiller, karmaşıklığın doğası itibariyle sınırlı olduğunu ortaya koyabilir.İşte bu ,dini inanışa bir alternatiftir ve umarım doğrudur.
RICHARD DAWKINS
Evrimsel biyolog Richard Dawkins Oxford Üniversitesi,Public Understanding of Science Bölümü’nde Charles Simonyi kürsüsü başkanı ve Royal Society üyesi.Kitapları arasında The Selfish Gene ( Bencil Gen),Climbing Mount Improbable ( İmkansızlık Dağına Tırmanmak ),A Devil’s Choplain ( Bir İblisin Vaizi ),The Ancestor’s Tale (Atanın Öyküsü ) ve The God Delusion ( Tanrı Kuruntusu ) sayılabilir.
Bu gezegenin üstündeki tüm yaşamın Darwinyen doğal seçilime göre belirlendiğine dair kanıtlanmış gerçek,beraberinde ‘’belli bir tasarım olduğu’’ yanılgısını da getiriyor.Aynı gerçeğin ,evrenin yaşam barındıran her köşesi için geçerli olduğuna inanıyor,ama bunu kanıtlayamıyorum.Evrenin herhangi bir yerindeki akıllı yaşam ,yaratıcılık ve tasarımın ,bizim Darwinyen doğal seçilim dediğimiz şeye denk düşen kümülatif bir sürecin doğrudan yada dolaylı bir ürünü olduğuna inanıyorum.Bu nedenle de evrende tasarım,bir Darwinyen evrim sürecinin ardından gelir.Tasarım evrimden önce gelemeyeceği için,evrenin temelinde yatan şey olamaz.
J. CRAIG VENTER
Vizyoner Genom Araştırmacısı J. Craig Venter,J.Craig Enstitüsü ve J.Craig Venter Science Foundation’ın kurucusudur.Genetik tıp ve çevresel ,sentetil genetik üzreinde uzmanlaşan Venter Enstitüsü ,genetik keşiflerle gelişmelerin etik ve politik etkilerini inceliyor,genetik bilimini ilerletmeye yönelik temel araştırmalar yürütüyor.
Yaşamın evrenin her yerinde varolduğuna ve yerküre üstündeki yaşamın da büyük ihtimalle panspermik *bir olaydan kaynaklandığına inanıyorum.Panspermia fikri ilk kez ,dünyadaki yaşamın uzaydan gelen mikroorganizmalarca ‘’döllendiğine’’inanan Svante Arrhenius tarafından öne sürüldü.Fikir daha sonraları ilkel mikroorganizmaların yeryüzüne uzaylı bir uygarlığın gönderdiği bir uzay gemisiyle geldiğini düşünen müteveffa Francis Crick tarafından geliştirildi.( Crick bu eyleme ‘’yönlendirilmiş panspermia’’adını verdi).
DNA,RNA ve karbon bazlı yaşam ,su bulduğumuz ve doğru gereçlerle araştırma yaptığımız her yerde karşımıza çıkacaktır.Yaşam keşfettiğimizi kanıtlayıp kanıtlayamayacağımız ise uzak sistemlerin uzaktan algılanmasını geliştirme yeteneğimize bağlı.Bu da tür olarak varlığımızı yeterince uzun bir süre sürdürüp sürdüremeyeceğimizle ilgili.Yakın zamanda Sargasso Denizi’nden kitle halinde toplanan mikroorganizmaların ‘’rasgele ‘’ DNA dizilimlerinin de gösterdiği gibi ,yeryüzündeki yaşamı,yeni DNA dizilim araçlarını kullanarak incelediğimizde,onun mikrobiyal dünyada bol miktarda varolduğunu görürüz.0 C’ nin çok altında ve suyun kaynama noktasının çok üstünde veya insan derisini hızla eritebilecek kadar sert asidik yada alkalik ortamlarda varlığını sürdürebilen organizmaların genetik kod dizilimine baktığımızda ,yaşamın kapsamını anlayabiliyoruz.Panspermianın muhtemel göstergeleri arasında,Deinococcus radiodurans bakterisi gibi milyonlarca iyonlaştırıcı radyasyon radına milyonlarca yıl ,tam kuruluğa ise yıllarca ,hatta belki bin yıl dayanabilen organizmalar var.Bu mikroplar yeniden sulu ortama alındıklarında ,oluşmuş olabilecek herhangi bir DNA hasarını birkaç saat içinde tamir edebiliyorlar.
İnsan odaklı yaşam anlayışımız şüphesiz çok yersiz.Tüm organizmalarda keşfetmekte olduğumuz milyonlarca gene bakınca ,belli sayıda genin tekrar tekrar karşımıza çıktığını ve bunların rahatlıkla bir meteor veya galaksiler arası tozlarla gelen birkaç mikroptan evrilmiş olabileceğini görüyoruz.
Panspermia,yaşamın evrene yayılma şeklidir ve bizler de uzaya milyonlarca mikrop salarak buna katkıda bulunuyoruz.
''..halk kimden tiksinir? Serbest ruhtan, zincir düşmanından, tapmayan adamdan, ormanda yaşayandan...Nietzsche
|

17-07-2007, 17:01
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2007
Mesajlar: 404
|
|
Re: Kanıtı olmayan gerçekler...
STEPHAN PETRANEK
Stephen Petranek Discover dergisinin baş editörü
Yaşamın evrende yaygın olduğuna ve önümüzdeki on yıl içinde dünya benzeri bir gezegen keşfedeceğimize inanıyorum.
Bu konunun matematiği,çoğu kişi için tek başına yeterli bir kanıt olmalı;her biri milyarlarca yıldız barındıran milyarlarca galaksi ve o yıldızların çoğunun etrafındaki gezegenler.Bu rakamlar evrenin diğer yerlerinde yaşam olmamasının,ihtimal dışı bir senaryo olduğunu ortaya koyuyor.Ama bu fikri destekleyen tek şey olasılıklarda değil.Şimdiye dek Samanyolu galaksisindeki küçücük köşemizden,yalnızca yakındaki yıldızlara bakarak,150 ‘den fazla gezegen keşfettik.Sonuçlar yalnız Samanyolu’nda bile sayısız gezegen olduğunu gösteriyor.Şimdiye kadar bulduklarımızın büyük çoğunluğu-Jüpiter ve Satürn gibi-hayat barındırma ihtimali düşük,devasa gaz kütleleri olsa da,söz konusu gezegenlerin bir kısmı dünya gibi yada en azından dünya ölçülerinde olacaktır.Yakın zamanda ortaya çıkan beş gelişme ,dünya dışında yaşam keşfinin çok da uzak olmadığını gösteriyor:
Birincisi;Nasa ’nın Opportunity adlı Mars robotu,Meridiani Planum denen iniş bölgesinin bir zamanlar tuzlu bir denizle kaplı olduğuna dair apaçık kanıtlar buldu.Artık Mars ‘ta bir zamanlar yaşam olup olmadığı konusunda cevaplanması gereken tek soru-Mars tarihinde Meridiani Planum *bölgesini iki kez kaplamış olan-bu denizin yaşam oluşumuna yetecek kadar uzun bir süre varolup olmadığı sorusu.Yanıtı, Mayıs 2008’de kuzey kutbun buz-su tepesine inmesi ve tepenin geçmişini ve Mars atmosferi ile etkileşimini incelemesi planlanan uzay aracı Phoenix verebilir.
İkincisi;Şubat 2005’te Mars Express Orbiter’dan *gelen fotoğrafları inceleyen gökbilimciler,gezegenin ekvatoru yakınlarında,dünyanın Kuzey Denizi büyüklüğünde ,donmuş bir gölün varlığına dair kanıtlar bulunduğunu açıkladılar.
Üçüncüsü;bir grup astrofizikçi,Temmuz 2004’te,Samanyolu’nun merkezine yakın bir nebula olan Sagittarius B2’den gelen radyo salımlarının,yaşamın temel maddeleri olan aldehid moleküllerine dair göstergeler içerdiğini bildirdi.Aldehidler,proteinlerin hayati bileşenleri aminoasitlerin oluşumuna yardımcı oluyor.Aynı bilimcilerden bir kaçı daha önce de,uzayda ,bir tür şeker olan glikoaldehid *de dahil diğer organik
Molekülleri barındıran bulutların varlığını bildirmişti.Dış uzayın –yalnızca atomlarla değil-yaşam için gerekli karmaşık bir takım moleküllerle dolu olduğuna şüphe yok.Başka güneş sistemlerindeki kuyruklu yıldızlar,tıpkı bizim sistemimizdekilerin *de dünyaya bırakmış olabileceği gibi,bu tür molekülleri gezegenlere taşıyabilir.
Dördüncüsü;gökbilimciler artık diğer yıldızların çevresinde çok daha küçük gezegenler bulmaya başladılar.2004 yazında ,Texas Üniversitesi’ne bağlı Austin McDonald Gözlemevi’nden Barbara McArthur’un öncülüğündeki bir grup,yaklaşık bizim güneşimiz büyüklüğünde bir yıldız olan,üç gezegenli 55 Cancri’nin yörüngesinde,(yaklaşık Neptün’ün kütlesi kadar) dünyanın 18 katı kütleye sahip bir gezegen keşfetti.Aynı sıralarda Portekiz’deki bir grup da,yine güneş benzeri bir yıldız olan mu Area’nin yörüngesinde,dünyanın 14 katı kütleye sahip, aynı bölgedeki ikinci bir gezegeni keşfettiklerini duyurdu.Bu daha küçük gezegenlerin gazdan çok kayadan olma ihtimalleri yüksek.McArthur habercilere ‘’Güneş sistemi dışında bir gezegen bulma yolunda ilerliyoruz’’dedi.
Beşincisi;gökbilimciler yalnız yeni gezegen keşfetme konusunda değil ,teleskopların çözünürlüğü,bu gezegenleri görmeye yetecek derecede geliştirme konusunda da yol kat ediyor.Güneş sistemi dışı gezegenler,bugüne dek ancak yerçekimsel etkilerinin komşu yıldız üzerinde yarattığı yalpalamaya dair bulgular sayesinde keşfediliyordu.(Tuscon yakınında Graham dağı’ndaki büyük ikiz aynalı teleskop gibi.)Çok daha iyi optik teleskoplar ise tamamlanmak üzere.Bir Avrupa konsorsiyumu Şili için 100 metrelik bir teleskop planlıyor.Gelişmiş çözünürlülük özelliği,gökbilimcilerin gezegenlerin tayflarını analiz ederek ,yapılarını ve yüzeylerinde neler olduğunu (örneğin su) öğrenmelerine yardımcı *olacak.Ayrıca ,yakın zamanda suyun uzayda, yıldızlar arası ve civarındaki iri bulutlarda bol miktarda bulunduğunu da keşfettik.
Kısacası,yaşam için gerekli olan her şey oralarda bir yerlerde.Bu temel unsurların,uzayın başka bir bölgesinde,tıpkı dünyadaki gibi bir araya gelmemeleri ciddi şekilde imkansız görünüyor.Galaksilerde Goldilocks kuşağı denen (ne çok soğuk,ne çok sıcak,olması gereken derecede!) bölgeler mevcut ve yaşamın özellikle buralarda evrimle ve sürdürülme ihtimali hayli yüksek.(Örneğin Samanyolu’nun merkezinde çok fazla radyasyon var.)Üstelik daha araştırılacak neredeyse sayısız galaksi var.Astrofiziğin altın çağında yaşıyoruz ve oralarda bir yerde yaşamın varlığını keşfedeceğiz.
''..halk kimden tiksinir? Serbest ruhtan, zincir düşmanından, tapmayan adamdan, ormanda yaşayandan...Nietzsche
|

19-07-2007, 17:40
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2007
Mesajlar: 404
|
|
Re: Kanıtı olmayan gerçekler...
CAROLYN PORCO
GEZEGEN BİLİMCİ Carolyn Porco,NASA’nın gezegen araştırma programının kıdemlisi ve Cassinim aracının Satürn yolculuğu projesinde görüntüleme ekibinin lideri.Cassini görüntülerinin yer aldığı web sitesi www.ciclops.org ’un yaratıcısı */editörü olan Porco,Boulder,Colorado’daki Space Science Enstitüsü’nde *kıdemli araştırma uzmanlığını sürdürüyor.
Bu haince ve cevaplamak için önemi olmayan bir soru.Haince,çünkü satır aralarını okuyan kimileri,doğrulanmış gerçek ile dini inancın aynı vasıtalardan türediği,bu nedenle de birbirlerine denk oldukları sonucunu çıkartmayı seçebilir .Bilimsel önsezi ve hipotezlerin doğrulanabilir veriler düzeyine erişme sürecine ve bu süreç içinde standartların titizlikle tatbik edilişine aşina olmayanlar için bir bilimci,bir peygamber yada rahipten farklı görünmeyebilir.Oysa işin aslı bambaşka:Bilimsel yöntem ,doğal dünyayı açıklamak üzere önerilen her tür mekanizmanın ,diğer bilimcilerce büyük bir dikkatle büyüteç altında irdelenmesi ve eleştirilmesi üzerine kuruludur.Dini dogmanın aksine,bilimci bir şeyin doğruluğuna ne denli gönülden inanırsa inansın,uygulanabilir tüm testlerden geçirilmediği sürece sahip olduğu inanç ,gerçekliğin doğru bir tanımı olarak kabul edilmez.Nihai yargı ise daima doğaya aittir ve yüce zihinler,ancak doğanın işleyişini sezmenin ardından,haklılıkları inceleme ve kanıtlarla ispat edildiği sürece yücedir.
Bunları söyledikten sonra belirtmeliyim ki bu,bana göre önemi olmayan bir soru.Kozmosta, dünya dışında herhangi bir yaşam türünün varlığına dair bir kanıt olmadığı halde ben buna kesin olarak inanıyorum.Bu inancım için gösterebileceğim gerekçe ise bilinen bir şey;aklı çok fazla zorlamaya yada şüpheyle yaklaşmaya hiç gerek yok.
Güneş sisteminin doğuşu,dünya ile ayın ortaya çıkışı ve gezegenimiz üzerinde yaşamın gelişimine dair tüm bildiklerimiz,kendi kendine çoğalabilen organizmaların kısacık bir zaman aralığında cansız maddelerden türediğini gösteriyor.Gezegenlerin oluşumu-ağır bombardıman diye bilinen dönem-bundan yaklaşık 3,8 milyar yıl önce,dünyanın oluşumundan hemen hemen 800 milyon yıl sonra sona erdi.Bu da ayın yüzeyinde gördüğümüz büyük darbe çukurlarının oluşumu ve katılaşmasıyla,ayrıca yerküre üstünde felakete neden olan en son darbelerin oluşumuyla aynı döneme denk düşüyor.Yerküre ortamının durulması ve yaşayan organizmaların gelişimine uygun hale gelişi ancak bundan sonra gerçekleşti.
Yeryüzünde yaşam türlerinin ilk ortaya çıkışı ise-şimdi-ye dek bulabildiğimiz en eski fosil-bundan hemen sonra yaklaşık 3,5 milyar yıl, hatta daha önce idi.Aradaki-Büyük Kanyon’un duvarlarını oluşturan kaya tabakalarının temsil ettiğinden *de kısa ,300 milyon yıllık-dönem kozmik göz için tek bir göz kırpıştan fazlası değil.En basit biyolojik yapı ve süreçlerin muazzam karmaşıklığına ve cansız atomlardan canlı moleküler yapıların evrilmesi için gerçekleşmiş olması gereken uzun ve karmaşık kimyasal olaylar zincirine rağmen,elverişli ortamın doğmasıyla birlikte,dünyadaki yaşamın hızla geliştiği sonucuna varmak kaçınılmaz görünüyor.
Güneş sisteminin ortaya çıkışına neden olan,esasen yerçekimi kaynaklı olayların,galaksimizde ve tabii tümevarımsal çıkarım gereği,evrendeki tüm galaksilerde yaygın olduğuna dair kanıtlar gittikçe artıyor.Evren çok ama çok büyük.Yalnızca görülebilir evrendeki inanılmaz sayıda galaksiyi,bu galaksilerde yer alan güneş benzeri yıldızları,o yıldızların yörüngesindeki yaşanabilir olmaya yatkın gezegenlerin sayısını ve bizim kendi yaşanır gezegenimizde *yaşamın ne denli kolay geliştiğini düşününce ,karanlık madde ,süpernova ve kara deliklerin yanı sıra,yaşam denen şeyin de evrenimizin temel unsurlarından biri olması ihtimali yüksek gibi görünüyor.
Yalnız olmadığımıza inanıyorum.Ama benim ne düşündüğüm önemli değil,çünkü kanıtlayamıyorum.Yine de bu öyle akıl çelen bir soru ki,insanlık yanıtını aramayı sürdürüyor.Yaşam ve yaşama elverişli bölgeler arayışı,gittikçe gezegen araştırmalarımızın odağı haline geliyor.Yakında Jüpiter’in uydularından birinde buzlar altında bir yaşam türü keşfedebilir yada ulaşılması olanaksız,gelişmiş bir uygarlıktan gelen akıllı sinyalleri deşifre edebiliriz.İşte o gün eşsiz bir gün olacak! Umarım o günü görebilirim.
''..halk kimden tiksinir? Serbest ruhtan, zincir düşmanından, tapmayan adamdan, ormanda yaşayandan...Nietzsche
|

23-08-2007, 21:49
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 25 Oct 2006
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 315
|
|
Re: Kanıtı olmayan gerçekler...
Kanıtı olmayan gerçekler
Tayyip Erdoğan asıl kendisi Cumhurbaşkanı olmak istiyordu. Kanıtı var mı, yok. Peki yanlış mı? Değil.
AKP zihniyeti Cumhuriyet ilkelerini değiştirmek ve Türkiye’yi bir İslam Cumhuriyeti haline getirmek istiyor. Kanıtı var mı? Belirtiler var. Belirtiler kanıt mıdır, değildir. Ama bu, gerçeğe inanmamızı engellemez.
İktidar kadrolaşma olmadığını söylüyor, üstelik yemin billahla. Kanıtı var mı? Ararsan var da, arayan yok.
Kanıtı olmayan gerçeklere toplu örnek
Recep Tayyip Erdoğan: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa dergâhından;
Abdullah Gül: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa dergâhına yakın;
M. Ali Şahin: Nakşibendi tarikatı;
Abdüllatif Şener: Eski Humeynici;
Beşir Atalay: Nakşibendi tarikatı;
Ali Babacan: Nakşibendi tarikatı;
Mehmet Aydın: Fethullahçı;
Cemil Çiçek: Yeniden Milli Mücadeleci;
Vecdi Gönül: Nakşibendi tarikatı;
Abdülkadir Aksu: Nakşibendi tarikatı;
Kemal Unakıtan: Nakşibendi tarikatı;
Zeki Ergezen: Nakşibendi tarikatı;
Recep Akdağ: Nakşibendi tarikatı;
Binali Yıldırım: Nakşibendi tarikatı;
Sami Güçlü: Nakşibendi tarikatı;
Murat Başesgioğlu: Nur tarikatı;
Ali Coşkun: Nakşibendi tarikatı;
Hilmi Güler: Nakşibendi tarikatı;
Hüseyin Çelik: Nur tarikatı...
* * Sonuçta o kadar çok örnek var ki, hatırlamaya da saymaya da pek imkân yok. Ama şurası gerçek ki, büyük çoğunluğumuz aslında kanıtlanmamış gerçeklerimize inanıyoruz.
(Alıntı-Derlemedir)
En Allah'sızca hareketler Allah'lı insanlardan gelir. Çünkü 'Allah' onların kriteridir.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:37 .
|