
26-08-2006, 12:32
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
|
|
Re: Yılan
Sevgili sargon,
yine harika bir konu bulmuşsun.
Yedi başlı yılan yazısı bana Naakal tabletlerindeki uzayda dolaşan yedi başlı yılan simgesini hatırlattı.
Yedi en yüksek akıl niteliği ve yedi emrin simgesi sayılan bu yılanın Yaratılışın ve Yaratıcının sembolü olduğu kabul görmüş.
Eğer izin verirsen -ilerideki bir zamanda- ben de elimdeki kitaplardan -Naakal tabletlerinin çözümünden- kainatın yaratılışındaki bu yedi emir, yedi zihinsel düzeyle ilgili birşeyler karalamak isterim.
Üstteki yazında dikkatimi çeken bir isim oldu: sağlık tanrıçası Hygieia Sanki HİJYEN'le aynı köktenmiş gibi göründü bana. Anlam olarak da yakınlar değil mi?
|

26-08-2006, 13:14
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Yılan
Sevgili K.C.
Herkesin katkı yapmasına çok sevinirim. Birlikte, tartışarak daha iyi geliştirilebileceğine inanıyorum. O yüzden yapacağın katkılar beni mutlu eder.
Bu Naakal tabletlerine ilişkin şeyleri "Mu ülkesi" efsanelerinden duymuştum. Ama içeriğini pek bilmiyorum. Daha çok gizemci efsaneler yaratmaya çalışan kişilerin kitaplarında kullandıklarını gördüm. Halbuki bizim yapmamız gereken, eski efsanelerden yeni yeni efsaneler üretmek değil, bunların içeriğini ve nasıl gelişmiş olduğunu çözümlemeye çalışmak olmalı. Örneğin Chuckward adında bir adam "Batık Kıta Mu" üzerine aslında bence gerçekliği fazlasıyla şüpheli şeyler yazmış. Sümer ve Mısır efsaneleri hakkında da benzer şeyleri yazanlar var. Bir de geçmişte Erich von Daniken vardı. Neyse senin yazacaklarını bilmiyorum ama ben baştan nasıl yaklaşmış olduğumu söylemiş oldum.
Hijyen konusunda ise haklısın. Hijyen sözcüğü bu tanrının adından türetilmiş. Wikipedi'nin almancasında bunu belirtmiş zaten.
http://de.wikipedia.org/wiki/Hygeia_%28Mythologie%29
Bir de başka bir not var. Hipokrat yeminine ilişkin. Hipokrat yemini şu sözlerle başlıyormuş: "Apollo, Asklepios, Hygeia ve bütün tanrı ve tanrıçalar üzerine yemin ederim ki..."
|

26-08-2006, 13:32
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
|
|
Re: Yılan
J. Churchward tabletleri yorumlarken Tevratla bazı ilişkiler de kurmuş. Belki de Tevrat'ı baz alarak yorumlar yaptı.
Ben okurken Kur'an'la da ilişkili olduğunu gördüm, Kur'an'ın Tevratla olan ilişkisini düşününce bunun da olağan dışı bir durum olmadığını düşünüyorum.
Başka kaynaklardaki 7 başlı yılanın başlarının neleri simgelediğini yazacaksındır sanırım. Ben sadece churchward'ın bu 7 kademeyi nasıl yorumladığını yazmak istiyordum.
Turan Dursun'un da dolaylı olarak bu kitaplardan faydalanmış olduğunu biliyoruz. Özellikle Tahsin Mayatepek'in Atatürk'e gönderdiği bir raporun tamamını bir kitabına almış ve yorumlamıştır. Mayatepek'in raporlarının bir kısmı ise Churchward'ın kitaplarına dayanmaktadır.
Churchward'ın Atatürk tarafından Türkiye'ye davet edildiğini de biliyoruz.
Yorumların güvenirliliğini senin yorumlarına bırakacağım. Benim senin gibi tarih ve mitoloji bilgim ne yazık ki yok. (yeni yeni merak sardım  )
|

26-08-2006, 16:55
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Yılan
Sevgili K.C.
Ben Chuchward'ın kendi yorumlarını okumadım, başkalarından da "Mu" ülkesi falan üzerine şeyler okuyunca bir önyargı ile değerlendirmiş olabilirirm. Değerlendirmelerini yazarsan çok sevinirim. Okumak isterim.
|

26-08-2006, 18:54
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
|
|
Re: Yılan
Sadece Yedi Başlı Yılanla ilgili kısmı yazmaya çalışacağım:
"Başlangıçta evren yalnızca bir ruhtu. Hiçbir hayatiyet belirtisi yoktu; dingin, ıssız ve sessiz. Uzayın enginliği boş ve karanlıktı. Yalnızca Yüce Ruh, Kendiliğinden var Olan Kudret, Yaradan, Yedi Başlı Yılan dipsiz karanlıkta hareket ediyordu.
Alemleri yaratma arzusu duydu ve alemleri yarattı ve üzerindeki canlılarla birlikte Dünyayı yaratma arzusu duydu ve üzerindeki tüm canlı varlıklarla birlikte dünyanın yaratılışı şu şekilde oldu:
Yedi Başlı Yılan'ın yedi en yüksek akıl niteliği yedi emir verdi. (Okuyucunun anlayabilmesi için Naakaller'in kullandığı ezoterik anlamları kullanacağım. Hiyerogliflerdeki şekiller bütünüyle semboliktir ve kolay anlaşılmazlar.)
Verilen ilk emir şuydu:
" 'Biçimi olmayan ve uzaya dağılmış halde bulunan gazlar bir araya gelsin ve onlardan da yerküre biçimlensin." Sonra gazlar anafor halinde bir kütle oluşturacak şekilde bir araya geldiler."
İkinci emir şuydu:
" "Gazlar katılaşsın ve yerküreyi oluştursun." O zaman gazlar katılaştılar; hacimler dışarıya çıktı. Hacimlerden su ve hava oluştu ve hacimler yeni dünyanın içine gizlendi. Karanlık hüküm sürüyordu ve hiçbir ses yoktu, çünkü henüz ne sular ne de atmosfer şekillenmişti."
Üçüncü emir şuydu:
" 'Dıştaki gazlar ayrışsın; atmosferi ve suyu meydana getirsinler." Ve gazlar ayrıştı; bir kısmı suları meydana getirmeye koyudu ve sular Dünyayı kapladı öyle ki hiç kara parçası görünmüyordu. Suları meydana getirmeyen (diğer) gazlar atmosferi meydana getirdiler" ve;
"Işık atmosferin içine yayıldı."
"Ve güneşin ışınları atmosferdeki ışık ışınları ile buluştu ve ışık doğdu. Artık yeryüzünde de ışık vardı", ve
"Isı da atmosfere yayıldı."
"Ve güneşin ışınları atmosferdeki ısı ışınlarıyla buluştu ve ona hayat verdi. Artık yeryüzünü ısıtacak sıcaklık da vardı."
Dördüncü emir şuydu:
" 'Yerkürenin içindeki gazlar, toprağı suların üzerine yükseltsin.' O zaman toprak altındaki ateşler üzeri sularla kaplı yerkabuğunu, suların üzerine çıkana kadar yükselttiler, böylece kuru topraklar ortaya çıktı."
beşinci emir şuydu:
" 'Sularda hayat meydana gelsin.' Ve güneşin ışınları suların balçığındaki toprağın ışınlarıyla buluştu ve balçıktaki parçacıklardan kozmik yumurtalar (hayat tohumları) oluştu. Bu kozmik yumurtalardan, emredildiği üzere, hayat ortaya çıktı."
Altıncı emir şuydu:
" 'Karada hayat ortaya çıksın.' Ve güneşin ışınları toprağın tozu içinde yerin ışınlarıyla buluştu ve bundan da kozmik yumurtalar vücuda geldi ve bu kozmik yumurtalardan da karada hayat ortaya çıktı." Ve bütün bunlar tamam olduğunda yedinci akıl şöyle dedi: "İnsanı kendi biçimimizde yapalım ve onu yeryüzüne hükmetme gücüyle donatalım."
"O zaman Narayana, evrendeki her şeyin Yaratıcısı Yedi Başlı Zeka, insanı yarattı ve onun bedenine yaşayan ve yok olmayan bir ruh yerleştirdi ve insan, zihinsel kuvveti bakımından Narayana gibi oldu. Böylece yaratılış tamam olmuştu." "
sevgili sargon,
Tevratla kıyaslama imkanım yok çünkü henüz okumadım,
Ama Kur'an'la kıyaslayınca benzerlikler açıkça görünüyor.
Özellikle daha önce bilinmediği ilk Kur'an'la bildirildiği söylenen benim maviyle yazdığım kısımlar dikkat çekici bence. Ki bu tabletler 50.000 yıl önce yaşamış bir uygarlığa ait. Yedi evre de bir diğer benzerlik bence.
Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
|

27-08-2006, 03:07
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Yılan
Sevgili K.C.
Yazını okudum. Hatta bir de gidip biraz araştırma yaptım bu konuda.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Mu_K%C4%B1tas%C4%B1
http://tr.wikipedia.org/wiki/Naacal_Tabletleri
İlk okuduğumda aklıma gelen şu oldu. Bu metin kadim bir metin değil. Bir uzman değilim ama bir kadim metinle sonradan yazılmış uydurma bir metini ayırabileceğimi sanıyorum. Churcwald kendisi uydurup böyle birşey yazmış olmalı.
Nacaal tabletleri de uydurma şeyler. Belki gerçekten eski uygarlıklara ait şeyler olabilirler, ama kesinlikle 15.000 yıl önce yazılmış ve batık kıtaya ait falan olmayacaklarını söyleyebilirim. Tabletler hakkında kimsenin bilgisi var mı? Yayınlanmış mı? Ölü bir dili çözmek o kadar kolay mı? Chuckward oturup bulmaca çözer gibi çözmüş. Hepsi uydurma.
Akad ve Sümer dillerinin çözülme macerasını okudum. 50 yıldan fazla süren ve birçok dilbilimcinin, arkeologun, tarihçinin ortak çalışmalarıyla gerçekleşen, adeta iğneyle kuyu kazmak şeklinde süren ve büyüleyici bir çalışma. Birçok konferans, kitap, ciltler dolusu sözlük denemeleri, ve çok sayıda hatalar vb, ile süren bir iş. Üstelik henüz günümüzden ancak 5-6 bin yıl öncesine uzanan bir süreçten bahsediyorum. Ve bu dillerin çözülmesini sağlayan en önemli şey üç dilli metinler olmuş. Yani Eski Persçe, Akadça ve Sümerce olduğu anlaşılan üç dilli metinler sayesinde eski Persçeden geriye doğru gidilebilmiş. Üstelik bu tabletler yıllardır insanların elinde vardı ama bunların birer yazı olduğu bile bilinmiyordu. Hatta Kutsal emanetler içinde geçen Muhammed'in teyemmüm taşı denen bir taşın da bir mektup tableti olduğu ortaya çıktı. Gerçekte bulunan tabletlerin yüzde 99'i ticari anlaşmalar, evlilik sözleşmeleri, mahkeme kararları, mektuplar falandır.
Chuckward ise bir gün Tibet'te bir rahipten bir yada birkaç tablet alıyor. Bu tabletler 15.000 yıl gibi inanılmaz eski bir zamana ve batık kıta Mu'ya ait oluyor. Hem de tesadüfen bu kıtanın dini, felsefi yapısını çözecek şekilde metinler oluyor. Chuckward da oturup bu ölü dili ve yazıyı çözüyor. Sonra da ardı ardına batık kıta Mu üzerine kitaplar yayınlıyor. Bu öykü doğal olarak baştan aşağı uydurmadır ve bilimsel bir iddiası yoktur, olsa da ciddiye alınmaz.
Tahsin Mayatepek'in Meksika ateşeliği sırasında bu adam bir şekilde Mayatepek'i ikan etmiş herhalde. Mustafa Kemal'e kadar da uzanmayı başarmış. Bu öykünün arka planını pek bilmiyorum. Ancak Atatürk'ün Türk ulusunun büyük bir ulus olduğunu ispatlamak için arkeolojiye ve tarihe büyük bir önem vermesinden dolayı bu tür uyanıkların bundan yararlanmaya çalışacaklarını tahmin etmek pek zor değil. Çünkü Chuckward Mu uygarlığı ile Türkler arasında komik ilişkiler kurmuş. Görülen o ki eğer gerçekten Mustafa Kemal bu adamı desteklemişse Chuckward'ın oyununa gelmiş. Adam ne arkeolog ne dilci, mistik biri.
|

27-08-2006, 04:27
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
|
|
Re: Yılan
Hatta Kutsal emanetler içinde geçen Muhammed'in teyemmüm taşı denen bir taşın da bir mektup tableti olduğu ortaya çıktı.
Geçenlerde yazılı tabletlerle-tuğlayla ilgili bir ayet olup olmadığını sormuştun. Bu bilgi onunla mı ilgili?
Chuckward'ın o tabletleri nasıl çözdüğüyle ilgili bendeki kitaplarda bilgiler var. Güvenirliğini sana bırakarak boş bir zamanımda onları da buraya aktarabilirim. Kitaplarında tabletlerdeki semboller, resimler var. Onları nasıl yorumladığını da anlatmış. Adam tabletler için 'kadim' kelimesini bolca kullanmış.
Sadece Hindistan'da bulduğu tabletlerden değil, (ki birkaç tablet değil, sonradan mevcut olanların hepsini çıkarıp inceliyorlar) Maya ve Mısırdaki bazı yazmalardan da faydalandığını hatırlıyorum. Pek kolay da çözmemiş. 50 yıldan daha uzun uğraştığı kalmış aklımda.
Tahsin Mayatepek'le ilgili şunu söyleyebilirim. *Atatürk Türk Ulusunun geçmişini ve köklerini araştırmak için onu görevlendirmiş. Başlangıçta Mayatepek raporlarını direkt olarak Atatürk'e sunarken, kaçıncı rapor olduğunu tam hatırlamıyorum (7. olabilir) ancak Mayalardaki Güneş Kültü törenlerini Sema ayinlerine benzetti ve islamiyetteki bazı ibadetlerin kaynağının Mayalardaki Güneş Kültünde de mevcudiyetini ispatlamaya çalıştığı raporundan sonra Türk Tarih Kurumu başkanı T.Mayatepek'e mektup yazıyor ve ondan önceki raporda aklına takılan bazı hususları dile getirip bundan sonraki raporlarını beklediğini söylüyor. TTK'nun bu mektubuyla Atatürk aradan çekiliyor.
Atatürk ve Kayıp Kıta Mu'nun yazarı (kitabı şimdi bulamadım, bir ara arayıp yazarın adını bildiririm) Atatürk'ün aradan çekilmesinin sebebini raporların çok taraflı yazılmış olmasına bağlıyor.
Ki bence de *T. Mayatepek epeyce zorlama yorumlar yapmış. Sadece Türklerin kökenini araştırmakla yetinmemiş aynı zamanda İslamiyet'in kaynağının da Hinduizm öğretilerine (dolayısıyla Mu kaynaklı) olduğuna dair yorumlar da getirmiş.
Ve hatta, Muhammet'in belli bir yaş aralığında hiç hadisi bulunmaması, o dönemde ne yaptığının, neyle iştigal ettiğinin tarihi kaynaklarda bulunmaması sebebiyle o dönemde O'nun Hindistan'a gidip bu tabletlerdeki bilgileri öğrendiği ve yeniden Mekkeye döndüğü şeklinde yorumlamış.
Konumuzla alakasız ama T.Mayatepek'in Mayaların dini ayinlerini izleyip fotografladığı raporunda verdiği bilgilerin bir kısmına benim aklım yattı. Şöyle ki: Özellikle mayalar için 'secde' çok büyük ve derin bir önem taşıyor ve gün doğumunda güneşin yere değen ilk ışıklarına tapınma anlamına geliyor.
Bundan başka ayinlerde kullandıkları başlıklar Semazenlerin başlıklarıyla çok büyük bir benzerlik arz ediyor. Ve daha nice İslam-Maya Güneş Kültü benzerliği yakalamış.
Kabe ile oradaki tapınakların benzerliğini ortaya koymuş. Ayin esnasında Giydikleri cübbeler ve sarıklar dahi neredeyse aynı.
ayrıca Hristiyanlıktaki haç sembolünün kaynağının da Mu kökenli olduğunu Mayalarda çözdüğü tabletlerden çıkarmış. O semboller de var kitabında.
Sonuç olarak üç semavi dinde bulunan bazen ayin, bazen sembol, bazen sözler ve ibadetlerin kaynağının hep aynı yeri işaret ettiği sonucu çıkıyor. Mayalar ve dolayısıyla Mu.
|

29-08-2006, 00:03
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Yılan
Sevgili K.C.
Tahmin ettiğin gibi son zamanlarda kutsal taşlarla ilgili bir çalışma yapmayı planlıyorum. Bahsettiğim Muhammed'in teyemmüm taşı dışında da bazı bilgiler var elimde. Bir düzene sokup önümüzdeki günlerde yazmaya çalışacağım.
Chuckward'la ilgili konuya gelirsek. Dediğim gibi Chuckward'ın kitapları bilimsel nitelikli değil, okült, ezoterik kitaplar listesinde yeralıyor. Mu ve Atlantis kıtası ile ilgili iddialar bilimsel desteklere sahip olmadıkları gibi Chuckward'ın iddiaları tümüyle ayakları havada iddialar.
Tahsin Mayatepek ve Mustafa Kemal'in de bu işe karışmış olması Türk tarihinin özelliğinden kaynaklanan bir sorun. Bahsettiğin Mu ve Atatürk kitabının yazarı şurda var:
http://www.truvayayinlari.com/mu.asp
Olaylar bu kitabın tanıtımındaki gibi mi gerçekleşmiştir, bilmiyorum ancak 1930'larda yaşanan şey bence bir tür çılgınlık. Osmanlı tarihi boyunca önemsizleştirilen ve hatta aşağılanan Türk kimliği Jön Tük ve ardından İttihat Terakki ile en öne yerleştiriliyor ve olay 1930'larda bu noktalara varmış. Ancak daha sonra biraz düzene girmiş ve bu iddiaların bilimselliği olmadığı genel olarak kabul edilmiş. Ancak hala Güneş-Dil teorisini iddia ile sürdürenler var. Bunla ilgili o dönem yapılan epey bir çalışma olmuş. Dünyada nerdeyse herkes Türk ırkından sayılmış hatta.
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Tarih_Tezi
Okumadım ama şu linkte de epey bir kaynak vardır
http://tdkkitaplik.org.tr/gun_dil.asp
Ancak bu iddialar bugün artık ciddiye alınabilecek iddialar değil. Elbette bu benim görüşüm. Yoksa zencilerden başka herkesin Türk olduğunu iddia edenler de yok değil günümüzde.
Bu iddialarda Güneş kültünün yerini de tam anlayabilmiş değilim. Yıllar önce Turan Dursun'un kitaplarını okurken orda yanılmıyorsam Tahsin Mayatepek'in raporunu yada onunla ilgili belki de Gürbüz Tüfekçi'nin bir yazısını okumuştum. Ama şu anda elimde bu kitaplar yok. İçeriğini de tam olarak hatırlayamıyorum.
Güneş kültü, dinler tarihinde önemli bir yere sahip, ama başka kültleri de eşdeğerde öneme sahip kültler olarak saymak gerek. Bunların en önemlileri: Ay kültü, Bitki kültü, toprak kültü, kadın kültü, taş kültü. Bunların sınıflandırılmasına yönelik bir çalışmayı Eliade yapmış. Bence çok önemli bir kitap. Ben kendi adıma çok şey öğrendim bu kitaptan. Herkese tavsiye ederim. Adı "Dinler Tarihine Giriş". Yazarı Mircea Eliade.
|

02-09-2006, 12:12
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Re: Yılan
Geçen hafta sonu tartışmayı bir yere kadar getirmiştik. Devam ettiremedik. Ben yılan konusuna devam edeceğim. Geçen hafta genel olarak yılan kültünden ve iyileştirici, sağıltıcı, kurtarıcı özelliklerinden bahsetmiştik. Yılan sembolünün tıpta kullanılması da bu açıdan son derece anlamlı demiştik.
Araya son derece ilginç bir tartışma girdi. Bence Mu kıtası, Tahsin Mayatepek'in raporu, 1930'lu yıllar ve Güneş-Dil teorisi gibi konular aslında yılan konusundan çok daha önemli. Ancak nedense bu konuda kimse tartışmaya katılmadı. Bu durumda ben de yılan konuma kaldığım yerden sürdüreceğim. Şimdi de sıra kötü yılanlarda.
Mitolojilerde çok sayıda yılan öyküsü var. Bunlardan birkaç tanesini aktaracağım önce. Mitolojilerden dinlere (tek yada çok tanrılı dinlere) geçildikçe yılanlar birden bire ortadan kaybolmuş değil. Varlıklarını sürdürmeye devam ediyorlar. Ancak benim şöyle bir genel gözlemim var. Yılan bir iyilik öznesi olarak varlığını çok daha önce kaybederken, kötülük öznesi olarak varlığı uzun süre etkisini devam ettiriyor. Bu çelişkili durumu yılan-kadın-büyü ilişkisine bağlıyorum. Yani anaerkil dönemden ataerkil döneme geçişle birlikte nasıl kadının kötüleştirilmesi süreci yaşandıysa, nasıl tanrıçalar gözden düşüp yerine daha etkili erkek tanrılar geçtiyse iyi yılanlar kaybolup kötü yılanlar öne çıkıyorlar. İyi yılanlar ise sadece silik birer sembole dönüşüyorlar. Musa'nın asasının yılana dönüşmesi öyküsünde (bu büyü iyi bir büyüdür, İsrail halkını kurtarmak içindir) yada hastalananları tedavi edecek tunç yılan yada put yapılmasında (bu da iyi bir büyüdür) olduğu gibi.
Evet geliyoruz kötü yılanlara.
|

24-06-2007, 16:06
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Jun 2007
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 138
|
|
MU
MU DİN MİDİR? UYGARLIK M IDIR...YOKSA İKİSİ BİRDEN MİDİR...
Türklerle ilgisi nedir...Masonlarla bir ilgisi var mı? Hindistanda yaşamış olmalarına rağmen oranın kültürüne ve sembollerine etkide bulunamamışlar mıdır?
Naacaller'in sembolleri daha çok geometrik şekilleri kapsıyordu. Alaacal öğretisi, evrenin ortaya çıkışında en önemli görevin Tannnın geometri ve mimarlık vasıflarına düştüğünü öngörmektcydi. Mu dinine göre Tann o kadar kutsal bir varlıktı ki, doğrudan ağıza alınamazdı. Bir sembol vasıtasıyla ifade edilmezse, sıradan insanlar tarafından idrak edilemezdi. İşte bu Yüce Varlığın sembolü, Güneş yani "Ra" idi. Tanrının güneş olduğu iddiasındaki tüm saptırıimış iddialann ve güneş kültü diye nitelendirilen inamşların kökeninde yatan olgu budur.
Naacal öğretisinde Güneş doğrudan Tann değil, onun birliğinin ve tekliğinin kitleler tarafından daha iyi anlaşılması için seçilmiş olan bir semboldü. Sembollerin kullanılmasındaki bir diğer amaç da, belirli ifade tarzlannın kalıplaşmasını önlemek ve gelişmeler doğrultusunda sembollere yeni anlamlar yükleyerek, dinin bağnazlıktan ve doğmalardan kurtulmasını sağlamaktı. Ancak, uygarlık çöküp, ana kaynak yok olunca, zaman içinde bu sembollerin kendileri putlaştı ve çok tanrılı dinlerin doğmasına neden oldu.
Semboller vasıtasıyla tek Tanrıya tapınımı öğreten dinin büyük rahibi, dolayısıyla kutsal kardeşlik örgütünün de başı, Ra Mu'nun kendisiydi. Ancak imparatorun hiçbir Tanrısal kişiliği
yoktu ve sadece konumu nedeniyle, sembolik olarak "Güneşin Oğlu" ünvanını taşıyordu.
Naacal kardeşlerinin, öğretilerini yaydıkları ve yeni üyeleri inisiye ettikleri mabetler, kıtanın her yerine ve kolonilere dağılmış vaziyetteydi. Dev blok taşlardan yapılan bu mabetlerin damları yoktu ve bunlara "şeffaf mabetler" deniliyordu. Güneş ışıklarının inisiyeler üzerine doğrudan ulaşması için mabetlere dam yapılmıyordu. Bu da bir tür semboldü ve Ezoterik anlamı, Tanrı ile insan arasında hiçbir engel olamayacağı şeklindeydi. Günümüz Masonluğunda da aynı sembol kullanılmakta ve Mason mabetlerinin tavanları, sanki üstü açıkmış gibi, gökyüzünü sembolize eder biçimde düzenlenmektedir.
İDDİALAR:
Peki... James Churchward'ın "Batık Kıta Mu Uygarlığı"na ait dört cilt halinde yayınlanan eserinde 12.000 yıl önce Asya ve Avrupa'yı Uygur İmparatorluğu'nun yönetmiş olduğu görüşüne ne dersiniz?
Uygurlar Mu İmparatorluğu'nun devamıydı... Mu'lar ise insanlığa uygarlığı öğreten millet... Mayalar ise Mu'ların devamı...
Atatürk'ün Mu ile ve Mayalarla ilgilendiğini biliyorsunuz...
Mayaların dillerinde çok çok Türkçe söz olduğunu Atatürk biliyordu. Bir meraklı emekli paşayı Meksika'ya maslahatgüzar olarak gönderdiğini ve ona Mayaları inceleme görevi verdiğini ve Tahsin Paşa'nın soyadını da Mayatepek yaptığını da biliyor muydunuz? "Tepek" Mayaca'da "tepe" demek... ???
Mu ilk uygarlık... Devamı Uygurlar... Kazım Mirşan "Ön-Türkler" diyerek ve yazıtları okuyarak boşluğu dolduruyor... Sümerler yedi bin yıl önce... "Tarih Sümer'le başlar" diyenler var. Muazzez İlmiye Çığ, Sümerlerin Türk olduğunu biliyor. Atatürk de...
Sonra Sakalar, Hunlar, Göktürkler ve devamı... Ne demişti ulu ata Bilge Kağan:
"Üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında ortasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunu yönetsin diye Atam Bumin İstemi Kağan yaratılmış."
Ne yapmış Bumin Kağan? Önce Türk'ü Töre'ye göre yeniden kurmuş... Atatürk'ün yaptığı da bu idi...
Şimdi yapılması gereken ne? Atatürk'ün Türk'ünü bilmek ve Töre'ye göre yeniden düzenlemek.
NoT: MU ile ilgili bilgileri aradım, ama arama sonuç vermedi. Ben de derin tartışılmamıştır diye
not ekledim. daha önce tartışılmışsa taşınabilir..
İnananlara: İnanmayanları sevmek zorunda değilsiniz, ama yine de sevin. onlar tanrının emek vererek yarattığıdır.
inanmayanlara: tanrıları sevmek zorunda değiliz, ama insana ve düşünceye duyduğumuz saygıdan dolayı sevgi ve anlayış göster. ava
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:01 .
|