sn.cemal kardeşim bak masalımız gayet tatlı devam ediyor..Akşamları çocuklar uyumadan onlara tatlı bir sesle okursan huşu içinde uyurlar,dinç kalkarlar..
" Hayatı:
Hz. Musa, Arz-i Mukaddes'e bir taş atımı adar bir mesafede vefatından önce Yuşâ Aleyhisselâmı vekil seçmiş, asırlarca süren sürgün hayatı Hz. Yuşa'nın komutanlığında sona ermiş ve İsrailoğulları topraklarına kavuşmuşlardı. Bu arada Hz. Yuşa'ya Allah tarafından peygamberlik görevi de verilmişti.
(
Yanı bu arada o işde unutulmamış,Yeşu efendimizin hakkı gargaraya gelmemiş..
)
Hz. Yuşa bu fethi, Firavun'un zulmü altında yıllarca esaret hayatı yaşayan, korkaklık ruhlarına kadar sinen, bir türlü Arz-ı Mukaddes'e girmeye cesaret edemeyen ve bundan dolayı kırk sene çölde kalmaya mahkûm kalan İsrailoğullarının gözüpek, cesur yeni nesliyle gerçekleştirmişti. Musibet de, nimet de lâyik olana veriliyordu. Babaları, Firavunun zulmünden mucizevî bir tarzda kurtaran Rablerine şükredip, dişlerini sıkıp yüreklilik gösterebilselerdi Tih Çölü'nde kırk sene kalmaya mahkûm olmaz, üstelik Hz. Musa (as) gibi ulü'l-azm bir peygamberin riyasetinde Arz-i Mukaddes'e girebilirlerdi. Ne var ki bu, gerekli mânevî eğitimden derslerini alan oğullarına nasip olacaktı.
Bu yeni nesille Arz-ı Mukaddes'te bir tepede fethin plânlarını yapıp tam fethe girişeceği anda ölüm meleğinin gelip Hz. Musa'nın (AS) canını almak istemesi,
ölümün işler bitmeden de gelebileceğini, görevin asıl olduğunu ve bu görevi Hz. Yuşa'nın gerçekleştirdiğini gösteriyor.
(
Bu laf doğru.Dini safsatalar içinde böyle doğru ve güzel çok laf var.Fakat bu lafları birsürü hikaye ve safsata içinde vermek bana çok ters geliyor..)
Hz. Musa'nın vefatından üç gün sonra yola çıkan Hz. Yuşa, Şeria nehrini mucizevî bir tarzda geçmiş, Arz-ı Mukaddes'i Filistin, Ürdün ve Şam topraklarıyla birlikte fethetmişti. Bir kere daha Ilâhî kanun hükmünü icra ediyordu. Yeryüzü Allah'ın mülküydü. Allah onu zalimlerden alıp emrini tutan kullarına devrediyordu.
28 sene Israiloğullarını idare eden Hz. Yuşa (A.S)'nın 110 yaşında vefat ettiği ve kabrinin de Filistin topraklarında bulunduğu belirtilir. Makamının Yuşa Tepesi'nde yer alması ise bir süre buralara kadar gelip ikamet ettiğinden dolayı olmalı.
(
Efendimiz heralde çöl sıcağından bunalıp,
rahat bir nefes almak için gelmişti boğaz kenarına..
..Yani Filistin çöllerinde divane gibi dolanmış bir insanın boğazda işi ne yahu..)
Hz. Yuşa'nin mezarı:
Hz. Yuşa (A.S)'nın mezarı konusunda çeşitli rivayetler vardır... Kimilerine göre *Kenanili'nde, Eriha hemen kuzeyinde, Efrayim Dağı'nda medfundur... Kimilerine göre ise de İstanbul Boğazı'nın doğusu kıyısında, Karadeniz yakınında bugün Yuşa Tepesi adıyla anılan eski adı Dev Dağı olan tepede yattığı rivayet edilmektedir. Bir rivayete göre, Hazreti Musa (A.S)'nın Sancaktarı olan Yuşa, O'nun ordularıyla beraber Beykoz'a kadar gelmiş ve burada yapılan savaşta, kabrinin yakınındaki bir yerde şehid olmuştur. Anlatıldığına göre, Sarıyer'in tam karşısında bulunan Sütlüce Köyü önlerinde şehid düşmüş ve mübarek vücudu iki parçaya bölünmüştür. Belden aşağı kısmı deniz kıyısında kalmış, belden yukarı kısmı da, Beykoz sırtlarındaki tepelere doğru sürüne sürüne çıkıp, şimdiki kabrinin bulunduğu yerde ruhunu teslim etmiştir. Boyu çok uzun olan Yuşa Hazretleri'nin belden yukarı kısmı, 17 metrelik kabre konulmuştur. O zamanlar, mezarının baş tarafı Kudüs'e doğru imiş. Dünya İslam'la şereflenip, Kıble, Kabe-i Muazzama olunca, mezarın baştarafı kendiliğinden yer değiştirerek Kıble'ye yönelmiş. Kabrin yanındaki mescid ise Kanuni Sultan Süleyman tarafından inşa ettirilmiştir.
(
uyuuuuu bebek uyuuuu..mışılmışıl uyuu... *bak bak.. mezar nasılda şerefiye meselesine uyup Kıbleye dönmüşş.. 8O..Bak Allahın işine.. işte mucize..uzağa gitmeyin..dibimizde.. )
Bugünkü mezar yeri, Yuşa Tepesi olarak adlandırılan bölgede, Boğaziçi'nde, sahile en yakın ve en yüksek tepededir. Yuşa Camii ve Hz. Yuşa'nın türbesi, tepenin zirvesinde Karadeniz'i ve Boğaz'ı aynı anda gören bir konumdadır. *Hz. Yuşa'nın mezarının 17 metre uzunlugu konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Birine göre Yusa Peygamber'e duyulan sevgi ve saygı nedeniyle büyük bir mezar yapılmış olabilir. Bir diğerine göre ise, yeri manevi bir keşifle bulunduğu için isabet eder düşüncesiyle geniş ve uzun tutulmuş olabilir.
Tarihsel bir bölge:
Hz. Yuşa'nın gömülü olduğu mekan, adını bir rivayete göre, Fenikelilerin kullandığı Yeşu, (kurtarıcı) kelimesinden, bir rivayete göreyse, Hz. Musa ile birlikte Mecmeal Bahreyn'e (Boğaziçi) gelip burada vefat eden Yuşa Peygamber'den almış.
Chalkedonlular'ın Daphne adına yaptıkları adak yeri tarihin ilk dönemlerinden beri kutsal bir yer olarak kabul edilmiş çeşitli uygarlıklar burada kendi dinlerine göre mabet ve tapınaklar yapmışlar. Bunlardan birisi de ilk çağlarda ki Zeus sunağı olarak biliniyor. Bizans Döneminde. 6. yy da imparator I. Justinianos zamanında ise bu sunak kiliseye çevrilmiş.Osmanlı Döneminde bu tepeye Sadrazam Yirmisekiz Çelebizade Mehmet Sait Paşa ( Ö.1761) tarafından Hicri 1169 (Miladi 1755) tarihinde bir mescit yaptırılmış.
Tepeye adını veren Hz. Yuşa, Hz. Yusuf'un neslinden, Hz. Musa'nın çağdaşı olan bir peygamber. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Musa ve Hz. Yuşa'nın, 'iki denizin birleştigi noktaya kadar' yaptıkları yolculuk ve Hızır ile buluşmaları, Kehf Suresi'nin 60-65. ayetlerinde anlatılır. "
Bak ne güzel,hem masal dinledik,rahat uyuduk *:? bu aradada Fenikeliler Kalkedonlular,Çelebizade falan filan tarih bilgimizi de tazelemiş olduk..Gördünmü faydayı..