Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 03-07-2007, 00:51
sisyphos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sisyphos sisyphos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jun 2007
Mesajlar: 31
Standart Nesin Vakfı'na Karalama Kampanyası

Arkadaşlar, biraz eskimiş bir haber ama birden aklıma gelid bugün, 2 Temmuz'da yaşananların etkisi sanırım. Şöyle bir aradım, bulamadım, eğer daha önce gündeme getirilmiş bir konu ise ve benim gözümden kaçtı ise yönetici arkadaşlar silebilirler. Ama eğer gündeme gelmemişse, çirkinliklerin ne aşamaya geldiğini göstermesi açısından bence herkesin üzerinde durup düşünmesi gereken bir konu.

Ben buraya sadece Ali Nesin'in bir açıklamasını alıyorum. İsteyen siteye gidip olayla ilgli diğer başlıkları da okuyabilir. *Hatta gitmişken, destek de olabilir.

Böylesi anlamlı çabalar o kadar az ki! Onlar da ya maddi sıkıntı içine düşüp ya da sürekli saldırılarla başedemeyip geri adım atmak zorunda kalıyorlar. Sonuç; meydan abdurrahman çelebilerin...

Biz de "milyar milyar" deyip durduğumuzla kalıyoruz işte...


http://www.nesinvakfi.org/


Sevgili Dostlar,

Dehsetengiz bir karalama kampanyasiyla karsi karsiyayiz. Bunun sonunu hic hayirli gormuyorum. Sadece Nesin Vakfi acisindan degil, Turkiye ve insanlik acisindan da.

Eger bunca ozveriyle kurulan ve yasatilmaya calisilan bir cocuk kurumuna boylesine alcakca ve acimasizca camur atilabiliyorsa, gerisi benim hayal gucumu asiyor.

Sonucta cocuk bakiyoruz... Yemiyoruz yediriyoruz, isinmiyoruz isitiyoruz.

Nesin Vakfi’na ve kimsesiz cocuklara bakan diger kurumlara hayasizca saldiranlar, sokak cocuklarindan, tinercilerden, kapkaccilardan, sokakta yasanan vahsetten yakinma haklarini kaybettiklerini biliyorlar mi acaba?

Cocuk kurumlarinda calisanlar buyuk bir ozveriyle yokluk ve zorluklarla bogusurlar. Uc kurus maasa... Kimi zaman da gonullu... Tek mutluluklari yuzleri gulen cocuklardir. Onlar bu toplumun isimsiz kahramanlarindandir, bu toplumu toplum yapan degerleri yasatan kisilerdir.

Nesin Vakfi’nda bir “anne” dort cocuga bakar. Gecenlerde TV kanalında izlediginiz devlet kurumunda cocuklari doven “anne” kac cocuga bakiyordu? Saydiniz mi? 30 muydu? Herhalde. Siz hic 30 cocuga baktiniz mi? 30 cocuga bakmanin ne demek oldugunu bilir misiniz? Ustelik hangi cocuklara, hangi ortamda, hangi kosullarda...

O “anne”nin kendisi de dayakla buyumustur buyuk olasilikla; kendi cocuklarini da dayakla buyutmustur. Simdi de 30 kimsesiz cocugun sorumlulugu verilmis... Bunun ne demek oldugunu tahmin etmeye calisin. Dovmesin de ne yapsin anne? O maasa ancak boyle bir anne bulunur. O egitimde ve o duzeyde biri o kosullarda ancak oyle davranabilir.

Dusmani iyi belirlemek gerekir. Dusman ne o kurum, ne de o annedir. Dusman, icinde yasadigimiz kosullardir.

Bir senaryo kurayim: Nesin Vakfi’nda bir anne dort cocuga bakar dedim biraz once. Peki, cok kotu kosulda dort cocuk daha gorsek ne yapacagiz? Ornegin komurlukte yasayan, ya da iskence goren, ya da sokaklarda dilendirilen, ac sefil, olum tehlikesinde... Almamazlik olur mu? Gormemeye calisiyoruz ama gorursek alacagiz mecburen. Gozle gorunce dayanilmiyor. Peki ya bu yeni cocuklara bakacak annemiz yoksa? O zaman var olan annelerin her biri dort yerine bes cocuga bakacak... Peki bagislar azalir da calisan sayisini azaltmak zorunda kalirsak ne olacak? O zaman da ya bir anneyi isten cikaracagiz ya da annelerden biri “maasim odenmiyor” diye isini birakacak, ama bu sefer de her anne bes yerine alti cocuga bakacak. Kolay mi o kadar cocuga bakmak? Eger kosullar degismezse bir annenin sorumlu oldugu cocuk sayisi yediye, sekize cikacak. Belki de daha az maasa calisacak bir anne bulacagiz. Annenin sinirleri yipranacak, yorgun dusecek. Haliyle... Insan bunyesi bu, bir yere kadar dayanir. Bir ara uykusuna yenilecek. O sirada cocuk pencereden sarkacak, elektrik prizine civi sokacak, odadan cikacak... Allah korusun... Allah korusun ama, ne olur ne olmaz, biz gene de onlemimizi alalim...

Cocuk bakan kurumlara saldirmak midir cozum?

Nesin Vakfi aleyhine surdurulen kampanyayi sicacik evlerinde rahat koltuklarina gomulmus cikciklayarak izleyenler, o sirada bizim ne yaptigimizi dusunduler mi acaba? Ben soyleyeyim ne yaptigimizi: Tuvalet temizlemekten gelecek ayi nasil cikaracagimizi hesaplamaya kadar olagan tum isleri yaptigimiz gibi, bir yandan da bakirelik kontrolunden gecen kizlarimizi teselli ediyorduk, yuvalarindan alinacaklarini dusunen cocuklarimizi yatistiriyorduk, olan biteni anlayacaklari ve uzulmeyecekleri bir dilde anlatmaya cabaliyorduk, gulumsemeye, guven vermeye calisiyorduk. En caresiz kaldigimiz zaman da hickiriklarimizi hapsedip onlara sarilip susuyorduk.

Soylemeden gecemeyecegim. Kucucuk kizlarimizdan birine adli tip doktoru olacak kisi, “namaz kilar gibi yap” demis. Kizimiz bilememis doktorun ne demek istedigini. Bu yuzden de doktordan bir guzel azar isitmis. (Acaba toplumun hangi kesimi cikciklayacak bu satirlari okudugunda?)

Sevgili dostlar, sizlere bize yasatilan her seyi anlatamiyorum. Cunku bu mektuplar maalesef cinsel evrimlerinin evcilik oyunu asamasinda takilip kalmislarin da eline geciyor.

Gazetelerde carsaf carsaf yayimlandilar, televizyonlarda bangir bangir bagirdilar: Nesin Vakfi’nda tecavuz! Anuste yirtik var! Uc kiza daha tecavuz edilmis! Vakif’ta bakire kalmamis!

Oysa hicbir sey yok! Adli Tip raporlari tertemiz. Ama gene de haber yapildi ve hakkimizda dava acildi!

Pes! Diyecek laf bulamiyorum.

Her sey dogru olsa bile, boylesine trajik bir olay boyle mi haber edilir? Toplumsal sorumluluktan vazgectim, hic mi utanma arlanma yok?

Tutuklanan genclerimiz cezaevinde iskenceden gectiler, asagilandilar, korkutuldular, olum ve tecavuz tehditleri aldilar. Biri tabanlarina basamaz ve cenesi kenetlendiginden konusamaz bir halde ve bes kurus parasiz gecenin bir yarisinda sefil bir durumda Bayrampasa sokaklarinin karanligina terkedildi. 17 yasinda bir cocuktan bahsediyoruz! Bu cocuk bir hafta boyuncu kati yemek yiyemedi ve tuvalete gidemedi. Iki gun kaldigi cezaevinden cikip 36 saat sonra Vakf’a dondugunde (once annesine gitmis) donuk gozlerle bakiyor ve iki kelimeyi zor yanyana getiriyordu.

Inaniyorum demesine karsin, “seni Allahsiz!” diye dovmusler. Once jandarmalar, sonra gardiyanlar, daha sonra da mahkûmlar. Aslinda dovmek istedikleri Aziz Nesin ve dusunceleri elbet.

Cocuk yurdunda cocuklari doven anneye oldugu gibi, dusmanini karistirip cocuklarimi doven bu cahillere de aciyorum.

Cahiller neyse de, okumus yazmislarin dusmanini karistirmaya hakki yoktur. (Oyle degil mi piyasa gazetelerinin ve TV kanallarinin sayin haber mudurleri?)

Cocuklarimiz iki gunluk cezaevi ziyareti boyunca yasadiklarini kaleme aliyorlar. Inanin bana, pek kolay olmuyor yazmalari. Bitirdiklerinde kamuoyuna sunacagim.

Iskenceyi sikayet etmek amaciyla aldigimiz adli tip raporlari, “o kadar da onemli bir sey yok” gibilerinden bir sey soyluyor. Oysa taban, avuc ve sirtlarindaki dayak izlerini ben gozlerimle gordum. Birinin dosyasi takipsizlik aldi, itiraz ettik, sonucu bekliyoruz. Digerinin sikayeti halen sorusturuluyor.

Bilen soylesin: Turkiye’de tecavuz suclamasiyla tutuklanan kac kisi iki gun sonra saliverilmistir? En kucuk bir emare ya da delil olsaydi, sonuc boyle mi olurdu?

Biri iskence digeri tecavuz iki rapor var. Ikisi de ayni seyi soyluyor: Iskence/tecavuz olmamistir. Birine dava acilmiyor, digerine aciliyor. Bu da Aziz Nesinlik degilse ne Aziz Nesinliktir?

Sucsuz cocuklarimi ihbar etmedim suclamasiyla mahkemeye verildim.

1,5 yil hapsim isteniyormus. Sanki umrumdaydi! Temsil ettigim ruha dokunamazlar ki...

Ustelik cocuk baktim diye hapse atacaklarsa, 1,5 yil ne ki! 150 yil atsalar islah olmam!

Sozlerim oncelikle bize dusman olmamasi gereken ama beni cok sasirtan basina ve medyaya (onlar bilirler kim olduklarini): Cocuk bakan kurumlara saldirmayin, onlara sahip cikin ve destekleyin.

Dostlar: Toplumun Nesin Vakfi’na ihtiyaci oldugu surece dimdik ayaktayiz ve bu vakfi yasatacagiz, ama insanlik olurse bize yer kalmaz ki! Illa ki insanligi kurtarmak gerekiyor!

Ali Nesin

yok başka bir cehennem, yaşıyorsunuz işte.-B.Aysan
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 03-07-2007, 01:26
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Nesin Vakfı'na Karalama Kampanyası

Hayır sevgili sisyphos, konu gündeme gelmedi daha önce. Ben de şimdi duydum olayı. Gözlerime inanamadım. Biraz internette haberlere baktım. Ali Nesin'in dediği gibi iğrenç bir karalama kampanyası yürütülüyor. Bu adamlar inançlı olacaklar bir de. İddia önce vakıfta kalan iki çocuğun vir kız çocuğa tecavüz etmesi iken ve Adli Tıp raporuna göre de böyle bir tecavüz olmamışken, bazı düşkünler olayı vakıfta çalışanların tecavüzü şekline bile çevirmiş. Ne büyük ahlaksızlık, ne kadar ahlaksız adamlardır bunlar.

Bir örnek vereyim. "Sahte laikçilere" savaş açmış bir site. Başına da "Türkiye Cumhuriyeti’nin gelişmesini sağlayacak olanlar inançlı, kültürüne bağlı, devletini seven insanlar olacaktır..!" diye ibare koymuş.

http://kemalistler.wordpress.com/200...taciz-iddiasi/

Bu da bir başkası:
http://www.haberflash.com/index.php?p=haber.php?hn=1817

Hadi Nesin Vakfı'nı karalama kampanyasını bırakalım. En acısı emniyete aldıkları çocuklara işkence yapmışlar bir de. Ne büyük bir adilik.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 03-07-2007, 01:35
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Nesin Vakfı'na Karalama Kampanyası

Olay olalı bayağı zaman geçmiş. Yine de Zeynep Oral'ın yazısını koyayım dedim.

Çocuklara Dokunmayın Beyler!

Nesin Vakfı’na saldırı, yargısız infaz , medyanın damgalaması, şiddettin meşrulaştırılmasından geriye yaralı ruhlar, yaralı bedenler kaldı!

İğreniyorsunuz. Öfkeleniyorsunuz. Lanetliyorsunuz. İçinizden kusmak geliyor. Bunu yapanlar kusmuğunuzda ve öfkenizde boğulsun istiyorsunuz. Bu ne kindir, bu ne ahlaksızlıktır diye anlamak istiyorsunuz… Anlayamıyorsunuz, kusamıyorsunuz, öfkenizle nasıl başa çıkılacağını bilmiyorsunuz, lanetliyorsunuz…

Cumhuriyet dışında bir gazete okumuyorsanız, bu öfkeme şaşabilirsiniz… Ancak ,çocuk pornografisinde ön sırayı tutan ülkemizde, geçen hafta bir takım medyayı görmeliydiniz!

Ağızlarından neredeyse salyalar akarak, şehvetle, fotoğraflarla “süslenmiş” yazılarla, gerilim müziği eşliğinde yayınlarla , “Rezillikten de öte”, “Tecavüz Skandalı”, “14 Yaşındaki kıza tecavüz” gibi başlıklarla hem kimi televizyon kanalları, hem de kimi gazeteler kamuoyunu “bilgilendirdiler”...

Vakfın taşıdığı ismi lekeme çabasıyla, “tecavüz”, “cinsel istismar” sözcüklerinin sansasyon yüklü, onlara göre iştah kabartıcı, sapıklıkları kamçılayan imgelerini bir arada kullanmaktan nasıl da zevk aldıklarını görmeliydiniz!

Sen misin vakıf kuran, toplumun en yoksul, en olanaksız, en çaresiz, en mağdur kesiminden çocukları barındır, yedir içir, eğit, okula yolla , yüzlercesini yetiştir, onları meslek sahibi kıl, akıllı, üretici, özgüvenli kıl, topluma yararlı birer birey haline getir! Yoo dayanamadılar! Çamur at izi kalsın!

Suç duyurusu sonucunda, 14 yaşında bir kıza tecavüz ettikleri iddiasıyla iki çocuk, gözaltına alındı… (Benim bu bir cümlede söylediğimi , yüzlerce başka cümleyle söylemenin yollarını elbet bir kısım medya kaçırmadı. Kendi fantezileri doğrultusunda “olayı” aydınlattılar.) Biri i 19 yaşında öteki 18’den küçüktü. 10 Ocak’ta çıkarıldıkları Çatalca Adliyesi’nde nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandılar. Biri Metris öteki Bayrampaşa cezaevine kondu. İki gece orada kaldılar Üçüncü gece yarısı serbest bırakıldılar. Tutuklama kararını veren de, bozan da Çatalca Sulh Ceza Mahkemesiydi.

İçeride kaldıkları sürece ikisi de işkence gördü.

Nerede çocuk hakları

İki çocuk da, hem Metris hem Bayrampaşa Cezaevinde işkence gördü. 14 Ocak tarihli Cumhuriyet’te Salim Halimoğlu’nun haberinde okumuşsunuzdur. Yinelemeyeceğim… Dayak, falaka, çırılçıplak soyunup dövme, aşağılanma, plastik borularla dövme, tehdit… Şimdi her ikisi de hem bedenen , hem ruhen yaralı.

Vazgectim, ahlak, vicdan, hukuk, insan olma gereğinden, hani nerede çocukların güvenlik hakkı! Hani nerede çocukların şiddetten korunma hakkı! Bu devlet Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları sözleşmesini imzalamadı mı! Bu devlet daha iki yıl önce “Çocuk Koruma Yasası “ çıkarmadı mı!

Çocuklara bunu reva gören devlet, yetişkinlere ne muamele yapıyor, bilmeyen var mı!

Bir de tepemizdekiler, göğüslerini gere gere “ İşkence yok, o iş bitti artık” diye utanmadan geziniyorlar!

Şimdi her iki genç de hem tıbbi hem psikolojik destek alıyor. Ama mutlak yapılması gereken bir şey daha var: işkencecilerin cezalandırılması ve bunun afişe edilmesi!

Medyanın zorbalığı

Bu arada, Adli Tıp raporları herhangi bir tecavüz olayının söz konusu olmadığını ortaya koydu.

Günler boyu “tecavüz tecavüz, tecavüz” diye şevkle haykıran ya da ballandıra ballandıra anlatan yayınların, iki genci “eğitmen” diye tanıtanların, “tecavüz”ün yıllardır sürdüğünü varsayanların, sanki Nesin Vakfında böyle olaylar herkesi kapsıyormuş gibi davrananların , yanlışlarını düzelttiklerini, özür dilediklerini mi sanıyorsunuz?

Güldürmeyin beni! Gerçek ortaya çıkınca hepsi sus pus!

Ali Nesin’le konuşuyorum:

“Tecavüz var denince sayfa sayfa yayın yapanlar, tecavüz yok denince tek satır yazmadılar,” diyor. “İşklence olayı olmasaydı, söyledikleriyle kalacaklar, Nesin Vakfı damgayı yemiş olacaktı.”

Tamam, bütün bu süreçte Nesin Vakfı’nın dostları, Vakfın yanında sımsıkı kenetlendi, sonsuz destek oldu. Ama yine de verilen zararı kim nasıl ödeyecek?

“Tekzip yolladım, yayınlamıyorlar. Medya çok güçlü , medyanın karşısında biz çok güçsüzüz” diyor Ali Nesin. Bütün o iğrenç yayınları yapanlara dava açıp açmayacağını soruyorum.

“Gerici basının planlı bir harekatıydı. Onlara karşı dava açacağım” diyor. “Ancak ötekilerin kötü niyetle yaptıklarına inanmıyorum. Doğan Haber Ajansı’nın bir muhabirinin yanlış haberinden kaynaklandı. Zaten o kaynaktan çok şikayet var… Ertuğrul Özkök ya da Aydın Doğan’la görüşmeye çalışacağım” diyor.

Aziz Nesin , 1973’de kurmuştu Nesin Vakfı’nı. O gün bugün yüzlerce çocuk yetişti. Aziz Bey aramızdan ayrıldıktan sonra oğlu Ali Nesin, tüm yaşamını değiştirip kendini Vakfa adadı.

Konuşmamız sırasında bir ara Ali Nesin “Ben düşman mıyım? Niye bütün bunlar?” demekten kendini alamadı.

Nasıl anlatsam ki… Aydınlığa düşman insanlar babana olduğu gibi elbet sana da düşmanlar… diyemedim…

Cumhuriyet- 19 Ocak 2007

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 03-07-2007, 01:49
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Nesin Vakfı'na Karalama Kampanyası

Bu sahte laikcilerle mucadele eden site, bence maskeli seriatci despot bir guruhun online kanalindan oteye gecemez. Konuyu egitmen olarak carpitmalari, adilik. Bu adamlar haberci olduklarini soyluyolar, boyle mahalle dedikodusu tadinda haber yazilmaz.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 05-07-2007, 00:10
sisyphos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sisyphos sisyphos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jun 2007
Mesajlar: 31
Standart Re: Nesin Vakfı'na Karalama Kampanyası

Nesin Vakfı'ndan Yeni Bir Duyuru:
--------------------------------------

28 Haziran 2007

Sevgili Dostlar,

Dort gun once iki cocugumuza karsi acilan davanin ilk durusmasi yapildi.

Sikayetci taraf tecavuz iddialarini kendiliginden geri cekti. Oyle bir sey olmamis...

Gazeteler, televizyonlar hic sozetmedi de ben soyleyeyim dedim...

Kirginligimizi icimize atiyoruz. Sonuc olarak bu toplum boyle diye biz variz.

Durduk yerde tutuklanip iskence goren iki cocugumuz yasadiklarini kaleme almislardi. Daha uygar bir ulkede yasamamiza katkisi olur umuduyla asagida sunuyorum.

Sevgiler,

Ali Nesin


Mart 2007

Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum ama başlamalıyım...

İkindi kahvaltısında Vakıf’ta doğumgünümü kutladık. Sonra odama ders çalışmak için çıktım. Yemege kadar çalıştım. Şevket Ağabey [işçimiz] kapımı çalıp, Nuran Abla’nın [müdiremiz] beni çağırdığını söyledi. Aşağı indim. Nuran Abla’nın yanında Yasemin Abla [avukatımız] ve X [tutuklanan diğer çocuğumuz] de vardı. Bize gözaltina aındığımızı ve jandarmanın bizi beklediğini söyledi. Jandarmada ne yapmamız gerektiğinden ve haklarımızdan bahsetti Yasemin Abla. Çatalca’da jandarmaya gittik. Jandarmada yaklaşık 50 saat kaldık. Bize iyi davrandılar. Sonra Adliye’ye götürdüler. Önce savcı, sonra da hakim ifademizi aldı. İlk kez savcı ve hakimin karşısına çıktığımdan cok heyecanlıydım ama sorulan tüm sorulara cevap verdim. Hakim tutuklama kararı verdiğinde korktum ama siz [Ali Nesin] arayıp bizi yatıştırdınız. Bu bana 5 dakikalık güven verse de cezaevine girdiğimde o güven tamamiyle kayboldu.

Cezaevine girer girmez, cezaevini koruyan askerler çırılçıplak soyup tekme tokat dövdüler. Dört kişiydiler. On dakikaya yakın dayak yedim. Bacaklarıma, suratıma, vücuduma, her yerime vurdular. Hepsi aynı anda vuruyordu. Ben de bu arada yüzümü ve cinsel organımı korumaya çalıştım. Sonra elimi yüzümü yıkatıp üç cepheden fotoğrafımı çekip gardiyanlara teslim ettiler.

Neye uğradığımı anlamadan bu sefer de gardiyanlar tarafından sorguya çekilip dayak yedim. Birçok gardiyan vardı ama sadece ikisi vurdu. Hepsi de iri yarıydı. Vücuduma ve yüzüme vurdular ama hiç olmazsa giyiniktim.

Bu gardiyanlardan biri nerden geldiğimi sordu. Nesin Vakfı’ndan dedim. Bunu der demez “sen Allah’a inanıyor musun?” diye sordu. Ben de “inanıyorum” deyince, o da “orayı kuran ateist değil miydi?” diye sordu. Ben de orada inanç özgürlüğü olduğunu söyledim. Gardiyan inanmayıp yine dayak attı.

Vakif’tan verilen 100 milyonumu alıp “karantina”ya attılar.

Karantinada 70-80 kadar kişi vardı. Onlara suçlamayı söylemedim, bilgisayar hırsızı olduğumu söyledim. Çatalca’daki jandarmalar öyle tembih etmişlerdi. Korktum. Saat 2’ye kadar uyumadım. Herkesin uyuduğundan emin olduktan sonra biraz kestirdim. Yorgan, battaniye filan yoktu, diğer mahkûmlar almışlardı, ceketime sarılıp uyudum. Kestirmeden önce tüm bu başıma gelenleri gözümün önünden geçirdim.

Dört saat sonra kaldırdılar. Ekmek kasalarını taşıttılar, etrafı temizlettirdiler. Sonra sabah kahvaltısı olarak leş gibi bir kovanın içinde çorba getirdiler. Aç olmama rağmen yiyemedim. Yiyen biri kustu.

Kahvaltıdan sonra çalışmaya devam ettik. Mahkûmlara gelen eşyaları koğuşlardaki diğer mahkûmlara taşımaktı görevim, postacılık yani. Sabah saat 7,30’dan akşam saat 6’ya kadar hiç dinlenmeden sürekli eşya getirip götürdüm. Bütün bu süre boyunca hiçbir neden yokken gardiyanlar dövüyorlardı. Dövüp gülüyorlardı, eğleniyorlardı, belli ki zevk alıyorlardı bizi dövmekten. Hakaret ve küfür de ediyorlardı.

Öğle yemeğini de iğrenip yemedim. Akşam kendimi zorlayip biraz pilav yedim.

O gece de korkarak yattım. Herkesin uyumasını bekledim.

Ertesi gün gene sabah 6’ya doğru kaldırdılar. Bütün gün gene çalışıp sürekli dayak ve küfür yedim.

O gün Yasemin Abla geldi, bana eşya getirmiş. Tanıdık bir yüz görünce çok sevindim. Avukatların olduğu bölüme gittik ve orada konuştuk. Ne zaman çıkacağımı sordum. 1,5-2 hafta içinde dedi. İçime öyle bir korku girdi ki anlatamam... Orada iki hafta geçirmek ölüm demektir, dayaktan öldürürler.

Yasemin Abla’yla konuşmamız bittikten sonra koğuşlara dağıtıldık. Suçlamaya göre dağılım yapılıyordu. Beni tecavüzcülerin bulunduğu koğuşa attılar. O an öldüğümü hissettim, çünkü postacılık yaparken tecavüzcüler koğuşuna gelen eşyalardan bir tanesini götürdüğümde, oraya bakan gardiyan beni diğerlerinden çok daha fazla dövmüştü ve bana “sakın buraya düşme” demişti. İşte şimdi o gardiyanın sorumlu olduğu koğuşa gidiyordum.

O gardiyan beni gördü. Tam dövecekken ona suçsuz olduğumu söyledım, 10 gün sonra çıkacağım dedim. O da bana, “sana 41 gün müddet veriyorum, bu süre içinde çıkmazsan seni çok fena döveceğim” dedi. “Sadece ben değil bütün koğuştaki herkes dövecek” dedi. “Tamam” deyip anlaşmayı kabul ettim.

Koğuşa girdik. İki kişiydik bu koğuşa giren. Diğeri 50’sine yakın bir adamdı. Gardiyanlardan birinin tanıdığı olduğu için ona dayak atılmadı. Tecavüzcüler koğuşuna teslim eden gardiyan diğer gardiyana “bu benim tanıdığım, buna vurma” dedi.

Kural gereği ilk gelenle konuşulmazmış. Yaklaşık 3 saat kimse bizimle konuşmadı. “Ümraniye sapığı” da oradaydı. Bana yaklaştı ve kendisinin ve yanındaki arkadaşlarının hangi suçlarla orada olduklarını söyledi. Sonra koğuşun ağası “Şükrü” beni sorguya çekti. O arada da koğuş ağası ve iki koruması beni sürekli dövüyorlardı. Kalın bir sopayla elime 5-6 kez vurdular. Nerden geldiğimi sordular, Nesin Vakfı’ndan geldiğimi söylemedim, çünkü bunlardan her şey beklenir. Büyükçekmece’de oturduğumu, orta halli bir ailenin çocuğu olduğumu söyledim. Bir suç uydurdum, kız arkadaşıma tecavüz etmişim... Suçsuz olduğumu söyleseydim daha çok döveceklerinden çekindim. Bir ara eğil dediler. Eğildim. O esnada kafama yumrukla çok sert vurdular, tam dört defa. Bir anda gözlerim karardı, o kadar sert vurdular... Dayağımı yedikten sonra bana en son koğuşa gelenlerin yaptığı işi söylediler. Ben de onları dinledikten sonra kenara çekilip umutsuzca beklerken bir gardiyan geldi ve tahliye olduğu söyledi. Kelimenın anlamını bilmiyordum. Gardiyana ne demek bu diye sordum. “Çıkıyorsun” deyince âdeta yeniden doğmuş gibi oldum. Çünkü orada hayata dair hiçbir şey yoktu, orada 1 saniye daha duramazdım.

Çıkarken, iddiayı kazandığım ve beni daha önce çok dövmüş olan gardiyana gereken hareketi yaptım... Askerlerle yola devam ettim, çıkış işlemlerini yapmaları için yüzbaşının yanına gittik. Orda dilim çözüldü ve ağzıma gelen her şeyi beni döven askerlere karşı söyledim. Yüzbaşıya da hakkımı arayacağımı ve nerden geldiğimi söyledim. Yüzbaşı beni döven askerlerden birini çağırıp ona fırça çekti. Gece 1,30’da bıraktılar. Param yoktu. Koşup üstüm başım çamur bir halde bir taksiye bindim. Taksici Nesin Vakfı’nı arayıp parasının ödenip ödenmeyeceğini sordu. Bir saat sonra Nesin Vakfı’na (evime) ayak bastım.

NOKTALAMA VE İMLA YANLIŞLARI MUTLAKA VARDIR!!! MÜMKÜNSE BİR DAHA YAZMAK İSTEMİYORUM.


Mart 2007

8 Ocak Pazartesi saat 7’de gözaltına alındık. 7,30’da karakola götürüldük. 12,30’da nezarete girdik. 10 Ocak Çarşamba günü saat 14,30’da Adliye’ye götürüldük. Savcı ifadelerimizi alıp nöbetçi mahkemeye sevk etti. Mahkeme cezaevine sevk etmeye karar verdi. Saat 23,30 gibi cezaevine yola çıktık.

Önce Metris’e gidip [tutuklanan diger cocugumuz] X’i bıraktık. Saat 1’de Bayrampaşa’ya geldik. Bizi getiren uzman başçavuşla birlikte içeri girdik. Üstümü değiştirdim. Askerler bilgisayara kaydımı yaptılar, fotoğraflarımı çektiler ve sorular sordular. Dosyamdan iddiayı okuyup öğrenince “şerefsiz” dediler ve çeşitli hakaretler ettiler. Ama dayak atmadılar.

Sonra uzman başçavuşla birlikte o binadan çıkıp hafif bir yokuştan aşağıya indik. Cezaevine teslim edeceklerdi. Cezaevinin giriş kapısından bizi içeri aldılar. Metal arama detektöründen geçtikten sonra poşetimi kontrol edip sağ taraftaki odaya girmemi istediler.

Odada karşılıklı iki masa vardı. Girişe yakın masadaki adam bana sorular sordu. Öbür masada kimlik bilgilerimi ve parmak izimi aldılar. Vakıf’tan aldığım 100 milyonumu aldılar ve karşılığında bir makbuz verdiler. Daha sonra adının Zeki olduğunu öğrendiğim bir gardiyan, “suçun ne lan senin?” diye sordu. Her şeyi tekrar tekrar anlatmaktan ve insanların inanmayıp hakaret etmelerinden bıktığımdan, duymazdan gelip önümdeki adamla konuşmaya devam ettim. Konuştuğum adam, “Nesin Vakfı’ndaki olaylardan, hani televizyonlarda çıkmıştı ya...” dedi. Ben de öyle bir şey olmadığını söyleyip yeni baştan olayı anlatmaya başladım. “Suç”umu soran Zeki gardiyan bana vurmaya başladı, uzun süre dövdü, çok tokat yedim. Bununla yetinmeyip, yan odadan plastik bir boru aldı ve “aç ulan ellerini” dedi. Her iki elime de dörder defa vurdu. Sonra beni yan çevirip bacaklarıma ve baldırlarıma her ikisine de boruyla üçer kez vurdu. Vururken “şerefsiz” gibi çeşitli hakaretlerde bulundu. Ardından ayakkabılarımı çıkarmamı istedi ve arkasındaki adamlardan birine “git getir şunu” dedi. Falaka aleti istediğini anlamıştım. Ayaklarımı kendim havada tutacağımı söyledim. Gardiyan ayaklarımın her ikisine de dörder defa vurdu. Yerde kıvrılmış vaziyette dolabın dibinde yatarken, “kalk su tut ellerine” deyip beni lavaboya yolladı. Elimi yıkamaya giderken acıdığı için ayaklarımın üstüne basmadan topuklarımın üstünde yürüyordum. Gardiyan bunu görünce “düzgün yürü lan” diyerek sırtıma vurdu. Mecburen çok acıyan ayaklarımın üstüne basa basa tuvalete gittim. Lavaboya yaslanıp aynaya baktığımda suratımın sapsarı olduğunu görüp çok şaşırdım. Sanki başka biriydim. Ellerime su tuttum şişip morarmasınlar diye ama yine de şiştiler ve iki gün boyunca ağrıdılar. Ayaklarımın altı da şişmişti. Geri dönüp eşyalarımı alırken, aynı gardiyan beni eğip sırtıma birkaç defa boruyla vurdu. Bu dayak faslı herhalde yarım saat sürmüştür.

Uzun bir koridorun en sonundaki karantina koğuşuna soktular. Karantinada 16-17 yaşlarında olduklarını tahmin ettiğim dört çocuk daha vardı. Diğerlerine adımın Mehmet, suçumun da hırsızlık olduğunu söyledim.

Berbat bir yerdi. Yedi metrekarelik dar bir oda... Ranzalı bir yatak vardı. Yatağın arkasında da bir tuvalet taşı... Kapısı yok... Üstü gazete kâğıdıyla kapatılmış. O gece beş kişi iki yatağa sığışarak bir iki saat uyuyabildik.

Ertesi sabah gardiyan kapıya vurarak kaldırdı. “Uf... Ne biçim koku lan bu, ne yapıyorsunuz sıçıyor musunuz lan...” deyip diğer dört kişiyi tekme tokat dövdü. Temizliğe başlattı. Karşı karantinadakilere bir şey söylemeyince, benimle aynı karantinada kalan çocuklardan birine bunun nedenini sordum. Onların cinayetten burda olduklarını, gardiyanların onlardan çekindiklerini söyledi. Yarım saat sonra onları bize yaptığı gibi tekme tokat ve küfürle değil nazikçe “hadi kalkın” diyerek kaldırdı.

Biz bu sırada temizliğe başlamıştık. İlk önce kaldığımız karantinayı süpürüp sildik. Sonra çamaşır suyuyla bir kere daha sildik. Sonra “malta”nın, yani koridorun temizliğine başladık. Maltayı temizlerken bizi uyandıran gardiyan enseme eliyle vurarak “Aziz’in torunları”, “sapık herif”, “şerefsizler” dedi.

Temizlik bittikten sonra bizi uzun bir koridora götürüp sıraya soktular ve teker teker saçlarımızı kestiler. Adının sonradan tutuklulardan Kazım olduğunu öğrendiğim bir gardiyan çocukları teker teker bir yere sokup çok fena dövdü. Daha önce “delikanlı” havaları yapan çocukların yalvarma seslerini ve ağlamalarını duyuyorduk. Hepsi hüngür hüngür ağlayarak geri döndü. Gardiyan bana doğru geldi ve tahminimce bir önceki akşam dayak yediğim ve topalladığım için beni dövmedi. Ama “seninle sonra görüşüceğiz...” diye beni tehdit etti.

Sonra bizi koğuşlara dağıttılar. Beni A1 işçi koğuşuna gönderdiler. Tutuklular beni sorguya çektiler. Bu sefer adımı doğru söyledim ama suçumun yine hırsızlık olduğunu söyledim.

Akşamüzeri koğuş ağası beni çağırıp suçumun ne olduğunu yeniden sordu. Ben yine hırsızlık dedim. Bana yalan söylediğimi, “Zeki Abi”den öğrendiğini söyledi. Beni döven gardiyan, “sizin oraya bir sapık gönderdim” diye haber vermiş diğer mahkûmlara. Hem “suç”tan dolayı hem de yalan söylediğim için 10 kadar mahkûm gün boyunca beni sürekli dövdü.

Akşam yatmaya gitmeden önce sıraya girip sayımı bekledik. Sayımdan sonra koğuşlara girdik. Yatağım böcek doluydu. Üzerime örtmem için çarşaf gibi incecik bir şey vermişlerdi. Çok soğuktu. Ya soğuktan ya da korkudan dişlerimi o kadar sıkmışım ki, dişlerim ağrıyordu, konuşmakta ve yemek yemekte zorluk çekiyordum. Cezaevinden çıktıktan bir ay sonra bile dişlerimi çok sıktığım belli oluyordu ve bu yüzden halen diş tedavisi görüyorum. Şişen ve ağrıyan ayaklarımı yatağın kenarında, havada tutmaya çalışıyordum. O gece çok az uyudum. Sabah saat 6’da kaldırdılar. Sıraya girdik, yeniden sayım oldu. Temizlik yaptık. Bütün gün iş yaptık. Ben pek ortada gözükmemeye çalıştım. Ama herkes benimle konuşmaya geliyordu.

Cezaevinde kaldığım süre boyunca sadece dört beş kaşık yemek yiyebildim. Hiç büyük tuvaletimi yapmadım. Ama bol bol su içtim.

Üçüncü gece saat 12 gibi gardiyan ve bir sürü mahkûm başıma gelip tahliye olacağımı söylediler. Tahliyenin anlamını bilmediğim için çok korktum, A6 cinayetçiler koğuşuna yollanacağımı sandım. O koğuşta bu suçtan içeri düşenleri hiç sevmiyorlarmış. Gardiyan özel eşyalarımı hemen toplamamı söyleyip daha ayakkabılarımı giymeden maltada yürümeye başladı. Ayakkabılarımı giyemeden peşinden gittim topallaya topallaya. Ya A6 koğuşuna yolluyorlar ya da “seninle sonra görüşüceğiz” diyen gardiyan beni dövmek için çağırıyor diye düşündüm. İlk girdiğim yere yaklaşınca gerçeği anladım. İnanılmaz sevindim. İşlemlerim yapıldı. Bu sefer bakışlar, suratlar, mimikler, davranışlar çok farklıydı. Müdürün odasına götürdüler. Müdür de çok farklıydı. “Sizin iyiliğiniz için sizi dövdük” dedi, “bir daha buraya düşmeyin diye...” Anlaşılan bu kadar çabuk çıkacağımı tahmin edememişlerdi. Ayaklarımdaki, ellerimdeki ve sırtımdaki dayak izleri henüz kaybolmamıştı. Girerken çok farklıydı müdür, bana öldürecekmiş gibi bakıp “şerefsiz” demişti, şimdi şikayet edeceğimden çekiniyor ve bana sevecen davranıyordu.

Müdürün karşısındaki odadaki adam, “Niye bu kadar acele ettiler... Bu saatte yataktan kalkıp geldim” diye söylenip beni kapıya kadar geçirdi. Gece saat 1’di. Dışarıda yağmur yağıyordu. Ayaklarım acıyor, yürümekte zorluk çekiyordum. Dişlerim ağrıyordu. Verdiğim 100 milyonu sordum. “Yok şimdi para, pazartesi gelip alırsın” dedi. Paramın olmadığını anlayınca bana 10 milyon verdi. Beni tramvay duragina kadar götürdü, Sağmalcılar’dan beraber bindik. O birkaç durak sonra indi, ben de Merter’de indim, Sefaköy minibüsüne binip annemin evine gittim. Kapıyı çaldım. Kimse açmadı. Oysa evde ışık vardı. Kapıyı yumruklamaya başladım. Suçlamalara inanıp bana kızdıklarını ve bilerek açmadıklarını sanmıştım, meğer onlar da o sırada Vakıf’talarmış. Bakkaldan telefon kartı alıp annemi aradım. Anneme evin orda durakta beklediğimi söyledim. Yirmi dakika sonra orda olacaklarını söyledi. Bekledim. Annemle amcam beraber geldiler. Annem bana sarılıp ağlamaya başladı. Yatıştırmak çok zor oldu. Hemen eve gidelim dedim çünkü çok yorgundum ve ayaklarımın altı çok ağrıyordu. Eve gelir gelmez yattım. Aklımda hep Vakıf vardı ama çok yorgun ve kızgındım. Bu halimle arkadaşlarıma görünmek istemedim. Başıma gelen haksızlıkları düşünerek uyuyakalmışım.

Vakf’a ertesi gün gittim. Vakıf’ta herkes bana eskisi gibi davrandı.

yok başka bir cehennem, yaşıyorsunuz işte.-B.Aysan
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 05-07-2007, 01:14
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Nesin Vakfı'na Karalama Kampanyası

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=209607

Yahu su aydin gecinen gazetenin habercilik tarzina bakin. "Ali Nesin, tecavuz degil evcilik dedi" bu kadar mi camur at izi kalsin zihniyet olur. Nasil aynaya bakiyo bu adamlar.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 05-07-2007, 09:54
commandante commandante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 28 Nov 2006
Mesajlar: 305
commandante - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Nesin Vakfı'na Karalama Kampanyası

bunlar aynaya bakmıyorlar dostum bunlar ceplerindeki parayı sayıp patronlarına ve çevrelerindeki destekçilere hoş görünmeye çalışan birkaç papağandan başkası değiller

dinlerin olmadığı beyinlerin zehirlenmediği bir dünya için....


http://commandantembaran.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 05-07-2007, 10:59
degisim degisim isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 05 Apr 2007
Mesajlar: 404
Standart Re: Nesin Vakfı'na Karalama Kampanyası

Af Örgütü’den Türkiye’ye eleştiri
Uluslararası Af Örgütü, Türkiye konulu raporunda, polisin ve jandarmanın işkence yaptığını, kötü muamelede bulunduğunu ve cinayet işlediğini iddia etti.

* * LONDRA - Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye konulu raporunda, Türk polisi ve jandarmasının, işkence yaptığı, kötü muamelede bulunduğu ve cinayet işlediği ileri sürülerek, polis ve jandarmaların bu eylemlerinin cezasız kalmaya devam ettiği iddia edildi.

* *Örgütün raporunda, polis ve jandarmanın ciddi insan hakları ihlalleri nedeniyle açılan soruşturma ve davaların baştan savma ele alındığı, hakim ve savcıların şüpheli kararlar verdiği, bunun durumun daha ciddi bir hal almasına yol açtığı öne sürüldü.

Raporda, güvenlik güçlerinin cezalandırılmamasının etkenleri arasında, idari gecikmeler, adli süreçteki eksiklikler ile insan hakları savunucuları ve gazetecilere yönelik baskıların bulunduğu iddia edildi.

Raporda, “Sonuçta insan hakları ihlallerinin kurbanları için adalet ya çok geç tecelli ediyor ya da hiçbir zaman hak yerini bulmuyor” iddiasına da yer verildi.

Raporda, örgütün Avrupa ve Orta Asya Direktörü Nicola Duckworth’un sözleri de aktarıldı. “Türk ceza sisteminde reform yapılmalı” ifadesini kullanan Duckworth, “Türk ceza sisteminde, vatandaşların insan haklarının korunmasına, kurumların ve devlet yetkililerinin çıkarlarından daha fazla önem verilmesi gerektiğini” görüşünü savundu.

http://www.ntvmsnbc.com/news/413158.asp#storyContinues

Tabiki bu rapor yayınlansa ne olur, yayınlanmasa ne olur, nasıl olsa duyanda yok gorende yok.
Bizim medyanın aynaya bakmaya ihtiyacı yok ki, zaten güc onlarda nasıl islerine geliyorsa öyle yazıp çiziyorlar.

''..halk kimden tiksinir? Serbest ruhtan, zincir düşmanından, tapmayan adamdan, ormanda yaşayandan...Nietzsche
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 05-07-2007, 15:46
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Nesin Vakfı'na Karalama Kampanyası

Respendial verdigin haberin basliginda "tecavuz degil evcilik oyunu" degil *"tecavuz degil iftira" yaziyor. Baslik daha once senin yazdigin gibi miydi?

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 05-07-2007, 19:47
sisyphos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sisyphos sisyphos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jun 2007
Mesajlar: 31
Standart Re: Nesin Vakfı'na Karalama Kampanyası

Sanırım *diğer haberlerle karıştırdın respendial. Bu tür başlıklar çokça yer almıştı. Zaman, Vakit vs. gibi yayınlarda.

Hatta daha da iğrençleri: Objectif Online "çocuk yurdunda eğitmen tecavüzü" derken *biri henüz bebek olan iki çocuğun fotoğrafını yüzlerini kapatarak kullanıyor. Gerçi habere konu olan kız çocuğu için bir hayli küçük görünüyor bu kucaktaki bebek ama olsun, insanların hayal gücünü körüklemek için fotoğrafta faydalı olur anlayışı hakim olsa gerek. Hem de bakınız erkek çocuğu sarılmış kız bebeğe, kimin kafasında neleri canlandıracaklarını biliyorlar, ne de olsa kişi kendinden bilirmiş işi.

http://www.haberobjektif.net/detay.asp?hid=1727

Yüzleri kapatılmış çocuklar Nesin Vakfı'nın kendi sitesinde, çocukların tanıtımı için kullandıkları fotoğraflardan biri sadece.

http://www.nesinvakfi.org/egitim.php


Sadece Vakit Gazetesine konuşan şikayetçi anne “Cumhuriyet Gazetesi beni kandırdı, orda çıkan ilanlara kapıldım, çok pişmanım, çocuklarımı psikologa götürecek bile param yok” gibi laflar ediyor. (Artık vardır sanırım)

Zaman, olaydan sürekli "skandal" diye bahsediyor, hatta ilk haberlerde çocukların isimlerini de verirken sonra sadece baş harfleri ile yetiniyor, tecavüz iddiası az geldiği için bir de yolsuzluk iddiasında bulunuyordu. (Bunlar da pek şaşırtıcı değil zaten)

Davanın sonucu, suçsuzluklarının kanıtlanmasına *ise yer vermediler, haliyle...

Niyeyse birden aklıma köy enstitüleri geliverdi. Komünist yetiştiriyor, Nazım okutuluyor, dinsizlik öğretiliyor, içki içiliyor denilmesi yeterli gelmeyip ardından bir de fuhuş *iddiaları ile kapatılmalarına giden süreç... Ne kadar tanıdık yöntemler.

yok başka bir cehennem, yaşıyorsunuz işte.-B.Aysan
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:39 .