Kamuoyunda çerçeve yasa teklifi olarak bilinen 12 maddelik Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler ile DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğuları ve Tuncer Bakırhan'ın da aralarında bulunduğu 360'a yakın milletvekilinin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu.
Teklife göre, terör örgütü PKK/KCK'nin silah bırakmasının güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi gerekecek.
Teklif, örgüt üyeliği, yardım ve propaganda suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlar için soruşturma, kovuşturma ve ceza infazlarının ertelenmesini öngörüyor.
Kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenen müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar ise kapsam dışında bırakılıyor.
AKP'Lİ GÜLER'DEN "SİYASİ YASAK" AÇIKLAMASI
Yasa teklifine göre; ceza davaları 5 yıl ertelenen PKK'liler 2 yıl geçtikten sonra siyasi partilere üye olabilecek, aday gösterilebilecek.
Düzenlemenin uygulanması Milli Güvenlik Kurulu'nun PKK/KCK ile bağlantılı yapıların feshedildiğini ve silahların tamamen bırakıldığını tespit etmesi şartına bağlanıyor.
Teklife göre, kasten öldürme suçu işleyen hiçbir biçimde kanundan faydalanamayacak. 2005 öncesinde ağırlaştırılmış müebbet ya da müebbet hapis gerektiren bir suç işleyenler de kapsam dışında olacak. Ancak bu tarihten sonra söz konusu cezaları da gerektiren suçları işleyen, örgüt yöneticileri ve üyeleri, kasten öldürme suçu işlememişlerse kanundan faydalanabilecek. Cezaları ya da dava ve soruşturmaları ertelenenler siyasete de oluşturulacak kurul kararıyla dönebilecek. Ceza ve davaları 5 yıl ertelenenler iki, 10 yıl ertelenenler üç yıl geçtikten sonra kurul kararıyla siyasi partilere üye olabilecek, aday gösterilebilecek. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyase...eklifi-2526734
Silah son çaredir. İnsanların silaha sarılmasının nedeni, sözlerin/eylemlerin etkisiz kalmasından dolayıdır.
Pkklılar, sözlerinin/eylemlerinin etkisiz olduğunu düşünerek, yani siyasete güvenmeyerek silaha sarılmışlardır. Bu insanlara ''Yaptığınız şeyden vazgeçin, gelin beraber siyaset yapalım'' demekte neyin nesidir?!
Yaptıkları şeyden emin olmasalar, zaten dağa çıkmazlar. Haklı olduklarına inanmasalar, silaha sarılmazlar. Zaten ''Yaptığımız hiçbir şeyden pişman değiliz'' diyorlar.
Teröriste siyasetin yolu açılmaz. Trajikomik bir durum bu.
Bugün bu yapılanları, yarın bir başka terör örgütü, mesela Fetöcüler işaret ederek; ''Biz de çok üzgünüz, biz de siyaset yapmak istiyoruz'' derlerse ne olacak? Ya da Işid'liler.!
"Yaptıkları şeyden emin olmasalar, zaten dağa çıkmazlar. Haklı olduklarına inanmasalar, silaha sarılmazlar."
Evet ve silah haklı ve haksızı belirleyen bir ölçüt de değil. Ancak haklı ve artık mümkün olduğuna inanan da, silahı bırakabilir... Bunun temeli, doğru bir yurttaşlık yasasıyla mümkün olur ve insanalr yasa dendiğinde tanım anlıyor, yanlış, eşit hak ve hürriyetlerdir esas alınması gereken.
IŞİD gibi yapılar örnek verilemez... Bu tür konularda örnek verilmesi gereken Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Kurtuluş Örgütü, Türkiye Milli Kurtulıuş Cephesi, Osmanlı halkının devlete de karşı gelerek oluşturduğu silahlı direniş cephe ve cemiyetleri, Köroğlu v.b. kıyaslanır... Kaldı ki militarist bir devlet düzeninde silaha sarılanın kim olup, olmadığının da aslında belirgin bir kriteri yoktur.
Herhangi halkın, inancı, kültürü, dili veya görüşü üzerinden
A.) Psikolojik Baskı Kurmak.
B.) Kendi inancı, kültürüyle yaşamasına olanak vermemek
C.) Kabullendirilemediği şartlarda zoraki asimilasyon projeleri yasaklamalar, ret-inkar
D.) Sosyal, ekonomi-politik, hukuki yaptırım ve yasaklar
E.) Fiziki ve askeri, kolluk güçleri eksenli baskı, faşizm, şiddet ve yıldırma politikaları(TERÖR)
Türkiye'nin 100 yıllık politikası zaten terör politikasıdır, burada ne haklısı ne de haksızı tartışma konusu bile değil, bu tarz bahane üretimleri, ülkenin hak, hukuk, demokratik ve modern sosyal normlara yakınlaşmasına engel olmak, önünü almak için yapılıyor(manipülasyon).. Şunlar, bunlar, onlar diye bir ayrım olamaz...
Temelde yatan sorun budur ve çözülmesi gereken de budur... Yukarıdaki maddelere maruz kalan her halkın kendi kaderini tayin, kendi varlığının kabulü, baskı, şiddete maruz kaldığında da isyan, direniş ve kendi kültürünü yaşam koşullarını sağlama, isteme, talep etme ve savaşma hakkı vardır, T.C de böyle kuruldu. Bu A, B,C,D,E,F,G...Z'ler şeklinde ne ayrıcalıklı kılınabilir ne de ayrıştırabilir, meşrudur... Burada Türk, Kürt, Ermeni, Filistinli, yahudi v.b. ayrımı olamaz, kültüründen hareketle baskı, asimilasyon, ötekileştirmeye veya işgale maruz kalan kimler olursa olsun birlikte yaşama talebinden, direniş, mücadele, savaşa değin meşrudur(bunun hangi yola mecbur kaldığını koşullar belirler. Hak, hukuk, siyaset alanı ve diplomatik çözüme yanaşılmıyorsa, geriye ne kalır?)...
100 yıllık resmi devlet yalanları, provokasyonlar ve terörü sürdürülmemelidir, bunun sosyal, toplumsal, ekonomi-politik yıkımının oluşturduğu tahrifat, mankurtlaştırılıp siyasete meze edilen ırkçı, dinci artık her neyse onların absürt psikolojik hastalık, saplantı, cehalet, yobazlık ve bir gulyabani hissiyatından daha ağır ve ülke, coğrafya, insan gibi yaşama normları daha değerlidir. Gerisi hikaye, ama lanet olsun ki, AKP+MHP dönemine, kleptokratik faşizm döneminde bir yığın ayak oyunlarının, entrikaların döndüğü sürece denk geldi-getirildi...
Şu forumlarda evrimi, biyolojiyi, canlıları, maymunu, ortak atayı her şeyi konuşuyoruz, ama 500 yıl geride kalmış çağdışı ırkçılık, dincilik konu oldu mu zinhar sıkıntı oluyor, nedir yani, sonuçta mal belli, insan... O halde bu tarz yapay ayrım, afyonlar neden, nasıl üretiliyor, o da basit, belirli bir azınlığın çıkarları, ama bu öyle fiziki, organik olarak şahsi bir konu değil, bir kaç bin yıl süre gelmiş, efendi, köle, ağa, maraba, derebeyi, serf v.b. ilişkisiyle ete kemiğe bürünmüş ve her dönem azınlığın haksız çıkar ve asalaklığını, dünyayı kendilerine cennet, diğerlerine cehennem yapacakları silahları, araçları bulmuşlar. Milliyetçilik, ırkçılık, dincilik, aidiyetçilik, gerçek siyaset, akıl, bilim, ekonomi-politikte bunlara yer yok, gerçekten yok, bunlar siyasetin değil, belirli bir azınlığın menfaatinden doğan sürü psikolojisi, hamaset, zübük siyaseti malzemeleri(siyaseten hiç bir derinlikleri, hayatın bütününe dair kapsama alanları dahi aşırı sınırlı)...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (06-08-2026 Saat 05:54 ) değiştirilmiştir.
Halkların kendi kaderini tayin hakkı en büyük haklardan biridir. Ancak bu hakkı emperyalizm tayin ediyorsa bu hak değil, işgaldir. PKK'ye veya diğer örgütlere bugünkü iktidar tarafından verilen, verilmekte olan haklar da tam da budur, emperyalizmin tayin ettigi haklardan ibarettir. Hani bugünkü iktidar ve iktidar ortakları emperyalizmin işbirlikçisi olmasaydı ve bu bir "böl-parçala-yönet" emperyal proje olmasaydı olaya hümanist bir yaklaşımla bakılabilirdi. Ama burada bir zaferden bahsedilecekse bu hakların zaferi değil, doğrudan emperyalizmin ve işbirlikçilerin zaferidir.
Halkların kendi kaderini tayin hakkı en büyük haklardan biridir. Ancak bu hakkı emperyalizm tayin ediyorsa bu hak değil, işgaldir. PKK'ye veya diğer örgütlere bugünkü iktidar tarafından verilen, verilmekte olan haklar da tam da budur, emperyalizmin tayin ettigi haklardan ibarettir. Hani bugünkü iktidar ve iktidar ortakları emperyalizmin işbirlikçisi olmasaydı ve bu bir "böl-parçala-yönet" emperyal proje olmasaydı olaya hümanist bir yaklaşımla bakılabilirdi. Ama burada bir zaferden bahsedilecekse bu hakların zaferi değil, doğrudan emperyalizmin ve işbirlikçilerin zaferidir.
Bu aslında bahane... Bu bahaneyi de emperyalizme göbekten bağlı devleti savunurken yapmak tutarlı olmuyor... Bu bahaneyi yaptıran feodal dünyada kalmış zihniyetten dolayı zaten bu sorun var.
Bu tarz bilinçten, içerikten ve asıl, gerçek tanımlarından yoksun (sanki 2 futbol takım ve emperyalizm de öteki futbol takımıymış gibi), emperyalizm sanki ekonomi-politik, sermaye esasına dayalı değil de, bir çeşit siyasi aidiyetçilikmiş gibi propagandalar aldatmak için yapılıyor... Emperyalizm dümeninde yüzyıl geçirecek denli işbirliği içinde olan öncelikle T.C. değil mi? O halde?
Kaldı ki anti-emperyalist birisi sınıfın, halkın, toplumun birliğinden yana olur, emperyalizmin en temel kullandığı türden ayrımcı, ötekileştirici böylece bölücü mankurt siyasetine prim vermediği gibi, sözde bahanelerle savunma eğilimine girmez. Burada bahse konu olan özelde şunlar veya bunlar değil, basit, ekonomi-politik, bilimsel gerçeklerdir.
Emperyalizm denilen sanki hikmetinden sual olunmaz ve her türlü bahanede kullanılacak bir çeşit ilahi tanrı gibi görülüyor. Çok garip, emperyalizmden söz edenler hem kapitalizm, emperyalizmi bilmiyor hem de ayrımcı tavırları ve pratikle davet edip baş köşeye oturtmuş olduklarını bilmiyor... (Tamam belki detaylar bizi sıkıyor veya yeterince anlamak istemiyoruz, onlarca farklı inancın, çeşitli kültürlerin bir arada yaşadığı gelişmiş ülkelerde ise nedense ne ateş ne de dumanı var. Hatta hepsinde aynı sorun olsaydı bile sorunun kaynağı belli, belirli bir azınlığın çıkarları uğruna toplumları, halkları ayrıştırıp, anti-laik biçimde parçalamış olmaları, öncelikle ne emperyalizmi ne bilmem nesinden söz ediliyor? Aslolan asıl kaynağı görmek... Elbette bazı istisnalar da olur ancak Türkiye'nin durumu, uzun erimli tarihsel süreci ve uzun erimli devlet merkezli, yani resmi hak, hukuk, baskı, şiddet, tanımamazlık ve yüzyılları bulan birlikte yaşamış toplumlar gerçeği durumu, anlık gelişen ve salt bir noktada siyasi olarak yoğunlaşma, provokasyon koşullarında mümkün olan istisnalar kapsamına girmiyor)
"Halkların kaderini tayin hakkı" konusu son çaredir("birlikte yaşamak" öncelikli olmalı) ve çeşitli diplomatik ilişkiler v.b. şerh olarak öne sürülemez, bu siyasetten bağımsız bir haktır ve önce hak ve hukuk tanımayı öğrenmek gerekir -ki adı anılan cilalı, içi boş tanımlanmış emperyalizmden de kurtulma yolunda bir nebze olsun bilinçlenilsin...
Emperyalizmden şikayetçi iseniz, savunulması gereken hat, AYRIMCILIK DEĞİL, toplumsal birlik ve beraberlik olmalıdır, ki bunu kavramak çok basit, olağanüstü bir zeka da gerektirmiyor... 21. Yüzyılda hala daha mezhepçilik, ırkçılık olacak şey değil, ama aynen gerici, dinciliğin dahi kazık çaktığı ülkeler ve toplumsal cehaletle oluyor işte..
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Problem aslinda su: Kurtlere yillardir yapilan ayrimciligin, asagilamanin ve teror uygulamalarinin sonucunda ortaya cikmis bir orgut var. Bir tarafta da yillardir bu orgutle mucadeleyi siyasi rant saglamak ve kendi iktidarini guclendirmek icin kullanan siyasi otoriteler var. PKK'lilarin silah birakmasi, siddetin sona ermesi ve bu insanlarin topluma, hatta belki siyasete dahil olmasi bence son derece olumlu bir sey. Cunku silahli mucadelenin bugune kadar kimseye gercek anlamda bir fayda saglamadigi cok acik. Aksine, yillardir hem Kurtler hem Turkler bunun bedelini odedi. Belki de boyle bir barisin 40-50 yil once yapilmasi gerekiyordu. Ama bugun konusulan surecin icerigi hakkinda henuz tam olarak ne biliyoruz, o da ayri bir soru. Benim suphem budur. AKP'nin gecmiste kurdugu iliskiler ve baslattigi bircok surec, sonunda toplumu manipule etmek ve kendi iktidarini devam ettirmek icin kullanilan siyasi araclara donustu. Bu yuzden silahlarin birakilmasini ve barisi sonuna kadar desteklesem de AKP'nin kurdugu ve yonettigi hicbir surece guvenmiyorum.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...