Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 28-03-2005, 18:02
Russell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Russell Russell isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 12 Nov 2004
Bulunduğu yer: Çukurova
Mesajlar: 738
Standart Kur'an Kimin sözü?

Kur’an’ın “İlahi Vahiy mi?” (Tanrı Sözleri mi?), Yoksa “Elçinin Sözleri mi?” (İnsan Yapısı mı?) Olduğu Konusunda!

Kur’an’da, “...(Kur’an), andolsun ki, kerim (onurlu) olan bir elçinin sözüdür...” (Hakka Suresi, ayet 40) diye bir ayet var ki, Kur’an’ın Tanrı yapısı değil, insan yapısı olabileceği görüşüne yer verebilecek niteliktedir. Bu görüşü ayrıca pekiştiren konular da yok değildir.
Şu bakımdan ki, bir kere Muhammed’in öldüğü tarihte ortada Kur’an diye derlenmiş bir kitap yoktu; bu kitap onun ölümünden çok sonra, daha doğrusu üçüncü halife Osman b. Aftan zamanında ortaya çıkmıştır (Osman, Hicret’in 23. ve 35. yılları arasında “halife” olarak iktidarda bulunmuştur). Çünkü, Muhammed, “vahiy”dir diyerek yerleştirdiği buyrukları dedi toplu bir kitap haline getirmeyi düşünmemiştir. Bu buyrukları, dağınık durumda küçük taşlar, deri ve ağaç yapraklan ya da deve ve koyun kemikleri üzerine yazılmış olarak bırakmıştır. Her ne hikmetse bunların zamanla kaybolup gidebileceğini ve Kur’an’ı ezber etmiş kimselerin de öleceklerini göz önünde tutmamıştır. Bundan dolayıdır ki, onun ölümünden sonra, daha doğrusu ilk halife Ebu Bekir zamanında, bu buyrukları bir araya getirme ihtiyacını dile getirenler oldu; eğer derlenmeyecek olursa Muhammed’den kalma “vahiy’lerin yok olup gideceği öne sürüldü. Bu şekilde düşünenlerin başında Ömer bin Hattab vardı. Fakat, Ebu Bekir direndi; Muhammed’in yapmayı düşünmediği bir şeyi yapmanın doğru olmayacağını öne sürdü. Bununla beraber Ömer’in ısrarları üzerine teklifi kabul ederek, vaktiyle Muhammed’e katiplik yapmış olan Zeyd İbn Sabit adında birini ayetlerin derlenmesi işiyle görevlendirdi. Bu görevi kabule eden Zeyd, bir yandan vahiylerin yazılı bulunduğu çeşitli nesneleri inceleyerek, diğer yandan da Kur’an’ı ezberlemiş olanları, yani hafızları dinleyerek -ki bunların sayısının o tarihlerde pek az, muhtemelen sadece 7 olduğu söylenir-, Kur’an’ı derlemeye başlar. Etrafa haber salarak, her kimde Muhammed’den ayet olarak elde edilmiş bir şey varsa getirilmesini ister. Söylendiğine göre herhangi bir buyruğu Kur’an’a geçirmek için iki tanık dinler; bazen bir tanıkla da Kur’an’a koyduğu parçalar olmuştur (örneğin, Tevbe Suresi’nin son iki ayetini tek tanık esasına göre koyduğu kabul edilir). Bir yıl süren bir çalışma sonucunda Kur’an ayetlerinin, surelerinin bulunduğu iki kapaklı bir kitap (Mushaf) meydana getirir. Ebu Bekir’e takdim eder. Ebu Bekir’in ölümünden sonra bu derleme ikinci halife Ömer bin Hattab’ın yanında bulunur; o ölünce kitap, kızı Hafsa’ya geçer.’3 Ömer’in ölümü üzerine üçüncü halife olarak devletin başına gelen Osman b. Affan, Kur’an’ın ikinci kez derlenmesini gerekli görür. Çünkü, kendisine, Müslümanların okudukları Kur’an’da birbirini tutmayan şeylerin olduğu söylenmiştir. Bunun üzerine Osman, adamlarını Hafsa’nın yanına gönderip, ondaki “Mushaf’ı (Kur’an’ı) getirtir ve Zeyd İbn Sabit’in başkanlığında kurduğu üç kişilik bir heyeti ikinci kez derleme işiyle görevlendirir. Bir kısım din bilginine göre bu heyet, Hafsa’dan gelen “Mushaf’ı aynen kopya etmiştir; diğer bir kısmına göreyse, bazı değişiklikler yapmış ve hiç değilse Kur’an’ın Kureyş diliyle oluşmasını sağlamıştır. Fakat, her ne olursa olsun, halife Osman zamanında bu heyet tarafından yeniden derlenen Kur’an’dan kaç adet hazırlandığı bilinmiyor: bu sayının 4 ile 7 arasında oynadığı söyleniyor. Bununla beraber o tarihten sonra bu nüshaların kopya edilerek çoğaltıldığı ve kimi kişilerin kendileri için “Mushaf’lar meydana getirdikleri anlaşılmaktadır.16
Söylemeye gerek yok ki, bu yukarıdaki şekilde derlenmiş olduğu kabul edilen bir kitabı “elçinin sözleri” olarak ya da hatta “kitabı hazırlayanların sözleri” (yani insan yapısı) olarak değerlendirmek pekala mümkündür! Ancak, İslamcılar, Kur’an’ı, “Tanrı sözleri”’şeklinde ve daha doğrusu “belagatı ve ihtiva ettiği medeni, adli ahkamı itibariyle mucizevi” bir yapıt olarak kabul etmek dışında başka bir görüşe yer vermezler; farklı görüşte olanları “dinsizlikle”, “Tanrısızlıkla” suçlamakta kusur etmezler. Kendilerine dayanak olarak da Kur’an’dan ayetler seçerler. Çünkü, Kur’an’ın birçok yerinde, bu kitabın Tanrı’dan gelme olarak Muhammed’e verildiği yazılıdır. Örneğin, Nemi Suresi’nde şu ayet vardır:
“(Resulüm!) Şüphesiz ki bu Kur’an, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah tarafından sana verilmektedir” (Nemi Suresi, ayet 6).

15 Bu konular için bkz. Turan Dursun, Tabu Can Çekişiyor: Din Bu ‘l, Kaynak Yayınlan, üçüncü basım, s.78 vd.
16 Turan Dursun, age, s.88.


Yine Necm Suresi’nde Muhammed’in kendiliğinden konuşmadığı ve sadece kendisine indirilen vahiyleri bildirdiği yazılıdır:
“...Arkadasınız (Muhammed) ...arzusuna göre de konuşmaz. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir. Çünkü, onu güçlü kuvvetli ve üstün yaradılışlı bir (Cebrail) öğretti...” (Necm Suresi, ayet 1-7).
İnsan Suresi’nde şöyle yazılıdır: “(Ey Muhammed!) Kuşku yok ki Kur’an’ı sana biz indirdik...” (İnsan Suresi, ayet 23; benzeri ayetler için bkz. Şuara Suresi, ayet 192; Secde Suresi, ayet 1-3; Vakıa Suresi, ayet 80; Hakka Suresi, ayet 43; Fussilet Suresi, ayet 1-2; Mü’min Suresi, ayet 1-2; Zümer Suresi, ayet 1; Casiye Suresi, ayet 2; Ahkaf Suresi, ayet 2 vd...). Enam Suresi’nde, Kur’an’ın “kutsal, yüce ve arınmış sayfalar” üzerinde yazılı olduğu, Muhammed tarafından uydurulmadığı ve Tanrı’dan başka hiçbir güç tarafından oluşturulmayacak “mükemmel-liyette” bulunduğu yazılıdır: “Bu indirdiğimiz kutsal kitaptır... şüphesiz o size Rabbinden belge...dir...” (Enam Suresi, ayet 155-157). Abese Suresi’nde şu ayet vardır: “(Kur’an) kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sayfalar üzerindedir” (Abese Suresi, ayet 13-14). Tür Suresi’nde şöyle yazılıdır:
“...(Kur’an’ı Muhammed) uydurdu diyorlar öyle mi?.. Eğer iddialarında samimiyseler, Kur’an benzeri bir söz meydana getirsinler” (Tür Suresi, ayet 34-35).n
Görüldüğü gibi bu ayetlerde Tanrı’nın Muhammed’e indirdiği “kitap “tan ya da “yüceltilmiş, arınmış sayfalar üzerine yazılı Kur’an’dan söz edilmekte, ama Muhammed’in ölümü tarihinde ortada böyle bir şey yok! Zira, yukarıda değindiğimiz gibi, Kur’an’ın kitap (mushaf) haline getirilişi onun ölümünden çok sonraki bir tarihe rastlamakta.
Bu konular bir yana, fakat biraz önce belirttiğimiz gibi, Hakka Suresi’nde, Kur’an’ın Muhammed’in sözleri olduğuna dair ayet var ki, şöyledir:

17 Ayrıca bkz. Bakara Suresi, ayet 23; Yunus Suresi, ayet 38; İsra
Suresi, ayet Kasas Suresi, ayet 49.


“...(Kur’an), andolsun ki, kerim (onurlu) olan bir elçinin sözüdür. O, şair sözü değildir...” (Hakka Suresi, ayet 40).
Gerçekten de bu ve benzeri ayetlere bakarak ve ayrıca Kur’an’ın Muhammed’in ölümünden sonra birkaç kişilik bir heyet tarafından der-lenmesiyle ilgili yukarıda özetlediğimiz bilgileri göz önünde tutarak Kur’an’ı akılcı bir şekilde eleştirecek olursak, bu kitabın, Muhammed’in günlük siyasetinin gereksinimlerini karşılayan hükümlerden oluştuğunu, bu itibarla onun sözlerinden (ya da hatta kısmen de olsa onu derleyenlerin görüşlerinden) ibaret olduğunu söylemek de mümkündür. Ve hele Kur’an’da buyruklara baş eğmenin Tanrı’ya ve Muhammed’e baş eğmek demek olacağını öngören, öte yandan Tanrı’nın Muhammed’e salavat getirdiğini sergileyen ayetlere göz atacak olursak, bu görüşü savunmak daha da kolaylaşmış olur. Şu bakımdan ki, bir kere Kur’an’da, Muhammed’e baş eğmenin Tanrı’ya baş eğmek demek olduğuna dair pek çok ayet var. Örneğin, Nisa Suresi’nde, “Peygambere boyun eğen, Tanrı’ya boyun eğmiş olur” (Nisa Suresi, ayet 80) diye yazılı. Yine Nisa Suresi’nde, “Her kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse, işte onlar Allah ‘m nimetine eriştirildiği peygamberlerle beraberdirler... “ (Nisa Suresi, ayet 59, 69; ayrıca bkz. Nur Suresi, ayet 52; Ahzab Suresi, ayet 71; Fetih Suresi, ayet 17). Fetih Suresi’nde şu ayet vardır:
“Ey Muhammed! Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler, Allah baş eğip el vermiş sayılırlar” (Fetih Suresi, ayet 10).
Ahzab Suresi’nde, Tanrı’ya ve Muhammed’e itaat edip iyi iş yapanların iki kat mükafata kavuşacakları, ayrıca cennette bol bol rızık alacakları anlatılmıştır (Ahzab Suresi, ayet 31). Yine bunun gibi Muhammed’i incitmenin ya da ona karşı gelmenin Tanrı’yı incitmek ve Tanrı’ya karşı gelmek olduğuna dair ayetler var. Örneğin, Ahzab Suresi’nde şöyle yazılıdır:
“Allah’ı ve peygamber’i incitenlere Allah, dünyada da lanet etmiştir ahirette de ve onlara horlayıcı, aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır” (Ahzab Suresi, ayet 57; ayrıca bkz. Mücadele Suresi, ayet 22).
Yine bunun gibi Tanrı’nın ve Muhammed’in verdiği hükümler dışında iş görülemeyeceği şöyle bildiriliyor:
“Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah’a ve resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur” (Ahzab Suresi, ayet 36).
Fakat, bütün bunlardan başka bir de Kur’an’da, Tanrı’nın Muhammed’e “salavat” getirdiğine ve Müslümanların Muhammed’e teslimiyet göstermeleri gerektiğine dair şöyle bir ayet vardır:
“Şüphe yok ki, Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salavat getirirler. Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin” (Ahzab Suresi, ayet 56).
Bu ayetin bir başka şekli şöyledir:
“Bir hakikattir ki, Allah ve melekleri, o yüce nebi Muhammed’e salat ederler. Ey müminler, siz de hep ona sakıt ediniz ve hulus ile selam veriniz” (Ahzab Suresi, ayet 56).’8
Bu vesileyle belirtmekte yarar vardır ki, ayette geçen “salat” ya da “salavat” sözcükleri, sadece Muhammed’i övmek ve yüceltmek anlamında değil, aynı zamanda ona “dua” ve “ibadet” etmek anlamındadır. Çünkü, “salat”, namaz şeklindeki ibadetin ta kendisi olduğu gibi (“salavat” sözcüğü de “namazları” karşılar), aynı zamanda dua şeklinde olmak üzere “Aleyyisselatu vesselam” ya da “Salavatullahi aleyh” veya “Sallalahü aleyhi ve selam” şekillerinde de kullanılır. Daha başka bir deyimle “namaz” sözcüğü, gerek Kur’an’da., gerekse hadislerde, duanın en mükemmel şekli olan “salat” deyimiyle karşılanmıştır. Ve işte Ahzab Suresi’nin yukarıdaki 56. ayetine göre Tanrı, melekleriyle birlikte Muhammed’e salavat getirir durumda bulunmaktadır. Bu böyle olunca Hakka Suresi’nde yer alan, “...(Kur’an), andolsun ki, kerim (onurlu) olan bir elçinin sözüdür. O, şair sözü değildir...” (Hakka Suresi, ayet 40) şeklindeki ayet hükmüne bakarak Kur’an’ı, Muhammed’in sözleri olarak kabul etmek yanlış olur mu? Kendisine Tanrı tarafından salavat ge-

18 Prof. Gölpınarlı’nın çevirisinden.

tirilen bir kimsenin, Kur’an’ı kendi sözleri olarak tanımlaması kadar doğal ne vardır ki? Nitekim vaktiyle, “Mutezili”ler ve onlardan biraz daha özgür düşünebilenler, Kur’an’ın iki kapak sayfası arasında bulunan şeyin “Allah’ın sözü” olduğu iddialarına karşı çıkmamışlar mıdır? Kur’an’ın, bir bakıma “insan yapısı” bir kitap okluğunu savunmamışlar mıdır? Bu yüzden “zındık” sayılmamışlar mıdır? Ya da bazı “Harici’ler Kur’an’daki bazı surelerin Kur’an’a layık olmadığını belirterek, Tanrı’nın ağzından çıkmadığını ima etmemişler midir? Örneğin, Kur’an’ın Yusuf Suresi’nde Yusuf (Peygamber’le) ilgili aşk hikayesinin Tanrı sözleri olmayabileceğini bildirmemişler midir?19 Öte yandan Muhammed’in ölümü sırasında Kur’an’ın ne halde bulunduğunun saptanamadığı, üstelik o zaman henüz kesin şeklini almış ve tamamlanmış bir vahiyler kitabı olmadığı bir gerçek değil midir? Kur’an ayetlerinin bugünkü biçimiyle yazılıp bir araya getirilmesi, Muhammed’in ölümünden sonra olmamış mıdır? Biraz önce değindiğimiz gibi Kur’an, ilk kez birinci halife Ebu Bekir döneminde ve daha sonra üçüncü halife Osman döneminde derlenmemiş midir?20 Ve nihayet Osman’ın “mushafı”nın tamamiyeti konusunda itirazlar (özellikle Şiiler tarafından) öne sürülmemiş midir?
Ve işte bu tür iddiaları göz önünde tutan ve Hakka Suresi’nde yer alan bu ifadenin “Kur’an, elçinin kendi sözüdür” şeklinde bir kanı yaratacağını düşünen İslamcılar, bu ayeti “elçinin getirdiği sözdür” şekline dönüştürmüşlerdir.21 Kanıt olarak, aynı ayet içindeki şu sözleri göz önünde tutmuşlardır:
“...Eğer Muhammed bize karsı ona bazı sözler katmış olsaydı, biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şahdamarını koparırdık. Hiçbiriniz de onu savunamazdınız...” (Hakka Suresi, ayet 38-52).

19 Bu konuda al-Şahristani’nin Kitab al-milal va ‘l-nihal adlı yapıtında gerekli bilgiler bulunmaktadır.
20 Bu konuda bkz. Turan Dursun, Tabu Can Çekişiyor Din Bu l adlı kitabının “Kur’an’ın Orijinalleri Yakıldığı için Şimdi Yok” başlıklı yazı. Kaynak Yayınları, üçüncü basım, İstanbul, 1990, c.l, s.78.
21 Turan Dursun. Kur’an Ansiklopedisi. Kaynak Yayınları. İstanbul, 1994 c 7 s 246-247.


Fakat, her ne olursa olsun, Kur’an’daki sure ve ayetlerin “Tanrı sözü” olup olmadığı konusunda girişilecek akılcı bir eleştirinin İslamcıları güç durumda kılacağı muhakkaktır. Nitekim, Tanrı’nın “niteliği”yle “kişiliği” arasındaki ilişkilerin ilahiyata ait bir sır olduğu, dolayısıyla insan aklının bu sim idrak edemeyeceği ve bu nedenle Kur’an’ın “gayri mahluk” (yaratılmamış), daha doğrusu “Tanrı sözü” olduğunun kabul edilmesi gerektiği doğrultusundaki İslamcı tez, vaktiyle akliyeci Müslümanlar ve daha sonra mutezile sınıfı tarafından reddedilmişti. Öte yandan Tanrı’nın “konuşucu” olmadığı görüşünden hareketle, Kur’an’ın “yaratılmış” (yani “mahluk”) hatta “fani” olduğunu öne sürenler olmuştur. O kadar ki, al-Fazali (ö. Hicri 1236), Kifaya adlı yapıtında, Kur’an’daki sözlerin “mahluk” (yaratılmış) olduğunu söylerken, Kur’an’dakı sözlerin Tanrı’ya ve hatta Muhammed’e ulaşmayabileceği ihtimaline de yer vermiştir. al-Aşari ve daha sonraki Eş’ari’Ier, Tanrı’nın “kelamının”, harfsiz ve sözsüz, sadece “ruhi bir söz” olduğu görüşünü savunmakla beraber, Kur’an’ın “fani” ve “mahluk” (yaratılmış) olduğu inançlarına karşı çıkmışlardır. Fakat, şu bir gerçek ki, Kur’an’ı, Tanrı sözü olmaktan başka bir tanımla öne sürmenin dinsizlik olduğu görüşü üstün gelmiş ve bu nedenle Kur’an, eleştiri dışı tutulmuştur. Her türlü eleştirinin, bu kitabın insan yapısı .olduğu sonucunu doğurabileceği endişesi her zaman için ağır basmıştır. Bu nedenle Kur’an, gerçeklere götüren tek yol, tek kitap olarak benimsene gelmiş ve eleştirel aklın etki alanı dışında tutulmuştur.
Ancak, bilim tarihi, insan aklının devamlı şekilde geliştiğini, sınırsız bir yaratma gücüne sahip olduğunu ve bu nedenle onun her ne alanda olursa olsun, her türlü yasağa karşı savaşımını önlemenin mümkün bulunmadığını ortaya koymuştur. Nitekim, Batı dünyasında da, aşağı yukarı l 400 yıllık bir gelişme süreci içerisinde akıl, her türlü yasağı yenerek Yahudi ve Hıristiyan dinlerini ve bu dinlerin “kutsal” bilinen kitaplarını (Tevrat’ı, İncil’i) amansız bir eleştiriden geçirebilmiş, hallaç pamuğu gibi atabilmiş, bu eleştirilerden sonra bu kitapların insan yapısı şeyler olduğu görüşüne yönelmiş, bunun sonucu olarak aklı vahyin önüne geçirebilmiş ve böylece, gelmiş geçmiş uygarlıkların en ileri gidenini meydana getirebilmiştir. Hiç kimse inkar edemez ki, Batı uygarlığı, bütün eksikliklerine, bütün yetersizliklerine, bütün kusurlarına rağmen, kendisinden önceki uygarlıkların hepsini de geride bırakmıştır. Kuşku edilemez ki, Batı dünyası, akılcı güce sahip bulunduğu için, her daim kendi kendisini aşma olasılığına sahip olarak geleceğin daha üstün uygarlıklarını yaratacaktır. Temenni olunur ki, İslam dünyası da akıl yoluyla Kur’an’ı eleştirel süzgeçten geçirsin ve “akıl çağı”na. erişsin. Böyle bir eleştiriyi dine karşı girişilmiş bir saldırı olarak değil, insanları “tek kitap” alışkanlığından kurtarıp yaratıcı zekaya ulaştırma aracı olarak kabul etmek gerekir. Geriliklerden, ilkelliklerden, sefilliklerden ve musibetlerden kurtulmanın başka yolu yoktur. Ve işte bu inançladır ki, Kur’an’ın eleştirilmesi gerektiği görüşüne yönelmemiz gerekir.


Prof İlhan Arsel- Kuran Eleştirisi
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 22-04-2005, 17:28
Russell - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Russell Russell isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 12 Nov 2004
Bulunduğu yer: Çukurova
Mesajlar: 738
Standart

ella'dan savunma bekleniyor.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 24-04-2005, 15:24
ensareo ensareo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Apr 2005
Mesajlar: 611
Standart

Ben cevap vereyim düz mantık.Aristonun mantığına benziyor.Hayat acıdır,lahmacun acıdır öyleyse hayat lahmacundur...Bu İlhan arsel gerçekten arkasından gidilecek bir adammı?Sizi cehenneme davet ediyor buyrun birlikte gidelim diye.Adamda mantık hataları var..

Kur’an’da, “...(Kur’an), andolsun ki, kerim (onurlu) olan bir elçinin sözüdür...” (Hakka Suresi, ayet 40) diye bir ayet var ki, Kur’an’ın Tanrı yapısı değil, insan yapısı olabileceği görüşüne yer verebilecek niteliktedir

Bak bak..

"38,39,40 Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur’an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah’dan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.
41O, bir şâirin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!
42Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
43O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir."
44,45Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı mutlaka onu kudretimizle yakalardık.

evet bakın devamı burada..."O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir." şimdi burayı okuyunca şöyle demesi gerekmiyormu bu mantığa göre.Yok hayır o alemlerin rabbi tarafından indirilmelidir.Toplu baksana ne ayrı ayrı bakıyorsun ve öyle değerlendiriyorsunuz..

Şimdi İlhan arsel'in Turan Dursun'un mantığını anlamaya çalışın..adamlar bir yeri alıyor devamını okumuyorlar.."yağmur yağıyor diyene bana ördek mi dedin mantığı.."

Şu bakımdan ki, bir kere Muhammed’in öldüğü tarihte ortada Kur’an diye derlenmiş bir kitap yoktu

yok ya..23 sene boyunca hem ezberlerde hem yazılı olarak vardı..Ayetlerde de var.Sabah akşam kendisine arzedildiği ve okunduğu.5 vakit namazda devamlı okunuyor.Ramazan ayında okunuyor.Halen bu adet devam etmektedir.Kur'an'da okuamaya ve kaleme dikkat çekildiğinde bu konuad özen gösteriliyor..Kalem e özellikle bir yemin vardır ki bu yazmanın önemini vurgular.Ayet geldikçe yeri belirtilip oraya yazılıyor..Muhammed Hamidullah'ın Kuran ve Tarihi kitabını okuyabilrisiniz gerçeği öğrenmek istiyorsanız..Asıl nushayla aynı olmasını ortaya konulan bu çalışmayı beyefendi nedense eklememiş sonunda..

madem ilhan arseli okuyorsunuz birde bu kitabı okuyun..Bunlar Kur'an'da şarab kelimesi var diye Kur'an'da şarab var diyen insanlar.Lakin şarab'ın arapçada içilecek herşey için kullanıldığını bilecek kadar arapça bilgisine de sahip değiller..Araştırmıyorlar da..

İlhan arsele sakın yağmur yağıyor demeyin vereceği cevap belli..
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 26-04-2005, 03:30
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

"O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir." sözü, daha önce söylenen ve çelişki oluşturan "elçinin sözüdür" ifadesini yok sayamaz. Parantez içinde yazılan "Allah’dan alıp tebliğ ettiği" ifadesi de orijinal Kuran'da yoktur. İnsanların kendi kafalarına göre uydurduğu bir ifadedir. Kuranın hemen her yerinde rastlanan belkide yüzlerce çelişkiden sadece biridir. İlhan Arsel'de çok güzel tesbit etmiş bunu. Yazının bütününün okunması da tezat ifadeleri bozmaz.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 26-04-2005, 21:02
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Belki russel yazmıştır ama...Kuranda ikili anlatım var.Yani bazen allah kendisi konuşuyor bazende allahın yaptıklarını birisi anlatıyor.Buna nedersiniz
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 26-04-2005, 21:27
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart ...

Kuranda ikili anlatım var.Yani bazen allah kendisi konuşuyor bazende allahın yaptıklarını birisi anlatıyor.Buna nedersiniz
Bunun üzerine bir de;

3:8- Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin"

3:9- Ey Rabbimiz! Muhakkak ki, Sen, geleceğinde hiç şüphe olmayan bir günde bütün insanları bir araya toplayacaksın. Muhakkak ki Allah, hiç sözünden cayma

( bu iki ayetin öncesine ve sonrasına bakın konuyla hiç ilgisi yok iken direk bu sözler başlıyor ve bitiyor)

gibi Muhammed'in sözleri ya da Kur'an'ı derleyenlerin sözleri olan "ayet"leri ve "Allah onları kahretsin" "Allah canlarını alsın" gibi oldukça "tuhaf" sözleri de ekleyin!!

Görüyoruz ki Kur'an'ın hepsi Allah'tan olduğu iddia edilen sözlerden oluşmuyor içerisinde Muhammed'in ya da onu derleyenlerin sözleri,Allah'a dualar ve Allah'tan İSTEMELER de bulunuyor.."Allah...kahretsin,Allah onun canını alsın...vs" gibi ve daha şu anda aklıma gelmeyen onlarca örnek!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 27-04-2005, 10:14
hoara hoara isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Mar 2005
Mesajlar: 49
Standart

[quote]
Cem Diyor ki
"O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir." sözü, daha önce söylenen ve çelişki oluşturan "elçinin sözüdür" ifadesini yok sayamaz. Parantez içinde yazılan "Allah’dan alıp tebliğ ettiği" ifadesi de orijinal Kuran'da yoktur. İnsanların kendi kafalarına göre uydurduğu bir ifadedir.
sayın cem
16/102-onu kutsal ruh...rabbin katından hak olarak indirdi
42/51-Allah bir insanla ancal vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediği vayheder
ayetleri yukarıda yaptığınız çıkarımları yanlışlamaktadır. ayetleri konu bağlamından koparıp tek tek ele almanız sizi yanılgıya sürükler. konu tüm kuranda gayet açıktır. Allah sözlerini bir vahy elçisi ile insan elçi muhammede iletmiştir. elçinin sözü zaten Allah'ın sözüdür. çünkü elçiler Allah'ın bilgisi,izni dışına çıkamazlar. (19/64)
bu yüzden kuranda geçen üçüncü ağızdan konuşmalar biz müslümanlar tarafından yadırganmaz.

dua niteliğindeki ayetlerde Allah'a nasıl dua etmemiz veya edildiği hakkında bilgi verir.

kurandaki Allah'ın bedduaları yine elçinin ağzından Allah'ın neyi diledi ile ilgilidir. dilemek konusu aynı zamanda Allah'ın bizi saptırmasıyla ilgili eleştirileride içermektedir. bu konuyu şu örnekle açıklamaya çalışayım:
Allah kuralları bir sistem içinde belirlemiştir. yani her hareketin bir karşılığı önceden yazılmış-proglamlanmıştır. bilgisayar gibi düşünebiliriz. kişi kötülüğü seçerse o kötülüğün karşılığı olan Allah'ın önceden yazdığı-dilediği sonuca ulaşır. böylece yaptığı kötülük Allah'ın belirlediği bir sonuca ulaşır. bunun dışında hiç bir sonuca ulaşamaz çünkü evrenin hakimi Allah
sistemi kurmuş bunuda insanlara bildirmiştir. böylece kötülüğü seçenler için Allah kötülük dilemiş-yazmış-proglamlamış olur. iyiliği seçenler içinde iyilik dilemiş olur.

saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 27-04-2005, 13:53
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Ancak;

dua niteliğindeki ayetlerde Allah'a nasıl dua etmemiz veya edildiği hakkında bilgi verir.
Ama Kur'an'da bazı ayetlerde "şöyle deyin" "şöyle diyeceksiniz" ya da "Allah şöyle dememizi istiyor" şeklinde bir ifade gösterdiğim ayetlerde ve benzeri ayetlerde yok

Direkt olarak Rabbimiz! şeklinde (başında De ki..vs olmadan) Muhammed dua ediyor ve o Kur'an'da bulunuyor!

Bu sözlerin ya Muhammed'in ya da Kur'an'ı derleyen kurulun(Her ayete 2 şahit şeklinde) sözleri olması kuvvetle muhtemel...Bu tip ayetlerden örnekleri vermeye daha sonra devam edeceğim...

kurandaki Allah'ın bedduaları yine elçinin ağzından Allah'ın neyi diledi ile ilgilidir.
Fakat takdir edersiniz ki "Allah onların canını alsın", "Allah onları kahretsin" "canları çıksn" şeklindeki sözler adeta başka daha güçlü bir varlıktan yardım ister niteliktedir....Kur'an'da "elleri kurusun" "canları çıksın" gibi sözler oldukça düşündürücüdür...

Yani Allah'ın direkt sözü kabul edilen bir kitapta "Ben onların canlarını alacağım merat etme sen" denileceğine "Canları çıksın"(Kendinden daha güçlü bir varlıktan yardım istermişçesine) "Allah onların kahretsin" şeklinde ayetler olması düşündürücüdür

Allah kuralları bir sistem içinde belirlemiştir. yani her hareketin bir karşılığı önceden yazılmış-proglamlanmıştır. bilgisayar gibi düşünebiliriz. kişi kötülüğü seçerse o kötülüğün karşılığı olan Allah'ın önceden yazdığı-dilediği sonuca ulaşır. böylece yaptığı kötülük Allah'ın belirlediği bir sonuca ulaşır. bunun dışında hiç bir sonuca ulaşamaz çünkü evrenin hakimi Allah
sistemi kurmuş bunuda insanlara bildirmiştir. böylece kötülüğü seçenler için Allah kötülük dilemiş-yazmış-proglamlamış olur. iyiliği seçenler içinde iyilik dilemiş olur.
Açıklamanız güzel ama Kur'an'a uymuyor...

Mesela Kur'an'daki ayetlerden zaten kötülüğü seçtirenin Allah olduğu anlaşılıyor ve müthiş bir keyfiyet söz konusu...

32:13- Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: "Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım." sözü hak olmuştur.

10:99- Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?

10:100- Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişinin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını kullanmayanlar üzerine Allah bir uğursuzluk yükler

16:93- "Allah dileseydi elbette hepinizi tek bir ümmet yapardı. Fakat Allah dilediğini saptırır ve dilediğine de hidayet verir. Şüphesiz ki, (kıyamet gününde) bütün yaptıklarınızdan sorumlu tutulacaksınız"


Bu ayetleri çoğaltabiliriz bu büyük çelişkiyi zamanında Arap "kafirler" de farketmiş olmalı ki Kur'an'da şöyle deniyor:


6:148 "Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık. ............."

Ama bu mantıklı soruya Kur'an hiç de doyurucu bir cevap VEREMİYOR:

Devamı

6:148..........."Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuz.."

Görüldüğü gibi kafirlerin Kur'an'aki ayetlerden sonra söylediği bu son derece mantıklı sözde Kur'an ancak "saçmalıyorsunuz" şeklinde cevap verebiliyor...

ve sonra aynı mantığı yeniden tekrarlıyor:

6:149- De ki: "En kesin ve üstün delil, Allah'ındır. Allah isteseydi, elbette hepinizi doğru yola iletirdi."


Yani "kafirlerin" sorduğu mantıklı soruya Kur'an cevap VEREMİYOR...

Saygılar;
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 27-04-2005, 15:32
hoara hoara isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Mar 2005
Mesajlar: 49
Standart Re: Ancak;

selam deep

Ama Kur'an'da bazı ayetlerde "şöyle deyin" "şöyle diyeceksiniz" ya da "Allah şöyle dememizi istiyor" şeklinde bir ifade gösterdiğim ayetlerde ve benzeri ayetlerde yok
verdiğin 3/8 ve 9 ayetlerini bağlamında yani 3/7 ayetiyle beraber okursak
(3/7...ilimde derinleşenler ona inandık hepsi rabbimizin katındandır DERLER ...) müminlerin sözlerinin devamı olduklarını kabul etmemiz zor olmaz sanırım. benzeri ayetleri yazabilirseniz onlarada bakabiliriz. sanırım meleklerin ağzından söylenen ayetleri kastediyorsunuz. bu tip ayetlerde de örneğin 37/164-165-166 bizim herbirimiz için bilinen makam vardır. şüphesiz biz orada saflar halinde dururuz ve Allah'ı tesbih ederiz. ayetlerinde de daha önce açıklamaya çalıştığım gibi benim açımdan bir sorun gözükmemektedir.

Fakat takdir edersiniz ki "Allah onların canını alsın", "Allah onları kahretsin" "canları çıksn" şeklindeki sözler adeta başka daha güçlü bir varlıktan yardım ister niteliktedir....Kur'an'da "elleri kurusun" "canları çıksın" gibi sözler oldukça düşündürücüdür...
Burada hatalı bir mantık kurduğunuzu düşünüyorum. Allah’ı insan kalıpları içinde düşünüyorsunuz. Her insan kendi yapamayacağı bir şeyi başkasından ister yani o konuda acizdir. Ancak Allah aciz değildir. Aciz olmadığı için kendi dileğini gerçekleştirmek için daha üstün bir güçten istemesine gerek yoktur. Kuranda ki ifadeler Allah’ın neyi dileyip neyi dilemediği ile ilgilidir. ve bu dilediğini elçilerin ağzından söylemesi yadsınamaz. bu ifadelerin elçi meleklerin ağzıyla söylendiği düşünülürse sizin ifade ettiğiniz sorun ortadan kalkar.






Mesela Kur'an'daki ayetlerden zaten kötülüğü seçtirenin Allah olduğu anlaşılıyor ve müthiş bir keyfiyet söz konusu...
bir konuyu tüm çerçevesi ile ele almak daha sağlıklı olacaktır. 65/3 ayetinde "herşey için bir ölçü koymuştur" 33/38 ayetinde "emri takdir edilmiş ölçüdür" 28/56 ayetinde "dilediğine hidayet verir ve o hidayete girecek olanları bilir" cümleleri yukarıdaki açıklamamı destekler niteliktedir.

32:13- Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidâyetini verirdik. Fakat benden: "Bütün insanlar ve cinlerden cehennemi elbette dolduracağım." sözü hak olmuştur.
Allah dileseydi kendini göstermek,karşı konulamaz mucizeler veya herhangi bir başka yöntemle insanların inanmalarını sağlayabileceğini söylüyor. ancak böyle bir yöntem yaratılış,imtihan ve inkara rağmen iman nitelikleri açısından benimsenmemiş. Allah kurallarını açıklamış ,iman edenlerin cennete, inkar edenlerin cehenneme gideceğini söylemiştir. bu söylem neticesinde sonuç olarak bağladığı " cehennemi insanlardan ve cinlerden dolduracağım" sözü bir yazılım olarak yanlış olmamaktadır. burada aslında sizleri düşündüren daha hayat başlamadan baştan böyle bir sözün söylenmesidir. oysa benim tanıdığım Allah'ın baştan sona neyin olacağını bildiğine inandığım için böyle bir sözü sorun yaratmıyor. burada Allah'ın niteliklerinide göz önünde bulundurmalıyız. yani yazılım baştan yapılmış ve sonuçları belirlenmiştir. başı ve sonu bilinen bir yazılım içinde "cehenmemi inkar edenlerle dolduracağım" sözü-yazısı mantıksız değil. acaba tüm insanlar iman etmiş olsalardı bu söz yinede geçerli olacakmıydı diye sorabiliriz. ancak bu soruda yine Allah'ın herşeyi bilici olması ile ilgilidir. (diğer yazdığınız ayetlerde bu mantıkta düşünüldüğünden burada konu edilmemiştir)


Bu ayetleri çoğaltabiliriz bu büyük çelişkiyi zamanında Arap "kafirler" de farketmiş olmalı ki Kur'an'da şöyle deniyor:


6:148 "Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık. ............."

Ama bu mantıklı soruya Kur'an hiç de doyurucu bir cevap VEREMİYOR:
öncelikle bu ayet dikkatli okunursa bu sözler ateistler tarafından değil Allah'ı kabul eden ve Allah adına haramlar icad eden kişiler tarafından söylendiği görülebilir.(6/150) yani bu insanlar Allah şunu haram kıldı diyorlar ve delillinizi getirin diye cevap veriliyor. bu cevap hiçte mantıksız değil. (bir örnek : 7/28-29) kuranda ortak koşmak ve kafir kavramları sadece ateistler vb insanlar için kullanılmaz. Allah'ı kabul eden, bir semavi dine mensub insanlar içinde kullanılır. konu dağılmasın diye detayına giremiyorum

saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 27-04-2005, 17:41
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart cevap2

verdiğin 3/8 ve 9 ayetlerini bağlamında yani 3/7 ayetiyle beraber okursak
(3/7...ilimde derinleşenler ona inandık hepsi rabbimizin katındandır DERLER ...) müminlerin sözlerinin devamı olduklarını kabul etmemiz zor olmaz sanırım. benzeri ayetleri yazabilirseniz onlarada bakabiliriz.
Ayetlere bakalım; ve önerinizi dikkatle detaylıca inceleyelim çok uzun yazıp zamanınızı da almak istemiyorum...Bir ateist ile tartışmaktan pek zevk almam çünkü benim eleştirilerim kesinlikle Tanrı'ya/Tanrı inancına değil Kur'an'a ,Muhammed'e ve islama...Yani aynı sizin gibi ben de Tanrı'ya inanıyorum (bunu söyleyeyim ki sonra ateist sanmasınlar) ama islama değil

"7- Sana bu kitabı indiren O'dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te'vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, "Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır." derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.

8- Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin.

9- Ey Rabbimiz! Muhakkak ki, Sen, geleceğinde hiç şüphe olmayan bir günde bütün insanları bir araya toplayacaksın. Muhakkak ki Allah, hiç sözünden caymaz.

10- Gerçek şu ki, kâfirlere, Allah'tan gelecek bir zararı, ne malları, ne de evlatları engelleyemez. İşte onlar, o ateşin yakıtı olacaklar."



7. ayette Kur'an'ın ayetlerini "şu Allah'tan şu değil" diye ayıranlar yani ayetler arasında ayrım yapanlardan söz ediyor ve bilenler "Hepsi Allah katındandır" şeklinde yorum yapıyor...

Sonra derin düşünenlerin akıllılar olduğu söyleniyor sonrasındaki ayette konuyla hiç ilgisi olmayan başka bir konuya değiniliyor:

"8- Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin."

9- Ey Rabbimiz! Muhakkak ki, Sen, geleceğinde hiç şüphe olmayan bir günde bütün insanları bir araya toplayacaksın. Muhakkak ki Allah, hiç sözünden caymaz."

Açıkça görüleceği üzere burada anlatılanların "Ayet seçme/ayırma" ile ilgisi yok sadece islamdan dönülmesinin nasip olmaması ve kıyamet gününe imandan bahsediliyor...

Yani bunlar önceki "DERLER" kelimesinin geçtiği ayetle kesinlikle bağlantılı değil! yani bu ifadeler onunla ilgili olamaz konu tamamıyla değişiyor ve sonrasında şöyle devam ediyor:

"10- Gerçek şu ki, kâfirlere, Allah'tan gelecek bir zararı, ne malları, ne de evlatları engelleyemez. İşte onlar, o ateşin yakıtı olacaklar."

yani bu konu önceki iki ayetle bağıntılı ama "DERLER" kelimesinin geçtiği ayetle hiçbir ilgisi yok...



Size birkaç örnek daha vereyim:

6:104-" Muhakkak size Rabbinizden basiretler (kalb gözleri) geldi. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de körlük ederse zararı kendisinedir. BEN SİZİN BEKÇİNİZ DEĞİLİM"

İşte bir örnek daha;

6:114- "Allah, size Kitab'ı (Kur'ân'ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ONDAN BAŞKA BİR HAKEM Mİ ARAYAYIM? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur'ân'ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma."

Sırf bu ifadeler bile Kur'an'da Muhammed'in sözleri olduğunu kanıtlar..Bu ayetler yukarıda ilk mesajda gösterilen ayetle beraber Kur'an'a olan güveni hayli azaltıyor ve Kur'an'ın Muhammed'in sözü olabileceği gerçeğini düşünmemizi sağlıyor..Çünkü müslümanların övüne övüne bitiremedikleri ve iddia ettikleri "Kur'an tamamen Tanrı sözüdür Tanrı meleği Cebrail aracılığıyla herşeyi tek tek dikte ettirmiştir bu özellik dünyadaki başka hiçbir kitapta bulunmaz" mantığını tamamen geçersiz kılıyor..

Aciz olmadığı için kendi dileğini gerçekleştirmek için daha üstün bir güçten istemesine gerek yoktur.
Evet ancak bu, "Canı çıksın" gibi kelimelerin düşündürücü olduğu gerçeğini değiştirmiyor bence...

ölçü koymak ile ilgili ayetlerin, sizin söylediğiniz mantıkla ilgisi olduğunu sanmıyorum bambaşka konulardan söz ediyor çünkü...

"Kafirler" kelimesi dediğiniz gibi "ateistleri" ifade etmez her zaman...
Diyanetin sitesindeki tanımına bakarsak "Muhammedi ve Kur'an'ı inkar eden" anlamına gelir kısaca...

Ben ayeti verirken kafirlerin sorusuna Kur'an'ın cevap veremediğini söylemiştim...Çünkü kafirler kısaca şöyle diyor "Allah'ım aden herşey senin dilemenle oluyor o zaman sen dileseydin biz sapmazdık ortak koşmasdık demek ki dilememişsin" bu son derece mantıklı söze Kur'an mantıklı bir cevap verebilseydi açıklama kolayca kabul edilebilirdi...Ama Kur'an sadece "saçmalıyorsunuz" demekle yetiniyor...

Saygılar;
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:28 .