Uzun süre ekrana baktım... baktım...
Giriş, gelişme, sonuç bölümü tasarlamadan sadece neresinden başlayacağımı düşündüm.
Hiç de mümin olmayan bir ailenin kızıydım. Daha çocukken dine çok ilgim vardı. Ailemden habersiz Kur'an Kursuna yazılmış, gizli gizli camiye gitmiştim. Sonra bir gün yakalandım iyi bir azar işittim ve bir daha gidemedim.
Orta okul sıralarında kendi isteğimle tesettüre girdim. Yine ailemin haberi olmadı. Büyüdükçe onları kafir ve ziyanda kişiler olarak görmeye başladım. Hatırlıyorum da babamı imana getirmek için ona sürekli dini kitaplar okurdum, yatsı namazımı onun geleceği saate denk getirmeye çalışırdım ki o da etkilensin ve içinde Allah sevgisi oluşsun. Ama hiç olmadı bu isteklerim.
Fakültedeyken de beş vakit namazında niyazında biriydim. (dönem dönem aksatmış olsam da yine aynı yere binbir tövbe ve pişmanlıkla dönerdim). Bir hayalim vardı, kitap yazmak, roman yazmak. Ama tam da kitabımı yazmaya başladığım bir dönemde sevdiğim bir arkadaşımdan Haluk Nurbakinin pekçok kitabını aldım ve Cennet-Cehennem-Ahiret isimli bir başka kitap daha. O kitabı okurken (ki şu anda düşündüğümde kaynaksız bir kitap olduğunu hatırlıyorum sadece) çok etkilendim. Haluk Nurbaki'nin Kur'an mucizeleri de beni derinden etkiledi ve o dönem bir tevsir külliyatı ile birkaç Kur'an meali aldım.
Önümde Kur'an gibi mükemmel, semavi ve benzeri yazılamaz bir kitap varken benim kitap yazmam şirk koşmak olur diye düşünerek kitap yazmayı bıraktım ve 18 yıl kadar sadece Kur'an ve dini kitap okudum. Çok nadir roman okudum, onlar da bana birşey katan kitaplar değildi.
Dünya görüşüm ve her şeye, her insana, her olguya, her oluşuma bakış açım yıllar yılı hep din penceresinden oldu.
Bir, benden olanlar vardı, yani müslümanlar ve diğerleri. Tüm dostlarım cemaat arkadaşlarımdı ve neredeyse tamamı tesettürlü hanımlardı. Atatürkçü arkadaşlarımla bağlarımı çoktaaaan koparmıştım.
İnterneti doğru dürüst kullanmayı bilmezken forumlarla tanıştım. İki ayrı forumu ziyat etmeye ve okumaya başladım. Oradaki görüşleri ve bilgileri okudukça ne kadar eksik ve dünyadan bihaber olduğumu gördüm. Bu bana koymaya başlamışsa da ben islamı öylesine iyi yaşıyordum ki islami bilgilerimle pekçok soruya cevap verebilir olarak hissediyordum kendimi. (İslamı iyi yaşamaktan kastım ortalama bir müslümandan daha fazla sakınmaktır. Mesela en büyük özlemim denize girmekti yıllar yılı. Ve hep cennette bir gün denize girebileceğimi düşünür buna inanmak isterdim. Bir iki kez eşofmanla denize girmiştim ki az kalsın boğuluyordum. Her başım sıkıştığında veya kafam bir şeye takıldığında ilmihallere ve fetvalara bakıp ona göre hareket ediyordum)
Nerde kalmıştım. Hah, forumlardakiler bilgiliydiler, bu dünyadan haberleri vardı, felsefe biliyorlardı, kendilerine ait hayat görüşleri vardı, siyaset biliyorlardı, tarih biliyorlardı ama bunlar neye yarardı ki (kanımca) önemli olan öbür dünya ise, öldükten sonraki yaşam ise, ben de (güya) onu biliyor ve sadece o tarafa kanalize oluyordum.
Bir gün, üye olduğum forumlardan birinde bir budistin islamdaki kader konusuyla ilgili yazılarını takip etmeye başladım. Yıllar önce bu konuyu kendi kafamda çözmüş ve o zaman için bulduğum cevaplar beni tatmin etmişti. Ama bu kez, aynı cevapları düşünmeye çalışsam da bir türlü tatmin olmuyordum.
8 Mart 2006 dünya kadınlar gününde kadınlar aleyhine olan pekçok hadis ve ayet asmıştı biri. Ben o imanlı halimle öyle bir çıkışmıştım ki (şu anda o halime biraz kırgın gülümsüyorum) anında savunmaya geçmiş ve gelen sorular ve yanıtlarla ilk kez birşeyler araştırmaya başlamıştım. Kütübü sitte ile ve online kur'anla o araştırmalarım esnasında tanıştım.
Bir diğer forumda turandursun'un adı geçmişti ve pek de imanlı olmayan (bizden olmayan) bir arkadaş onun eski müftü olduğundan bahsetmişti. Bu ismi ilk kez duymuştum ve marakım uyandı. İşte o zaman bu siteyle tanıştım. Forumlara girdiğimde genellikle islami tebliğler vardı. Sitenin ne olduğunu tam olarak çözemedim ama zaman zaman girip okudum.
Sorularım ve çözümsüzlükleri git gide arttı.
Diğer forumda küfre sapmadan bu sorularıma yanıtlar aramaya koyuldum. Ama bana ateist gibi düşünüyorsun diyenler de oldu, dikkat et küfre sapıyorsun diyenler de oldu. Yani soru sormak için ve bunu özgürce istediğim kelimelerle yapabilmek için öncelikle bu dinden çıkmam gerekiyordu. Aslında galiba, o dönem kendime itiraf etmemiş olsam da ben bu dinden çıkmıştım ama kesin bir karar verilmiş değildi.
Haftalarca göz yaşlarıyla dua ettim. Bu sorularıma cevap bulamamış veya verilen cevaplarla tatmin olamamış olmak sanki bana aklımı kaybettirecekti. Doğru yola iletilmek için sürekli dua ettim. Ama baktım, bu dualarıma karşılık ben doğru yola (yani islama) iletileceğime ondan uzaklaşıyorum...
Bir gece yatmadan önce nihai kararımı verdim. Ve sabah müslüman olmayan bir kadın olarak uyandım.
Öfkem büyüktü. Bu siteye o zaman üye oldum, ki kafam hala karışıktı ve gidip geliyordu. Beni Pante'ye benzettiklerinden Pante'nin yazılarını okumaya başladım. Sonra panteizmi ve pananteizmi okudum. (tatmin olmadım) Dinimi kaybetmiştim ama Yaradan inancımı kaybetmek istemiyordum...
şimdi...
Geçen yaşadığım bir olay kafamın hala ne denli karışık ve Yaradan (ya da Tanrı) inancımın ne denli müphem olduğunu bana düşündürdü. Müslümanlar derler ya hani, düşen bir uçakta bir tek ateist kalmaz, çaresiz zamanlarda yalvardığınız bir varlık muhakkak vardır diye. Ben bunun tam aksini yaşadım. Bir gece kendimi deniz kenarında ellerimi dua edercesine semaya açmış ve "neden yoksun, neden" diye bağırırken buldum.
Ateist mi olmuştum bilmiyorum. Hala ne olduğum belirsiz sanırım.

)
Bu sitedeki ilk kadın admin olmak bana büyük bir onur vermişti. O onuru hala Onur üyesi olarak taşımak güzel bir lezzet...