Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Konu-dışı

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 07-10-2007, 15:24
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Sevgili Öz Nar Hakikat Seyahat İşletmesi Yolcuları;

Sevgili Öz Nar hakikat seyahat işletmesi yolcuları;

Teknik bir arıza nedeni ile otobüsümüz yola şimdilik devam edememektedir.

Arızayı yedi gün içerisinde giderebileceğimizi sanıyoruz. *

Arıza için genelde usta otobüsün başına gelirken, bu otobanda, şoförümüz hız limitlerini epey bir defalarca geçtiği için, mecburen Şoför ‘ün mecburi akıllanma bidonuna girmesi gerekmektedir. *

Bu akıllanma kelimesini, “aaa-kıl- lan bu ”; Ma değil olarak yorumlayan şoförümüzün ne kadar bu bidona gereksinimi olduğunu siz yolcuların takdirine bırakıyoruz.

Şoförümüzün ehliyeti konusunda her ne kadar haklı olarak kuşku duysanız da, otobüsün de ne kadar otobüs olduğunu lütfen unutmayınız.

Bu mecburi istirahat içinde bizleri en azından rahatlatacak olan şey, durduğumuz yerde ki muhteşem manzara ve ılık havanın verdiği rehavettir.

Ver lem şu mikrofumuuu, lem versene !!###!!

Kaptan şoför konuşuyor,
Ben gelen kadar muavin direksiyon başına geçerse onu vurun. Bu bir emirdir.

Neeee, arka sırlardan hastir mi çekildi….
Ulan ben şimdi ….. Neyse!!!
Vardır bir üçüncüyolu la havleeee…

19 numaralı yolcu, ben gelene kadar yolcular sana emanet. *Psikololarını rahatlat kapışmasınlar sakın yolcular.
Bagajda ki Panteri arada bir havalandırın. *Kim de zaten ona başkan kementini taktıysa dönüşte soracağım. *Kedi yapmışlar güzelim Panteri.

Karaşimşeğin son noktası sen servis yap gözüm. Elin yüzün düzgün. Milletin karısına kızına bakmazsın.

Mısırın bağrından ki ırmağın adını almış teyze.. Gözünü seveyim sen sus. Bak kan şekerin çıkacak , doktor da yok burada. *Çok hasta olursan Cem abin iki tane enseye şaplak atsın kızma. Sirrüs dayı da *gezdirir ay da uzayda hem.

İnvi aslanım koçum, en vefalı sensin , Bundan sonra adını *Ali yaptım anasını satayım. *Gerçeğe uuuuuuu, yok yav bir harf daha vardı ya unuttum şimdi. *

Vartor,istavrit aynadan baktıkça denizi hatırlatıyorsunuz bana, şu Kanada meselesini ciddi, ciddi görüşelim. Hem orada da vardır belki boş bir otobüs şoförü koltuğu, burlaplar dar geliyor cancağızlarım burada.

Dilaver, gideceğim yerde ismine yabancılık çekmeyeceğim. Orda da var deli hakim dilaver. Heeheh eh “ Müdür sen say….”
Vay be özlemişim bile daha iki günden orayı…

Win win win , (sirenler çalıyor)

Aha da bizim El Karia geldi.

Durun lemmmmm, daha söyleyeceklerim bitme…d…iiiiiiii

Karıcığım seni seviyorummmmmmm.
Nehirrr yaramzlık yapma emi.
Çocuğa kartta kalan 25 i yollayın. O’na *kitap alacaktım ama boşver.
Kitaplarımı sakın kaldırma, bilgisayarıma dokunma
veeeee ağlama sakın emi benim canım kızım.

Dranlopphş. (Bu cop sesi.)
Bizim şoförü dönüşte Bakırköy hattına vermezlerse copun nereye indiğini veya girdiğini sorarız. (Bu da yolcuların içinden geçen ses)

Eyvallah.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 07-10-2007, 15:35
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart Re: Sevgili Öz Nar hakikat seyahat işletmesi yolcuları;

Sevgili okinono,Ali babanın çiftliğinde ,pardon devlet babanın çiftliğindeki ''tatilini'' yapıp ,geri dönmeni bekliyeceğim. Otobüsü ,merak etme, yağına suyuna, ihtimamla bakacağım , stepnenin havası ,hamsinin tavası tamam. Merak etme.

sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 07-10-2007, 15:47
thunderpoint - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
thunderpoint thunderpoint isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 03 Jul 2007
Mesajlar: 2.842
Standart Re: Sevgili Öz Nar hakikat seyahat işletmesi yolcuları;

okinono";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Karaşimşeğin son noktası sen servis yap gözüm. Elin yüzün düzgün. Milletin karısına kızına bakmazsın.
Sevgili okinono,

Dilerim bu 1 haftalık süre seni hayatta olman gereken yere getirir..

Sabırlar....

Düşünebildiklerinin hepsini düşünülebileceklerin tamamı zannetme!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 07-10-2007, 16:35
HarunKAHYA HarunKAHYA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Jun 2007
Mesajlar: 227
Standart Re: Sevgili Öz Nar Hakikat Seyahat İşletmesi Yolcuları;

abi sen nerden yazıyon yaw..?
yosam -içerdemisin-?

Sadece kendini akıllı sanan salaklara bayılıyorum..
Onlar olmasaydı hayatımız ne kadar renksiz olurdu..
A.Einstein (Yaw benim böle bi lafım yokk..kim uydurdu bunu.. )http://image.donanimhaber.com/image....miley/hiho.gif
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 07-10-2007, 21:44
3.yol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
3.yol 3.yol isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 30 Jul 2007
Mesajlar: 1.165
Standart Re: Sevgili Öz Nar Hakikat Seyahat İşletmesi Yolcuları;

Sevgili Okinono,
Ima ettigin yere gidiyorsan, dusunmeye cok vaktin olacak !
Bu arada sen Leman'a falan yazmiyorsun degil mi ?

Sana sabirlar,
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 07-10-2007, 22:42
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Sevgili Öz Nar Hakikat Seyahat İşletmesi Yolcuları;

Arızanın tahmininden de önce düzeltilmesi, bir daha nüksetmemesi ve sevgili Okinono'nun en kısa zamanda yeniden sevdikleriyle beraber olmasını diliyorum.
Allah kavuştursun!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 08-10-2007, 06:07
InVitatio
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Sevgili Öz Nar Hakikat Seyahat İşletmesi Yolcuları;

Degerli Okinonom,

yola cikilir temiz niyetler ile , en kisa sekilde "varis" cizgisini gecebilmek icin, gelenktir ya
bazilari gidenin ardindan su döker, feydasi olacagindan degil, niyet itibari ile güzel oldugu icin, ardindan *su döken eksilmesin.......

tabi gönül isterki, erken cikan fazla yol alsin, ama gel gör ki, bazen yollar dolamacli oluyor, bazen'de bir kaza olup, ak sakalli bir amca geliyor, birselyer eveleyip geveleyip gidiyor, sonra ? sonrasi.....

eskiden bizler buradan "oralara" üc gün üc gece araba yolcugu yapardik, avusturyayi gectiken sonra, titonun jugoslavyasi cidden güzeldi, güler yüzlü insanlar gördük cok yollarda, caliskan insanlar gördük, Nis cok güzeldir, hele o Belgrad üzerinden giden otoyola ne demli ? sehir ayaklarin altinda, gecleri güven icinde cek arabayi bir kenera , uyu gitsin.......
sonra Bulgaristan, bulgaristan mi betonistan mi belli degil , gitti o güler yüzlü insanlar, sokaklarda ya üniformali vatandaslar, sivil hayati propgandaya bogmus bir devlet, ve araba ile durmak bile yasak, hele hele arabayi bir kenra cekip biraz kestirmek mi ? YASAK !
Bir kac Mehmedov , bir kac Hasanev, bir kac Ahmdof her an araba penceresine tiklaiyp "abi türkce yazili bir kagit parcasi varmi ? bir türk kaset varmi ? türkce ile ilgil bize verebileceginiz ne var ? buyurun bunlar bizim , bu peynirleri biz yaptik, bunlari da siz alin.....
ve sonrasi ? sonrasi bir üniformali bir vatandas geliyor, yüzümüze eski eski bakip, gitmemizi söylüyor, tabiki torpido gözünde duran sigara paketini da izinsiz almayi unutmuyor.....bizler giderken, arabanin ic arka aynasindan, o mehedovlara , ahmedovlara coplarin nasil indigini görüyoruz.......
bugün artik o günler cok geride kaldi......ve bugün oradaki insanlar kendi dipsiz karanlik kuyularindan ciktilar......


sonrasi ?
türkiye, dogru dürüst tanimasak da , bilmesekde , birseylerin bizi buraya cektigini hissediyoruz, icimde buralardan birseylerin oldugnu hissediyoruz, ve sunu artik anlamis oluyoruz ki , biz icimdeki özümüzün parcasini ne kadar unutsak da , yer yer inkar etsek'de, *o özümüz bizi bir kez olsun inkar etmiyor......

senin de gittigin yollarda hep kendi özünden birseyler bulmani dilerim,
yusuf kuyuya düsmeden , yusuf olurmuydu ?
belki önce dipsiz karanliklara düsmek lazim ki, aydinliklarin degerini bilelim..... belki ?!

belki duymusundur, bundan asirlar önce, bir marangozu yargilamislar , bu adam sapik diye, bu adam devleti yikmak istiyor diye, ölüm cezasi yetmiyormus gibi sanki, birde carmigin gerilcek olan tahtanin bir kismi kendisine kilometrelerce tastiyorlar, sirtinda tüm "sucu , cezasi" pardon tahta parcasi ile bu yolu giderken, tabiki beseri kul olan bu insan, sonucta kendisi cekiyordu ona kesilen cezayi......
ama öyle söylenir ki, yolun saginda solunda saglam insanlarda yok degilmis yani.....
onun sirtindaki yükü alip birazda onlar tasimis, tüm yol üzerinde olmazsa bile, kisa ama o denli önemli bir kismi beraber tasimislar ayni yükü......
ama kacis yok, bu marangoz cezasini kendisi cekecek......

sana dostane bir tavisye,
ne rüyalarini birine anlat ki cogu insan kiskanc, bazen hersey olacagin rüyasi ile basliyor,
nede "ay ben ne güzelim" de, seni köle pazarinda "cok ucuz fiyata" satmasinlar seni kouyudan cikartanlar....
haaa, ayni sofrada yemek yedigin insanlar varya.....iste senin ekmediginden mi suyundan mi bilinmez, o insanlara iyi bak , yüzlerini unutma, sana ihanet edecekler icinde, seni ele verecekler icinde mutlaka bunlardan birisi var......
bak gider ayak bir kac gömlek'de götür yaninda, alim allah birisi üstüne kus kani döker senin adina bir türlü alavere dalavere yapar, allah korusun birisi de "bu bana saldirmak istiyordu, bakin saldirken gömlegi yirtdim diye iftira atmayi dener, ama akli basinda insanlar icin gömlegin sirt kismindan yirtilmis olur , senin sucsuzlugun kanitlanis olsa bile.....gömleksiz kalmamalisin....
lazim olacak cünkü......

belki birileri gelecek, bize senden haberler getirmek isteyecek.....delil olarak da gönderdigin gömlegi gösterecek, bizde onu elimize, yüzümüze , gözümüze sürüp, görmeyen gözlerimiz aydinlanacak......belki ?


haaa bu gömlek iyi oldu,
La feta illa Ali; la seyfe illa Zülfikar diyenler anlatir, muhammed mustafa mirac'indan sonra eve varmadan önce , bir mekanin önünden gecer, ve iceriden sesler gelen mekana dogru yönelir, ruhu zaten iceride olan bir kac soru sual den sonra bedeni de iceriye alinir.....
gördüklerinden, duyduklarindan etkilenmis olurmus, sonradan ögrendigine göre 40 kisiler mis cogu iceride birisi de bedeni ile disarda olup, "özü" onlar ile berabermis.....
Birimiz Kirkimiz, Kirkimiz Bir, demisler sorulan sorulara, ve Müslümanlarin Peygamberi onlar icinden birisi ile tek bir gömlek giymisler.......gövdesi bir olan , iki kafa gözükmüs birden
olan orada olmus iste , tartisilmaz dostluk ve kusku duyulmaksizin vefakarlik.......


Vardir bunda da bir hayir okinono,
ben mi sana söylecegim.....herseyin bir sebebi var..sebebin'de yaratani var diye ?....
hele bir geri gel, bizde biraz etrafimza bakalim....neler varmis neler yokmus....
haaa bundan sonra ne olacak ? bilemiyorum.....
ama hepimiz icin ne hayirlisi ise o olsun istiyorum, en cok da senin ve seni sevenler icin.....
eger etrafinda 40 kisi toplayip, birimiz kirkimiz , kirkimzda bir deditirebilyorsan iste ozaman , sen nerde olursan ol, nerye gidersen git.....
hic bir zaman yaliniz degilsin dostum.........

hem sende en az benim kadar biliyorsun ki......"Hic kimse yaliniz degil " , Yalinizlik tek "ona" mahsus ;-)


Evet " Yaratana olan aski ve itaati" bir "cember sakalli'dan" degilde , bir "Imam Ali", Ehlibeytine baglilgi ve 4 Kapi 40 Makam'da, Hak Huzurun'da özünü dara cekenlerden ögrenen bu "Talip"e , Ali demen , sadece degerine deger katar....
sagol.....

tabiki bize göre sadece tek bir Gercek vardir, gerisi ise sadece yesillik,

Gercege Huu
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 14-10-2007, 18:22
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Sevgili Öz Nar Hakikat Seyahat İşletmesi Yolcuları;

Saygıdeğer Sevgili Öz Nar Hakikat Seyahat İşletmesi Yolcuları;

Arıza şimdilik giderildi. Ben Okinono sistem arınma bidonundan ilk günkü gibi tertemiz yıkanmış olarak yine karşınızdayım.

Koltuğa kim şeyettiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii ii!
Neyse, yola koyulma vakti.

Kontak nerdeeeee,,,,,

Neee, Nil’e mi attınız!!! *Yav neden okumuyorsunuz kardeşim talimatnameyi. Atılır mı nil’e hiç anahtar. Bu millete okumayı alıştırmak lazım. Talimatları başka türlü uygulamaz bu millet. Vay be iki gün kaybolduk ortalık karışmış yine…

Bi koşu al gel muavin yedek kontağı, cemin evinden.

Wırnnnnn (otobüs çalışma sesi)

Part 3
Muhammed’in MSN adresi
……

Evet, sevgili Erman hocam, geçen hafta ki programa epey bir eleştiri aldık sayende.
Yav sormadan edemeyeceğim Erman hocam. Sen bu kıllıkları kasıtlı mı yapıyorsun?

He he Sevgili Şansal, ben “Aaa-kıl-lan bu ma değil” deliğin de bulundum biliyorsun. *Bu delik, öyle bildiğiniz deliklerden değil, bir koruyucu delik. *Prezervatifin içindeki milyonlarca çıkmak için sıra bekleyen şansız neslimizin biçarelerinin durumu gibi sanki.

Ben bağkur borcundan girdim. Papağan gibi siyasetten değil. Bu böyle biline arkadaşlar. :cry:

Bir kez kolumuzu kaptırdığımız sosyal güvence kazığından kurtulamadık ya. Her ay ikiyüzotuz ytl benim adıma sistemin benden istediği parayı ödeyemediğim için, vay seni gidi düzen bozucu, denilerek, kendi faydam için olduğu söylenen ama ne hikmetse hiçbir aspirin bile alarak faydalanmadığım bir organizasyona, *para ödeyemediğim için, işe yaramaz ve akıllanması gereken bir beşer olarak deliğe tıkıldım. *

Bir de emeklilik ayağına bizim parayı biriktirip sonra vereceğiz demezler mi, hasta ediyorlar beni. Bu nasıl bir düzense artık benim emekli olabilmem için, tam 250 yıl yaşamam gerekiyor kendime olan faiz borcumu ödeyip, sonra emanetçi olan sistemden kendi paramı alabilmem için. *

Demek ki ne yapmak lazım; Ölümsüzlüğün peşinde koşmak lazım. *Bu şekilde değil benim ömrüm, yedi sülalemin ömrü ancak yeter zaten. *Koş oki koş.
Hımm tuttum bu spotu *:idea: * İlkokul hocamı hatırlattı birden. Fişlerin asıl amacı buymuş demek.

Hâlbuki Bağkur gibi bir kurumun topladığı primlerin %65 i o kurumda çalışanların maaşlarına gitmekteymiş.(Koğuşun yalancısıyım)

Ben her ay parayı versem, *yaklaşık ikiyüzü, nerdeyse hesabı tutan memurun. Nasıl bir birikim anlamak mümkün değil. *Eeee tabi bizler avam olarak salağız ya kendi başımıza helâya bile gidemeyiz. Başımızda illa da bir devlet kuşu konacak ve abdset hane olarak kullanacak.

Bunlar da; bu sistemin gözcü melekleri demek ki.
İyi de arkadaş buna aaa-kıl-lan bu deyince neden beni içeri atıyorlar anlamak mümkün değil.

İçerde kendime dedim ki;
Okinono, işte sistemlere karşı gelmenin cezası budur. Bu ceza 1400 yıl önce kırbaç iken, bugün ki karşılığı delikte hayvan yerine konmak.

Acaba hangisini istiyorum ben diye epey düşündüm. Kararımı kırbaçtan yana kullandım. Kararlarını delikten yana kullanacak arkadaşlara ise şimdiden bol şanslar dilerim. Davul ses mesafesi hoşluk meselesi yani…


Neyse bu hafta ki yorumu alalım senden.

Muhammed’in amacı konusunda yapılan yorumları bir gözden geçirdim, buraya çıkmadan evvel. Gördüm ki, senaryo yazarları epey bir çoğalmış. Bu iyiye işarettir. Zira bir olayda kurgu yapılabiliyorsa artık korkmamak gerekir.

Başlıklar altında bir durum değerlendirmesi yapalım önce.

Muhammed hiç yaşamadı. Yok, yaşadı ama bu kendinden 150 sene sonra ortaya atılan bir senaryoydu. Hiçbiri değil; bu bir Hıristiyan amacının devamıydı diye çok kabaca sıralayabileceğim başlıklar gördüm.

Delil olarak, hiçbir o dönem tarih kayıtlarında Muhammed’e rastlanmamış olması en sık kullanılan dayanak olarak verilmiş.

Özellikle Kayser tarafından tutulan kayıtlarda ki Muhammed isminin hiç olmadığı ise verilmemiş ama verilebilirdi de.

Varsayımlar bana inandırıcı gelmiyor. Zira orta da bu zamana kadar gelen bir vakıa var. Bu vakıada ise Muhammed yaşamadı ise kim yaşadı? Hem böyle bir yorum, yakın dönemde Atatürk yaşamadı olarak ta sunulabilir. Meclisin cumhurbaşkanı seçtiği bir şahısın, Kurmay Yüzbaşı olan şahıs ile aynı olmadığına dair bir sürü delil bile sunulabilir.

Örneğin; Mustafa Kemal, daha bir akademi öğrencisi, kurmay eğitiminde iken, Bulgaristan’da disiplinsizlik suçu işlemiş ve ordudan atılmak üzere disiplin kuruluna sevk edilmiştir. *Sonra bir gece Mustafa Kemal’i birileri alıp götürmüştür. Sonra da bir anda orduda adımlarını bir pergel gibi açarak etrafında bir gurup oluşturmuştur. İşte o gece belki birileri Öğrenci Mustafa ile başka birini değiştirdi.

Buna kanıt ise, Atatürk’ün yeğeni olduğunu iddia eden bir kişinin zavallı bir şekilde daha 2000 li yıllara yakın bir döneme kadar darülacezede sahipsizce ölmesidir. Adamcağızın açtığı davaların biri sonuçlansa ülkenin yarısının sahibi olacaktı hem de. *Ayrıca adamcağız neredeyse ikiz kardeşi kadar benziyordu Atatürk’e.

Hem Atatürk’ün öğrenci resimlerinde siması daha kahverengi bir tonda iken, sonradan sapsarı bir şekilde karşımıza çıkıyor resimleri.

Şair de bu tezadı gizlemek için, sarı saçlı çocuk şiirini yazdı.

Madem Atatürk bu kadar önemliydi, neden bir yeğenine bakamadı bu millet. Tıpkı Emevilerin iki toruna bakamadığı gibi.
İşte demek ki, Atatürk hiç yaşamadı. O yeğen de yaşamayan kurgulanmış bir figüranın yakını olduğu için önemsizdi.
Resimlerde ki simaları da yan yana koyun. Atatürk bu ülkede hiç yaşamadı deyin bitsin. *

Çeşni olarak, Tam Bir Konya eşraflı Osmanlı kadını olan Zübeyde hanımın, küs olarak İzmir de vefatını, Rıza Nuru’un hatıralarını koyun,

Ana yemek olarak da; Bak Atatürk’ün cenaze namazı da kılınmamış veya kılınmış ama cami de değilmiş deyin;

Bu sallamayı, hala yaşayan ravilerin resimleri altından görsel medyaya sunun,

İçecek olarak; Fikriye de bu gizli gerçeği öğrendiği için dayanamadı intihar etti deyin;
Latife hanımın anılarının da neden hala halktan gizlendiğini tatlı niyetine servis yapın, Atatürk’ün vasiyetini neden açıklamıyor diyerek masadan zom olarak kalkın.

Bu sallama kurguya sazan dalışlarını yemsiz oltamla bekliyorum *:wink:

Veya Meşhur Jan dark’kın bir saray istihbarat kurgusu olduğunu daha yeni açıklayan Fransızlara kulak verelim. Demek ki Jan dark yaşamadı. Veya yaşayan Jan dark bizim jan dark değildi.


Görüldüğü gibi, hayal gücü vakıayı her yana yamayabilir. İşte bu yüzden niyet ve varılmak istenen sonuca göre herkes bir yorum yazabilir. Vakıa ne olursa olsun, o vakıayı kendi istekleri için kullanmak, tarihçileri vasıtasıyla bir güç olarak, egemen kim ise onun olmuştur hep.

Bu egemen gücün karşısında kurallara uymak ile görevlendirilen halk ise kendi söylenceleri ile bir tarihsel yorum yazmıştır. Ve bu tarihsel yorum bazen abartı anlatımlar ile bazen şaka ile bazen halı ile bazen türkü ile zaman, zaman sahih kabul edilmeyen hadisler ile çoğu zaman atasözleri ile resmi tarihten apayrı olarak bölgesel kulaklara aktarılarak, söylenerek gelmiştir.

Öyleyse, Atatürk’ü anlamak için nasıl, Onunla omuz omuza savaşmış dedemin bana aktardığı bilgiyi sahih kabul ediyorsam, Anneannemin de annesinden onunda annesinden onunda ninesinden vs ye kadar tevatürün aktardığı “la ilaheillallah muhammedun resuullah“ söylemini sahih kabul edebilirim. Bu gelen bilgiyi test etmeden, hemen elimin tersi ile itemem.

Ben tanımam kültür, soy, kök dede, ana, baba, nine diyenlere ise görüşlerine katılmamakla birlikte hiç bir şey de demem. Zira geçmişini bilmeden yaşayan binlerce masum evlatta var benim halkımın içerisinde.

Test etmek için kullandığım yöntem ise çok basit, halktan gelen ile resmi yazılı söylem arasında ki birebir örtüşen her türlü haberi sahih kabul ediyorum.

Diyeceksiniz ki, herkes lailahe illallah muhammedun resulullah demiyor ki nerden çıkardın ananenin bütün halkı temsil ile hareket ettiğini?

Çok doğru bir soru ve tespit.

Ancak bana bulunduğum mekândan ve kökümden gelen bilgi bu. *Belki bir Çinliye de aynı şekilde Konfiçyus geldi, bir Hinduya da Buda. Bir Hıristiyana da İsa, bir yahudiye Musa. *Ne,nerden gelirse gelsin, bütün dünya halklarının ümmeti vasat olarak tarihlerinin çoğunluk olarak kabul ettiği birebir örtüşen tek şey, bir yaratıcının varlığıdır. *Binlerce belki milyonlarca yıldan geriye doğru milyar, milyar, milyar sayıda ki insanların ortak olarak toplumsal kabulleri bir yaratıcının olduğu üzerinedir. Fark ise sayısında veya yönetiminde veya temsilindedir. *

Tanrı zaten yoksa

Yokluk ispatlanamayacak kadar büyük bir alanda çalışma sahası gerektirmektedir. Fizikten anlamam ama ışık hızı ile milyar yıllardan söz edilirken; bu süreyi beklemek bana çok akıllıca gelmiyor. Bir sonucu görmek için bu kadar madde ömrü var mıdır onu da bilmiyorum. *

Şimdilik toplumsal kabul ile devam edelim öyleyse.

Tanrı’dan gelen mesaj da hep tevatürün bir peygamber vasıtası ile gelmiştir. Açıkçası, araştırmadım ama aynı dönemde aynı şeriatı getiren iki tanrı elçisi yoktur diye biliyorum. (Belki Davud zamanında peygamberlik gibi bir mesleğin olduğu ve aynı anda birçok kişinin peygamberlik yaptığı söylenebilir. Ama Burada söz edilen Messengerlık değil. Tanrı adına halkı aydınlatma gibi bir nevi bugünün şeyhleri hocaları vs gibi alınmalıdır bu durum diye düşünüyorum. Ama Bu konu hakkında da bilgim çok kısıtlı; bunu da özellikle belirtmek isterim. Bu bilgiyi aktaran sanırım Sargondu. Kendisine de çok teşekkür ederim)
Öyleyse Tanrı’nın varlığını bu gelen kültür içerisinde kabul etmek sosyal bilime ters düşemez. Ancak, bilimin kuşkusal yaklaşımı ile bu kültür, bilinç noktasında revize edilmeye hep muhtaç olmuştur zaten.

Bilimi mutlak noktada bir hedefe yönlendiremeyeceğimize göre, (bu cümleye takılan arkadaşlar olursa ayrı bir başlık altında mütalaa edebiliriz çok da iyi olur bence.) Bilim ile kültür iç içe birbirleri ile eş zamanlı etkileşerek bu serüveni götüreceklerdir. Halk olarak ben ise, çoğunluğun kabul ettiğini sahih olarak kabul etmekle ona göre yaşamımı tanzim edebilirim. Mesela bir yakınım öldüğünde herkes o toplumda nasıl bir tören yapıyorsa ben de aynı töreni yaparım. Yaşayış olarak maddenin bittiği her anımızda zaten o gelen din kültürüne ihtiyaç hep var olmuştur. Korkudan altıma edeceğim bir durumda bana lazım olan tek şey o korkuyla baş edebilecek bir duygudur. Başka ne ile o korkumu teskin edebilirim inanın bilmiyorum. Veya bir başkasının teskin materyali bana da aynı etkiyi yapar mı?

Ama bilimin tutunduğu gerçekler ile de düşüncelerimi toplumsal bazda da her an yenileyebilmeliyim. *

Bilimin sonu yoktur. Bilim ancak toplumsal kabullerin yanlış olduğunu ortaya çıkarabilir. Yani bilim genelde bir yanlışın yerine gerçeği koymak ile meşguldür. Zira insan tahayyül edemediği hiçbir şeyi modelleyemez. (Böyle mi sahiden)
Ortaya çıkan her sonuç ise yeni bir sorunun başlangıcıdır aslında. Zira toplum bilim ile kendini revize ederek, yeni bir inanç tavrında hareket edecektir. *

Maddesel arayışın tanrısı Bilim ile Allah, en büyük aşklar nefretten doğar darbı meselinde olduğu gibi, nefretin getirdiği her anı onunla yaşamak ve onu düşünmek ve bir zaman sonra O’na bağlanmak ile de açıklanabilir.

Ama aslında, bu tıpkı köpeğin kuyruğunu yakalamaya çalışması gibi bir şeydir. *

Tanrı’nın var olup olmadığından ziyade; *Tanrı’nın kurallarının var olması gerekip gerekmediği daha önemlidir halklar için.

Aktarılan kurallar ve yasaların sahipsel gerçekliğinden ziyade, bunların neden ve niçin kimler tarafından kullanıldığı önem arz eder.

Bir inanan ile bir ateist, ortak toplumsal hedeflerde beraberce aynı siperde bulunuyorlar bugün.
Bu ise yaşamın dinamikliğinde insan olmanın getirdiği bir sorumluk olarak hep böyle olmuştur zaten. Aksini düşünecek olsak, bu zamana kadar insan soyunun kendini çoktan yok etmiş olması gerekirdi. Toplumsal dayanışma hep var olmuştur oysa.

Öte yandan, bir inanç şemsiyeyi altında olan insanların, insani zaaflardan arınmış olması da asla düşünülemez.
Haçlı seferleri din adına yapılırken, sanıyor muyuz ki yüz binlerce insanın hepsi İsa’ya inanıyordu? Halid bin Velid, karısına göz koyduğu kabile reisini öldürürken İslam adına vergi toplamak mazeretini öne sürdüğünde nasıl bir Tanrı inancına sahipti peki. *

Hâlbuki Tanrı’nın varlığına inanmak ve O’nun adına hareket etmek ayrıdır; insani hatalar ve zaaflar ise apayrı.

Bugün toplumsal ahlak yargılarında en nefret ile kınanan kurallarını, birçok üst düzey yöneticinin eşcinsel veya childpornocu suçlamalarına muhatap olarak ihlal ettiğini, zaman, zaman çıkan haberlerden izliyoruz. *Hâlbuki bu yöneticiler işlerinde o kadar iyiler ve etkinler ki toplumsal ahlaka uymak bir yana, toplumu o ahlaka yaklaştırmak için el altından dayanışma halleri bile sergileyebiliyorlar. Buna da genelde kuyruk olarak özgürlüğün getirdiği serbestliği takıyorlar ne hazindir ki.

Her ne kadar inanmak istemesem de toplumsal söylence de el altından fısıldanan “Şekerli *kahve içerdi” muhabbeti bir liderin şahsından ne götürür bilemem ama liderlik vasfından ve görevinden hiç bir şey götürmez diye ısrarla iddia edebilirim. *

Halklar liderleri, şahsi tercihleri ile veya şehevi arzuları ile değil, O liderin ortaya koyduğu yönetim ve toplumsal söylemleri ile kendi sözlü tarihlerinde anlatırlar. Doğrusu da budur. *

Bugün Da vinci nin annesi ile olan ilişkisinde ki söylenceyi kaç kişi biliyor, Mona Lisa’yı kaç kişi! Da Vinci şimdi bir sapık olarak belgelense, acaba Mona Lisa’yı yırtmak mı lazımdır?

Evet, duydum soruyu sevgili dostum, hemen cevaplayım.

Diyorsun ki; Da vinci nin eserinde örnek olarak verdiğin şehevi arzu görünmüyor ama kutsal kitaplarda bu şehvetin daniskası var.
Buna ne diyeceksin?

İlk olarak herhangi bir esere kimin nasıl bir arzu ile bakacağını somutlaştırmak mümkün değildir. Örneğin bir ayakkabı resmi, kara lastikli bir köylü kadın için farklı arzular çağrıştırabilirken, başka bir şehirli erkek için farklı arzuları depreştirebilir. *Öyleyse şehvet eserden ziyade bakanın niyetine bağlıdır denilebilir.

İkinci olarak, Da Vinci’nin Mona Lisa’sı pekâlâ da annesinin mimikleri ile donanmış olabilir veya sahiden annesidir. Şimdi bu şehveti gizledi ve şimdi bilim ile ortaya çıktı diye Da Vinci’yi nasıl değerlendireceğiz o zaman.
Şahsında yapılacak her türlü eleştiri, eserinin değerinden ne götürür?

Üçüncü olarak; Peygamberin eserinde şehvet birkaç istisna dışında yazılan ayette değil, ayetin nüzul sebebinde ki anlatımlarında ortaya çıkıyor.

Dördüncü olarak, *Madem bu halk arasından söylence olarak gelmiş, ama kitapta birkaç istisna dışında sarih olarak yok, en başta ki kabul şartımıza da uymaz. Konu muğlâktır.

Beşincisi, *Öyle eserler vardı ki, satsın diye başkasının imzası ile yazılır.

Altıncısı, Madem imza sahibinin kaleminin, bir eserinin orijinali elimizde mevcut değil, o zaman o eserin ilham kaynağı olan asıl noktaya odaklanmalı ve oradan bu eserde ki karışan acemi ressam fırça darbelerini tespit etmeliyiz. Asıl konumuz olan din de ise bu odak noktası kâinat olmalıdır denilirse sanırım inanan ve inanmayan kimse karşı çıkmayacaktır. Yani, eser asla kâinatın fıtri yatına aykırı olamaz.

Hımmm hemen yakaladın dostum; “Kâinata benim nasıl baktığımı bırak, kâinat sana nasıl bakıyor ona bak”
İşte; içinde gizlediğin sorunun cevabı bu sözümde saklı.

Demek ki,
Muhammed bir insandır. Yaşamıştır. Bir eseri vardır. Bu eserin kamera arkasında ise dönen bir sürü lakırdı da vardır. Bunlar söylence olarak bize ulaştıysa, ateş olmayan yerden duman çıkmaz ilkesi ile hareket etmek elzem olmasa da gerekli hale gelmiştir artık bu asırda.

Bu noktada İslam açısından Mekki ve Medeni ayetlerin öneminin ne kadar olduğunu da siz Okur’ların takdirine bırakmak en iyisi bence.

İşte;
Muhammed’in de, Safiye mevzusunda da böyle bir insan portresi ve durum çok açık olarak görünmektedir.
Denilebilir ki, Safiye bir ganimettir. Ganimet ise maldır. O zaman ki kurallara göre bunda bir nahoş durum yoktur.
Hayır. Bu çok yanlıştır. Zira Peygamber o dönem kurallarına göre hareket ederek insani bir duygusunu tatmin ettiyse eğer, bu tatminin merkezine o kişinin insan olmadığı sadece bir köle olduğu savını koyamazsınız. Zira Peygamber olduğu için o köle veya ganimetin de insan olması hasebi ile Onun da peygamberidir.

Haşir inancına göre hesap günü madem hardal tanesi kadar günah cezasını bulacaktır, konuya buradan yaklaşalım öyleyse.

Haşir inancı olmayan birisi için ise;
Cezanın anında verilmesi ve o şahsın gücünün kaynaklarının onu terk etmesi gerekir. *Bu olmamıştır.

Belki haşir inancı olmayan;
Şahsın temsil ettiği makam çok büyüktü halk korktuğu için ses çıkaramadı diyebilir. Ama unutmamak gerekir ki her şey süt liman ve rehavet altında iken bile zorda olsa kendi karizması ile Tebük’e bir ordu toplayabilmiştir, hasta yatağındayken herkesin karşı çıkmasına rağmen otoritesi ile Usameyi ordu komutanı yapabilmiştir peygamber.

Bu da O’nun korku ile değil; itaat etkisinin havfdan daha başka etkenlere bağlı olduğunu ispat eder.

Dönelim Safiye ye, yâda Cüveyriye ye;
Safiye ne diyecektir o zaman;

Ey Allah’ım hepsine iman ettim, peygamberine de iman ettim, lakin ben daha ne olduğunu anlamaz iken peygamber bana ölmüş eşimin daha kanı kurumadan sahip oldu. Ben korkmuştum ve hiçbir kadınlık duygum depreşmedi. Ben peygamberi o gece hoşnut edemedim. Beni bunun için cezalandırma mı diyecektir.

Veya Peygamberi görür görmez âşık oldum. O gece Eyüp el Ensari’ yi de ben yolladım çadırın başından, romantik bir gece geçirdik, ben zaten isterik bir kadındım, bu isteriklikten dolayı beni cezalandırma mı diyecektir? Eğer böyle ise, peygamber iffetten yoksun bir kadını almış olur ki iffetsizlik o dönemde bu dönemden bin kez daha fazla kötü bir davranıştır. Kaldı ki, sefer dönüşü ortaya çıkan meşhur gerdanlık meselesi kadının kıskançlık ve sahiplenme konusunda hiçte evrim geçirmediğini bize net olarak anlatıyor zaten.

Veya ben bir asil kadın olarak peygambere bir bakış attım, o da benimle evlenmek için bütün halkımı serbest bıraktı, ben aslında o asrın Mata Harisiydim mi diyecektir. *Eğer böyle ise Tapınak fahişeleri deyince Muazzez İlmiye Çiğ, neden hopluyorlar. Veya ganimetlerin peygamber için bağışlandığı ile ilgili Ebü süfyan olayından başka hangi olay vardır ki?

Haa unuttum, peygamberin eşi ile münasebeti sırasında aralıktan gözleyen ve tam bir piçkurusu olduğu için kovduğu Hakemoğlu Mervan’ın, Osman tarafından çölden geri getirilip, gelirken iki keçi ile geldiği günün akşamında, Medine’nin bütün vergisini toplayıp ipek kaftanlar ile bir günde zengin olma olayını da buraya katabiliriz belki.

Kadın doğası gereği kıskançtır. Bu kıskançlık nöbeti olarak ta Muhammed’e bir oyun oynamak istemiştir. Sonra ise yaptığının ne kadar büyük bir vehme yol açacağını görmüş ve orda afallamıştır. Burada sorulması gereken asıl soru, Muhammed madem eşine ihtiyaç duyuyordu savaşa eşlerini de kura ile hep götürüyordu da nerdeyse iki günlük yol boyunca neden hiç eşine ihtiyaç duymadı. Çağırın bizim hatunu bir gelsin devenin terkine binsin demedi? Madem ihtiyacı yoktu neye götürdü o zaman. Gönüllü hemşirelik masalı ile böyle bir olay açıklanabilir mi, açıklayanlara ise âlim denir mi?

Oysa durum çok netti, Muhammed yeni oyuncağı ile meşgulken eski oyuncağı tamamen unutmuştu. (Buradan da Peygamber unutmaz diyecek sazanlar atlamasınlar, zira su yok bu taraftaki havuzda ona göre).

Akabinde ne oldu; Allah kadının kıskançlığını haklı buldu. Ve dedi ki; Peygamber eşi hakkında böyle düşünmek ve iftira atmak mümine yakışmaz.
Peki, bakalım kimler böyle düşünüyordu diye;

Bu soruya tek, tek isim yazmaktansa Aişe ve kölesi hariç, peygamber dâhil herkes diye kolaylıkla cevap verebiliriz.

Aişe’nin Muhammed’den özür beklemesi ile anlatılmak istenen asıl nokta işte budur. *Burada ince bir hususu da özellikle vurgulamak gerekir ki; Ali bin Ebu Talip, peygamberin Aişe’yi boşamasını sırf bu olay yüzünden değil, Aişe’nin, Fatıma ile olan zıtlaşmasından ve kıskançlığın başka böyle olaylara sebep vereceği endişesinden dolayıydı.

Bugün herkesin dudak büktüğü Tahrim ve Ahzab olmasaydı, bu kadınları kim durdurabilirdi bir düşünsenize  *(hehehe cami duvarına hacet ha; iyice yanaştı oki senin göç vakti bu dünyadan, yandın oğlum sen. Bu yazıyı hanımdan gizli yollaman lazım artık senin)

Yav Oki saydın, saydın şu Mariye meselesini de sığdır araya da tamam olsun bu konu.

Olur, Tahsinbey amca emrin başım üstüne.

Mariye bir cariye. Eş değil. *Bu konunun asıl peygambere itiraz edildiği yer, şu meşhur seba mesani. (Ragıp el İstefani mesaniyi açıklarken bunu mesh etmekten geldiğini anlatıyor. Arapça bilmem ahkâm da kesmiyorum, ben o ayeti, elinin altında yani dokuduğun elini sürdüğün yedi tane var.(Burada yedi rakam olarak da alınabilir, Arapların çokluk ifadesi olarak da) Daha sana yasak. Diye okuyorum.

Bu durum Tanrı’nın bile artık bir sınır koyduğu hal haline gelmiş demektir. İşte bu ayet sadece peygamberi ilgilendiren bir ayet olduğu için, peygamber de olsa kafasına göre evlenmek yasaklanmıştır. Yani boylu boyluda o kadar uzun boylu değil ey peygamber denmiştir.

Mariyeyi, hem asıl amacı şehvet değil de bir varis rahmi olarak ele alan birisi için başka da bir çıkar yol yoktu. *

Sevgili Erman hocam; koskoca peygamber başka yer mi bulamadı da gitti Hafsa’nın yatağında yaptı bu işi? Buna ne diyeceksin bakalım. !!!

Sevgili Şansal;
Bu sorudan daha önemlisi şu; Peygamberin cariyesi neden kendi yanında değil de Medine’nin dışında şair arkadaşı Kaab’ın yanındaydı. *Zira cariyelik de bir kurumdur. Cariyeyi al, sonra sal sokağa, canın isterse git.

Böyle bir şey yoktur. Cariye aldı isen onun iaşesini de sağlamak bakımını üstlenmek zorundasın. Haa baktın hoşuna gitmiyor satarsın. Alıcısı da yoksa özgür bırakırsın. Öyle bu zamandan bakıldığında her şey kebap değil yani. İşte bu aşamada Cariyenin başka bir evi devamlı mesken tutması diye bir şey yoktur. Madem cariye olarak aldın. O’nun namusunu da kendi meskeninde sağlamak zorundasındır. *İslam’dan önce ki uyanık Arapların; cariyeleri Mekke Medine sokaklarına salıp onlardan para kazanma devri kapanmıştır artık.

Ancak, cariyenin can güvenliği, sahip olduğun evin içerisinde tehlikede ise o zaman güvendiğin bir yerde onu koruma altına alabilirsin. Aksi hiçbir durumda cariye başka yerde sen başka yerde o dönem ahlakı kabul etmez. Hoş bu dönemde kabul etmiyor ya neyse. *(Not: Metres kelimesinin kökü hakkında bilgi sahibi olan var mıdır?)

İşte o yatak Hafsa’nın yatağı değil, bal gibi Mariye’nin de hakkı olan yataktı. Burası önemli unutmayalım bunu.
(İlgili arkadaşlar; Burayı unutturmayın bana. Ebü süfyanın oturamadığı bir de döşek meselesi var bu konu ile ilgili.)

Eee şimdi bakalım ne olmuş, Mariye kendi yatağında başka bir eşi tarafından görülmüş; bunda abes bir şey yok erkek açısından. Ama kadın açısından tam bir baskın durumu yani. Ve başlamış vır vır vır Peygamber ne yapsın ki bu durumda, yaptığı iş meşru ama, kadınların alayı kıskanç. Ve her erkeğin yapacağı gibi, bir daha yapmayacağım demiştir. Gözünü seveyim kimseye söyleme bir de diğerlerin dırdırı ile uğraşmayım da demiştir.

Veya… Bak Hafsa, ben buna mecburum. Anlasana mesele senin kıskançlığın kadar basit değil diyerek kendisine hazırlanan komplonun bir parçasını açıklamıştır. Sonra da Hafsa bunu Aişe’ye söylemiştir. Niye mi söylemiştir.

Ee dedik ya kıskançlık diye.
Yemedi mi bu mazeret!
Ne olmuş yani söylemişse söylemiş. En çok bir meşru cariye ile yatmış. Yatmayan mı var ki o devir de. İşte bak bu devirde hesap cüzdanında beş sıfır olup ta cariyesi olmayana bile iyi gözle bakmıyorlar ki, kaldı ki o devirde; pöhh.

Doğru valla bende yemedim.

Ne oldu peki Oki, geveleme yav... Amma da seviyorsun zevkle merak ettirmeyi.
Hehe *sevgili şansal zevk eşekte olur. Benden daha iyi eşşekte ben göremedim henüz.

Evet devam edelim,
Hafsa Aişe’ye söyleyince Aişe’nin tepkisel gücünün arkasında ne vardı ki;

Peygamber “yetti beee”, diyerek bütün kadınlarını boşamıştır. Biliyoruz ki, Peygamber eşleri de iki guruptur. Aişe’nin tepkisi ile talak, Aişe gurubuna olması gerekirken Peygamber hepsini boşamıştır. Sonra ise, kendisini bir odaya kapatarak, kapısına en güvendiği sekiz sağlam adamını yerleştirmiştir. Kimseyi ama kimseyi bana sormadan içeri almayın demiştir.

Sonra Ömer çıkıp gelmiştir, içeri almamıştır. Ömer hiddetten dışarıda bağırıp çağırmaktadır. Ama Peygamberin fedaileri ki sekiz kişi yani Muhafız mangası olan bu kayıtsız şartsız peygamberi hep koruyan ve meclislerde suikast önlemi olarak dizleri birbirlerine değecek şekilde peygamberi ortalarına alan bu muhafız mangası karşısında Ömer’in bağırtısı bir işe yaramaz tabii ki. *Dedik ya, hariciyeciler bilir en iyi nerde susulacağını nere de tüyüleceğini.

Akşama doğru Peygamber Ömer’i içeri almalarını söyler. Burada bazı angut tarihçiler Ömer içeri kendi drank kapıyı vurarak girdi derler ki bu yalandır. Hatta dinlerine kendi elleri ile soktukları bir fitnenin fitilidir bu.

Bingo… Flaş Flaş flaş, az sonraaaaa;

Kahya, eften püften geçiştirilecek kadar basit değil haaa, Eyvallah iltifatlar kabulumuzdur.

İltifat değimliydi !!!
Hımmmm; defansa adam almam lazım o zaman. İyi oldu uyardığın arkadaşım çok sağ ol :idea:

Devam edelim.

Veeeeeeeeeeeee;
İçeri giren Ömer’e Peygamber ilk söz olarak şöyle der.

“Beni öldürmeye mi geldin ey Ömer” *

İşte bütün mevzunun düğümlerini çözecek cümle, apaçık altın tepsi ile bize sunuldu.

Bundan sonra Ömer vallahi billahi yok böyle bir düşüncem demiştir falan filan.
Ama peygamberin böyle bir düşünce içerisinde olması bu konu için yeterlidir.

Gerisini sen tasvir edebilirsin benim zeki çalışkan Şansalım.
Ehhe höhhe eee , tabi ederim , ederim. Edermiyim!! Ederim ya tabi ederim.


Çatal kazık olan bir yer aydınlandı böylece;
Peygamber neden Hafsa’ya; *“sana neee hadi defolll, boşarım haaaa” diyememiştir de, bir kadın karşısında koskoca peygamber, savunma yapmaya girişmiştir? *Sorusunun cevabı işte bu kadar basittir. (Liderlerin kadınları ile olan olayları nerdeyse karbon kâğıdı gibi aynıdır tarihte. Hatta en yakın tarihimiz de bile. Rahşan nine hariç, hem o sayılmaz. Kocası için millet mum yakarken, o DSP’nin peşinde kına yakmak ile meşguldü bikerem )

Sebul mesaniyi tekrarlanan yedi, o da Fatiha diye okuyanlara ise hiçbir şey demiyorum.
Efenim, sahabe , mescitten çıkarken gelmiş demiş ki, Anam babam sana feda olsun, ey peygamber bu sebul mesani de ne ola ki, (Bu anam babam sana feda olsunu da bir ara konuşmak lazım. Çok önemli bir konunun ipucudur zira.)

Peygamber ne yapacaktı ki; Hassı lan, sahabe kardeş hem ananı feda ediyorsun hem babanı ama kendin bizim bir hareketimize bin şüphe ile bakıyorsun; *Allah bizim eş sayısına sınırlama getirdi, ama daha ortada bir tane bilem varis yok, durum vahim; Kaldık orta da diyemeyeceğine göreee;
Bırak bu işleri sahabe, seba yedidir, mesaniyi de tekrarlanan peşi peşine gelen anlamında al, bak Fatiha da yedi ayet. Demek ki sebul mesani Fatihadır diyerek, ortaya çıkacak bir fitneyi de önleyerek sahabeyi mutlu bir şekilde yollamıştır.
Sahabe anasını ve babasını kurtarmış olarak mutlu bir şekilde evine gidip, Allah ana babaya ancak iyiliği emretmiştir ayetini tertilen okur. Okurrrrr, nerdesin yav.
(Sebul mesaninin transkripsiyonunu Türkçe yanlış yazmış olabilirim. Hatta belki bütün her şey yanlıştır. Dikkat… Tufaya gelme vatandaş…)

Bak şimdi aklıma geldi Tahsinbey amca. *Peygamber varis için bu kadar çabalarken ona hep sadık kalan Ümmü Seleme ile bu işi neden düşünmedi de, bir de gece kalma sırasını Aişe için hem de talak tehdidi ile aldı?
Sanırım bunun cevabı Ümmü Seleme’nin çok önemli sahabenin daha önce eşi olması ve bunun halkta yaratacağı olumsuz tepkiydi. Evet, bu olabilir.

Hımm. İyi de Ayşe’de ne vardı? Zeyneb olaydı ya! *Kendim ettim kendim buldum durumları yani…

Yav sevgili şansal, tahsinbey amcayı kim çağırdı buraya,

Tahsinbey amcaaaa… Onun da bir cevabı var merak etme…

Neyse devam edelim biz, *

Bu döneme toplumsal simge olarak sarkan türban meselesini böyle bir vakıa varken, *açıklamak için tombalak dikiliyorlar ya kafayı kırıyorum inan ki sevgili Şansal. *Zaten kafayı yemeden bu işlerin içinden çıkılmaz.
Sen daha kafayı yemedin mi daha !!!! Aman sevgili Şansal, kafayı yemeyen babayı yer ona göre. Benden söylemesi, bak kaç haftadır program yapıyoruz beraber. Sonra demedi deme…

Devam edelim biz neyse;
Hâlbuki kadının etkisi İslam da her zaman türbandan çok daha önemli olmuştur.

Bu anlattıklarına bakarak Oki, o zaman sence Ömer hain mi oluyor?

Hani, kendin tasvir edebiliyordun sevgili şansal!
Neyse şu kadarını söyleyeyim; Ömer hain değildi. *

Peki neydi?

Nasılsa biri açar bu konuları ilerde. O zamana kadar da kafayı bir güzel limonlayıp yemiş olursun belki.
Kafası olmadığı için, Sucuk yiyenlere ise ne denir ki; bu memlekette eşekten çokça sucuk yapılır ve eşeğin hiçbir uzvu ziyan edilmeden sucuğa doldurulur. Afiyet olsun.

Sağ serbest devammm,,,

İşte Muhammed yaşamadı hiç denilerse bütün bu soruların tamamı boşa çıkar. Bu ise Muhammed’den kaçarken, Musa’ ya tutulmak değil de nedir sizce?

Anlatımlarımız da hali ile hadislerden faydalanmak zorundayız. Dikkat edilirse en başta ki uzun girişi hadislerin nasıl algılanması gerektiği için yazdım. Doğruluğunu veya yanlışlığını kabul ile değil.
Halkı yaşayan organizma olarak kabul ettim. *Bu nedenle bana gelen bilgi bu dedim.

Muhammed hiç yaşamadı. Yok, yaşadı ama Bu kendinden 150 sene sonra ortaya atılan bir senaryoydu. Hiçbiri değil bu bir Hıristiyan amacının devamıydı denilirse;

Bu toprakların halk kültürü de hiç yaşamadı demektir. *Bu ise aslında biz de yaşamıyoruza kadar ite kaka götürülebilir.

Aha da bulduk, La mevcuda illa hu.. İbn Arabi yi de yâd ettik bu arada. *:?
Âşık Veysel’de *“Uzun ince bir yolda da değildi demektir.”
Benim dedem de gazi olmadı, Fatih Sultan Mehmet Müslüman değildi.
Bu sonuncusu doğrumu ne 
Al sana kılçık Okinono; Nerden çıktı şimdi Fatih Sultan Mehmet, dön başa o zaman  :twisted:

Yok, ağabey hiç kusura bakma dönemem. Bu kadar emek sarf ettim. *Yanlışsa da benim kabulüm bu. Hem belki toplumlarda böyle yapıyor kabullerini. Bir şeye inan, inan, sonra birisi desin ki yok bu yanlış. Velev ki yanlış olsun. Ne yapayım dönemem bir daha geri. *

Oki bilim adamı olamazsın dedim, kabul ettin. Adam olamazsın dedim onu da kabul ettin,
Kutsal kitaplar da böyle diyor, buna ne diyeceksin peki? Buna da kabul dersen; eee sen nesin be birader? Harbiden eşeksin diyeceğim o zaman.

Hadi ya ,,Kuran da mı böyle mi diyor? Ne diyor?
Onlar hakikatleri görünce dönemezler mi diyor!!

Tüh sıçtık. Ne yapacağız şimdi?

Dönelim bari geriye; Tamam da, *hangi hatta hakikat?
Eşeğe vurdun altın semeri sür bakalım sevgili şansal….

Aha da fikrim şeyetti sevgili Şansal;
Hakikat var ya tıpkı ofsayt gibi, hakem olmadan uygulanamaz.
Hakem de hata yaptığına göre, *demek ki ofsayt da oyunun bir kuralı, zaten ofsaytta oyun heyecanlı olsun diye hakemin takdirine bırakılmamış mı? Düşünsene ofsayt olmadan bir futbol maçı nasıl olurdu?

Demek ki arkadaş, ofsayt olmazsa maçın bir tadı olmaz.

Sevgili Erman, kafam karıştı, hakem kim oluyor oyunda?

Haaaa, sevgili Şansal, tam kılçığın hası bu işte. *
Aiaiaiaiaiaiaiiii(Eşek Oki, çayırda buldum seni ellere vermem seni halk ezgisi ile coştu)

Ben halde kabzımallık yaparken hamal arkadaşlarla oturup balık tava yerdik,
Başka oluyor o tavanın tadı. Balıkları temizleyip kılçıklarını çıkarmadan dizersin tavaya sonra üzerine Tonya tereyağı ateşte hafif, hafif pişirirsin; Onların birde özel hamsi tavası vardır, işte bu tavaya dizince…

Hocam saat epey geç zaten milletin ağzı sulandı , hakem meselesine gelsek diyorum !!!!
Peki, sevgili şansal kızma gelelim. Ama unutturma bir balık tava yiyelim burada.

Aman hocam olur mu burada milletin gözü önün de, halkın iradesine ters bu durum.
Olur, olur mecliste çiğ köfteyi tavana atarken halkın hür iradesi oluyor da bizim neden olmasın…

Hocam başımızı derde sokmada şu hakem meselesine gel gözünü seveyim,
Tamam, tamam Sevgili Şansal.
Korkmayacağız Sevgili Şansal, bizler burada milleti aydınlatıyoruz. Toplumlar tavasıyla hamsisiyle, hamalıyla, meclisi ile köftesiyle peygamberi ile halifesi ile eşi ile cariyesi ile hacısıyla hocasıyla dinlisiyle dinsiziyle hep bir arada yaşıyor. *Biz de bak bu organizmanın bir parçasıyız. *Ortak hareket ediyoruz.
Bir gün umumi helâya gitmiştim. Çıkışta helâcıya laf olsun torba dolsun hesabı dedim ki, “abi işler nasıl?”

Adamın verdiği cevap ders niteliğindeydi; Millette para varsa öğlen işiyor, yoksa eve kadar tutuyor arkadaş.
Buradan hemen süpersonik etrafı aydınlatan zekâ dalgalarımla anladım ki; millet toplu hareket ediyor. Aynı zaman dilimlerinde toplu refleksler veriyor. Helâcı deyip geçme abi; Bu toplumsal tespit için, Güler ablam ne paralar döküyordur anket şirketlerine bir bilsen. *

Ne çıkaracağız helâcının kıssasından Erman hocam! İki laf ediyorsun araya magazin alıyorsun, bozuyorsun milletin psikokemoterapisini, kızdırıyorsun insanları.

Sevgili Şansal, Psikologlar sever beni, bende onları, aynı dili konuşuyoruz zira merak etme. Magazin değil onlar hem, hepsinde en derin ofsayt kuralları var.
Haa geri kalanı kızıyormuş, kızacak tabii, en büyük aşklar nefretin en dibinden başlar diye öğretmediler mi sana sansarıımmmm .)

Madem ilada bir hisse istiyorsun;
Al sana kıssadan koç gibi hisse;

“ Canlı, kıpır kıpırdır halk sevgili şansal. İster inansın ister inanmasın, işeme vakitleri hep ama hep aynıdır."

Hocam, Hakem kim? Söylesen de bitirsek artık, yoksa bende altıma az kaldı. *
İşte Sevgili Şansal, hakem;
Oyunu yöneten, federasyonun atadığı, elinde düdük olan, diğer oyunculardan ayrı olarak sahada farklı renkte forma ile gördüğümüz tek bir insan iken;
Asıl hakem, hakemin kararlarını sorgulayan ve kanaat getiren stattaki binlerce, televizyonlarda ki milyonlarca göze sahip insanlardır.
Bu arada Federasyon dedim de aklıma geldi. Bu kulüpler asla bir araya gelemeyeceği için, Federasyonu kimse yıkamaz arkadaş.

Haaa yıkılırsa ne olur onu da söyleyeyim.
Ne olur hocam?

Söyledin, söyledin bunu da söyle de kalmasın içinde; Ne çıkacağı belli ya o işkembeden. Neyse dinleyelim bakalım. *(Şansal sessiz düşündü)

Kaos olur sevgili şansal kaossss.
Oyun, bu kaostan kurtulamaz, her şey yıkılır; Dümdüz olur mekân alimallah.
Yani?
Oyun biter; Sevgili Şansal anlasana Oyun b i t e rrrr… *Helâya da helâcıya da gerek kalmaz. Külliyen bütün türün, *ağzına sıçar kıyamet.

Peki, hocam o zaman oyuncular kim?

Haaa bak burasını anlamak için, Temsili demokrasiyi örnek alacaksın. Anladın değil mi sansarım.

Valla anlamadım Erman hocam. Benim kafam basmaz siyasete. *Tahsin Bey amcada anlamamış bak. Hem bana da sansar deme, Şansal şansal…
Arkadaş sayın baş komiserim bile anladı siz anlamadınız ya buna yanarım.
Yav dinleyen kim seni, prostat olduk burada haberin yok.(Tahsinbeyamca sessiz düşündü)
Anlamadığınız iyi sevgili şansal ve tahsinbey amca.

Siyaset ile halk arasında zaten bir bağ yoktur. *
Demokrasi en iyi onbirin seçilmesi ile milli takımda ki oyuncuların temsili ise,
Siyaset o milli takımın başına, Fatih’in geçirilmesi için dönen dolaplar demektir.

Neyi varmış Fatih’in!! Dünya çapında bir imparatorumuz o.

Doğru, hatta yarıçapı, tahsinbeyamca.

Ne diyor Fatih, bu asırda Şansal; ”Ben ders almam bu saatten sonra, ders veririm. “

Nerde diyor? Malta da diyor. Kime diyor? Malta şövalyelerine değil herhalde.
Hastane morglarından et satın alacak kadar aç halkı olan, garibim Moldavyalı da çıkıp sahada ders veriyor ya, o da ayrı mesele.

Bırak şimdi Moldovya’yı bir de onu karıştırma şimdi hocam; *Niye değil Malta şövalyelerine onu söyle.

O kadar geniş çapı koyacak golden horn mekâncının meselesi sevgili şansal bu konu, benim değil. Aytunç abiye müracaat etmek lazım bu konuda. Adam kafayı yediği gibi ömrünü de yemiş. Bize laf düşmez.

Bu mudur? Budur abi. Hadi hayırlı olsun.

Nur topu gibi bir “de(Arabic Kul demekdir)-mok-reisimiz(Rasim reis var demek ki bir de kurtlar vadisinde)
Pardon oğlumuz oldu.

Aslında gibisi fazla; Nur top oldu. Bundan böyle bu top ile oynanacak bütün maçlar. Herkes hazırlıklı olsun. Benden size tavsiye sevgili seyirciler, locaların fiyatları tavan yapmak üzere. Canına yandım abiye geçmiş olsun ayağıyla belki ucuza kapabilirsiniz. *Ya da kalka n vana ilk gemiye yer ayırtın. Ya da siz en iyisi çocuklarınızı kâtibim şarkısını dünyaya ezberleten mekteplerden birine, *neyiniz varsa satın kayıt ettirin.

Malum, önümüz kış, yağmurlar başlayacak. Kar çamur derken maçı seyretmek işkence olacak. Benim gariban cefakâr halkım, takımlarını desteklemek için bütün eziyetlere katlanacak.

Seve, seve değilse de inadına sevilerek.

Kapalı uyumaaaaaaaaaaaaa….. *

Yav hocam, pozisyonlara hiç vakit bırakmadın. Süre bitti. *

Ha süre, ha sure ne fark eder sevgili şansal. Birbiri içine derç edilmiş iki kavramdır zaten bunlar.

Bak bayram da gelmiş geçmiş biz yokken. Şimdi faullerle, tekmelerle içimizi karartmayalım. Nasılsa bu maç her hafta aynı pozisyonlarla devam edip duruyor binlerce yıldır.

Osmanlı bankasında çalışan İki kör veznedar dolma yiyormuş, biri diğerine hooppp arkadaş çifter, çifter yutma lokmaları demiş,
Öbürü de yahu sen kör değimliydin; nerden bildin dolmaları çifter yuttuğumu demiş.
Ben de çifter, çifter yutuyorum da ondan demiş öbürü.
Niye yutuyoruz peki demiş diğeri.
Yok, aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı bankasıyız da ondan demiş öteki.

Bu ne şimdi Oki?
Kıssadan hisse mi? Espriyse, hava zaten soğuk.
Yok, bu açık tribünün taraftar selamı kapalıya. İpde iğneliğin lüzumu yok demektir. Niye TD sitesi diye soran olursa hani...

Selam dedim de aklıma geldi Sevgili Şansal.
Bizim koğuşta ki esnaf arkadaşların hepinize selamı vardı.
Dilaver, Hâkimin özellikle selamı var sana.
……..
Haftanın mana ve önemi ile kapatalım sevgili yolcularımız;

Bayraklar kabristanlarda değil, kalplerde dalgalanmalıdır.
2007/Ekose Mekan

………………….
Bendeniz cennet kuşu Koreli mümin Toronto’ya uçar. (burası hayal)
Bu akşamlık da bu kadar; Canlarımı seveceğim şimdi; (işte gerçeğin en hası ve güzeli)

Otobüsümüz yarım saat çay ve ihtiyaç molası vermiştir. Çaylar şirkettendir. Tuvaletlerin yerini biliyorsunuz. Afiyet olsun.

Şoförünüzün ihtiyacı kalmadı.

O,bu yazının içine;
Bölük pörçük yerlerde yazmaktan;
Sıçtı zaten…

Caferrrr; uğurrr; *bez, bez.. Acele edin gözünüzü seveyim.

Not: Argodan dolayı gelebilecek uyarı, çok haklı ve yerinde bir uyarıdır. Her türlü cezaya severek razıyım, zaten de alışığım. Çözüm ceza da değil, cezanın gerekçesinde olmalıdır hem.
Ama ne yaparsınız huy işte; Eşeğe altın palan da vursan eşşekliğinden bir şey kaybetmez.
Sürçü lisan ettikse affola…
Halk için eşek olanlara, bir kötek dahi vurulmaya. (Fatih kanunnamesi, Sallama bahsi madde beş)
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 14-10-2007, 19:20
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart Re: Sevgili Öz Nar Hakikat Seyahat İşletmesi Yolcuları;

Sevgili okinono ,TEKRAR HOŞGELDİN. *

* * *OKİNONONAME * *:cry:
Koy, devletin bağına ,kuruna
üzülme ,devletin büzülmüş uçkuruna

İ.M.F ye para ayarlarken, sıra sendeydi
Beyanname vermezken ,aklın nerdeydi

NURLU yoldan ayrılıp, girdin münafık yoluna
cennet beklerken, düştün ayak yoluna

özgüri der, hal ,bu *haldir.
allahım okinono'nun *cezasın kaldır

sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 14-10-2007, 19:45
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Sevgili Öz Nar Hakikat Seyahat İşletmesi Yolcuları;

Sevgili dostum Özgür_Beyin;


Hoşbulduk. Amin. Teşekkürler.

Aklı yediğimi yazmıştım. Beyannamede arada gitmiş demek ki;
Buradan bu halk için canımı beyan ediyorum, ama o da para etmez sanırım alacaklı için.
Elinin altında çok var zira *

Selamlar.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:52 .