Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 25-02-2008, 16:20
Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cem Cem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478

Başarı Ödülü Başarı Ödülü Başarı Ödülü Onur Üyeliği 

Standart Laikliğe geçişte Osmanlı 19. yy'ındaki evrimsel basamaklar

Türkiye’nin laikleşmesi Atatürk ile birlikte birden bire mi başlamıştır yoksa Osmanlı devletinin 19. yy. daki reformlarını laikliğe doğru *evrimsel sürecin ilk evreleri olarak mı yorumlamalıyız? *Bu başlık altında ele almak istediğim konu Atatürk ve arkadaşlarının laik devrim düşüncelerine temel oluşturduğunu düşündüğüm Osmanlı'nın son yüzyılındaki siyasi gelenekleri, toplumsal gelişimleri incelemek olacak.

Bu sorunun başka ve önemli bir anlamı da vardır günümüz için: Laik düzenimizin (çarpıklığına rağmen) geleneğini adete tek ipe bağlanmış şekilde Atatürk' e mi bağlamalıyız yoksa daha eskilere dayanan, daha köklü bir gelenek olarak mı yorumlamalıyız?

Avrupa’nın rönesans ve reformlar ile başlayan ilerlemesi özünde laikleşme-sekülerleşmedir. Dolayısıyla 19. yy da belirgin olarak başlayan Osmanlı batılılaşması/modernleşmesini de laikleşme-sekülerleşme kavramları ile sıkı ilişkide kabul etmek gerekir.

Osmanlıda değişimi gündeme getiren bilhassa II. Viyana seferinden sonra gittikçe artan askeri mağlubiyetlere çare bulma gayretidir. Değişime karşı çok uzun süre direnç gösterilmiştir. Allah’ın İslam askerinin yanında olacağı ve alınan mağlubiyetlerin geçici olduğu inancı çok uzun süre devam etmiş ancak mağlubiyetlerin ardı arkası kesilmeyince reformcuların eli güçlenmiştir.

Değişim esas olarak 19. yy da başlar. II. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kanlı bir şekilde kapatması önemlidir. Yeniçerilerin kıyafeti olan sarık ve şalvarın yasaklanması ve bunun yerine fes ve pantolonun getirilmesi 19. yy.ın başlarında hüküm süren II. Mahmut’un eseridir. Hatta bu nedenle II. Mahmut’a halk arasında “gavur padişah” bile denmiştir. Bir Avrupa kıyafeti olan pantolonun Türk toplumuna girmesi pek çok kimsenin sandığı gibi Atatürk’ün kılık-kıyafet devrimi ile değil o tarihten yüz yıl kadar evvel II. Mahmut tarafından gerçekleştirilmiştir.

Esas laikleşme yönündeki reformlara geçmeden evvel kılık-kıyafet ile ilgili bilinen bir diğer yanlışı daha açıklayalım: Kara çarşaf ve peçe giyinmenin yasaklanması Cumhuriyet döneminde değil ilginçtir ki en imanlı padişahlar tarafından biri kabul edilen II. Abdülhamit tarafından 1892 yılındadır. Ancak uygulamanın sıkılığı Cumhuriyet döneminde gerçekleşmiştir. Abdülhamit’in yüzü de örtecek şekilde çarşaf giyinmesini yasaklaması laiklik gibi bir gerekçeyle yapılmamıştır tabiî ki. Çarşaf ve peçe takarak kadın kılığına giren hırsızların toplumda infial yaratmasından dolayı karar alınmıştır. Abdülhamit bir gün Teşvikiye camisinde kıldığı namazdan dönerken yolda çok sayıda yüzü-gözü kapalı kara çarşaflı görür. Yanındaki mabeyncibaşına “Nedir bunlar böyle böcek gibi? Yasaklayın bu kıyafeti” der. Sonraki günlerde Osmanlı polisi elinde makasla İstanbul’un önemli semtlerinde göreve çıkar. Yasağa uymayanların çarşafı sokak ortasında kısmen kesilir.

19. yy. Osmanlısında laikleşme adına laik reformlar yapılmadı ancak laikliğe hizmet eden veya laik sistemin parçaları olabilecek reformlar yapıldı. Bunlardan pek çoğunun oturması uzun yıllar almıştır. Örnek vermek gerekirse 1830 yılında Hıristiyan kölelerine özgürlükleri verilmiştir. Bu kölelerin çoğunluğu savaşlarda ele geçirilmiş Hıristiyan askerler idi. 1857 yılında ise Abdülmecit zenci köle ticaretini yasaklayan fermanını yayınlamıştır. Osmanlı’da hukuksal olarak köleliğin kaldırılma tarihi budur. Ancak fiili olarak kölelik II. Meşrutiyet’e kadar devam etmiştir. İttihat ve Terakkiciler köleliği kesin şekilde yasaklamışlardır. Resmi tarihimiz Osmanlıcılığın etkisinde olduğu için köleliğin kaldırılmasına ders kitaplarında değinmemektedir. Çünkü köleliğin kaldırılmasını anlatmak o döneme kadar köleliğin var olduğu anlamına da gelecektir. Oysa şanlı atalarımızı ve Türklüğümüzü övmek için bu konu pas geçilmelidir.

Bilindiği gibi İslam’da köle azat etmek sevaptır ancak sistem olarak köleliğe karşı çıkılmamıştır. Bizzat Muhammed’in ve sahabelerinin köleleri vardır. 20. yy.’a kadar da kölelik İslam toplumlarında var olagelmiştir. İşte bu nedenle 19. yy Osmanlısında köleliğin kaldırılması aynı zamanda İslami yaşam tarzına karşı da bir darbedir. Tanzimat dönemi ile birlikte İslami kurumlara Cumhuriyet dönemimizdeki gibi doğrudan doğruya değil ancak dolaylı yoldan darbeler vurulmuştur. Bir diğer önemli fark reformlar görünürde İslam adına yapılmıştır.

1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve 1856 Islahat Fermanı’nın ağırlık noktaları gayrı-Müslim halk ile Müslüman halk arasında hukuksal eşitliği sağlamaktır. Bu reformlar farklı dinden insanların cemaat şeklinde ayrıma dayanan toplumsal yapılaşma yerine ekonomik ve siyasal görüşlerine göre saflaşmalarına yol açan sürece yol açmıştır. Cemaatçılık elbet etkisini sürdürmüş ancak gerilemeye başlamıştır. İmparatorlukta belki de ilk kez en azında en güçlü örnek farklı dinlerden insanların bir araya geldiği siyasi bir yapı oluşmuştur: İttihat ve Terakki.

İttihat ve Terakki’nin oluşumu imparatorluğun tarihinde çok önemli bir dönemeç noktasıdır çünkü daha evvelinde insanlar dinsel inanışları yönünde gruplaşıyorlardı. İttihat ve Terakki ile birlikte farklı bir siyasal ve toplumsal anlayış hayata geçmiştir. Bu gelişmeler de İslami tarzdaki toplumsal yapılaşmaya aykırıdır. İslam’a göre bir İslam devletinde Müslüman ile gayrı-Müslim eşit olamaz. Gene benzer şekilde din farkı gözetmeksizin bir partide bir araya gelip dinler üstü hedefler için mücadele vermek de geleneksel İslam’a aykırıdır. Çünkü İslam’a göre mutlak doğru İslami kurallar, İslami hedeflerdir. Bunun için de Müslümanların birliğidir esas olan. Oysa İttihat ve Terakki’nin bunun dışında olduğunu biliyoruz.

1875-79 yılları arasında hukuk sistemine avukatlık, savcılık, çok yargıçlılık, noter, temyiz gibi çok önemli modern hukuksal kurum ve uygulamalar girmiştir. İslami hukukunda bu kurum ve kavramlar yok idi. Bunların uygulamaya girmesiyle İslam hukuku büyük darbe yemiş oluyor. Şeriat mahkemeleri, kadılık gibi kurumlar ortadan kaldırılmıyor ancak modern/seküler hukuğun gelişmesi ister istemez İslam hukuğunun tekeline darbe vuruyor.

19. yy. Osmanlısında düalist (ikili) bir yapı mevcut. Bir yandan laik eğitim ve hukuk gelişirken diğer yanda İslami eğitim ve hukuk varlığını sürdürüyor. Bu çelişkili yapı elbette sorunlar doğuruyor.

Şeriat hukukundan ayrılma 1840 yılıyla başlar ve 1851 yılındaki Kanun-ı Cedit ile iyice belirginleşmeye başlar. Kanunlar din, mezhep, sınıf farkı gözetmeksizin herkese eşit derecede uygulanacaktır. Ancak yukarıda söz ettiğimiz düalist yapı uygulamalarda sorunlara yol açmıştır. Örneğin laik hukukun açtığı davalara karşılık kişi davayı kendi dinine ait mahkemeye sevk ettirebiliyordu.

1878’de Osmanlı parlamentosunun kabul ettiği yasaya göre vilayet, kaza, belediye gibi kurumlarda tüm din mensupları eşit olarak temsil edilecektir. Bu durum laiklik olmasa bile İslami meşveretin kaldırılması anlamına gelmektedir.

1859 yılında ilk kez kız rüştiyesi (orta okul) açıldı. 1869’da ilk kız meslek okulu Yedikule Dikimhanesi açıldı. Daha sonra kız öğretmen okulu (Darülmuallim) açıldı. Yüzyılın sonlarında bayan öğretmen sayısı dönemine göre azımsanmayacak düzeyde idi.

Maarif nizamnamesine göre İlköğrenim görmek (sübyan mektebi) zorunlu idi. Çocuğunu okula göndermeyene üç kez ihtar verilecek gene uyulmazsa beş kuruştan yüz kuruşa kadar para cezası kesilecek idi. Ancak bu mektepleri kurmak ve masraflarını karşılama yükü halka verilmiş idi.

1876’da ilan edilen ilk anayasaya devletin dini İslam’dır ifadesi ancak 1908 yılında eklenmiştir. Bu anayasa pek çok batı devletinin anayasası incelenerek oluşturulmuştur.

19. yy. Osmanlısında görülen laikleşme/sekülerleşme değişiklikleri ve batı kültürünün gelişmesi 1920 lerde Atatürk ve arkadaşlarının laik Türkiye Cumhuriyeti kurmalarına zemin hazırlamış, onların siyasal düşünlerinin oluşmasında evrimsel basamaklar oluşturmuştur.

Atatürk ve arkadaşları yüz yıldan beri devam eden ama yavaş ve zorlu olan, zaman zaman ise uzun kesintilere uğrayan süreci keskin bir şekilde sonlandırmaya çalışmışlardır.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 25-02-2008, 16:57
meaculpa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
meaculpa meaculpa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
Standart Re: Laikliğe geçişte Osmanlı 19. yy'ındaki evrimsel basamakl

Cem";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
19. yy. Osmanlısında görülen laikleşme/sekülerleşme değişiklikleri ve batı kültürünün gelişmesi 1920 lerde Atatürk ve arkadaşlarının laik Türkiye Cumhuriyeti kurmalarına zemin hazırlamış, onların siyasal düşünlerinin oluşmasında evrimsel basamaklar oluşturmuştur.
Yazınızın da yardımyla Osmanlıdan beri süregelen reformları laiklik kavramı içinde yorumlamak mümkün görünüyor banada fakat deginmek istedigim konu şu; Laikleşme=sekülerlesme ? Dualist bir yapı söz konusu iken yötemin din anlayışı adına, bir seküler olumundan bahsetmek pek mğmkün gözükmüyor bana. Laiklik diyebilirz bazı olusumlar için fakat seyhul islamlık mertebesinide göz ardı etmeden sekulerizmi vurgulamak gereklidir. Malum sekülerizm hic bir kurumsallıgı kabul etmez din adına.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 25-02-2008, 20:08
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Laikliğe geçişte Osmanlı 19. yy'ındaki evrimsel basamakl

1876’da ilan edilen ilk anayasaya devletin dini İslam’dır ifadesi ancak 1908 yılında eklenmiştir. Bu anayasa pek çok batı devletinin anayasası incelenerek oluşturulmuştur.

* Cem burada ciddi bir hatan var. Kanuni Esasinin ilgili maddelerini veriyorum :

Madde 2 - Devleti Osmaniyenin payitahtı İstanbul şehridir ve şehri mezkurun sair bilâdı Osmaniyeden ayrı olarak bir gûne imtiyaz ve muafiyeti yoktur.

Madde 3 - Saltanatı Seniyei Osmaniye Hilâfeti Kübrayı İslâmiyeyi haiz olarak Sülaleî Âli Osmandan usulü kadimesi veçhile ekber evlâda aittir.

Madde 11 - Devleti Osmaniyenin dini İslâmdır. Bu esası vikaye ile beraber asayişi halkı ve adabı umumiyeyi ihlâl etmemek şartile memaliki Osmaniyede maruf olan bilcümle edyanın serbestii icrası ve cemaatı muhtelifiye verilmiş olan imtiyazatı mezhebiyenin kemakân cereyanı Devletin tahdi himayetindedir.

Bu Osmanlı anayasası daha sonra 20 Ocak 1337 (1921) tarihli Teşkilâtı Esasiye Kanunu kabul ediliyor fakat bu kanunda devletin dininin olup olmadıgı belli degil yani boş bırakılıyor. Devlet ne dinlidir ne de dinsizdir.

Daha sonra 20 Nisan 1340 ( 1924 ) tarihli kanun ile getilen hüküm şöyledir :


Madde 2.- (Özgün hali) Türkiye Devletinin dini, Dini İslâmdır; resmî dili Türkçedir; makarrı Ankara şehridir.

Bu kanun 1928 yılında degiştirilir ve 28 ile 37 senesi arasında gene devlet ne dinli ne de dinsizdir. :

Madde 2.- (Son Değişiklik : 5/2/1937 – 3115 S. Kanun/md. 1)


Türkiye Devleti, Cümhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, lâik ve inkılâpçıdır. Resmî dili Türkçedir. Makarrı Ankara şehridir

Görüldügü gibi burada gene 1921 anayasına dönülmüştür ve devlet ne dinli ne de dinsizdir.

Anayasaya laiklik hükmü 1937 yılındaki kanun ile konulur ve bundan sonrası için gerçek anlamda bir laiklik serüveninden bahsedilebilir.

Osmanlı devletinin laik oldugunu söylemek biraz iddialı kaçar diye düşünüyorum. Laiklik yolunda reformlar olabilecegini de zannetmiyorum. Tek tek bireysel çıkışlar ya da Hiristiyan Avrupanın hiristiyan hak ve hukunu geliştirme yolunda yaptıgı baskıların sonucu atılan adımlar da laiklik çerçevesinde degerlendirilemez.

Padişah hem devletin başıdır, hem de halife olarak dinin başıdır. Hükümette Şeriye vekaleti vardır ve milli mücadele sırasında da etkindir. Hatta yanılmıyorsam bir ara Fevzi Çakmak Şeriye vekaletine de bakmıştır.

Padişah Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında şeyhüslamdan idam fetvası alır, buna karşılık Mustafa Kemal de milli mücadelenin meşruluguna dair 49 müftüden ortak fetva alır. Millli mücadelenin çıkış noktası ve ilk söylemler Halife nin esir oldugu yolundadır, ve hilafeti kurtarmak ugrunadır. Milli mücadelenin din yogunlugunu göz ardı edemeyiz. O zaman Türklük bilinci diye bir şey yoktur. Hitap edilen Ümmeti Muhammed dir.

Bu şartlar altında cumhuriyetin kuruluşunda bile ciddi laik egilimler yok. Dikkat edilirse 28 e kadar devlet dini var. Demek ki çok ciddi mücadeleler oluyor. Takriri Sukun, Tatili Eşgal kanunlarının da 28 sonrası süreci anlamakta faydası olur diye düşünüyorum.

Cumhuriyet yönetimi bu kadar zorlanırken Osmanlıda laiklik adımları olabileceginden bahsetmek çok zordur diye düşünüyorum.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 25-02-2008, 22:41
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Laikliğe geçişte Osmanlı 19. yy'ındaki evrimsel basamakl

Bu şartlar altında cumhuriyetin kuruluşunda bile ciddi laik egilimler yok. Dikkat edilirse 28 e kadar devlet dini var. Demek ki çok ciddi mücadeleler oluyor. Takriri Sukun, Tatili Eşgal kanunlarının da 28 sonrası süreci anlamakta faydası olur diye düşünüyorum.

Cumhuriyet yönetimi bu kadar zorlanırken Osmanlıda laiklik adımları olabileceginden bahsetmek çok zordur diye düşünüyorum-Dilaver
.......
1.Meclisin fesh edilmesinin ana sebeplerinden biride budur zaten.
Din adına yapılan savaşın, balo ile kutlanmasının doğurduğu tabloya karşı yapılan çıkış

Bence çok önemli bir tarih sayfasını aralamışsınız Sevgili Dilaver.

Selamlar
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 25-02-2008, 23:23
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Laikliğe geçişte Osmanlı 19. yy'ındaki evrimsel basamakl

Bu hafta sonu Sunay Akın'ın katıldığı bir söyleşi izledim. O da Cem'in iddia ettiği gibi laikleşme sürecinin aslında Osmanlı'nın son döneminde başlamış olduğunu, hatta birçok padişahların bu süreci desteklediklerini iddia ediyordu. Anlattığı ilginç olaylardan biri şöyleydi. Aşağıdaki tablonun kime ait olduğunu bilen var mı? *



Yukardaki tablonun adı "Haremde Goethe"dir. Tabloda haremde bir kadın vardır ve elindeki kitabın üzerinde ise Goethe yazmaktadır. Tablonun çizeri ise Abdülmecit Efendidir. Abdülmecit Efendi kim? Son halife!.. Başka söze gerek var mı?

1922 yılında Vahdettin'in yurtdışına sürülmesi üzerine TBMM Abdülmecit Efendi'yi halife olarak atar. Daha açıkçası Abdülmecit Efendi'ye , Atatürk'ün talimatıyla halife olacağı bildirilir. Abdülmecit Efendi veliahttır, ama *laik bir eğilimi olduğu bellidir. Sanatçılar cemiyetinin hamiliğini yapar, sadece bu tablosunda değil "Haremde Beethoven", "Hanzade Sultan" gibi başka tablolarında da kadınları başı açık şekilde çizmiştir.

Abdülmecit Efendi'nin bazı eserleri

Abdülmecit Efendi'nin TBMM tarafından halife seçilmesi

Aslında Abdülmecit Efendi'ye gelene kadar çok sayıda örnek var. II. Mahmut'tan sonra birçok padişah laiklik ve batılılaşmayı Osmanlı'nın çöküşüne karşı çözüm yolu olarak düşünür aslında. Bu çerçevede de bir çok aydın, sanatçı Avrupa'ya eğitim için gönderilir. Osmanlı'nın batılılaşmaya karşı olduğu, batılılaşmanın Mustafa Kemal'le başladığı iddiası gerçeği yansıtmaz. Batılılaşma düşüncesi sadece saray çevresinde ve teknik ilerleme düşüncesi ile de olmaz. Siyasi akımlar da girer Osmanlı'ya. Osmanlı'nın son döneminde laiklik çerçevesinde ciddi bir zihniyet devrimi vardır. Laiklik, cumhuriyet, kadın hakları gibi şeylerin mücadelesi Osmanlı'nın son döneminde üzerinde ciddi mücadele verilen konulardı. Bunlar Atatürk'le birlikte gökten inmedi. Cem'in yaklaşımına katılıyorum. Mustafa Kemal'e kadar bu reformlar ciddi mücadelelerle gerçekleşiyordu. Örneğin "İnsan Hakları" adında ilk dergi Osmanlı'da çıkmıştır. Derginin adı "Hukuk-i Beşer" idi. Çıkaran kişinin adı ise Hasan Tahsin. *Mustafa Kemal'in farkı hepsini kısa zamanda ve tepeden yapıp bitirmesi oldu.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 25-02-2008, 23:38
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Laikliğe geçişte Osmanlı 19. yy'ındaki evrimsel basamakl

burada gözden kaçırılan husus şudur, laiklik tek başına ele alınamaz. Laiklik demokrasi mücadelesiinin *bir parçasıdır. Demokrasi ise her şeyden evvel toprak devrimidir. Kişilerin aydın olması, bireysel egilimi olması belirleyici degildir.

1- Osmanlıda toprak devrimine, demokrasiye yönelik bir mücadele var mıdır. Varsa bunun tamamlayıcısı da laiklik olur.

2- Cumhuriyet döneminde laikligin neden yerleşemediginin neden bu kadar uzun mücadelelere sahne oldugunun, neden devrimin gerilediginin ve buna paralael olarak laikligin gerilediginin kavrayışını da burada aramak gerekir. Menderesin toprak agası oldugunu unutmayalım. DP nin kalkışmasının temellerinden biri de budur. Toprak reformu.

3- Toprak meselesi çözülmeden, feodalizm tasfiye edilmeden insanlar özgürce emeklerini satamazlar. Aslında demokrasi denilen de budur.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 26-02-2008, 00:10
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Laikliğe geçişte Osmanlı 19. yy'ındaki evrimsel basamakl

http://www.academical.org/dergi/MAKA.../s9okmen11.htm


Derli toplu emek sarf edilmiş bir makale.

Prens Sabahattin'i tanımak isteyenlere.

Selamlar.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 26-02-2008, 13:19
Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cem Cem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478

Başarı Ödülü Başarı Ödülü Başarı Ödülü Onur Üyeliği 

Standart Re: Laikliğe geçişte Osmanlı 19. yy'ındaki evrimsel basamakl

Tek tek bireysel çıkışlar ya da Hiristiyan Avrupanın hiristiyan hak ve hukunu geliştirme yolunda yaptıgı baskıların sonucu atılan adımlar da laiklik çerçevesinde degerlendirilemez.
Ortada tek tek bireysel çıkışlar değil sistematik olarak yapılan köklü rejim değişiklikleri vardır. Tanzimatın reformcu bürokrasi kadroları, II. Mahmut, I. Abdülmecit gibi reformcu padişahlar, İttihat ve Terakki gibi siyasi kadrolar mevcuttur ve bunlar zorlu bir süreçle devlette ve toplumda önemli ama yeterli de olamayan değişiklikler yapmayı başarmışlardır. Bu süreçlerde batının yaptığı siyasi baskının elbette önemi vardır ama böylesi uzun ve köklü bir süreci salt batı baskısına indirgeyemeyiz.

Bugünkü Cumhuriyetimiz bu gelenekten gelmiştir. Atatürk, İttihat ve Terakki kadrolarında yetişmiştir. İttihat ve Terakki'yi anlamaksızın ve 19. yy daki batılışmayı anlamaksızın Atatürk'ü yaratan süreci çözümleyemeyiz. Bu gün İslamcıların İttihat ve Terakki düşmanlığının ve reformları duraklatan II. Abdülhamit'e hayranlıklarının nedeni de budur.

Toplumsal evrim de biyolojik evrime benzer bazı yönleriyle. Nasıl ki yüzbinlerce yıl evvel yaşamış atalarımızın pek çok özelliği bizden farklı ise laiklik sürecinin 19. yy daki görüntüsü de Cumhuriyetdeki görüntüsü gibi değildir.

1- Osmanlıda toprak devrimine, demokrasiye yönelik bir mücadele var mıdır?
Elbetteki vardır. Meclis-i mebusan zaten başlıbaşına bir demokrasi kurumudur. İmparatorluğun farkılı yerlerinden, farklı etnik ve dini kökenlerden gelen mebusların bir arada devletin yönetimine katıldığı meclistir. 1876 anayasası demokrasi mücadelesinin ürünüdür. Örneğin yasa önünde tüm Osmanlılar'ın eşit olduğu, kişilerin, din hakkında önyargıya sahip olunmaksızın vatana karşı aynı hak ve ödevleri bulunduğu 17. madde açıktır ki önemli bir demokratik gelişmedir. Yasaya göre mebuslar görüşlerini açıklamakta özgür idiler.

Feodaliteden çıkış çabalarını da aynı anayasada görmekteyiz:

Vergiler mükellefin gücüyle oranlı olarak salınacak (20. madde), özel mülkiyete kamu araçları dışında ve yeterli bir tazminat ödenmeden el konulamayacaktı (21 madde). Yasaların kararlaştırdığı durumlar dışında, yetkililer meskene zorla giremeyeceklerdi (22. madde).
1876 osmanlı anayasasında Fransız devrim yasasının etkisi olduğu da söylenmektedir. Anayasada devletin dininin İslam olduğu ifadesi ise senin dediğin şekilde doğru olsa da düalist geçiş döneminin özelliği olarak kabul edilmelidir. Anayasanın 1-2 maddesini değerlendirip genel bir sonuca varmak değil bütüncül değerlendirme yaparak sonuca varmamız gerekir. Kanun-i Esasi adı verilen bu ilk anayasanın bireyin özgürlük sınırlarını genişlettiği, feodal keyfiyete dayalı baskıyı azaltmaya çalıştığı, tüm vatandaşlara aynı kanunların uygulanmasını sağlamaya çalıştığı bir gerçektir. Anayasanın bütüncül değerlendirmesi kanımca budur.

II. Abdülhamit'in iktidara gelince bu anayasayı ve meclisi lağvetmesi ve günümüzde islamcılar tarafından en sevilen padişah olması da sanırım bu görüşümü desteklemektedir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 26-02-2008, 15:07
okinono
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Laikliğe geçişte Osmanlı 19. yy'ındaki evrimsel basamakl

II. Abdülhamit'in iktidara gelince bu anayasayı ve meclisi lağvetmesi ve günümüzde islamcılar tarafından en sevilen padişah olması da sanırım bu görüşümü desteklemektedir- Cem
.......

Hepsi değil. İstisnalar kaideyi bozmaz doğrudur. Ama istisnayı belirleyenlerinde hakkını teslim etmek lazım.

Selamlar
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 27-02-2008, 04:17
imhotep - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
imhotep imhotep isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 23 Dec 2007
Mesajlar: 1.257
Standart Re: Laikliğe geçişte Osmanlı 19. yy'ındaki evrimsel basamakl

Osmanlı'nın son dönemleri reformlarla geçer. Ancak Mustafa Kemal'in yaptıkları açık bir şekilde devrimdir. İki kavram arasındaki fark da yapılan işlerin farklılığı kadar büyüktür.

Değişim Osmanlı için kaçınılmazdı. Nitekim başladı da... Ancak tüm bu reformlara rağmen Osmanlı istenilen noktada değildi. Zira yenilik hareketlerine geç başlamıştı. Mustafa Kemal ve kadrosunun amacı, geri kalmış bir toplumdan en kısa sürede çağdaş bir toplum yaratmaktı.

Kemalist devrimlerin kökleri sistem karşıtı Osmanlı hareketlerinden başlar. Zaten Mustafa Kemal de bir Osmanlı subayıdır. Fakat buna bakıp da Osmanlı'yı çok da reformist göstermek yanlış olur.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:12 .