
25-05-2008, 21:50
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
1968 Baharı 1
68 dünyada değişime ve demokratik liberal açılımlara neden olmuşken,ülkemizde kanlı bir faşizme yol açmıştır.
Deniz Kavukçuoğlu'nun diğer ülkelerdeki örneklemelerini içeren makalelerini alıntılıyor ve konuyu görüşlerinize sunuyorum.
Cumhuriyet 14.05.2008PANO
DENİZ KAVUKÇUOĞLU
1968 Baharı, Bireyleşme ve Aydınlar (1)
Avrupa toplumları ‘1968 Baharı’ ile birlikte yeni kazanımlar elde ettiler. Birçok alanda demokratik dönüşümler gerçekleşti, özgürlüklerin sınırları genişledi, her şeyden önemlisi insanlar ‘birey’ olduklarının ayırtına vardılar. Otoriter yapılar sarsıldı, birey-devlet dengesi bireylerin lehine olarak değişti. Birey-devlet dengesinin bireylerin lehine değişmesi, toplum içindeki çeşitli otoriteler karşısında da bireylerin konumunu güçlendirdi. İlköğretim kurumlarından başlayarak öğrenciler devam ettikleri eğitim kurumlarının yönetiminde söz sahibi oldular. Öğrenci temsilcilerinin karar mekanizmaları içinde aktif olarak yer almalarını sağlayan üniversite reformu gerçekleştirildi. Devlet dairelerinde hizmet eğer banko arkasından değil de memurun çalıştığı ofisten veriliyorsa hizmet alan kişiye, memurla karşılıklı oturabileceği bir yer gösterilmesi zorunlu kılındı. Yargıdan polise, sağlıktan eğitime tüm devlet kurumlarında 16 yaşından büyük yurttaşlara yargıçların, polislerin, hekimlerin, öğretmenlerin ‘siz’ diyerek hitap etmeleri kurallaştırıldı.
Kıta Avrupası‘nda, devlet okullarında öğrencileri otorite karşısında anonimleştiren/aynılaştıran üniforma zorunluluğu çok büyük ölçüde kaldırıldı. Kadın-erkek eşitliği konusunda önemli adımlar atıldı, birçok ülkede hayatın her alanında erkeklerle eşit kılınması amacıyla kadın kotası uygulaması başlatıldı; buna bağlı olarak zaman içinde gerek yasama, gerek yürütme, gerekse yargı organlarında kadınların çok daha fazla sayıda temsilinin yolları açıldı. Aile içi şiddete karşı gerek kadını, gerekse çocuğu kamu korumasına almaya yönelik çeşitli yasal önlemler alındı. Birçok ülkede başta tarih olmak üzere ders kitapları, barış temel alınarak değiştirildi, çağdaş gereksinimlere uygun duruma getirildi.
Bu birkaç örnekte görüldüğü gibi Avrupa’daki 1968 Hareketi’nin toplumsal/kültürel kazanımları bireylerin yaşamlarına doğrudan yansıdı. ABD ve Avrupa’daki 1968 Hareketi salt öğrenci eylemleriyle sınırlı değildi; başından itibaren aydınların büyük desteğini görmüş, Fransa’da milyonlarca, İtalya’da yüz binlerce işçiyi sokağa dökmüştü. Hareket aynı zamanda 68’e önderlik eden öğrenci liderlerinin kişiliklerinde düşün ve siyaset dünyasına önemli aydınlar kazandırdı.
***
ABD 68’inde öne çıkan isim bir siyah olan ve hem öğrenci hem de sosyalist harekette önemli bir rol oynayan, 1944 Alabama doğumlu Angela Davis’ti. Felsefe ve Fransız dili okuduğu Brandeis Üniversitesi’ni 1965 yılında bitirip bir süre Jean-Paul Sartre üzerine çalıştıktan sonra bir yıllığına Almanya’ya gitti, 1966 yaz döneminde Frankfurt Üniversitesi’nde Theodor Adorno’nun derslerini izledi. Daha sonra yeniden Brandeis Üniversitesi’ne döndü, burada filozof Herbert Marcuse ile tanıştı. 1967 yılında önce Kara Panter Partisi’ne (Black Panther Party), daha sonra Komünist Parti’ye üye oldu. Marksizmle 15 yaşındayken bir burs kazanarak kabul edildiği New York’taki bir özel lisede tanışmıştı.1967 yılının sonunda bir ‘terörist eyleme karıştığı’ savıyla tutuklu olarak yargılanmaya başladı. Tutukluluğu 18 ay, tümü beyazlardan oluşan bir jüri tarafından aklanması iki yıl sürdü. Tutuklanması, dünya çapında protestolara yol açmıştı. John Lennon ve Yoko Ono’nun yazdıkları “Angela” şarkısıyla The Rolling Stones grubunun “Sweet Black Angel” adlı şarkısı onun için yazılıp bestelenmiştir. Angela Davis, 1991 yılında Komünist Parti’den ayrıldı, fakat 2005 yılında yazdığı “Abolition Democracy” adlı kitabında kendisini bugün de ‘komünist’ olarak tanımlamaktadır.
Halen Santa Cruz’da bulunan California Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapan Angela Davis’in önemli yapıtları şunlardır: “If They Come in the Morning: Voices of Resistance (Eğer Sabah Gelirlerse: Direnişin Sesi) 1971”, “Frame Up: The Opening Defense Statement Made, 1972”, “Angela Davis. An autobiography (Angela Davis – Otobiyografi) 1974”, “Women, Race&Class (Kadın, Irk & Sınıf) 1981”, “Rassismus und Sexismus. Schwarze Frauen und Klassenkampf in den USA (Irkçılık ve Cinsiyetçilik. ABD’de Siyah Kadınlar ve Sınıf Savaşı) Berlin: Elefanten Press, 1982”, “Violence Against Women and the Ongoing Challenge to Racism (Kadına Karşı Tecavüz ve Irkçılığa Sürekli Meydan Okuma) 1985”, “Women, Culture and Politics (Kadın, Kültür ve Politika) 1989”, “Eine Gesellschaft ohne Gefängnisse? Der gefängnisindustrielle Komplex der USA. Schwarzerfreitag 2004 (Hapishanesiz bir Toplum? ABD’nin Cezaevi Sanayii Kompleksi)”, vd.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

25-05-2008, 21:55
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Cumhuriyet 18.05.2008PANO
DENİZ KAVUKÇUOĞLU
1968 Baharı, Bireyleşme ve Aydınlar (2)
ABD 68’inin başta gelen diğer bir gençlik lideri de 1941 Trinidad doğumlu Stokely Carmichael’dı. 1966’dan 1967 sonuna kadar “Student Nonviolent Coordinating Committee - SNCC”nin (Barışı Öğrenci Koordinasyon Komitesi) başkanlığını yürüttü. 1967 yılında kaleme aldığı ‘Kara İktidar’ başlıklı makalesinde kullandığı ‘kurumsal ırkçılık’ kavramıyla bu konudaki tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı. 1968 yılında siyahların lideri Martin Luther King’in öldürülmesinden sonra o güne kadar izlediği barışı çizgiyi terk etti. Aynı yıl Kara Panter Partisi’nden (Black Panther Party) ayrılarak, beyaz Amerika’ya karşı sınıf ayırımı gözetmeksizin tüm siyahları birleştirmeyi amaçlayan ‘Kara İktidar’ (Black Power) örgütünün kurucuları arasında yer aldı.
Sporseverler, Meksika’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’nda 200 m. koşuda şeref kürsüsüne çıkan ABD’li siyah atletler Tommie Charles Smith (altın) ve John Wesley Carlos’un (gümüş) ABD ulusal marşı söylenirken siyah eldivenli yumruklarını havaya kaldırarak ‘Kara İktidar’a dayanışma selamı gönderdiklerini anımsayacaklardır.
Stokely Carmichael, 1968 yılında evlendiği ünlü caz şarkıcısı Miriam Makeba ile daha sonra Afrika’ya, Ahmet Seku Ture’nin yönettiği Gine’ye göç etti. Gana’nın İngilizlere karşı yürüttüğü bağımsızlık savaşının önderi Kwame Nkrumah’a ve Gine’nin Fransızlara karşı kazandığı bağımsızlık savaşının önderi Ahmet Seku Ture’ye olan saygısından adını Kwame Ture olarak değiştirdi, “All-African People’s Revolutionary Party (Tüm Afrika Halklarının Devrimci Partisi)”ne üye oldu. Stokely Carmichael 1998 yılında prostat kanserinden öldü.
Yapıtları: “Üçüncü Dünya, Bizim Dünyamız - Kara Devrim Üzerine Tezler)”, “Ready for Revolution (Devrime Hazır Olmak)”.
***
Bir postacının oğlu olan 1940 doğumlu Rudi Dutschke, Almanya’daki 1968 hareketinin en önde gelen gençlik lideriydi. Berlin Hür Üniversitesi’nde sosyoloji, felsefe ve tarih okumuş, 1973 yılında doktorasını verene kadar üniversite ile ilişkisini kesmemişti. İlgi alanı önceleri Martin Heidegger ve Jean-Paul Sartre’ın varoluşçuluk tezleri iken, ilgisi sonraları Karl Marx’ın ilk yazılarında, Georg Lukács ve Ernst Bloch’un yapıtlarıyla Theodor Adorno, Max Horkheimer, Herbert Marcuse gibi ‘eleştirel kuramcılar’da yoğunlaşmıştı.
Rudi Dutschke, bir Marksist olarak yaşamı boyunca toplumsal ilişkiler karşısında insanların bireysel karar verme özgürlüğünü savundu. 1965 yılında, daha sonra Alman gençlik hareketinin başını çekecek olan “Sozialistischer Deutscher Studentenbund-SDS”in (Sosyalist Alman Öğrenciler Birliği) danışma kuruluna seçildi. Bu yıldan itibaren Almanya genelinde düzenlediği bilimsel seminerler, toplantılar, gösteri yürüyüşleriyle toplumun geniş kesimleri tarafından tanındı. İran Şahı Rıza Pehlevi’nin 2 Haziran 1967 günü Berlin’i ziyareti sırasındaki protesto gösterilerinde Benno Ohnesorg adlı öğrencinin polis tarafından vurulmasından sonra büyük kitlesel gösteriler örgütledi. 18 Şubat 1968 günü on binden fazla savaş karşıtının katıldığı Vietnam yürüyüşünün başını çekti.
11 Nisan 1968 günü Berlin’de kendisine karşı düzenlenen bir suikastta ağır yaralandı. İyileştikten sonra düşünsel ve örgütsel çalışmalarını sürdürdü. Çalışmalarına katıldığı Yeşiller’in kuruluş kongresinden üç gün önce, 24 Aralık 1979 günü evinde banyo yaparken küvette boğularak öldü. Hekimler, banyoda geçirdiği sara nöbetine 11 yıl önce uğradığı suikastın neden olduğunu belirttiler.
Yapıtlarından bazıları: “Jeder hat sein Leben ganz zu leben – Die Tagebücher 1963-1979” (Herkes Hayatını Tam Yaşamalıdır - Günlükler 1963-1979), “Geschichte Ist Machbar” (Tarih Yapılabilir), “Lieber Genosse Bloch … - Briefe An Karola und Ernst Bloch” (Sevgili Yoldaş Bloch… - Karola ve Ernst Bloch’a Mektuplar), “Mein Langer Marsch” (Benim Uzun Yürüyüşüm), “Die Sowjetunion, Solschenizyn und die westliche Linke” (Sovyetler Birliği, Solşenitsin ve Batı Solu), “Versuch, Lenin auf die Füße zu stellen. Über den halbasiatischen und den westeuropäischen Weg zum Sozialismus” (Bir Deneme - Lenin’i Ayakları Üzerine Oturtmak. Sosyalizm Yolunda Yarı-Asyatik ve Batı Avrupalı Çizgi Üzerine) vd.
İngiltere’nin öğrenci lideri, Pakistan kökenli, 1943 doğumlu, New Left Review dergisi yayın kurulu üyesi ve The Guardian gazetesi yazarı Tarık Ali’nin yapıtları: “İncelemeler - Pakistan: Askeri Yönetim mi Halk İktidarı mı? (1970)”, “1968 ve Sonrası: Devrimin İçinde (1978)”, “Pakistan Ayakta Kalabilir mi? (1982)”, “Nehru’lar ve Gandhi’ler (1985)”, “Sokak Savaşı Yılları: 1960’lı Yılların Otobiyografisi (1987)”, “Yukarıdan Devrim: Sovyetler Birliği Nereye Gidiyor? (1988)”, “Fundamentalizmler Çatışması (2002)”, “Bush Babil’de (2003)”, “Bush Bağdat’ta (2004)”; romanlar - “Kefaret (1990)”, “İslam Beşlisi: Nar Ağacının Gölgesi (1992)”, “Selahaddin’in Kitabı (1998)”, “Taş Kadın (1999)”, “Komünizmin Çöküşü Üçlüsü: Kefaret (1991)”, “Ayna Korkusu (1998)”, “Karayip Korsanları”, vd.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

25-05-2008, 21:58
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Cumhuriyet 21.05.2008PANO
DENİZ KAVUKÇUOĞLU
1968 Baharı, Bireyleşme ve Aydınlar – Tarık Ali
Önceki iki yazımda ABD ve Avrupa’daki 1968 Hareketi’nin topluma ve bireylere kazandırdıklarıyla bu hareketin ABD’de başını çeken Angela Davis ile Stokely Carmichael’ın, Almanya’da da Rudi Dutschke’nin yaşamöykülerini özetlemeye çalıştım. Liderlik niteliğine sahip bu üç gençlik önderinin ortak özelliği, düşünsel ve siyasal açılardan kendilerini 1968 Baharı’nda patlak veren kitle hareketlerine önceki yıllardan başlayarak hazırlamış olmalarıydı.
***
1968’in İngiliz gençlik hareketinin öne çıkan lideri, 1943 Hindistan-Lahore doğumlu, Pakistan asıllı Tarık Ali’ydi. Pencap Üniversitesi’nde okurken, öğrenci konseyi başkanı olarak Pakistan’daki diktatörlük rejimine karşı gösteriler düzenlemiş, hayatının tehlikeye girdiğini görünce İngiltere’ye göçerek ünlü Oxford Üniversitesi’nde siyaset ve felsefe okumaya başlamıştı. Üniversitenin tarihinde Öğrenci Birliği’nin (Oxford Union) başkanlığına seçilen ilk Pakistan asıllı öğrenciydi. Gerek 68 öğrenci hareketinde, gerekse Vietnam savaşı karşıtı gösterilerde önemli bir rol oynadı, aynı zamanda bir ‘siyasal karşı kültür’ dergisi olan ‘Black Dwarf’ın redaksiyon üyesiydi.
1968 yılında Troçkist eğilimli bir örgüt olan Uluslararası Marksist Grup’a (International Marxist Group - IMG) katılarak yönetimine girdi. Bu örgütün kamuoyunda en tanınan üyesiydi, üyeliği 1980 yılına kadar sürdü. Düşünsel farklılıklar nedeniyle IMG’den ayrıldıktan sonra İşçi Partisi’ne (Labour Party) üye olmak istediyse de başvurusu geri çevrildi. Bugün kendisini ‘radikal sosyalist’ ve antiemperyalist olarak tanımlıyor.
Tarık Ali 1966 yılında, özellikle Vietnam savaşı sırasında sesi duyulan Bertrand Russel Barış Vakfı’na üye seçildi ve dünyanın çeşitli savaş bölgelerini dolaştı. Zamanın ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’le yaptığı tartışmalar dünya kamuoyu tarafından ilgiyle izlendi.
İngiltere’de yaşayan, yazar ve film yapımcısı Tarık Ali 1968 yılından bu yana yayımlanan ve ‘uluslararası sol’un en önemli bağımsız yayın organlarından biri kabul edilen ‘New Left Review’ dergisinin yayıncıları arasındadır.
***
Türkiye’de yayımlanan yapıtları – İncelemeler: “Pakistan: Askeri Yönetim mi, Halk İktidarı mı?” (1970), “1968 ve Sonrası: Devrimin İçinde” (1978), “Pakistan Ayakta Kalabilir mi?” (1982), “Nehru’lar ve Gandhi’ler” (1985), “Sokak Savaşı Yılları: 1960’lı Yılların Otobiyografisi” (1987), “Yukarıdan Devrim: Sovyetler Birliği Nereye Gidiyor?” (1988), “Fundamentalizmler Çatışması” (2002), “Bush Babil’de” (2003), “Bush Bağdat’ta” (2004), “Karayip Korsanları – Umut Ekseni” (2008). Romanları: “Kefaret” (1990), “İslam Beşlisi: Nar Ağacının Gölgesi” (1992), “Selahaddin’in Kitabı” (1998), “Taş Kadın” (1999). “Komünizmin Çöküşü Üçlüsü: Kefaret” (1991), “Ayna Korkusu” (1998).
***
Stokely Carmichaelörneğinde görüldüğü gibi Trinidad doğumlu bir siyahın ABD genelinde kitlesel bir gençlik hareketinin başına geçmesi -yıl 1968 de olsa- anlaşılabilir, fakat İngiltere gibi muhafazakâr bir ülkede bir Pakistanlının İngiliz gençliğinin lideri olması, -özellikle bir Türk için- kolay anlaşılabilir bir durum değildir.
Bırakalım 1968’i, 2008 Türkiyesi’nde bile bir yabancının, sözgelimi bir İranlı ya da Nijeryalının olası bir gençlik ayaklanmasının başını çekecek olması hayal dahi edilemeyecek bir durumdur.
Bu iki örnek dışında Alman Rudi Dutschke de Doğu’dan göçmüş bir ailenin çocuğu, önümüzdeki pazar göreceğimiz gibi Fransa 68’inin lideri de Yahudi asıllı bir Alman ailesinin oğluydu.
Bunların altını, dünya 68 gençliğinin kendi ülkelerinin sorunlarından yola çıkarak, fakat aynı zamanda da ırk, milliyet kavramlarından bağımsız olarak ırk ayrımcılığı ve savaş karşıtlığı, özgürlük, demokrasi, birey olma hakkı gibi evrensel değerler düzeyinde buluştuğunu göstermek için çiziyorum.
Dünya 1968 Hareketi insanlığa kurulu düzen karşıtı, savaşımcı, demokrat, özgürlükçü bir aydın kesimi kazandırdı.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

25-05-2008, 22:00
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Cumhuriyet 25.05.2008PANO
DENİZ KAVUKÇUOĞLU
1968 Baharı, Bireyleşme ve Aydınlar (4)
Daniel Cohn-Bendit
Hiç kuşkusuz ‘68’ denince ilk akla gelenlerden biri de Yahudi asıllı Alman bir babayla Fransız bir annenin oğlu olan, 1945, Fransa-Montauban doğumlu Daniel Cohn-Bendit’tir.
Cohn-Bendit, liseyi Almanya’nın Hessen eyaletinde küçük bir kasaba olan Ober-Hombach’taki Odenwaldschule’de yatılı okudu; siyasal olgulara ve gelişmelere eleştirel bakmayı burada öğrendi. Kendisini etkileyen öğretmenlerinden biri 1956 Macaristan ayaklanmasına kadar Fransa Komünist Partisi üyesi olan Ernest Jouhy idi. Aynı yıllar içinde anne babasını yitiren Cohn-Bendit, 1965 yılında lise eğitimini tamamladıktan sonra Fransa’ya gitti ve Paris dışındaki, savaş tazminatı çerçevesinde Hessen eyaleti tarafından finanse edilen Nanterre Üniversitesi’nin sosyoloji bölümünde yükseköğrenimine başladı.
O dönemde tüm dünyada olduğu gibi Fransa’da da yıllardır süregelen muhafazakâr siyasal ve toplumsal düzenden bunalan kesimler için için kaynıyordu. İngiltere, İtalya, Almanya gibi ülkelerden farklı olarak Fransa’da muhafazakâr iktidarın karşısında başta Fransız Komünist Partisi ve komünist eğimli CGT sendikası gibi güçlü muhalefet odakları vardı. Fakat bu örgütler bürokratik yapıları nedeniyle toplumsal talepler karşısında esnek davranamıyorlar, toplumun çeşitli kesimlerinde başgösteren kendiliğindenci eylemlerle dayanışma bağları kuramıyorlardı.
Nanterre Üniversitesi’nde de ilk eylemler, öğrenci yurtlarının kapılarının gece 23.00’te kapatılmasını protesto gibi basit bir nedenle başladı. Bu eylemlerin siyasallaşması ise aynı günlerde düzenlenen bir Vietnam Savaşı’nı protesto gösterisinde çok sayıda öğrencinin tutuklanmasıyla gerçekleşti. Öğrenciler, üniversitenin felsefe bölümünde derslikleri işgal ettiler, direniş komiteleri kurup duvar gazeteleri yayımladılar.
Daniel Cohn-Bendit’in üniversite direnişinin ‘elebaşısı’ olarak 1968 Ocak ayında rektörlüğün disiplin kurulunda alınan ifadesindeki sözleri o günlerdeki siyasal/ideolojik görüşünü yansıtmaktadır: “Ben bir anarşist Marksistim. Karl Marx’ın kapitalizmin analizinde ortaya koyduklarının doğruluğuna inanıyorum. Fakat komünist hareketin geliştirdiği örgütlenme biçimini tümüyle reddediyorum. Bu biçim, yeni bir toplum yerine yalnızca otoriter bir egemenlik yaratıyor. Burada Marksist kuramla komünist uygulama arasında bir kırılma vardır.”
***
Nanterre Üniversitesi’ndeki direniş kısa zamanda “Fransa’da toplumsal dönüşüm” ortak talebiyle ülkenin tüm üniversitelerine yayıldı; mayıs ayına girildiğinde yüz binlerce öğrenci sokaktaydı. Aynı ay içinde İşçi Sendikaları Konfederasyonu (CGT - Confédération Générale du Travail) genel greve gitti. Yaklaşık 13 milyon işçinin katıldığı ve 10 gün süren eylem, hükümetle uzlaşmaya varılması üzerine son buldu. Öğrenciler de üniversite reformuna ilişkin isteklerinin hükümetçe kabul görmesi üzerine eylemlerine son verdiler.
Komünist eğilimli sendikaların uzun boylu direniş göstermeksizin hükümetle uzlaşması, Cohn-Bendit’in komünist örgütlerin bürokratik yapısı üzerine olumsuz görüşlerini pekiştirmişti. Bu arada hakkında ‘devrimci eylemcilik’ nedeniyle ‘persona non grata (istenmeyen kişi)’ kararı alınınca Almanya’ya geri dönüp Frankfurt’a yerleşti. Bu kentte, 90’lı yıllarda adı Almanya Yeşilleri’nin eşbaşkanı ve Federal Almanya Dışişleri Bakanı olarak duyulacak olan ev arkadaşı Joschka Fischer ile birlikte Hoechst, Opel gibi fabrikalarda işçilere yönelik çalışmalar yapan ‘Devrimci Savaşım’ örgütüne katıldı.
Ne var ki bu dönemi uzun sürmedi, 1970’li yıllarda Marksizme sırtını döndü, ‘kendiliğindenci’ eylemlerin etkin bir militanı oldu. “Artık itici gücümüz aş değil, özgürlük, sevgi ve başka yaşam biçimleridir” tümcesi bu kendiliğindenci hareketin sloganıydı. Cohn-Bendit bu hareketin organı olan ‘Kaldırım Kıyısı’ adlı bir dergi çıkardı, bir kitabevi işletti, anti-otoriter bir anaokulunda eğitmen olarak çalıştı. Kadın hareketlerini destekledi. Çok kültürlü yaşam çerçevesinde yabancıların haklarını savundu. 1968-2004 yılları arasında 9 kitaba, iki de filme imza attı.
1978 yılında Yeşiller’e katıldı. 1994 yılında Almanya’dan, 1999’da Fransa’dan, 2004 yılında yine Almanya’dan Avrupa Parlamentosu’na milletvekili seçildi. Halen Avrupa Yeşilleri’nin parlamentoda eşbaşkanlığını yapmaktadır.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

28-05-2008, 21:22
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Cumhuriyet 28.05.2008PANO
DENİZ KAVUKÇUOĞLU
68 Hareketinin Düşünsel Temelleri
İki haftadır bu köşede Stokely Carmichael (ABD), Angela Davis (ABD), Rudi Dutschke (Almanya), Tarık Ali (İngiltere), Daniel Cohn-Bendit (Fransa) gibi 1968 hareketinin çeşitli ülkelerdeki gençlik önderlerinin yaşamöykülerini özetlemeye çalıştım. Bu adlara hiç kuşkusuz yakın bir döneme kadar Almanya’da Şansölye olan Gerhard Schröder ile Dışişleri Bakanı olan Joschka Fischer, İtalyan düşünür Antonio Negri gibi daha birçok kişi eklenebilir.
Saydığım bu adların ortak özelliği, 1968 baharında yaşadıkları ülkelerde kitlesel gençlik hareketlerinde öne çıkmış olmalarının yanı sıra daha önceki yıllardan başlayarak ve birbirlerinden habersiz olarak aynı bilgi kaynaklarından beslenmiş olmalarıydı. Görece erken yaşlarında kazandıkları siyasal/ideolojik kimliklerinin oluşmasında Ernst Bloch, Theodor Adorno, György Lucács, Martin Heidegger, Jean Paul Sartre, Herbert Marcuse gibi düşünürler önemli rol oynamışlardı. Diğer bir ortak özellikleri ise yükseköğrenimlerini felsefe, sosyoloji, tarih gibi dallarda yapıyor olmalarıydı. Yaşadıkları ülkelerdeki toplumsal olguları ve bu olgulardan doğan sorunları kuramsal zeminlerde tartışıp irdeleyebilmelerinde, bu zeminlerden hareketle muhafazakâr yapılara seçenek oluşturan sosyal öneriler üretebilmelerinde bu niteliklerinin önemli bir payı vardı.
***
Batılı 68’lilerin Türkiye’deki 68’lilerden temel farkı, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan ülkemizdekinden daha ileri düzeydeki toplumlarda yetişmiş olmaları kadar kendilerini bilgiyle donatmada verdikleri özel çabalarından ileri gelmektedir. Doğal ki, Batı ülkelerinin, muhafazakâr yapılarına rağmen 1960’lı yıllarda topluma sundukları özgürlük ve demokrasi alanlarının aynı yıllardaki Türkiye ile karşılaştırılamayacak ölçüde geniş olduğunu unutmamak gerekir. Türk dilinin en büyük şairi Nâzım Hikmet’in şiirlerinin yasak olduğu, pelür kâğıtlarda çoğaltılıp elden ele dolaştırıldığı yıllarda Angela Davis’in, Marksist düşünceyle, kazandığı American Friends Service Committee bursuyla gittiği New York’taki lisede 15 yaşındayken tanıştığını yaşamöyküsünden öğreniyoruz.
Batılı 68’li gençlik önderlerinden Komünist Parti üyesi olan Angela Davis ile Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nin öğrenci gençlik örgütü Sosyal Demokrat Yükseköğrenim Birliği Başkanı olan Gerhard Schröder dışında hiçbiri mevcut siyasal partilere yakın olmamıştır. Aynı şekilde, o yıllarda kendilerini ‘sosyalist’ olarak tanımlamalarına rağmen hiçbiri ‘Sovyet’, ‘Çin’, ‘Küba’, ‘Arnavutluk’ gibi reel sosyalist uygulamalardan birini ülkesine ‘model’ olarak seçmemiştir.
***
Gençlik kitlelerine önderlik eden Batılı 68’liler, 68’i de sonrasını da ‘özgür bireyler’ olarak yaşamışlar, ilerleyen süreçte Almanya Yeşiller Partisi örneği gibi ‘var olana seçenek oluşturan’ siyasal/ideolojik akımlara, oluşumlara öncülük etmişlerdir.
Siyasallaşma süreci ‘Bağımsız ve demokratik Türkiye’ sloganı ile başlayan ülkemizdeki gençlik hareketi ise başından itibaren karşısında devlet kaynaklı ya da devlet destekli şiddeti bulunca savunma güdüsüyle kendisi de bir süre sonra şiddete yönelmiş, aynı zamanda da farklı ‘reel sosyalist modeller’ bağlamında bölünerek gençlik, kendi arasında da çatışmaya girmiştir. 68 sonrası süreçte gençlik liderlerinin önemli bölümü öldürülmüş, on yıl içinde iki askeri darbe yaşayan gençlik kitlesel tutuklamalar, işkenceler, baskılar ve yasaklamalarla sindirilmiş, büyük ölçüde siyasetten uzaklaştırılmıştır.
***
Azımsanmayacak sayıda gençlik önderinin de daha sonra, 68’de ve izleyen yıllarda savundukları siyasal/ideolojik görüşlerinin tam karşıtı siyasetler içinde yer almaları, bu siyasetlerin sözcülüğüne savunmaları, üstelik de bu radikal dönüşü ‘özgürlük ve demokrasi’ adına gerçekleştirdiklerini iddia etmeleri, herhalde ‘eski 68’lilik’ bağlamında dünyada benzerine sık rastlanmayan ‘özel’ bir durumdur. 40 yıl önce filizlenen özgürlük ve demokrasi özlemlerini, 40 yıl sonra Adalet ve Kalkınma Partisi yandaşlığıyla giderdiğini sanmak, sanabilmek, Türkiye’ye özgü bir ‘fenomen’dir.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

26-03-2009, 21:07
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Cumhuriyet 25.03.2009PENCERE
İLHAN SELÇUK
Değişimin Anlamı...
Aşağıda okuyacağınız yazı, 12 Ekim 1968 günü bu köşede yayımlandı...
Noktasına virgülüne dokunmadan günahıyla sevabıyla yayımlıyorum...
*
“ 1- DEĞİŞİM
İnsan toplumları devamlı değişim içindedirler. Bu değişimi hiçbir güç durduramaz. Evrenin kanunları evrenin bir parçası olan insan toplumunda da geçerlidir. Madenler ısıtılınca genişlerler; su belirli bir sıcaklıkta kaynar. Toplum işte bu soydan kanunlara bağlıdır. Ne var ki biz toplumun kanunlarını ancak tarihin laboratuvarında açık-seçik görebiliyoruz. Çünkü madenlerin ısınması için nasıl bir zaman parçası gerekiyorsa, insan toplumundaki değişiklik için bir süre gereklidir. Bu süre gereklidir. Bu sürenin bazen çok uzun oluşu insanları aldatabilir; ‘Hiçbir şey değişmiyor’ duygusu yaratabilir.
Tarihin derinliklerine bakınız: İnsan toplumlarının ilkel yaşayıştan kölelik düzenine geçtiğini, kölelikten sonra feodalitenin başladığını göreceksiniz. Feodaliteden sonra gelen burjuvazi, uygarlık tarihinde kapitalizm aşamasına damgasını basmıştır. Kapitalizmin ardından sosyalizm gelmektedir. Her bir değişimde, insan toplumlarındaki imtiyazlar biraz daha tasfiye edilmiş, özgürlük biraz daha kazanılmıştır.
2- DEVRİM
İşte yukarıdaki değişimi insan iradesiyle ileriye doğru hızlandırmak devrimi yaratır.
Demek ki kölelikten sosyalizme doğru yürüyen evrensel değişimde ileriye doğru her bir hızlı adım, bir devrim sayılır. Türkiye’de Atatürk devrimlerinin değeri işte buradadır. Kapitalizmin emperyalizmini Anadolu’da kan ve ateşle yenmek bir devrimdir; Cumhuriyeti ilân etmek bir devrimdir; Lâikliği devlet yönetiminde geçerli kılmak bir devrimdir. Geleceğin toplumu, Cumhuriyet biçiminde antiemperyalist ve lâik olacaktır. Geleceğin toplumuna giden yolun temel taşlarını büyük iradesiyle yerli yerine koyan Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk tarihinin yetiştirdiği en büyük devrimcidir. Eğer Atatürk olmasa idi, uzun bir tarih süreci içinde Türkiye gene Cumhuriyete kavuşacak, lâikliği gerçekleştirecekti. Çünkü yakın bir tarihte, dünyada ne şah, ne padişah, ne kral kalacaktır; yakın bir tarihte bütün insan toplumları lâik olacaktır.
Ama Türkiyemizin bu gidişte şerefle öncelik alması Atatürk sayesindedir.
3- KARŞI-DEVRİM
Yazımıza başlarken toplumun devamlı ve kaçınılmaz değişim içinde bulunduğunu söylemiştik. Bu değişim ileriye doğrudur. Bu değişimi sosyalizme doğru hızlandırmak insan iradesiyle nasıl mümkünse, ve bunu sağlamak nasıl devrimi yaratıyorsa; toplumun kaçınılmaz değişimini bir süre için geciktirmek veya geriye çevirmek de insan iradesiyle mümkündür. İşte toplumun ileriye doğru değişimini bir süre için geciktirebilen veya geriye çevirebilenler karşı-devrimci’lerdir. Toplumun tabiî değişim kanunları içinde bu irade çatışma halindedir. Nitekim Yunanistan’da karşı-devrimciler bir darbe yaparak toplumun ileriye gidişini bir süre için durdurmuşlardır.
Ama nafile bir çırpınıştır bu...
Yunanistan’da bir süre sonra ister-istemez engeller kırılacak, barajlar yıkılacak ve Yunan toplumu insanlığın tarihî gidişine uymak zorunda kalacaktır.
Türkiye’de bugün ileriye gidişi durdurmak isteyen güçler dışardaki karşı-devrimci çevrelerle işbirliği halindedirler. Bunların husumeti, Türk tarihinin en büyük devrimcisi Atatürk üstüne yoğunlaşmaktadır.
4- EMPERYALİZM
İnsanın insanı sömürmesi yanında bir yabancı devletin bir başka milleti sömürmesi vardır. Bugün Türkiyede emperyalizm -basit bir tarifle- yabancıların Türk milletini sömürmesidir, diye tanımlanabilir. Emperyalizm millî bilincin ve devrimci şuurun uyanmasını istemez. Çünkü bir toplumun millî bilinci keskinleşir, ve bir millette devrimci şuur uyanırsa, sömürücü güçleri tasfiye etmek imkânları kuvvetlenir. Bunun içindir ki, emperyalistler Türkiyede karşı-devrimcilerle ittifak halinde şu programı uyguluyorlar:
a) Millî bilinci köreltmek için ümmetçiliği ve şeriatçılığı körüklüyorlar.
b) Devrimci şuuru uyutmak için devrimci güçleri çürütmeye çalışıyorlar veya satın almaya uğraşıyorlar.
Eğer milliyetçi güçler yabancı bir devletin nüfuzunu kabullenecek kadar yozlaşırsa Türk milleti emperyalizme tam anlamıyla teslim olacak ve uygarlık yarışında ileriye gidiş bir süre için karşı-devrimciler ve yabancı ortakları eliyle durdurulacaktır.
İşte bu açık seçik tablo içinde ‘Atatürkçüyüm’ diyen kişinin, devrimcinin iradesini hangi yönde kullanacağı bilimsel bir gerçek olarak ortaya çıkar. ‘Atatürkçülük’ lâf ü güzaf değil, evrenin bilim kanunları içinde değeri, yeri ve anlamı olan bir tarihî olgudur.”
12 Ekim 1968 CUMHURİYET
*
Değişim evrenin değişmez yasasıdır. Kişiler için de geçerlidir...
Peki, döneklik?..
O başka...
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:33 .
|