Kızılordu kardeşimiz şöyle yazmış :
kızılordu´isimli üyeden Alıntı
valla komşum çeyrek altın aldı, bir arkadaşın akrabası kömür aldı, bira aldığım tekel bayinin sahibi yeşil kartlı oldu, mahallede birilerine prinç felan dağıtıldı, temizlik işçileri işten çıkarılmayla tehdit edildi.. yaw bu kadar akp linin içinde ne duruyom ben hala...
|
Ardından Hiramusta da , tabii biraz da şaka yollu , şöyle yazmış :
-
Moskovaya uçak biletini de ben alırım .
Benim de aklıma Ömer Seyfettin'in
'Yüzakı' adlı hikayesi geldi .
O hikayenin bir kısmını buraya yazıyorum :
Bir sene sonra, bir cuma sabahı Mehmet Efendi evinin alt katındaki odada otururken "Doğru Çoban"'ı karşısında gördü. Elinde büyük bir toprak kapla ıslak bir post vardı. Bunları selam vermeden sedirin yanındaki pencerenin içine bıraktı:
— Hoş geldin?
— Hoş bulduk!
— Otur bakalım...
— Eyvallah!
— Koyunlardan ne haber? Doğurmadılar mı?
Çoban:
— Hepsi kısırmış! dedi.
— Hiçbiri doğurmadı mı?
— Hayır.
— Yünlerini ne yaptın?
— Daha kırpmamıştım.
Mehmet Efendi anlamadı:
— Ne demek?
— On iki tanesini çaldılar.
— Ey?
— Geriye ne kaldı?
— Otuz sekiz.
— Otuz ikisi geçen sonbahar kelebek oldu, öldüler.
— Ey?
— Geriye ne kaldı?
— Altı.
— Beşini kurt yedi...
— Geriye ne kaldı?
— Bir!...
— İşte bu bir koyuna da gözüm gibi bakıyordum. Evvelki akşam sağdım. Sütüyle şu yoğurdu yaptım. Dün sabah yayladan inerken zavallı uçuruma yuvarlandı. İndim, başına gittim, bir de gördüm ki, ölmüş. Daha soğumadan yüzdüm. İşte postu.
Çoban eliyle pencerenin yanındaki ıslak deriyi gösteriyordu. Mehmet Efendi, kır sakalını sol eliyle tuttu. Önce kızardı, sonra sarardı.
Çoban susmuyordu:
— Yoğurt iki buçuk okka.. Yarım okkası benim. Pöstekideki hakkımı size bağışlıyorum!
Mehmet Efendi hiç sesini çıkarmadı. Ayağa kalktı. Yoğurt kabını eline aldı, yavaş yavaş "Doğru Çoban"'ın önüne geldi. Dolu kabı bütün kuvvvetiyle kafasına geçirdi:
— Al hakkını ! diye yumruklamaya başladı , tekmeleye tekmeleye kapıdan dışarı attı .
Bu esnada Müftü Efendi, dostunun ziyaretine gelmişti. Kapıda çobanı, suratı yoğurt içinde görünce şaşırdı, sordu:
— Ulan, bu ne hal?
Saf çoban, uğradığı haksızlıktan şaşırmış gibiydi. Fakat yine mantığını kaybetmemişti. Acı bir serzeniş tavrıyla:
— Ne olacak efendim, dedi, hesabını doğru veren işte böyle yüzünün akıyla dışarı çıkar.
İşte , AKP zihniyetliler hesaplarını böyle doğru verir ve yüzlerinin akıyla işin içinden işte böyle çıkıverirler !
Sonra da pişkin pişkin sırıtırlar .
Sanki bu memleketi komünistler soydu soğana çevirdi .