
29-05-2008, 23:28
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 Mar 2008
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 222
|
|
''Yalnız Kuran diyenler musluman degildir''
İmam-ı Beyheki Delail kitabında şöyle rivayet eder:
"Eshab-ı kiramdan İmran bin Husayn (Radıyallahü anh), şefaatle ilgili bazı hadisler nakleder. Oradakilerden biri der ki:
- Siz hadisler bildiriyorsunuz, fakat biz bunlarla ilgili Kur’anda bir şey bulamıyoruz.
İmran bin Husayn hazretleri buyurur ki:
- Sen Kur’anı okudun mu?
- Evet.
- Kur’anda sabah namazının farzının iki, akşamınkinin üç, öğle, ikindi ve yatsının farzının ise dört rekat olduğuna rastladın mı?
- Hayır.
- Peki bunları kimden öğrendiniz? Bizden [Eshab-ı kiramdan] öğrenmediniz mi? Biz de Resulullahtan öğrenmedik mi? Peki Kur’anda kırk koyunda bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem zekat düştüğüne rastladın mı?
- Hayır.
- Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Resulullahtan öğrenmedik mi? Hac suresinde (Eski evi [Kabe’yi] tavaf etsinler) âyetini okumadınız mı? Peki orada Kabe’yi yedi defa tavaf edin diye bir ifadeye rastladınız mı?
- Hayır.
- Allahü teâlânın Kur’anda şöyle buyurduğunu duymadınız mı? (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.) [Haşr 7]
Hz. İmran daha sonra buyurur ki: Sizin bilmediğiniz bizim Resulullahtan öğrendiğimiz daha çok şey vardır."
Bir âyet-i kerime meali: (Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir resul gönderdik.) [Bekara 151]
İmam-ı Şafii hazretleri, (Bu âyetteki hikmetten maksat, Resulullahın sünnetidir. Önce Kur’an zikredilmiş, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyuruyor.
Kur’an-ı kerim açıklamasız öğrenilseydi, Peygamber efendimize, (tebliğ et yeter) denilirdi, ayrıca (açıkla) denmezdi. Halbuki, açıklanması da emredilmiştir. İki ayet meali şöyledir:
(Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]
(Biz bu Kitabı, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye sana indirdik.) [Nahl 64]
Bu âyet-i kerimeler, açıklamayı gerektiren âyetlerin bulunduğunu gösterdiği gibi, bunu açıklamaya Resulullah efendimizin yetkisi olduğunu da göstermektedir. Kur’an-ı kerimde her bilgi açık değildir. Peygamber efendimiz bunları vahiy ile öğrenmiş ve ümmetine bildirmiştir. İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]
(Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirdi.) [Darimi]
İmam-ı Şarani diyor ki:
Ma'lûmdur ki, Sünnet Kitâb üzere kaziyedir. Aksi değildir. Zira sünnet, Kur'ân-ı kerîmdeki icmallerin açıklanmasıdır. Müctehid imamlar, sünnetteki icmalleri bize açıklıyan âlimler olduğu gibi, onlara uyan âlimler de, onların sözlerindeki icmalleri bize açıklarlar ve bu kıyamete kadar böyle devam eder.Üstadım Aliyyülhavas'dan (rahimehullah) duydum. Buyurdu: Sünnet bize Kur'ândaki icmalleri bildirmeseydi, âlimlerden hiçbiri, fıkıhdaki sular ve abdest bahislerindeki hükümleri çıkaramaz, sabah namazının farzının iki, öğle, ikindi ve yatsının farzlarının dört, akşam namazının farzının üç olduğunu, bilemezdi. Aynı şekilde hiçbir kimse kıbleye dönüldükte yapılan düâda, iftitahda ne söyleneceğini bilemezdi. Tekbîrin nasıl olduğunu, rükû' ve sücûd tesbihlerini, ta'dili erkânı, teşehhüde oturdukta ne okunacağını bilemezdi. Aynı şekilde bayram namazlarının nasıl kılınacağını, ay ve güneş tutulması namazlarını, cenaze, yağmur duası namazları gibi daha çok şeyleri kimse bilemezdi. Bunun gibi, zekâtın nisabını, orucun ve haccın şartlarını, alış veriş, nikâh, yaralama, kadılık ve fıkhın diğer bâblarının hüküm ve esaslarını bilen olmazdı. İmrân bin Husayn'e bir kimse, bizimle yalnız Kur'ânla konuş dedikte, İmrân ona: (Sen tam ahmaksın. Kur'ân-ı kerîmde farzların rek'atlarının sayısı açık olarak var mı? Yahud bunda sesli okuyun, diğerinde sessiz deniyor mu?) buyurdu. O kimse hayır dedi. İmrân bu sözü ile onu susturdu.Yine Beyhakî Sünen'inde Müsâfir namazı bölümünde, hazreti Ömerden (radıyallahü anh) bildirir: Hazret-i Ömere yolculukta namazın kasr edilmesi, ya'nî dört rek'atlı farzları iki rek'ât olarak kılmaktan soruldu ve: «Biz, azîz kitabda korku namazını buluyoruz, fakat seferî namazı bulamıyoruz» denildi. Sorana: «Ey kardeşimin oğlu [yeğenim], Allahü teâlâ bize Muhammed aleyhisselâmı gönderdi. Biz bir şey bilmeyiz. Ancak biz, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) yaptığını gördüğümüz şeyi yaparız. O, seferde, 4 rekatlı farzları iki kılardı. Onu teşrî' eden Resûlullahdır (sallallahü aleyhi ve sellem)» buyurdu. Bu sözü iyi düşün. Çünkü çok güzeldir.
İmam-ı Süyuti diyor ki:
"Şunu bilesiniz ki, usül ilminde maruf olan şartları taşıyan -kavlî olsun fiilî olsun- hadisler hüccetdir. Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hadislerini inkar eden kimse küfre girer ve İslam dairesinden çıkar, yahudilerle, hıristiyanlarla veya Allahü teâlânın murad ettiği diğer kâfir fırkalarla beraber haşrolunur." (Miftahu'l-cenne, s.18)
Mehazlar:
1. İmam-ı Süyuti, Miftahu'l-cenne fi'l-ihticac bi's-sunne (Sünnetin İslamdaki Yeri), Rağbet Yayınları, İst. (Tercüme: Doç Dr. Enbiya Yıldırım)
2. İmam-ı Şarani, Mizan-ül Kübra (Dört Hak Mezhebin Büyük Fıkıh Kitabı), Berekat Yayınevi, İst. (Tercüme: A. Faruk Meyan).
Hazırlayan: Murat Yazıcı
http://muratyazici.blogspot.com/
|

30-05-2008, 00:41
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 Nov 2005
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 314
|
|
Sevgili Atheist87,
Ben hadislere inanmıyorum. Sadece Kuran a inanıyorum. Senin yazıdğın başlığa göre o zaman ben müslüman değilim.Peki bişi soracağım. Belki biliyorsundur belkide bilimiyorsundur, Hadislerin Peygamberimizin vefatından 2 asır sonra yazıldığını biliyormuydun?Bu şuna benzer "bende bir hadis biliyorum. Bende, eğer araştırılırsa peygamber soyundan geliyorum. dedelerimin dedelerinin dedelerinden bana kalan ve benimle neslimle devam edecek bir hadis biliyorum. hadis şudur; -Buyurdu ki; çoraplarınızı derede yıkamayınız, deredeki canlıların hayatına kasteden karşısında beni bulur. Beni karşısına alan ALlahı da karşısına karşısına alır-"
- Allahü teâlânın Kur’anda şöyle buyurduğunu duymadınız mı? (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.) [Haşr 7]
Peygamberimiz kendisi hayatta iken hadis yazılmasını yasaklamışken bu hadislerin (hadi diyelimki %40 ı doğru-ki değil) doğruluğuna inanmam beklenemez...
|

30-05-2008, 04:11
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Dinler, inanç müesseseleridir.
Kaynak, kayıt, kanıt, belge, şahit aramaz, aranmaz.
Hadisler rivayet olduğu gibi, vahiy de bir rivayettir.
Ancak vahiy ayetleri iki kapak arasına alınmış ve en azından Osman dönemi sonrasında bir değişikliğe uğratılması önlenmiştir.
O nedenle her müslüman ayetlerin doğruluğuna inanır.
Ama her müslüman hadislerin doğruluğuna inanmayabilir ve inanması konusunda da bir emir altında değildir. Hadislere terddütle yaklaşmak, kısmen ya da tümüyle reddetmek müslümanın imanını zedelemez.
Ayrıca başta da dediğimiz gibi bilimsellik, doğrulanmışlık gerektirmediğinden, inanç bazında olduğundan kişi inanç çerçevesini kendi belirler.
Hatta ayetlerin her yorumuna da katılmayabilir. Kendi aklı ve mantığı ölçüsünde değerlendirebilir, kimi ayetleri müteşabih görebilir. Örneğin cenneti, cehennemi, namazı dahi müteşabih görüp farklı inanabilir ya da "doğrusunu Allah bilir" diye sonuçlandırabilir.
Hadislerle sünneti ibadet şekilleri, ritüelleri konusunda ayırmak gerekir.
Şöyle ki bir toplumun dili, sözcük sayısı ve anlamları bir kayıt altında olmayabilir ama toplum atalarından gelen uygulamayla bunu sürdürür.
Namaz, oruç, abdest gibi uygulamalar da ayetlerde detaylı olarak açıklanmamış olsa dahi sahabeden itibaren gelen uygulamalarla sürdürülür.
Bunların hadislerde anlatılıyor olmasının bir önemi yoktur.
Kaldı ki hadisler de sahabe döneminden iki asır sonra kaleme alınmıştır.
Bu nedenle hadisleri tümden reddetmek ve yalnız Kur'an'ı referans almak demek, Kur'an'da olmayan herşeyi reddetmek demek değildir. Örneğin, bayram namazı Kur'an'da yoktur ama olmadığı için inanmamak ve kılmamak söz konusu değildir.
Hadislerin reddinin tutuculuğu, çağdışı kalmayı önleyici faydalı yanları vardır.
Yeter ki hadisler akıldışışığı, bilimdışılığı, saçmalıkları azaltmak ve uygarlığın, ilerlemenin önünü tıkamamak maksadıyla reddedilmiş olsun. Yok eğer maksat, hadisler yoluyla dine gelen eleştirileri önleme takiyyesi ise bundan zarar görecek olan da yine İslam ve İslam ülkeleri olacaktır.
|

30-05-2008, 04:20
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 Nov 2005
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 314
|
|
Sevgili Pante,
Sözlerine kısmen katılıyorum. Şunu da belirtmekte fayda var. Vahiylerde rivayettir demişsin. İnancımdan ötürü buna katılmadığımı belirtmek isterim.Bu inancımıda sadece beni bağladığı için tartışmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum.Yanlış anlama. Üslubumun sert olduğunu falan düşünme. sadece fikrimi beyan ettim...
saygılarımla
|

30-05-2008, 04:43
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
|
Sevgili Pante,
Sözlerine kısmen katılıyorum. Şunu da belirtmekte fayda var. Vahiylerde rivayettir demişsin. İnancımdan ötürü buna katılmadığımı belirtmek isterim.Bu inancımıda sadece beni bağladığı için tartışmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum.Yanlış anlama. Üslubumun sert olduğunu falan düşünme. sadece fikrimi beyan ettim...
|
Sevgili Believer;
Ayetler de rivayettir. Neden?
Çünkü Hiç kimse İslam peygamberinin Allah'tan vahiy aldığına şahit olmamıştır, olamazdı da. Kur'an'da da çeşitli ayetlerde buna değinilmiştir.
O günün insanı için de rivayettir, bugünün insanı için de.
Ama kimisi Muhammed'e güvendiği, onun böyle bir konuda yalan söylemeyeceğini düşünerek inanmıştır. Kimisi okuduğu ayetlerden etkilenerek inanmıştır. Kimisi mevcut düzene karşı olduğu ve Muhammed'in yapmak istediklerini, söylediklerini benimsediği için inanmıştır.
Günümüzde de büyük çoğunluk anne-babadan, çevreden aktarılan inançla müslüman olunur. Kimileri de Kur'an'ı inceler, araştırır ve "Bu Kur'an insan imali olamaz" diye kendince bir kanaate sahip olur. Ama bu dahi bir inançtır, kendi görüşüdür. Bir ispata dayanmaz.
Ayrıca, Tanrının varlığının, dinin, Kur'an'ın ispatı ile ilgisi olamaz.
İkisi ayrı konudur. Tanrının varlığını inançtan öte kesin görmek demek, peygamberlerin, kitapların gerçek olduğu anlamı taşımaz.
Nasıl ki Muhammed'den sonra peygamber olarak ortaya çıkıp ta kitaplarının Allah'tan vahiy olduğunu iddia edenlerin doğruluğu Tanrı'nın varlığına bağlı değilse, öncekilerin de doğruluğu Tanrı'nın varlığıyla kanıtlanmamalı.
|

30-05-2008, 04:54
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
|
|
Yanlız kuran diyen müslüman değildir ifadesi demek büyük bir sistemin reddi demektir ki bu da o sistemin çöküşü işle devrilecek bazı saltanatlara dikkat çektirmelidir. Hadisleri ve diger islam adına ilim sayılan görüşleri reddetmeyi din dışı olarak suçlayan zümrelerin bu ifadeleri olsa olsa yine Tanrı rolü oynamak isteyenlerin egolarının tatmini yada çıkarlarının dayattıkları olabilir. Kuran dışında başka kaynak kabul etmeyenlerinin nedenlerini Pante dogru tespitlemiş. İki nedenin de var olma şartlarını düşününce aynı noktada soluklanmak mümkün ama. Akıl dışı olan hadislerin reddi aklıselimlikle bagdaştırılırken , sırf islama gelen eleştirlerin defedilmesi adına hadislerin reddi ise takiyye olarak nitelendirilse de yine de sorgulanmış olması özelliğini kazanmıştır. Ve bu çok önemli bir gelişmedir. Bu tür reformist yaklaşımlar dinleri daha insan merkezli kılmaya yardımcı olmaya destekci olabilirler. Çünkü islamı karanlık kılan en büyük etkenlerden biride bu akıldışı ifadelerin uluhiyetlermiş gibi yansıtılıp tanrı imzası ile sunulmasıdır.
|

30-05-2008, 05:02
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 21 Mar 2008
Mesajlar: 1.406
|
|
Sevgili believer;
Asıl inancınızdan dolayı katılmanız gerekir pante'nin yazdıklarına. Aksi takdirde Kuran'ın, Muhammed'in dışında bir kaynağı mı var.
Su 1 atmosfer basınçta 100 derecede kaynar. Bunun testi mümkün değilmi. Bu doğaya ilişkin bir önermedir, ama testler bunu bir yasa haline getirmiştir.
Kuran'da bahsi geçen çoğu önerme doğrulanmamıştır. Aksine yanlışlanmıştır.
Kısaca ben inanıyorum var mı diyerek, yalan ve yanlış savunulmaktadır. Yalan ve yanlışa inanmak onu savunmak hiç masum bir şey değildir.
Bu yanlışların çoğunun size göre, bana göresi de yoktur. Kuran'daki çelişkilerde bu uzun uzun anlatılmıştır, pante tarafından.
Selamlar.
Konu qw19 tarafından (30-05-2008 Saat 08:04 ) değiştirilmiştir.
|

30-05-2008, 06:15
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 02 Nov 2005
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 314
|
|
Sevgili Vgm,
Zaten Pante nin yazısında sadece katılmadığım yeri belirttim. Onun dışında kalanlara katıldığımı da. Ancak Pante bir din görevlisi veya islamiyeti açıklayıcı bir görevli olmadığı için, sadece fikirlerine saygı göstermek dışında, yapabileceğim bir şey yok. Yani ne kadar islamiyet hakkında bana bilgi sunsa da objektif olamayacağını biliyorum. Bu benim açımdan da geçerli. Çünkü ne olursa olsun o da bende birer taraftayız. Tabiki de benim kimseyi kendi tarafıma çekme gibi sığ bir düşüncem olmaz olamaz.Onunda beni bir tarafa çetiğini ima ettiğimi düşünmeyin sakın. Sadece beyin fırtınası yaparız. Benim ilgimi çekebilecek veya onun ilgisini çekebilecek fikirleri tartışır gerekirse birbirimizden feyz alırız. Bu sadece Pante ye özgü değildir. Bu sözüm herkesedir.
Öncelikle şunu tekrar aktarmak istiyorum. Ben hiçbir zaman Kuran ın bir bilim kitabı olduğunu savunmadım. O, bilimle uğraşmak isteyen kendini hurafelerden sıyırabilmiş müslümanlara sadece yol gösterir, sistem belirtir. -Peygamber sözlük anlamı olarak arapça temsilci demek olan resul'un Farsça karşılığıdır. Kökeni olan peyam, haber anlamına gelmektedir. Dolayısıyla peygamber, "haberci" anlamına gelir. "Resul" ise "Elçi" demektir.- Yani Hz.Muhammed bize Allahın sistemini ve yöntemini ileten bir elçidir. Benimde Allaha olan inancımdan dolayı ve Kuranda (hurafeler ve hadisleri kaale almadan) -size göre yanlışlanmış önermeleri- bana aktarmasından dolayı onu hem seviyorum hem de ona saygı duyuyorum. Bu aslında iman ile alakalı bir şeydir. Ben zaten Peygambere ve onun sayesinde bize inen Allahın kelamlarına iman ettiğim için, doğal olarak size ve diğer sistemlere karşı subjektif oluyorum. Ben inanıyorum var mı demek, çocukça bir tavırdır. Bİr insan neye inanırsa inansın mutlaka bir sebebi vardır. Bunu gerek iman, gerekse imansızlık olarak ya da gerçeklik olarak açıklayabilirsiniz. Ama dinimizde yalan yanlış savunulanlar hep bahsettiğim gibi hurafelerdir, hadislerdir. İnsanı kalıplara sokanda mezhepler ve hadislerdir. Tabiiki de bunları savunmak yanlıştır. Ben dinimizde reform olması gerektiğine de inanmıyorum. Çünkü dinimiz zaten düzgün yaşansa idi reform kelimesinin esamesi bile okunmazdı. İslama eleştiri gelmesi demek, islamın bir şekilde hayatımıza etki ettiğini göstermesi demektir. Düşünün bir kere ben avustralyanın ücra köşelerinde bulunmuş bir kabilenin yaşayış stilini veya inançlarını eleştiriyorum (bana ve hayatıma ne gibi bir etkisi vardır?-yok). İslama gelen bu eleştiriler ve etkiler pozitif veya negatif olabilir. Bu kişinin hangi tarafta olduğuna bağlıdır. Bana göre negatif etki sana göre pozitif olur ve her iki tarafta bu etkileri savunmak için kendi düşüncelerini karşı tarafa empoze etmeye çalışır. Eğerki biz bu platformda islamiyeti, diğer dinleri ve inançsızlığı tartışıyorsak mutlaka bizler üzerinde etkileri olduğu içindir.
Meaculpa nın hadisler hakkındaki son sözü zaten herşeyi açıklıyor;
Çünkü islamı karanlık kılan en büyük etkenlerden biride bu akıldışı ifadelerin uluhiyetlermiş gibi yansıtılıp tanrı imzası ile sunulmasıdır.
|

09-01-2010, 22:23
|
|
Üyeliğini Sonlandırmış
|
|
Üyelik tarihi: 21 Dec 2009
Bulunduğu yer: Micronesia
Mesajlar: 1.406
|
|
Bu nasıl bir suçluluk psikolojisidir,nasıl bir aymazlık anlamıyorum.
Aşağıda ki dialog 1000 yıl önce cereyan etmiş...ve Sünnetci şahsiyet karşısında ki Adama bir takım örnekler getiriyor ve sonra getirdiği ve bizim karşı olduğumuz o bidatları bir Lutuf gibi sunuyor.
Karşısındaki sanki dilsizmiş gibi sadece "Hayır" ve "Evet" şeklinde cevaplıyor.
Aslında hepimiz biliyoruz ki o İftira ve yüzsüz sorulara verilecek cevapları İbni Teymiyye ve nice aklı başında insan bunlara vermiştir.Ama o cevapları böyle bir Dialogda görmek istemezler.
Onlar karşılarında saf bir adam varmışcasına Dine soktukları Hurafeleri "bir iyilikmişcesine" sunuyor sonrada savlarını kanıtlamış pozları takınıyorlar.
Bakalım bu Sünnetciye MAVİ cevaplar nasıl yakışacak?
atheist87´isimli üyeden Alıntı
İmam-ı Beyheki Delail kitabında şöyle rivayet eder:
"Eshab-ı kiramdan İmran bin Husayn (Radıyallahü anh), şefaatle ilgili bazı hadisler nakleder. Oradakilerden biri der ki:
- Siz hadisler bildiriyorsunuz, fakat biz bunlarla ilgili Kur’anda bir şey bulamıyoruz.
İmran bin Husayn hazretleri buyurur ki:
- Sen Kur’anı okudun mu?
- Evet. Evet...İşinize gelmez değil mi?
- Kur’anda sabah namazının farzının iki, akşamınkinin üç, öğle, ikindi ve yatsının farzının ise dört rekat olduğuna rastladın mı?
- Hayır. Hayır Rastlamadım...Buda demek oluyor ki UYDURMADIRLAR.
Yoksa Siz Allahın Unuttuğunu mu İddia ediyorsunuz?
Olmaması size yeterli gelmiyor mu? Kendinizi İlah yerine mi koyuyorsunuz?
Kuran olmaması bir EKSİKLİK mİ Size göre? Yada neden olmak zorunda?
- Peki bunları kimden öğrendiniz? Bizden [Eshab-ı kiramdan] öğrenmediniz mi? Biz de Resulullahtan öğrenmedik mi? Peki Kur’anda kırk koyunda bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem zekat düştüğüne rastladın mı?
- Hayır. İTİRAF ediyorsunuz.Allahın Kuranda EMRETmediğini DİNE soktuğunuzu kendi Ağzınızla itiraf ediyorsunuz.
Kuranda kırk koyunda bir koyun..deve v.s yok.
İHTİYAÇTAN FAZLASINI İNFAK EDİN var!!!
Ama bu sizin işinize gelmediğinden bu saçmalıkları uydurdunuz.
Zekat bencillikten Arınmadır.Allah bile ne kadar Arınmamız gerektiğini bize bırakmış ama Siz Allahlık taslıyorsunuz!!!
- Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Resulullahtan öğrenmedik mi? Hac suresinde (Eski evi [Kabe’yi] tavaf etsinler) âyetini okumadınız mı? Peki orada Kabe’yi yedi defa tavaf edin diye bir ifadeye rastladınız mı?
- Hayır. Kuranda Kabeyi tafaf etmek yok çünkü Putperest bir Adettir.Ama sizler BEYT kelimesini Kabe olarak çevirdiniz.Kavramlar ve Kelimeler le oynayarak YENİ bir DİN oluşturdunuz.
- Allahü teâlânın Kur’anda şöyle buyurduğunu duymadınız mı? (Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.) [Haşr 7]
Peygamber Kuran dışı HİÇBİR Şey Getirmemiştir.
Kuran dışı hiçbir şey Emretmemiştir...Ama Sizler Peygamberin ölümünü Ganimet bildiniz.
Hz. İmran daha sonra buyurur ki: Sizin bilmediğiniz bizim Resulullahtan öğrendiğimiz daha çok şey vardır."
Tabi tabii Siz emredin Hazreti imran
Bir âyet-i kerime meali: (Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir resul gönderdik.) [Bekara 151]
İmam-ı Şafii hazretleri, (Bu âyetteki hikmetten maksat, Resulullahın sünnetidir. Önce Kur’an zikredilmiş, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyuruyor.
Siz herşeyi Kitabına uydurmakta ustasınız...
Sizin gibiler bu devirde de hala aynı şeyleri devam ettiriyor.
Kur’an-ı kerim açıklamasız öğrenilseydi, Peygamber efendimize, (tebliğ et yeter) denilirdi, ayrıca (açıkla) denmezdi. Halbuki, açıklanması da emredilmiştir. İki ayet meali şöyledir:
Peygamber Açıklamıştır...ve Vazifesini layıkıyla yapmıştır.
Ama sizler YALANCILARSINIZ.
(Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]
Ayetleri açıklama görevini Size kim verdi?
İnsanlar anlamayacaktı ise Kuran niye indi?
Sizler Fırsatcılarsınız...Akbabalar
(Biz bu Kitabı, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye sana indirdik.) [Nahl 64]
Bu âyet-i kerimeler, açıklamayı gerektiren âyetlerin bulunduğunu gösterdiği gibi, bunu açıklamaya Resulullah efendimizin yetkisi olduğunu da göstermektedir. Kur’an-ı kerimde her bilgi açık değildir. Peygamber efendimiz bunları vahiy ile öğrenmiş ve ümmetine bildirmiştir. İki hadis-i şerif meali de şöyledir:
Gerisi Lafdır boş ve kuru laf...Sizler İnsanları kontrol altına almak için herşeyi yaptınız
(Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]
O halde Peygamber onlarıda yazar/yazdırırdı..Sizler yalancılarsınız.
Misli kadar Kitab yazmayı Peygamber akıl edemedi mi? Siz ona iftira atıyorsunuz
(Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirdi.) [Darimi]
ÖSS hazırlık ve yardımcı kitabıda getirdi mi?
Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz?
İmam-ı Şarani diyor ki:
Ma'lûmdur ki, Sünnet Kitâb üzere kaziyedir. Aksi değildir. Zira sünnet, Kur'ân-ı kerîmdeki icmallerin açıklanmasıdır. Müctehid imamlar, sünnetteki icmalleri bize açıklıyan âlimler olduğu gibi, onlara uyan âlimler de, onların sözlerindeki icmalleri bize açıklarlar ve bu kıyamete kadar böyle devam eder.Üstadım Aliyyülhavas'dan (rahimehullah) duydum. Buyurdu: Sünnet bize Kur'ândaki icmalleri bildirmeseydi, âlimlerden hiçbiri, fıkıhdaki sular ve abdest bahislerindeki hükümleri çıkaramaz, sabah namazının farzının iki, öğle, ikindi ve yatsının farzlarının dört, akşam namazının farzının üç olduğunu, bilemezdi. Aynı şekilde hiçbir kimse kıbleye dönüldükte yapılan düâda, iftitahda ne söyleneceğini bilemezdi. Tekbîrin nasıl olduğunu, rükû' ve sücûd tesbihlerini, ta'dili erkânı, teşehhüde oturdukta ne okunacağını bilemezdi. Aynı şekilde bayram namazlarının nasıl kılınacağını, ay ve güneş tutulması namazlarını, cenaze, yağmur duası namazları gibi daha çok şeyleri kimse bilemezdi. Bunun gibi, zekâtın nisabını, orucun ve haccın şartlarını, alış veriş, nikâh, yaralama, kadılık ve fıkhın diğer bâblarının hüküm ve esaslarını bilen olmazdı. İmrân bin Husayn'e bir kimse, bizimle yalnız Kur'ânla konuş dedikte, İmrân ona: (Sen tam ahmaksın. Kur'ân-ı kerîmde farzların rek'atlarının sayısı açık olarak var mı? Yahud bunda sesli okuyun, diğerinde sessiz deniyor mu?) buyurdu. O kimse hayır dedi. İmrân bu sözü ile onu susturdu.Yine Beyhakî Sünen'inde Müsâfir namazı bölümünde, hazreti Ömerden (radıyallahü anh) bildirir: Hazret-i Ömere yolculukta namazın kasr edilmesi, ya'nî dört rek'atlı farzları iki rek'ât olarak kılmaktan soruldu ve: «Biz, azîz kitabda korku namazını buluyoruz, fakat seferî namazı bulamıyoruz» denildi. Sorana: «Ey kardeşimin oğlu [yeğenim], Allahü teâlâ bize Muhammed aleyhisselâmı gönderdi. Biz bir şey bilmeyiz. Ancak biz, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) yaptığını gördüğümüz şeyi yaparız. O, seferde, 4 rekatlı farzları iki kılardı. Onu teşrî' eden Resûlullahdır (sallallahü aleyhi ve sellem)» buyurdu. Bu sözü iyi düşün. Çünkü çok güzeldir.
Sizin imamlarınızı sizin olsun...Biz gideni az olan yoldan gidiyoruz.Bakalım o imamlar kendilerini kurtarabilicek mi?
Sizler Akıllarınızı kullanmazmısınız.Allah size Akledin,Düşünün diyor
İmam-ı Süyuti diyor ki:
"Şunu bilesiniz ki, usül ilminde maruf olan şartları taşıyan -kavlî olsun fiilî olsun- hadisler hüccetdir. Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hadislerini inkar eden kimse küfre girer ve İslam dairesinden çıkar, yahudilerle, hıristiyanlarla veya Allahü teâlânın murad ettiği diğer kâfir fırkalarla beraber haşrolunur." (Miftahu'l-cenne, s.18)
Suyti yada İmam bilmem ne onlar kendi İmtihanını yaşayıp gitmişlerdir.Peygamber bize Kuranı bırakmıştır.
Hayatı boyunca Hadis yazılmaması için insanları uyarmış ve İsa gibi beni de İlahlaştırmayın diye insanları uyarmıştır.
İmtihanda sorular Kurandan çıkacaktır. Karar Sizin.
Selam olsun...
Düşünmek Aklın Salatıdır.
|
|

10-01-2010, 22:28
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 29 Apr 2009
Mesajlar: 1.116
|
|
UlulElbab´isimli üyeden Alıntı
Bu nasıl bir suçluluk psikolojisidir,nasıl bir aymazlık anlamıyorum.
|
Sayın UlulElbab;
yüzbinlerce hadis olduğu ve bunların büyük çoğunluğunun uydurma olduğunu hepimiz biliyoruz.
Ancak belli başlı hadis yazarlarının (Kütübü Sitte yazarları) derlemiş olduğu 7.300 civarındaki hadisi okuduğumda gördüm ki bunların içinde uydurma olduğunu düşündüğüm hadis sayısı 50 bile değildir.
Ayrıca Hadis işi ile uğraşan din adamları hadislerin gerçek olup olmadığına dair sıkı kriterler getirmişlerdir ki, bunların başta geleni Kuran'a uygun en azından aykırı olmamasıdır.
Başlığın ilk yazısında belirtildiği gibi, hadisler olmasaydı namazın kaç vakit olduğu, her bir vaktin kaçar rekat olduğu bilinemeyecekti.
Keza, Musa ile Hızır hikayesi Kuran'da yarım kalmış gibi durmaktadır. (Hadis tamamlamaktadır.) Bu da komik bir durum ya karıştırmayalım.
Kısacası, İncil'in başına rönesansla gelen şimdi Kuran'ın başına gelmektedir. (İnsanlar İncil'in latince dışındaki dillerde de yazılması ve matbaa sayesinde İncil'i okuyabilme imkanı buldular. Ve Rönesans oldu, İncil bitti, kilise dört duvara sıkıştı. Burjuvazi komünizme karşı İncil'e ihtiyaç duymasaydı bugün o dört duvarın arasında bile duramayacaktı. Seneca'nın dediği gibi: Dinler sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar için kullanışlıdır.)
İslam aleminde de insanlar Kuran ve hadisleri okumaya başladıkça, ilk feda edilen hadisler olmaktadır ama bu feda Kuran'ı kurtarmaya yetmeyecektir.
Kuran'da tam bir çelişkiler yumağıdır.
Saygılar.
Yarin yanağından gayrı, her yerde, her şeyde, hep beraber demek için.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:42 .
|