Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 07-06-2008, 03:23
meaculpa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
meaculpa meaculpa isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
Standart Marx’ın hayaletleri ve Türkiye

Marx’ın hayaletleri kadar siyasal liberal ilkelere de gereksinimimiz var ve bu iki siyasi söylem ve kuram birbirleriyle eklemlenebilir

Ünlü Fransız düşünür Jacques Derrida, Marx’ın Hayaletleri (Specters of Marx, Routledge, 2006) adlı çalışmasında, Marx’ın kapitalizm ve modern toplum çözümlemesinin bugünün dünyasını ve sorunlarını hem anlamamız hem de değiştirmemiz için çok önemli bir kaynak olduğunu önerir. Bugünün dünyasını anlama ve değiştirme üzerine yaptığımız çözümlemelerin ve tartışmaların içinde her zaman Marx’ın hayaletleriyle karşılaşırız. Marx’ın hayaletleri bize bugünü eleştirme ve yeniden yapılama olanağını veren ikazları sunar. Marx’ın hayaletleri bu ikazlarıyla da bize Marx’a olan borcumuzu sürekli hatırlatır. Bu ikazlar çok katmanlıdır; (a) dünyaya bakışımızı belirleyen temel felsefi ilkenin “doğruyu bulma” değil, aksine “adaletli olanı yaratma” çabası olması (b) tarihin gelişimine salt “ilerleme temelinde” değil, aynı zamanda “emek-üretim-özgürlük ve insani kalkınma temelinde” de bakmak, ve (c) “eşitsizlik, yoksulluk ve yoksunluk yaratıcı ve farklı kimlikleri dışlayıcı yönetim mekanizmaları”na karşı mücadele etmek. Bu çokkatmanlı ikazları birbirleriyle bağlayan ortak paydaysa, yöntemsel düzeyde, eleştirel ve tarihsel bir bakış açısıyla dünyayı sadece anlama değil, eşzamanlı olarak değiştirme çabasıdır. Ve böylece “başka bir dünya olanaklıdır” isteği ve düşüncesini gerçekliğe dönüştürme girişimidir.


Demokratik/özgürlükçü sol



Benim, gerek akademik, gerek kamusal entelektüel, gerekse de politik düzeylerde hem dünyaya hem de Türkiye’ye bakışımı içeren çalışmalarım içinde, her zaman Marx’a olan borcumu ödeme çabam vardır. Tarihsel ve eleştirel yöntemle Türkiye’yi anlamak ve değiştirmek ve “başka, adaletli ve demokratik bir Türkiye olanaklıdır” düşüncesini yaşama geçirmek, akademik çalışmalarımın, kamusal yazılarımın, söyleşilerimin ve düşüncelerinin ortak paydası oldu.
Sungur Savran’a, Radikal İki’de yayımlanan (11 Mayıs 2008) ve Türkiye’de Marksizm tartışmasını yeniden canlandırma girişimi olarak okuduğum eleştirel yazısı için teşekkür ederim. Her ne kadar Savran’ın yazısına egemen olan, “biz Marksitler” dilinin ve “ben doğruyum-siz yanlışsınız” anlayışının ve aynı zamanda da, 2007 genel seçimlerinde ortaya çıkan ve benim de desteklediğim sol bağımsız adaylar girişimi içinde aldığı “oylar az olsun ama benim olsun” temelindeki siyasi tercihinin, Marx’ın hayaletlerinden etkilenme derecesi üzerinde ciddi kuşkularım olsa da, kendisinin Marksizm eksenli tartışma çağrısını anlamlı buluyorum. O nedenle de, ortaya konan, liberal-sol, AKP ve AB konularındaki soruları ve eleştirileri, bir “özeleştiri” ya da “ben haklıyım” gibi niyetler içermeden yanıtlamaya çalışacağım.
Türkiye’yi anlamak ve değiştirmek, şüphesiz ki, ne serbest pazar (liberal) ve sosyal adalet (sol) eklemlenmesiyle ne de bu eklemlemeyi simgeleyen liberal-sol anlayışla gerçeklik kazanabilir. Ama bu noktada durup “liberalizm” tartışması yapmamız gerekir. Liberalizm acaba sadece serbest pazar+birey eşitliği midir? Bir dereceye kadar evet, ama sadece bir tür liberalizm için. Benim akademik çalışmalarımı ve siyasal konumumu geliştirmemde Marx’a borcum çoktur. Ama, kendisinden çok öğrendiğim ve bir o kadar da etkilendiğim siyasal bir kuram da siyasal liberalizm oldu. Siyasal liberalizm, Immanuel Kant ve onun öğretisinde bugünün modern toplumları üzerine çok önemli çalışmalar üretmiş Jurgen Habermas, John Rawls, Ronald Dworkin ve Seyla Benhabib gibi neo-Kantian felsefecilerin ortaya koyduğu bir toplumu anlama ve demokratik temelde yönetme anlayışıdır. Diğer bir deyişle, “başka bir dünya ve Türkiye olanaklıdır” önermesinin içini dolduran önemli bir referans da siyasal liberalizm ve bu siyasal kuramın ürettiği, “insan hakları ve özgürlükleri”, “demokratik hukuk devleti”, “sürekli barış ve insani güvenlik”, “hakkaniyet olarak adalet” ve “katılımcı ve müzakereci demokrasinin bir rejim ve kültür olarak devlet-toplum/birey ilişkilerinde derinleşmesi ve yerleşikleşmesi” vb. ilkelerdir. Bu nedenle, demokratik, adaletçi ve özgürlükçü bir sol anlayışın siyasal liberalizmden öğreneceği çok şey vardır. Böyle bir anlayış, siyasal liberalizmin ilklerinden beslenir, emekten, sosyal adaletten ve örgütlü toplumdan yana tavır alırken, kendi içine siyasal liberalizmin ilklerini kattığı ölçüde de güçlenir.
Türkiye’nin, Marx’ın hayaletleri kadar siyasal liberal ilkelere de gereksinimi vardır ve bu iki siyasi söylem, kuram ve konum birbirleriyle eklemlenebilir ve bu eklemlenme Türkiye’nin iyi, adaletli ve demokratik yönetiminin normatif ve kuramsal temelini oluşturabilir. Ben bu eklemlenmeyi, “demokratik, özgürlükçü sol” olarak adlandırıyorum. Liberal-sol ancak bu temelde anlaşıldığı zaman anlamlı olabilir. Savran’ın liberal-sol tanımlaması da, bu anlamda, serbest pazar-adalet temelinde bir tanımlama olduğu için, benim akademik ve siyasal görüşümü nitelemede geçersiz bir tanımlamadır (yazılarını okumam temelinde, Ahmet İnsel ve Baskın Oran için de bu tanımlamanın geçersiz olduğunu düşünüyorum).

Türkiye’nin turunculaşması


Marx’ın hayaletlerinin gezindiği çok önemli bir alan da, Türkiye’nin 1980’lerden, ama özellikle 1990’lardan bugüne yaşadığı dönüşüm süreci ve bu sürece damgasını vuran gelişimlerin ve aktörlerin başında gelen “İslami kimliğin siyasallaşması ve AKP”dir. 1994’te Refah Partisi’nin İstanbul ve Ankara gibi büyük metropoller dahil yerel seçimleri kazanmasıyla başlayan, 2002’de AKP’nin çoğunluk hükümeti kurmasıyla önemli bir hamle yapan ve bu hamlesini 2004 yerel seçimlerinde ve 2007 genel seçimlerinde oylarını yükselterek devam ettiren İslami kimliğin siyasallaşma süreci, içerdiği ekonomik ve kültürel boyutlarıyla Türkiye’nin dönüşüm olgusuna damgasını vurdu. Bu süreç içinde hem İslami kimlik kendi içinde dönüştü hem de Türkiye’nin dönüşümünün çok önemli bir kurucu boyutunu oluşturdu. Ve bu süreç içinde de, Türkiye giderek turunculaştı. İster AKP kapatılsın, ister devam etsin, bu süreç devam edecek ve Türkiye yaşayacağı yerel ve genel seçimler içinde giderek daha da turunculaşacaktır. Tarihsel ve eleştirel bir yöntemle, bu süreci ve AKP olgusunu hem anlamalıyız hem de değişimi iteleyerek başka, adaletli ve demokrat bir Türkiye vizyonunu yaşama geçirmeye çalışmalıyız.

Modernleşmenin yeniden inşası

Tam da bu noktada, Marx’tan öğreneceğimiz çok önemli bir ders var: İslami kimliğin siyasallaşma süreci ve AKP, Türkiye modernleşmesinin muhafazakâr değerler içinde hegemonik bir yeniden inşası girişimidir. Bu hegemonya, 1990’ların ikinci yarısından itibaren, İslami kimliğin siyasallaşması sürecinin, küreselleşmeye açık ve serbest pazar değerleriyle dinsel/geleneksel değerlerin eklemlenmesini simgeleyen Güney Asya ekonomik büyüme modelinden öğrenerek değişimiyle başladı, AKP’nin yaratılmasıyla ivme kazandı ve bugüne kadar “muhafazakâr-liberal sentez” olarak devam etti. Bu hegemonyanın kurulmasında, hem Türkiye-AB ilişkileri hem de Türkiye’nin 11 Eylül sonrası dünyada giderek artan önemi, “etkili dış politika çapaları” olarak işlev gördü. Bu hegemonyanın yumuşak karınları ise, “emek, kadın, çevre ve araçsallaştırılmış demokrasi anlayışı” oldu. AKP’nin bugün yaşadığı sorunlar da, bu eksende oluşmuş sorunlardır.

Demokrasinin derinleşmesi


Bu nedenle de, tarihsel ve eleştirel bir yöntemle AKP’yi anlamak girişimi, İslami kimliğin siyasallaşma sürecinin ürettiği “muhafazakâr modernleşme-temelli hegemonik Türkiye vizyonu”na alternatif olacak bir “adaletli, laik ve demokratik Türkiye vizyonu” kurmanın önkoşuludur. Demokratik özgürlükçü sol yaklaşım kendisine “üretim-kimlik-çevre ilişkisini” öncül alarak ve bu ilişkiyi “sürdürülebilir ekonomik kalkınma- demokrasinin derinleşmesi ve insani güvenlik eksenine” yerleştirerek, bu vizyonu kurabilir ve bunu yaparken de, Marx’tan ve siyasal liberal ilkelerden öğrenir. Bu konuda çok yazdığım için kısaca söyleyeyim, Türkiye-AB ilişkileri de, bu girişimin başarıya ulaşmasının belirleyici unsuru değil, ama “önemli ve etkili bir çapası”dır.
Evet, dünyada ve Avrupa’da olduğu gibi, Türkiye’de Marx’ın hayaletleri geziniyor ve bize Türkiye’nin turunculaşmasına alternatif siyasi vizyonun demokratik, özgürlükçü bir sol anlayışla olanak kazanabileceğini söylüyor. Başka bir Türkiye olanaklı. Bu olanağın Savran’ın Marksizm anlayışı ve seçim stratejileriyle gerçekleşmesi çok şüpheli. Ama bu olanağın başarıyla yaşama geçirilmesinin Marx’a ve siyasal liberal ilkelere çok şey borçlu olacağıysa şüphe götürmez.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üniversitesi

Akp ve mevcud iktidari ile Marx nasıl aynı zeminde sentezlenecek. Akp anlamak nasıl mümkün olacak da bu sentez içinde yönlendirici etki saglanacak...

Konu meaculpa tarafından (07-06-2008 Saat 03:29 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 07-06-2008, 03:53
KızıL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
KızıL KızıL isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 May 2008
Bulunduğu yer: ADANA!!
Mesajlar: 3.673
Standart

akp ye bırakırsak marx a sarık takar....
akp liberalizmin en güçlü temsilcisi...
marx ın yakınından geçemezler...

ÖRGÜTLENİN!!!
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 07-06-2008, 06:27
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

''Türkiye’de Marx’ın hayaletleri geziniyor ve bize Türkiye’nin turunculaşmasına alternatif siyasi vizyonun demokratik, özgürlükçü bir sol anlayışla olanak kazanabileceğini söylüyor. Başka bir Türkiye olanaklı.'' Keyman

Akp ile mümkün değil,
Marx 'ın hayaletleri Liberal Sol anlayışa götürüyormuş Keyman'ı
Keyman ne yardan geçerim ne serden düzleminde
Marx'ın hayaleti zannettiği ,kötü ruh şeytanın ayetleri olmasın?

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 07-06-2008, 07:02
serüvenci serüvenci isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 06 May 2008
Mesajlar: 917
Standart

akp nedir?
akp büyük burjuvanın politikalarının bir aracıdır.

bu araç neye yönelik kullanılmıştır?
vahşi kapitalizme (emperyalizme) geçiş için kullanılmıştır. geçiş ortamının temel özelliği ve amacı ülkelerin ufaltılarak güçsüzleştirilmesiyle sömürü düzeyinin arttırılması ve sömürü düzeyi algınlandığı halde müdahale imkanın olmadığı bir ortam hazırlamak. milliyetçiliğin yerel birimlerin genişletilmesi açısından önemli bir görevi vardır. tek düzeliğ sağlamak.

akp nin görev süresi ne zaman dolacak?
az kaldı.

amaca yönelik belirlenen ikinci aşama (politika) nedir?
milliyetçilik temelli yeni pradigmaların oluşturulmasıyla birlikte ülkelere savaş ilan etmenin yolu olarak radikal grupların kendi belirledikleri sınırlar içerisinde gelişiminin sağlanması.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 07-06-2008, 08:52
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Ah ah. Su 60'larda yasanan tartismalar sonunda isler sosyalist hareketin (!) devlet burokrasisinin kuyruguna takilmasi ve felaket uzerine felaket yasamasi ile sonuclanmasaydi, belki de algilarimiz bambaska olurdu. Liberalizm ile sosyalizmi baska bir gozle degerlendirirdik belki. Ama oyle carpik bir politik angajman yasadik ki, alti kaval ustu sishane misali, Asya gemilerinde Avrupa sloganlariyla yolculuga ciktik ve geldigimiz noktada herseyi karmakarisik hale gelmis durumda buluverdik.

Bir temel tespit ile baslayayim. Turkiye'deki ekonomik ve toplumsal gelisme Avrupa'da yasanandan oldukca farklidir. Turkiye'nin gecmisinde Avrupa'da oldugu gibi feodal parcalanma olmamistir. Buyuk bir devlet ve onun guclu burokrasisi vardir. Osmanli burokrasisi savas sonunda yenilip parcalanan imparatorlugun kalan kismini kurtarmis ve monarsik sistemi dagitip yerine yeni bir burokratik diktatorluk sistemi kurmustur. Bu sistem meclisli bir tur burokratik diktatortur. Secimler gostermelik, kurumlar gostermelik, kanunlar ve kuvvetler ayriligi ilkeleri gostermeliktir. Tum kontrol burokrasinin elindedir.

1950'den baslayarak burokrasinin bu diktatorlugune karsi cikislar yapmaya calisan burjuvazinin devreye girmeye calistigini goruyoruz. Bilindigi gibi burujuvazinin tercihi liberalizmdir. Peki bu tercihini neye yaslanarak kazanabilirdi? Ta Lale devrinden beri devletin cokusunu durdurmak icin yenilikler yapmaya calistigini iddia eden burokrasinin, hep karsisinda buldugu muhafazakar yeniceri-ulema-esnaf isbirligine. Iste bu toplumsal kesim bastan beri burokratik diktatorluge tepki vermis, Lale devrindeki Patrona Halil isyanindan bu yana kimi zaman isyanlara girismis, her seferinde burokrasi tarafindan imhaya ugramis ama bu tepki bir turlu dinmek bilmemistir. Boylesine derinden surup giden bir tepkiye dayanmayacakti da hangi guce dayanacakti burjuvazi. Burjuvazinin tercihi dogrudur. Yanlis tercihi kendisini sosyalist sananlar yapmistir. Sosyalist hareket bu halk hareketi damarini burokrasinin agziyla gericilik, yobazlik, cahiller surusu diye ele almis, bu guce tepeden bakmistir. Halbuki burokrasi biraz izin verdiginde bu guc adeta yatagindan fiskirir gibi patlamistir. 1925, 1932, 1950 bunlarin ornekleridir. AP, ANAP, AKP yeni donem ornekleridir. Sosyalist hareket yaptigi buyuk degerlendirme hatasi nedeniyle Turkiye'deki gercek halk hareketinin uzaginda kalmistir ne yazik ki. Sag-liberal-muhafazakar olarak tanimladigi hareketler bu gucun ustune oturmaya calismistir.

Idris Kucukomer bu durumu 1960'larda dogru bir sekilde tespit etmis ve gercekte yanlis yapilan sag-sol gruplamasini asagidaki gibi cizmisti.

SOL YAN:


Yeniceri-esnaf-ulema birliginden gelen dogucu-islamci halk cephesine dayanan


JON TURKLERIN PRENS SABAHATTIN KANADI
HURRIYET VE ITILAF
IKINCI GRUP (Birinci Buyuk Millet Meclis'indeki Mudafaai Hukuk Cemiyeti'nde)
TERAKKIPERVER FIRKA
SERBEST FIRKA
DEMOKRAT PARTI
ADALET PARTISI
?

SAG YAN:


Batici-laik burokratik gelenegi temsil eden:


JONTURKLERIN TERAKKI VE ITTIHAT KANADI
ITTIHAT VE TERAKKI (Once Cemiyet sonra Firka)
BIRINCI GRUP (Birinci Buyuk Millet Meclisi'nde Mudafaai Hukuk Cemiyeti'nde)
C.H.FIRKASI(PARTISI)
CHP-MBK (Milli Birlik Komitesi)
CHP (Ortanin Solu)

Bu gruplandirmada dikkat edilmesi gereken nokta sol yanin "dayanan" sag yanin ise "temsil edilen" olmasidir. Bu onemli bir farktir. Bu iki ana akim Anadolu'nun son 100-120 yilinin oykusudur. Avrupa'da kralci-aristokrasi yanlisi sag tarafin bizdeki karsiligi burokratik gelenektir. Turkiye burjuvazisi ise sol yani desteklemistir. Karsisinda da burokratik devleti bulmustur. Peki sosyalist hareketin nasil konumlanmasi gerekiyordu. Sosyalist hareket 60'larda acikca sag yani desteklemis, sonralari, ondan ayrildigi noktada ise onunla ayni soylemi kullanmaya, ayni mantiksal duzlemde kalmaya devam etmistir. (Bu noktada Dogan Avcioglu'nun oynadigi buyuk rolu anmak gerek) Osmanli burokrasisinden gelmis pasalari kucuk burjuva aydin-asker grubu falan sayip ilericilikler atfetmistir. Halbuki onlar devletti.

Bugun burjuvazi karsimiza liberal programlar istedigini belirterek ortaya cikiyor. Bunu yaparken nuhafazakar-islamci kesimlere yaslanmaya calisiyor. Gerici burokrasiye yaslanamayacagini biliyor. Gerici burokrasinin karsisinda burjuvazi ilerici bir konumdadir. Elbette sosyalist hareket kendi farkliligini korumali, ancak ulkenin tepesindeki asil gerici guc olan burokrasiye karsi burjuvazi ile ortak hareket etmesini de ogrenmelidir. Bu yuzden liberalizm ile sol hareketin bulusmasi onem tasiyor. Eger egemenligin kimler tarafindan nasil tutuldugu bilince cikarilirsa liberalizme ve burokratizme karsi tutum da daha netlesecektir.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/

Konu sargon tarafından (07-06-2008 Saat 08:59 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 07-06-2008, 10:48
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

''Bugun burjuvazi karsimiza liberal programlar istedigini belirterek ortaya cikiyor. Bunu yaparken nuhafazakar-islamci kesimlere yaslanmaya calisiyor. Gerici burokrasiye yaslanamayacagini biliyor. Gerici burokrasinin karsisinda burjuvazi ilerici bir konumdadir. Elbette sosyalist hareket kendi farkliligini korumali, ancak ulkenin tepesindeki asil gerici guc olan burokrasiye karsi burjuvazi ile ortak hareket etmesini de ogrenmelidir. Bu yuzden liberalizm ile sol hareketin bulusmasi onem tasiyor. Eger egemenligin kimler tarafindan nasil tutuldugu bilince cikarilirsa liberalizme ve burokratizme karsi tutum da daha netlesecektir.'' Sargon

Sosyalist hareket burjuvazi ile ortak nasıl bir hareket yapacak?
Akp gerici değil mi?
Muhafazakar-islamcılar Abd ve Ab ve İmf nin sözünden çıkmayınca liberal mi oluyor.
Liberalizm ile sol hareket nerde buluşsun?
Egemenlik kimde?
Egemenliği kime verelim?

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 07-06-2008, 11:04
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Devleti sınıflarüstü görmenin , sınıflardan ayrıştırmanın varacagı sonuç ister istemez sınıf işbirligi olacaktır. Gerçi bu tartışmanın üzerinden zaman geçti ama haka şu bürokrasi konusunu iyice irdelememiz gerektigini düşünüyorum. Sınıf kavramından bagımsız bir tabaka olmadıgını ve olamayacagını düşünüyorum.

Burjuvazi ile bürokrasiye karşı işbirligi. İlginç. Yahı bürokrasi diye yeni bir sınıf mı icat edildi. Sargon bu konuya ya senin başlıkta ya da Pante nin başlıgında devam edecegiz, ama bu aralar ciddi bir tembellik var üstümde.

Her şeyden Akp 12 eylül ün bir ürünüdür, 28 Şubatın bir ürünüdür ve bizzat onların destegiyle kurulmuştur. Aynen sizin bürokrasi diye adlandırdıgınız kesimin İslama yol vermesi gibi.

12 Eylülden evvel ne vardı, ciddi bir sınıf mücadelesi ve devrimci duruma yakın bir durum. Kime karşı, hem devlete hem de egemen sınıflara. Egemen olan sınıfların tercihi ne oldu. Bugün yaşıyoruz. Tüsiad da bugün zaman zaman bürokrasiyi eleştiriyor, o halde Tüsiad üyeleri de mi liberal . Peki gerici burjuvazi kim o zaman.

Bunlar ve bu tahliller düzeni yaşanabilir kılma tahlilleridir ve esas olarak egemenler arasındaki çelişikiler tarafından belirlenir.

Bürokrasiyi sınıf temelinden ayıramaz ve burjuvaziye ilericilik vehmedemezsiniz. İlericilik üretici güçlerin gelişmesinden yana olmaktır. Kimdir üretici güçler ve kim onları geliştirmeye çalışıyor. Akp ya da liberal denilen kesim bugün Kürt meselesinde bir açılım yapabiliyorlar mı, ya da seçim barajları konusunda.

Seçim barajlarını kaldırmamakta tüm kesimler ve parlamento ittifakta, amaç işçi ve ezilenlerin temsilinin engellenmesi.

Sevgili Sargon

Şu gerici sınıflarüstü bürokrasinin karşısında ilerici olan burjuvazinin ilericiliginden bir kaç örnek verir misin. Benim hatırladıgım bir ilericilik türban var.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 07-06-2008, 11:47
frodo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
frodo frodo isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 26 Aug 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 5.875

Onur Üyeliği 

Standart

Sevgili sargon "halkçılık" kavramında epey bir karışıklık var gibi. Popülizm ile halktan (emekten) yana olma aynı şey değildir. İdris Küçükömer'in sence doğru olan değerlendirmesi bana ilginç olma çabası gibi geldi.

Osmanlı ve daha geniş tanımıyla doğuda feodal parçalanma yerine güçlü merkezi devlet yapılanmaları olduğu gerçeğinden hareketle ulaşılan sonuçlar örtüşmüyor. Öncelikle "sol" kavramı halkın,yerleşik kültürün, toplumsal alışkanlıkların kutsanması ve bu kutsanma temelinde siyaset yapılması değildir. Aksine yerleşik, köhnemiş, eşitsizliğin ve adaletsizliğin
ürünü ve yeniden üreticisi ideolojilerin parçalanması dönüştürülmesi iradesidir.

Basit bir halkçılık, halka dayanma (halkın yüzyıllardır soyulmasına dayanak olan tüm yapılar kast ediliyor herhalde) söylemi ile H.İtilaf fırkasından başlayıp AKP de süren siyasal yelpazeyi sol ilan etmek solu hiç anlamamak demektir.

Liberalizm ve sol liberalizm üzerine bir başlık açarak bu konuyu enine boyuna tartışmak uzun zamandır düşündüğüm bir şeydi. Sanırım önümüzdeki hafta geçince yazmak konusunda rahatlayacağım.

Şöyle ağız tadıyla bir tartışalım.

Selamlar.

İnsani olan her şey kabûlüm.

Konu frodo tarafından (07-06-2008 Saat 12:22 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 07-06-2008, 12:10
KızıL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
KızıL KızıL isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 May 2008
Bulunduğu yer: ADANA!!
Mesajlar: 3.673
Standart

her zaman derim akp hükümetinin şeriattan din devletinden çok daha önemli bir görevi! hedefi vardır oda kapitalizme tam uyum! asıl hedef emperyalizmin gelişmesi dışa tam bağımlılık elde kalan bazı şeyleri ulusal sermayeye vermek! uyerli yabancı farketmeden sermaye yanlılığı! bu konumda da islami duruşu korumak yoksa islami duruşada bakarsak pek uygun değiller tüm dini kanatlar akp yi eleştirmekte emine erdoğan pırlanta yüzükler takmakta...
solun artık bu ülkede gerçekten bir temsiliyet kimliği taşıması gerekmekte ve sol artık halka kendisinin bir alternatif olduğunu bir sistem alternatifi olduğunu göstermeli!!
ancak bu ne a.b den fonlar alarak yerli sermaye yi destekliyerek ılımlı ortayolculuğu seçerek olmaz kurtuluş liberal solda olmıyacak....
saygılar...

ÖRGÜTLENİN!!!
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 07-06-2008, 21:13
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Sorulara tek tek cevap vermeye calisacagim. Ancak once yapmak istedigim bir alinti var. Sevket Sureyya Aydemir 5 Mart 1969 yilinda Cumhuriyet gazetesinde Serbest Firka'nin kurulusuna iliskin bir yazi yazar. Anlatilan olay son derece carpicidir. 1925 yilinda Seyh Sait isyani dolayisiyla cikarilan Takrir-i Sukun kanunu ile Istiklal Mahkemeleri kurulur ve henuz alti aylik bir kurulus olan Terakkiperver Parti gericilik yaptigi gerekcesiyle kapatilir. Burokrasi'nin klasik bahanesi budur. Kendisi ilericidir, digerleri hep gericidir. 5 yil sonra M.Kemal yeni bir denemeye girmek ister. Bir parti daha kurulmasini ister. Lideri Fethi Okyar olacaktir. Genel Sekreter Nuri Conker, diger kuruculari Ahmet Agaoglu ve sair Mehmet Emin Yurdakul. M.Kemal'in amaci burokrasiye karsi tepkinin duzeyini gormek ve gizli yurutuldugunu dusundugu birtakim faaliyetleri de aciga cikarmaktir. Daha sonralari Fethi Okyar, Kadro'cu Y.K.Karaosmanogluna soyle bir itirafta bulunacaktir: "Itiraf ederim ki, ben bu iste gafil avlandim; bir tuzaga dusuruldum."

Simdi Sevket Sureyya'nin yazdiklarina gecelim:

"Serbest Firka, nihayet, birtakim temaslar, karsilikli taahhutler, hulasa bir bakista kardesce kombinezonlar icinde kurulmustur. Ama kabul etmek dogru olur ki, bu tecrubede hem Ismet Pasa, hem Fethi Bey gonulsuzdurler. Ne ise is yurur. Muhalif firkanin azalarini bile Mustafa Kemal tayin eder. Mustafa Kemal'e gore, hersey kardesce cereyan edecektir. Ve arada bir anlasmazlik cikarsa, "Iste gene bu sofrada, boylece, karsi karsiya oturacaklar" ve Mustafa Kemal onlara:

- Sen ne dedin?
- O ne dedi?

diye soracak, butun anlasmazliklar cozulecektir. Serbest Firka siyasi mucadele sahnesine, iste bu hava icinde salinir..

Ama ne var ki, Mustafa Kemal'in de duzenleyebilecegi ve duzenleyemeyecegi seyler vardir:

Fethi Bey arkadaslari ile parti teskilati icin seyahate cikar. Ve daha ilk merhalede, hersey allak bullak olur. Mesela ilk merhale olan Izmir'de, "Fethi Bey geliyor" diye yer yerinden oynar. Daha sekiz yil once basta Mustafa Kemal'in kumandasinda dusmandan kurtarilan Izmir'de halk dalga dalga Fethi Bey'in, neredeyse ayaklarina kapanir, haykirirlar;

-Kurtar bizi, kurtar!

Hatta bu karisiklikta bir polis kursunu ule vurulan bir yavruyu kucagina alana yasli baba, bu kurbani getirir, Fethi Bey'in ayaklarina serer:

-Bu ilk kurbanimiz, ama daha kurbanlar lazimsa verecegiz; fakat bizi kurtar! diye inler. Meydanda gozyasi selleri caglar. Her tarafta birtakim resimler yirtilir, parcalanir..

Halbuki Fethi Bey, halk icin bilinmeyen bir adamdir. Ve sonra, kim, kimi, kimden kurtaracakti? Bu Izmir, daha sekiz yil evvel, dusman isgalinden kurtarilmadi mi? Ve bu sehri kurtaranlar, simdi bu halkin:

-Bizi onlardan kurtar, dedikleri degiller mi? O halde sekiz sene icinde ne oldu? Bu gozyaslari, bu kurbanlar nicin?

Hulasa yeni parti baskani ve arkadaslari, daha ilk adimda yilarlar ve bu iste, ya bir yanlislik, ya da abir ugursuzluk vardir."

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:36 .