
08-06-2008, 10:46
|
|
|
İmparator ( Şimdi ezber bozma zamanı )
Merhaba .
Aşağıdaki başlıkta belirtilen makalem birbirini takip eden bir seri yazı dizisi olup şimdilik yedi bölümle sınırlandırılmıştır . Duruma göre ve gerekli görülürse ayrıca uzatılacaktır .
Bu makale serisi Osmanlı dönemini irdelemektedir ve konuya hiç de öyle alışık olmadığınız türde ve tamamen bir başka cepheden yaklaşılmış olup belki de şimdiye kadar kafalarda yer edilmiş bütün bilgileri tepetaklak edecek bir çok çarpıcı iddialardan oluşmaktadır .
Sabırla bu yazı serisinin tamamını okuduğunuzda , Osmanoğulları hakkında tarihçilerin bizlere öğrettiği bir çok şeyin gerçekte koca birer yalan olduğunun farkına siz de varacak , özellikle de 622 yıl boyunca Osmanoğulları eliyle Türk'e ve Türk milletine yapılan sistemli düşmanlık ve zulümlere kimbilir en az siz de benim kadar isyan edeceksiniz .
İlginizi çekeceğini umuyorum .
Aydınus
***
İmparator ( 1 )
Osmanoğulları'ndan bağımsızlığını kazanan son millet
Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine sanırım yirmi yıl önce okuduğum bir kitapta beni oldukça etkileyen bir cümle geçiyordu :
- Osmanlılardan bağımsızlığını kazanan son millet Türkler olmuştur .
İlk başlarda ne denilmek istenildiğini tam manasıyla çözemeyip karşı çıktığım bu sözler beni uzun süre meşgul etti . Hatta diyebilirim ki bu sözler , Osmanoğulları hakkındaki sonraki araştırmalarım için de tetikleyici oldu .
Dikkatle yorumlandığında aslında büyük bir gerçeği dile getiren bu sözler , Osmanlı sanki tam manasıyla bir Türk devletiymiş gibi tarihçilerin bir dönemi allayıp pullayıp anlatmalarına inat söyleniyordu .
Bilindiği üzere Osmanlı İmparatorluğu , içerisinde onlarca ulusu barındıran oldukça kozmopolit bir özellik arzediyordu .
Bu dev imparatorluğun içinde hangi uluslar yoktu ki ; Sırp , Bulgar , Arnavut , Ermeni , Yahudi , Rum , Leh , İtalyan , Fransız , Romen , Kürt , Arap , Acem , Tatar , Moğol , Çerkez , Pomak , Boşnak , Mancu , Çingene , Süryani , Zenci , Rus , Macar vs .
Şimdi sıkı durun ; bu sıralamada Türk'ün yeri en sondaydı ; evet yanlış okumadınız , en sondaydı .
Bu , gerek Osmanlı devlet yönetiminde gerekse ülkenin gelirinden pay almada ve diğer her şeyde maalesef böyle idi .
''Nasıl olur , yok canım olur mu öyle şey'' denilebileceğini tahmin edebiliyorum , ki zaten 'imparator' başlıklı bu makale serisi de bunun için yazılmıştır .
İşte yukarıda tek tek sıralanan milletlerin birçoğu zamanla bağımsızlığını kazanmış , müstakil ve gerçek Türk devletine kavuşan en son millet ise Türkler olmuştu .
***
Hazır söz tarihçilerden açılmışken bazı konuları aydınlığa kavuşturmakta yarar vardır diye düşünüyorum .
Sizlerin de bilebileceği üzere tarihle haşır neşir olanların özellikle Osmanlı tarihine eleştiri getirenlere karşı hamamın namusunu kurtarabilmek için söyledikleri bazı beylik sözlerinden bir tanesi de şöyledir :
- Tarihi konuları o günün şartları içerisinde değerlendirmek gerekir .
Tarihçilerimiz işte böylesi sözlerle mesela Yavuz Sultan Selim denilen adamın oldukça haksız , hatta çoğu zaman keyfi , insanda çoğunlukla dehşet hissi uyandıran o korkunç cinayetlerini , mesela bir gün içerisinde üstelik de hepsi öpöz Türk olan 40.000 insanı katletmesini mazur göstermeye çalışırlar . Bu da az gelmiş gibi , zalimlikte emsali az görülebilen bu adamı göklere çıkarırlar . Oysa ki biraz da şöyle tarafsız bir gözle okunduğunda , bu adamın gerçekte tam bir cinayet makinası olduğu oldukça açıktır .
Onlara sormak gerek ; madem öyle , Hitler'i de , Stalin'i de ve ceberrutlukları ile tarihe geçmiş daha nice zalimi de mazur görelim o halde , zira onlar da acımadan insanları katlederken o günün şartları içerisinde hareket etmişlerdir .
Bizim canavarlara gelince 'o günün tarihi şartları'ndan bahseden tarihçilerimiz , sıra yabancılara gelince pek bir bonkör ve de tarafsız(!) davranıyorlar nedense .
Bir örnek ; mesela Rus Çarı I. Petro'ya ( I. Peter ) deli lakabı takarak 'Deli Petro' diyebiliyorlar pekala .
Deli denilen bu Çar'ı savunacak değilim , fakat edindiğim bilgiler sonrası bu ithamın yersiz , hatta çok haksız olduğunun farkına vardım .
Bu Rus Çarı ne yapmış da deli olmuş ?
Bir kere bu adam deli meli değil , tam tersi oldukça akıllı birisidir . Rusya'yı modern bir ülke haline getirmekle kalmamış , ülkesini her yönden güçlendirerek Avrupa'nın sayılı ülkeleri konumuna sokmuştur . Bununla da yetinmemiş , Osmanoğulları'nı hayli uğraştıran 'Panislavizm' düşüncesini geliştirerek devletini uzun vadede sıcak denizlere ( Akdeniz'e ) indirme stratejisi güttürmeye başlatmıştır . Ayrıca ülkesini Ortaçağ zihniyetinden kurtarmak amacıyla Ortodoks kilisesi ile ta o zamanlar amansız bir mücadeleye tutuşmuş ve bu sayede ülkesi ilimi ve bilimi kendisine rehber edinen daha Batılı bir ülke konumuna gelmiştir .
Aynı şeyleri biz Mustafa Kemal'le ve ne yazık ki ancak yüzyıllar sonra başarmaya çalışmadık mı ?
Tekrar soruyorum ; bu adamın neresi deli ?
Bizim tarihçilere sorarsan deli birisidir .
Deliliği , bunaklığı kesin olan bazı Osmanlı padişahlarına ise aynı şeyi söyleyemeyen tarihçilerimiz , aynı zamanda özellikle duraklama ve gerileme dönemindeki padişahların bırakınız dev bir imparatorluk yönetmeyi , iki koyunu bile güdemeyecek kadar çapsız olduklarını nedense es geçiverirler .
Hakeza yine bu padişahların bir çoğunun gerçekte birer içki müptelası ve afyonkeş oldukları , devlet işleri ile uğraşacakları yerde ömürlerini sarayı dolduran binlerce odalık ve cariyelerle şehvet içerisinde geçiren birer şehvet düşkünleri olduğu konusuna da bir iki satırla eh şöyle bir değinirler . Birçoğunun gerçekte birer budala olduğunu itiraf etmekten geldik geçtik , onları daha bir de yıkayıp yağlamakta , sanki ilime , bilime , gelişmeye çok önem veren insanlarmış gibi göstermeye azami gayret göstermektedirler .
Bu kadar taraflı davranan bu tarihçilere sadece şunu söylemek lazımdır ki , bir kere bu iddia koca bir yalan olup gerçeklere tamamen aykırıdır . Eğer Osmanlı padişahları ilime , bilime vs. bu kadar önem verselerdi , 1920'lerde batma noktasına gelmiş olan imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet kuran Mustafa Kemal bunca reformları yapmaya gerek duymaz , Türkiye ile Batılı ülkelerin arası da bu kadar açılmazdı .
Kendilerine hangi ilim bilim diye sormayıp sadece şunu soracağız :
Padişahlar tarafından çok değer verildiğini iddia ettikleri bu ilim bilim , kendileriyle sürekli düşüp kalkılan o Cinci Hocaların ilmi , Yıldıznamecilerin bilimi , üfürükçülerin irfanı , padişah korkusuyla çoğunlukla da suçsuz günahsız insanların idamı hakkında Şeyhülislamların verdiği tam bir Tanrı düşmanı fetvaları olmasın sakın ?!
( Devam edecek ... )
Aydınus
Konu Aydınus tarafından (08-06-2008 Saat 13:30 ) değiştirilmiştir.
|

08-06-2008, 10:53
|
|
|
İmparator ( 2 )
Resmi ve gerçek tarih
Bundan birkaç yıl önce resmi bir işimi halletmek amacıyla Ankarada'ydım . Önce bir otele yerleşmiş ; işimi halleder halletmez kitapçıları , kasetçileri gezmeye başlamıştım .
Girdiğim dükkanda ne ararsan vardı ; her türlü hediyelik eşyadan tut da kitap , kaset , cd , oto ve vitrin süsleme eşyalarına varıncaya kadar .
Şaşırmıştım , küçük gibi görünen dükkanda bunca şeylerin bir arada bulunması bana oldukça ilginç gelmişti .
Arkamda duran örtülü iki yaşlı bayan da ellerine aldıkları eşyaların sürekli olarak fiyatını soruyorlardı :
- Bu kaça , şu kaça , o kaça ?...
Dükkancı genç adam fevkalede sinirlenmişti ; kadınları önce bir azarladı , kadınlar cevap vermeye kalkışınca da dükkandan kovdu .
Canım sıkılmıştı , alışveriş yapma hevesim bir anda uçup gitti .
Kadın müşterilerine bile böyle terbiyesizlik yapan birisi aynısını pekala bana da yapardı .
Elimdeki eşyayı yerine koydum , dükkancıyı protesto etmek amacıyla çıkmaya hazırlanıyordum ki , bir an genç dükkancıyla göz göze geldik , ama canımın çok sıkılmış olduğu da suratıma yansımıştı .
Hiç bir malın üzerine fiyat etiketi yapıştırılmaması sonucu böylesi bir hadisenin meydana gelmesine sebebiyet veren en başta kendisi idi ve buna adeta kılıf ararcasına bana bakarak konuştu :
- Şu işte gördüğün kadınlar var ya hemşerim , bunlar işte öpöz Türk Fatih'in ( Sultan Mehmet ) anneleri olacak bir de .
Yüzümdeki kızgınlık bir anda alaycı bir gülümsemeye dönüştü .
Fatih'in annesi Türk idi öyle mi ?
- Öz be öz Türk Fatih Sultan Mehmet'in öpöz Türk annelerine yakışır mı bu davranış hemşerim ?
Bana soruyordu .
İki de bir de öpöz Türk Fatih , öz be öz Türk Fatih'in anneleri felan diye sayıklayıp durması hepten canımı sıkmıştı .
- O Fatih ki , bir çağ açmış bir çağ kapatmıştır .
Susuyordum , fakat içimden de ''anlat anlat , sen o iddialarını külahıma anlat'' diyordum .
- O Fatih ki çocuk denilecek yaşta devlet yönetmiş , imparator olmuştur . Ya ondan üreyen şu annelere ne demeli peki ?
Ne diyordu bu kendi kendine .
İmparator ha !
Ahı gitmiş vahı kalmış ve bir fiskede zaten canı çıkacak olan Bizans'ı yıkan imparator koca Fatih öyle mi !
Üstelik bir de çağ açıp çağ kapatmışmış , ne kadar da göğsüm kabardı !
Batı zaten Rönasansını yaşıyordu ; matbaayı kullanmaya başlıyor , bu sayede her tarafa bilgiyi yayıyor , Reform hareketleriyle dinin ve kilisenin etkisini azaltıyor , çeşitli keşiflerle dünyanın başka bölgelerine açılıyor , mesela nice yerler gibi Amerika'yı keşfediyordu . İşte o sebeple bu döneme tarihçiler sonradan Yeni Çağ demişlerdir .
Sultan Mehmet'in ise , zaten kendi kendine yıkılmaya namzet İstanbul'u ele geçirmesi de bu döneme denk geliyordu , hepsi buydu işte .
Bizim imparator Fatih başka ne yapıyordu da çağ açıp çağ kapatıyordu ve çağ açıp çağ kapatıldığı türünden bu koca yalanı şişirip şişirip Türk gençliğine kaç yüzyıldır daha yutturacaklardı ?
Sultan Mehmet , Osmanlı ülkesine matbaayı mı getirmişti ; keşiflerde mi bulunmuştu ; ülkeyi baştan ayağa ilim , bilim yuvalarıyla mı örmüştü ; ilimde , bilimde , gelişmede , sanatta , düşüncede , imarda , ticarette vs. yenilikler mi yapmıştı ?
Sormazlar mı adama ; ne yapmış da çağ açıp çağ kapatmış ?
İnsan tabiatının en vahşi yöntemi olan kardeş katline cevaz veren ve bu fermanı da resmen yazılı olarak kanun haline getiren bir numaralı kardeş katili Fatih Sultan Mehmet mi çağ açıp çağ kapatmıştı ?
Uzun Hasan'ın öpöz Türk Akkoyunlu devletinden tut da , Candaroğulları , Karamanoğulları gibi diğer Türk devletlerini birer birer yutup sonra da bu Türk devletlerinin tüm servetlerini Osmanlı hazinesine katmak mıdır çağ açıp çağ kapatmak ?
Ki Osmanlı hazinesinin , kuruluşundan beri neredeyse tamamı çapul ve yağmadır ; doğuşundan batışına kadar tamamen 'yağma siyaseti' güdülmüştür .
Ayrıca sürekli başka ülkelere seferler açılmasının sebebi tam manasıyla nizam-ı alem felan da değildir . Nizam-ı alem , savaşa katılacak olan askerleri kışkırtmak amacıyladır sadece .
Gerçekte ise sarayı besleyecek ve o sarayda adeta birer tufeyli , asalak gibi yaşayıp sayıları da neredeyse 100.000'leri bulan , üstelik de hepsi yabancı kökenli , dönme ve devşirme saray erkanının o dehşet ve dev boyuttaki masraflarını karşılamak için işte bu çapul ve yağma , dolayısıyla da savaş politikası sürekli güdülmek zorundaydı ; bunun bir diğer açıklaması da budur .
Törenlerde padişahın atını tutan sadece seyislerin bile masraflarının günümüz YTL'si ile milyarları tuttuğunu söylesem bu size bir fikir verir mi ?
Bu durumun böyle olduğu duraklama ve gerileme döneminde resmen meydana çıkmıştır , zira seferler ( savaşlar ) artık eskisi gibi zaferle neticelenmiyor , haliyle hazine gelirleri gittikçe sıfıra düşüyordu . Nihayetinde bu yüzden Osmanoğulları birbirlerine düşüp karşılıklı birbirlerini yemeye başlamışlardır .
Osmanlı üretmekten , icattan ne anlar ?
Ki Osmanoğulları 622 yıl boyunca hangi özgün gelişmeye imza atmıştır da çağ açıp çağ kapatmaktan bahsediyorlar daha bir de o bazı Osmanlı tarihçileri ?
İstanbul'u ele geçirdiğinde anası ortodoks hıristiyanı Sırp Mara Despina'nın hatırına hiçbir Rum'un kılına dahi dokunmamasına , Ortodoks Patriği'nin elini öpüp yüceltmesine , beri tarafta ise Anadolu'daki öz be öz Türkleri hiç acımadan kıtır kıtır kesmesine ne demeli peki ?
Bizim tarihçilere sorarsan , bütün bunlar Türk Birliği adınaymış !
Bu iddiaya sadece gülünür ; bir damla olsun damarlarında Türklük kanı taşımayan , taşımadığı gibi tam 150 yıl boyunca çevredeki öpöz Türkleri kesme politikası uygulayan Osmanoğullları mı bu Türk Birliği'ni gerçekleştirmiş ?
Her nasıl olmuşsa üst düzey göreve gelmiş öpöz Türk evladı ve Türk kanı taşıyan , gerçekte İstanbul'u kanları ve canları pahasına alan Çandarlı sülalesini sudan bir bahane ve iğrenç bir iftirayla ortadan kaldıran Sultan Mehmet mi Türk Birliği'ni sağlamış ?
Çocuk yaşta devlet yönetmiş !
Bir kere bu da yalan .
Babası II. Murat binlerce cariyeleriyle sırf keyif çatmak için Edirne'ye çekilmiş , 14 yaşındaki oğlu Mehmet'i de tahta geçirmişti . Durumu fırsat bilerek atağa geçen çevredeki Rum fesatlarının oyunlarını bozmak üzere Çandarlı Halil Paşa , babası II. Murat'ın iki sefer tekrar tahta geçmesini sağlamıştır .
O halde nerde kaldı Mehmet'in çocuk yaşta devlet yönettiği ?
Ama o zavallı Çandarlı Halil , nankör Osmanoğulları'na yaptığı bu iyiliğin bedelini başta kendi canı ve nihayetinde de kendisi gibi diğer Çandarlı Türk sülalesinin tamamının ortadan kaldırılması ile ödemiş , ondan sonra da devletin üst katında bir Türk'e bir daha asla yer verilmemiştir .
İşte bu dükkancı gibi , tarihten bihaber daha nice kimseler de bilmeden , araştırmadan böyle boş boş övünüyorlardı .
Kafam bir anda bu fikirlerle , adına ister Fatih , isterse ne derlerse desinler , bütün Osmanoğullarına bir anlamda isyanla doluvermişti .
( Devam edecek ... )
Aydınus
Konu Aydınus tarafından (08-06-2008 Saat 13:31 ) değiştirilmiştir.
|

08-06-2008, 10:58
|
|
|
İmparator ( 3 )
Türk'ün Kanında Semiren Osmanoğulları
Genç dükkancı gözlerini benden ayırmayarak yanındaki tezgahtar oğlana seslendi :
- Şu gördüğün ağabeyin var ya İsmet , işte gerçek bir Türk evladı .
Bana yağ çekiyordu .
Yağ çekiyordu çekmesine de görünen o ki bela da geliyorum demiyordu , çatmıştım .
Aslında benimle tartışmaya girmek istiyordu . Vakti boldu anlaşılan , nasıl olsa içeride iki tane tezgahtar daha vardı , ayrıca az önce kadınları kovmasına gözlerimle şahit olmuş , her ne kadar bir şey demesem de suratımı ekşiterek tepki göstermiştim .
İşte o da bunu görmüş , yanlış davranışını kendi aklınca telafiye yönelmişti .
- Fatih'in annesi Türk değil .
Gözlerimi dükkancının gözbebeklerinin içine dikerek biraz da tok bir şekilde çıkan bu sözler ağzımdan bir anda çıkmıştı .
Bu sözlerim adamda bir anda buz etkisi yaptı , kafasından soğuk su dökseler herhalde bu kadar etkilenmezdi .
- Nasıl , anlamadım ?
- Fatih Sultan Mehmet'in annesi Türk değildir ; sadece o mu , hiçbir Osmanlı padişahının annesi Türk değildir .
Şaka mı yapıyorum diye gözlerini gözlerime daha bir dikkatle dikti .
- Hiçbiri öyle mi ?
Cevabım , yüzüme yansımış mimik hareketleri ve hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak ölçüde kesin idi .
- Evet , hiçbiri .
- Hadi canım olur mu öyle şey ?
- Bazı şeyler senin veya benim dememle mi oluyor zannediyorsun , ayrıca tarih böyle söylüyor , ben değil .
- Pardon hemşehrim , siz tarihçi misiniz ?
- Değilim .
Avını yakalamış avcı gibi sevindi . Beni çok ürkütüp kaçırmamak için de yüzüne sahte , güleç bir maske taktı .
- Değilsin de nereden biliyorsun ?
- Tarihi bilmek veya bu konularda konuşabilmek için ille de tarihçi mi olmak gerekiyor , peki siz tarihçi misiniz ?
- Yoo , ben de değilim .
- İyi ama deminden beri , yok öpöz Türk Fatih , yok Fatih'in öz be öz Türk anneleri iddialarında bulunan kimdi peki ?
Adam gözlerimin içine daha bir dikkatle baktı .
Ben de gitmeye hazırlanıyordum , zira böyleleri ile zaten bir şey tartışılmazdı ki .
Tartışılmazdı , çünkü adam , bildiğimiz o klasik , ordan buradan kulaktan dolma tarih bilgisine sahipti , öyle ki Osmanoğullarını tam Türk zannedecek kadar da bilgisizdi .
Gerçi ona ne diyebilirsin ki , ülkedeki büyük çoğunluk da öyle düşünmüyor muydu , sonra da oturup ''biiiiiz Türkler üç kıtada nizam-ı alem için at koşturduuuk'' diye övünmüyorlar mıydı ?
- Ne içersin hemşehrim , gel hele şu konuyu iyice bir konuşalım , İsmet bize hemen iki çay söyle , yok yok önce ağabeyine bir sor , ne içer .
Vaktim boldu aslında , fakat adamın kafasına saplanıp kalmış yanlış bilgileri nasıl söküp atacaktım , tartışmaya değer miydi ki , hem adamı da tanımıyordum .
Arkada küçük bir odacık vardı , geçtik karşılıklı oturduk .
- Demin dedin ki Fatih'in annesi Türk değil , kim peki ?
- Mara Despina ...
- Mara Despina mı ?
- Evet , zamanın Sırp Kralı'nın kızıdır ve Osmanlı'nın hışmından kurtulabilmek için de Sırp kralı , kızını Fatih'in babası II. Murat'a resmen peşkeş çekmiştir . Koca Osmanlı sülalesi işte bu yabancı kadınlardan oluşmaktadır , saray bunlarla doludur ve hiçbir ama hiçbir Osmanlı padişahının annesi de Türk mürk değildir ; hepsi yabancı , hepsi dönme , devşirme ve toplamadır . Devleti de 622 yıl boyunca sadece bunlar yönetmiş , bizim zavallı öpöz Türk ve Türkmen de savaşlarda ganimetler elde edilsin de padişah efendi hazretleri sarayındaki onbinlerce erkanıyla bir eli yağda bir eli balda yaşasınlar diye kırılmış , kırdırılmıştır . O , zavallı Türk yüzyıllarca işte böyle 'bir lokma bir hırkaya' talim ettirilmiş , 15 yaşından 45 yaşına kadar , ölmez de sağ kalırsa kendilerine sadece düşük rütbede askerlik yaptırılmıştır , sadece askerlik . Kaymağı yiyen ise hep padişah ve saray erkanı olmuştur . Ayrıca ...
- Bir dakika bir dakika , yavaş anlat , şimdi bütün padişah anaları hep böyle yabancı ve devşirme öyle mi ?
- Maalesef öyle , hem de istisnasız hepsi .
- Saysana bir kaç tane daha .
Anlaşıldı , beni sınıyordu .
Bana inanmamasına biraz darılmıştım ama , yine de aklımda olanları otomatik makine gibi tek tek saymaya başladım .
- Orhan'ın karısı ve I.Murat'ın anası , Bizanslı Horofira'dır . Adı daha sonra Nilüfer olarak değiştirilmiştir, ki nicelerine sonradan hep böyle Arap-İslam isimleri takılmıştır . Mesela I. Murat'tan sonra başa geçen Yıldırım Bayezıt'ın anası ise Bulgar kızı Marya'dır ( Maria ) .
Adam dikkat kesilmişti , bir taraftan da sigara ikram ediyordu .
- Hem sen bilir misin ki Yıldırım Bayezit bu 'Yıldırım' lakabını nasıl elde etmiştir ; Türkleri kese kese , evet evet , öz be öz Türkleri kese kese . Hem de padişahlığı boyunca ve de sistemli bir devlet politikası halinde çevrede ne kadar öz be öz Türk beyliği varsa hepsini kılıçtan geçirmesi ile ünlüdür , lakabı da buradan gelir . Ta dedesi Orhan Gazi'den ve babası I . Murat'tan bu yana öz be öz Türk Candaroğulları'nı , Karamanoğulları'nı ,Germiyanoğulları'nı, Hamitoğulları'nı ... İşte hakiki Türkler bunlardır gerçekte . Ama Allah , Türk'ün ahını Timur'la çıkardı ve Yıldırım'ın tacını tahtını başına yıktı attı .
Genç dükkancı kuru sıkı sallamadığıma yavaş yavaş ikna oluyordu , fakat gel gör ki duyduklarına da bir türlü inanası gelmiyordu .
Bense devam ediyordum :
- Daha sonra Fetret Dönemi'nde birçok kardeşini öldüren Çelebi Mehmet mesela ... Bulgar Olga'dan doğmadır . Onun ölümüyle başa geçen ve tahta oturur oturmaz neredeyse hepsi çocuk yaştaki dört kardeşini ( Ahmet , Mahmut ,Yusuf , Mustafa ) hiç acımadan derhal öldürten II.Murat'ın annesi de ecnebidir , anasının adı da Veronika'dır . Daha sonra gelen oğlu Fatih'in anasının adı , demin de dediğim üzere yine yabancı birisi , Sırp Mara Despina , sayayım mı daha ?
- Allah Allah , ilginç ya .
- Peki , ya Fatih'in oğlu II.Bayezit'in anasının kim olduğunu bilir misin veya Yavuz Sultan Selim'in , peki onun oğlu Kanuni Sultan Süleyman'ın ?
- Kim ?
Adam ümitsizce konuşuyordu artık , hayatında hiç böylesi iddialarla karşılaşmamıştı .
( Devam edecek ... )
Aydınus
Konu Aydınus tarafından (08-06-2008 Saat 13:31 ) değiştirilmiştir.
|

08-06-2008, 11:02
|
|
|
İmparator ( 4 )
Enderun-u Hümayun denilen dönme-devşirme Ocağı
Yeniçeri Ocağı denilen fitne-fesat Ocağı
- II.Bayezit'in anasının adı Kornelya , devşirmedir kendisi , niceleri gibi . Sıfatı gibi kendisi de yavuz olan Yavuz Selim'in anası ise bir Sırp'tır . Kanuni Sultan Süleyman'a gelince ; onun anası da Leh Yahudisi Helga'dır .
- Aralarında hiç Türk annesi yok ha !
- Maalesef ... O , Yavuz Selim'dir ki , tarihe anlı şanlı bir padişah olarak geçirilmiştir , oysa insanlığın ender rastladığı türden vahşi bir cinayet makinasıdır gerçekte . Babası II. Bayezit'i bile zorbalıkla tahtından indirmiştir , hatta bazı tarafsız tarihçiler tahtından indirilen babasının henüz Edirne'ye sürgün yolunda giderken ölmesini (veya öldürülmesini ) oğlu Yavuz'un bir komplosuna bağlarlar ve bunun da asla bir tesadüf olamayacağının özenle altını çizerler . Tarihte bir benzeri az bulunur böylelerinin . Kazıklı Voyvodaların adı çıkmış ; bazen bu kazıklı Voyvodalar Yavuz Selim'in yanında zemzem suyuyla yıkanmış gibi saf kalır , bu adam tam bir kan içicidir . Çocuk yaştaki küçücük kardeşlerini ve yeğenlerini hiç duraklamadan boğdurup atmıştır . Gerçi Osmanoğullarından hangisi yapmamıştır ki bunu . En yakınındaki vezirlerden tut da en uzaktaki sıradan vatandaşa kadar öldürmedik insan bırakmamıştır . Sırf farklı mezheptendirler diye Doğu'da bir anda ve bir gün içerisinde tam 40.000 öz be öz Türk'ün kellesini vurdurmuştur . Ayrıca öpöz Türk devletlerinden olan Safavi ve Memlukları ortadan kaldırarak Türk milletini ebedi olarak tarihin sayfalarına gömmüştür . Ta ki yüzyıllar sonra Mustafa Kemal adlı biri çıkıp da bize Türk olduğumuzu ve Osmanoğullarının bize tam 620 yıl boyunca neler ettiğini hatırlatıncaya kadar .
Adeta isyan eder gibi haykırdı dükkancı :
- Yahu bu padişahların hiç mi biri bir Türk kızıyla evlenmemişler ?
Vatandaş gerçekten de Osmanlı tarihini pek okumamıştı , zira sorduğu sorular sadece buna işaretti ;hala daha padişah analarına takmış , istisnasız hepsinin de yabancı olmasına bir türlü akıl sır erdiremiyordu .
- Evet hiçbir Osmanlı padişahı hiç bir Türk kızıyla evlenmemiştir . Bırak bir Türk kızıyla evlenmeyi , bu Osmanoğulları doğuşundan batışına kadar , hem de resmi bir devlet politikası halinde sürekli Türk düşmanlığı yapmışlardır canım kardeşim . Türkleri daima aşağılamışlar , ne devlet yönetiminde ne de savaşlarda onlara asla ve kata büyük askeri rütbe vermemişlerdir . Osmanlı'da Türk demek hakaret ifade ederdi . Koca Enderun mesela ...
- Enderun mu ?
- Evet Enderun ... İleride devleti yönetecek kişilerin yetiştirildiği saray içi bir kuruluştur bu . Buraya , esir edilen ne kadar Bulgar , Sırp , Rum , Ermeni , Arnavut , Hırvat vs. çocuğu varsa daha küçük yaşta alınır , eğitilir , sonra da ufak ufak devletin en üst katlarına kadar yükseltilirdi . Aralarından en üst düzey Beylerbeyi , Kazasker , Yeniçeri Ağası ( Günümüzün generalleridir bunlar ) , vezir ( Bakan ) , hatta Sadrıazam ( başbakan ) çıkarılır . Türkler asla Enderun'a alınmamış , devlette asla üst düzey görevlere getirilmemiştir , neredeyse batışına kadar sistemli bir şekilde bu hep böyle devam ettirilmiştir . Gerçekte bu , Osmanoğulları'nın bilinçli bir siyasetidir , ama Osmanlıcı o tarihçiler var ya , bu gerçeği Türk çocuklarına asla öğretmezler , öğretmedikleri gibi bir yığın yalanlarla daha bir de Türk çocuğunun beynini yıkarlar .
- İnanılır gibi değil .
- Bize tarihçiler sürekli olarak Yeniçerilerin zaferlerinden bahseder değil mi ? Bir kere kesinlikle alakası yok . Savaşan , Anadolu'dan toplanıp getirilen hep biz zavallı Türkler olmuştur . O sebeple Osmanoğulları için Anadolu hep bir asker yatağı olmuştur . Hiçbir Yeniçeri Türk değildir ve bu örgüt savaş ordusu da değildir . Arnavut , Sırp , Rum , Makedon , Ermeni gibi dönme-devşirmelerden oluşan bu Yeniçeriler padişahı korumakla görevli özel bir muhafız birliğidir ; nasıl şu anda Cumhurbaşkanını korumakla görevli muhafız alayı varsa , işte onun gibi bir şey .
- Nasıl yani , bunlar savaşa katılmıyorlar mıydı ?
- Eğer padişah savaşa katılırsa onlar da savaşın gerisinde padişahı korumakla görevli idiler , ki padişah da savaşı geriden izlediği için haliyle Yeniçeriler de kesinlikle yüz yüze savaşmıyorlardı . Daha sonraları zaten padişahlar neredeyse hiçbir savaşa katılmadığı için , bu Yeniçeriler de savaşa felan katılmamışlar ; İstanbul'da sürekli pinekleyip durmuşlardır . Eh , rahatlık da kendilerine battığı için iki de bir kazan kaldırıp çıkarlarını korumayan bir yığın Sadrıazamı , veziri veya kendi Ağalarını öldürüp durmuşlardır .
- Savaşları kim kazanıyordu o zaman ?
- Anlatamıyorum ben galiba ... Gerçek manada savaşan , Yeniçeriler felan değil ; savaşanlar yaya birliği olan Azaplar ve diğer Beylerbeylerinin emrindeki biz zavallı Türkler . Ama seferlerden ( savaşlar ) elde edilen yağma gelirinden aslan payını alan da işte bu padişahın özel koruma ordusu Yeniçeriler oluyordu . Eğer padişah savaşa katılacak olursa , Yeniçeri adlı bu özel ordu da savaşmadan , tamamen cephe gerisinde Padişahı koruyorlardı . Okumuşsundur mutlaka ; tek gram Türk kanı taşımayan bu ayrıcalıklı dönme ve de devşirmelerden teşkil edilen Yeniçeriler , daha sonra Osmanoğullarının başına bela olmuştur . Ki bence de iyi olmuştur , adalet böylece yerini bulmuştur . Adına Yeniçeri denilen bu tufeyli , üstelik de hiç savaşmayan bu asalak dönme -devşirme güruhu sürekli ayrıcalıklı olup padişahları zorla haraca bağlamaya başlamış , hatta işi daha da azıtarak bir çok Osmanlı padişahını katletmişlerdir .
- Kardeşim , sen kafamı hepten karıştırdın ya ...
Elimde olmadan gülmüştüm .
Gerçi suç onun değildi , tarihi konuları bize böyle çarpık ve bazı şeylerin de üstünü bilinçli bir şekilde örterek anlatanlarda suçtu .
- Tekrar diyorum ; Yeniçeri Ocağı denilen o uğursuz ocağa bir tek Türk'ün ayağı dahi bastırılmamıştır . O tarihçiler var ya ; öz be öz Türk'ün kanıyla yücelen Osmanoğullarının başarısını bile gerçekte her biri birer ecnebi ve tek görevi sadece padişahı korumak olan bu ayrıcalıklı Yeniçeri Ocağı sınıfına maletmişlerdir .
( Devam edecek ... )
Not : Gelecek makalemde tamamı yabancılardan oluşan Osmanlı padişah analarının hepsi tek tek liste halinde açıklanacaktır .
Aydınus
Konu Aydınus tarafından (08-06-2008 Saat 12:21 ) değiştirilmiştir.
|

08-06-2008, 11:05
|
|
|
İmparator ( 5 )
İmparatorların soy kökenleri
İşte tarihte 622 yıl boyunca hüküm süren , güya Türk devleti kurup yöneten Osmanoğulları'nın gerçek kökenleri , işte size Türk'ün şanlı(!) ecdadı :
Not 1 :
Osmanlı padişah analarının aşağıda parantez içerisinde belirtilen Arap-İslam isimleri , padişah anası olduktan hemen sonra takılmıştır .
Padişahtan erkek çocuk doğurup da analığa layık görülmeyen diğer milletten cariyelerin ve odalıkların çoğunluğu ise bebekleriyle beraber bellerine taş bağlanarak denize atılmıştır .
Denize atılmıştır , çünkü Osmanlı padişahları şairlerle , ilim ve bilim adamlarıyla düşüp kalkan çok ince ruhlu insanlardır !
Osmanlıcı-Ümmetçi tarihçiler öyle diyor , yerseniz .
Not 2 :
Baki'sinden tut da Nefi'sine kadar , düşüp kalkılan o meşhur dönme-devşirme sözde şairlerin Türk'e ve Türk ırkına karşı şiirlerinde nasıl kin kustukları bu makale serisinin devamında ayrıca ayrıntılarıyla açıklanacaktır .
Orhan Gazi - Anası , Mal Hatun , Moğol'dur ; babası , Osman Gazi .
I. Murat - Anası , Bizanslı Rum Horofira'dır . ( Nilüfer Hatun )
I. Bayezıt ( Yıldırım ) - Anası , Bulgar kızı Marya'dır . ( Gülçiçek Hatun )
I. Mehmet ( Çelebi ) - Anası , Bulgar kızı Olga'dır .
II. Murat - Bunun da anası diğerleri gibi ecnebidir , adı ise Veronika'dır .
II. Mehmet ( Fatih ) - Anası , Sırp kızı Mara Despina'dır . ( Hüma Hatun )
II. Bayezit - Devşirme Kornelya ( Cornelia )
I. Selim ( Yavuz ) - Sonradan Ayşe adı verilen Bizanslı bir Rum kızıdır .
I . Süleyman ( Kanuni ) - Anası , Polonya yahudisi Helga ( Hafza Sultan )
II. Selim ( Sarı Selim ) - Yahudi Rus kızı Roksalan ( Hürrem Sultan )
III. Murat – Anası , Yahudi Raşel ( Nurbanu Sultan )
III. Mehmet - Venedikli Bafo ( Safiye Sultan )
I. Ahmet - Yunanlı Helen ( Handan Sultan )
I. Mustafa ( Deli Mustafa ) - İspanyol Violetta
II. Osman( Genç Osman ) - Evdoksiya ( Mahfiruz Sultan )
IV. Murat - Sırp Anastasya ( Mahpeyker Sultan )
I. İbrahim ( Deli İbrahim ) - Bosnalı Anastasya ( Kösem Sultan )
IV. Mehmet( Avcı Mehmet ) - Rus Nadya ( Hatice Turhan Sultan )
II. Süleyman – Sırp Katrin ( Dilaşup Sultan )
II . Ahmet - Polonyalı Yahudi kızı Eva ( Hatice Sultan )
II. Mustafa - Anası , Rum kızı Evemia'dır . ( Emetullah Sultan )
III. Ahmet - Yine Rum kızı Evemia ( Emetullah Sultan )
I. Mahmut - Anasının adı Aleksandra'dır . ( Saliha Sultan )
III. Osman( eşcinselliği ile ünlü padişah ) - Anası , Sırp kızı Mari'dir . ( Şehsuvar Sultan )
III. Mustafa - Anası , Janet adlı Fransız bir bayan . ( Mihrişah Sultan )
I. Abdülhamit - Anasının adı İda'dır . Bu anne de Fransız'dır . ( Şermi Sultan )
III. Selim – Cenevizli Agnes ( Mihrişah Sultan )
IV. Mustafa - Anası , Bulgar kızı Sonya'dır . ( Sineperver Sultan )
II. Mahmut - Anası , Fransız kızı Aimee du Buc'dur . ( Nakşidil Sultan )
Abdülmecid - Rus yahudisi anasının adı Suzi'dir . ( Bezm-i Alem Sultan )
Abdülaziz - Anası , hamam natırlığı yapan Besime adlı bir çingenedir . ( Pertevniyal Sultan )
V. Murat - Anası , Vilma adlı bir Fransız . ( Şevkefza Sultan )
II. Abdülhamit - Anası , Ermeni olup adı da Virgin'dir . ( Tirimüjgan Sultan )
V. Mehmet ( Reşat ) - Anasının adı Sofi'dir , bu kadın Arnavut'tur . ( Gülcemal Sultan )
VI . Mehmet ( Vahideddin ) - Anasının ası Henriet'tir . ( Gülistan Sultan )
***
Tarihçilerin ''bu evlenmeler sadece siyaset amacıyladır'' sözleri gerçekte boylarını bile aşan koca bir yalandır .
Bu nasıl bir siyasettir ki , 622 yıl boyunca hiçbir Osmanoğlu , Türk kanı taşıyan bir tek Türk'le dahi olsa evlenmemiş , haliyle de bütün padişahların anası ve de karıları hep yabancılardan oluşmuştur ?
Böyle siyaset mi olur ?
Hani Osmanoğulları Türk'tü ; hani kurdukları devlet de Osmanlı-Türk devleti idi ?
Peki , sırf yabancılarla evlenmelerinin ardında yatan gerçek nedir ?
Gerçek şudur ki , Osmanlı döneminde Türk ırkı daima aşağı bir ırk olarak görülmüş , bu sebeple de Osmanlı padişahları soylu addedilen başka milletlerin kadınlarıyla evlenmiştir .
Yukarıdaki listede bir tek Türk anasının olmaması bunun en bariz göstergesi değil midir ?
O halde sormak istiyorum ; bu milletin evlatlarına gerçekler ne zaman açıklanacak ?
'' Bir millet , unsur-u aslinin içinden çıkan kişiler tarafından idare edilmiyorsa , izmihlal ( yokoluş ) mutlak ve mukadderdir . ''
Mustafa Kemal
( Devam edecek ... )
Aydınus
Konu Aydınus tarafından (08-06-2008 Saat 12:24 ) değiştirilmiştir.
|

08-06-2008, 11:28
|
|
|
İmparator ( 6 )
Etrak-ı bi İdrak ( Anlayışı kıt Türkler )
Türk değil mi ; Merzifon'un eşeği
Türkiye Cumhuriyeti , çok uluslu Osmanlı'nın batması üzerine kurulmuştur .
Bu bağlamda düşünecek olursak , tarih devamlılık arzeder .
Şunu asla gözden kaçırmamak gerekir ; Osmanlıyı değerlendirirken , beğensek de beğenmesek de reddi mirasta bulunmak konuyu daha da işin içinden çıkılmaz boyutlara taşıyabilir .
Osmanlı , Türk'ün canı ve kanı ile var olup tarihte hüküm sürdüğünden elbetteki bizim de tarihimizdir , ama onu yorumlarken günahlarıyla ve sevablarıyla ele alıp değerlendirmek gerekir ki yeni yanlışlara imza atılmasın ; yoksa tarih öğrenmenin bir manası kalmaz .
Hele ki Osmanlıcı-Ümmetçi tarihçiler gibi hamasi söylemlerle Osmanlı'nın sadece sevaplarından bahsedip günahlarına gelince üstünü örtüvermek tarih ve bilim namusuyla bağdaşmaz .
Osmanlı devletinin , Selçukluların bir uçbeyi olan Osman Gazi önderliğinde Türkmenlerce kurulup gene onların kanları ve canları pahasına yükseldiği bir gerçektir .
Fakat ne acıdır ki bir süre sonra Osmanlı , icat ettiği dönme - devşirmeci sistemler neticesinde Türk'e karşı daima keskin bir kılıç , hatta Türk'ü resmen horlayıcı , aşağılayıcı ve iftira edici bir nankörlük ile adeta Türk'ün baş belası olmuştur . Ki bu iddiam , makalemin devamında bir çok örneklerle fazlasıyla ortaya konulmuştur .
Şuna herkes kanidir ki , ilk kuruluş yıllarındaki ulusal özelliğini hızla yitiren Osmanlı , zamanla dehşet bir kozmopolitliğin içerisinde çırpınmaya başlamış ; Türk'ün kanı , canı , malı ve fedakarlıkları ile yükselirken , yine o Türk'ün kültürünün , dilinin , töresinin ve mutluluğunun üzerinde yüzyıllar boyu hoyratça tepinmiştir .
Osmanlı'ya bir veren yabancı unsurlar , Osmanlı devlet yönetimi ve bünyesinde karşılıklarını fazlasıyla alırken , büyük bir özveride bulunan Türklerin ise aynı oranda karşılık göremedikleri açıktır . Bu bağlamda Türkler , gerek hanedanlık , gerek yönetim gerekse de milli gelirden adaletli bir şekilde pay almada resmen dışlanmış , bir kenara itilmiştir .
Nihayetinde Türk , Osmanlı yönetiminde istenmeyen , kendi öpöz yurdunda garip , hatta aşağılanıp hakaretler edilen bir millet haline gelmiş / getirilmiştir .
Ki nasıl olduğu makalenin sonraki satırlarında somut örnekler verilerek açıklanacaktır .
Günümüzün Osmanlıcı-Ümmetçi tarihçilerinin bizlere sanki PKK terörüymüş gibi anlattığı o Celali İsyanları bile dikkatle incelendiğinde , Osmanlı hanedanı , Enderun ve Yeniçeri eliyle her şeyi resmen ellerinden alınarak kendisine sadece bir lokma ve bir hırka layık görülen Türk'ün , şahsiyet ve kimlik mücadelesi verdiğini görürüz .
Bunun nasıl olduğu aşağıdaki şiirde de görülebilir :
Şalvarı şaltak Osmanlı
Eyeri kaltak Osmanlı
Ekmede yok , biçmede yok
Yemede ortak Osmanlı
Elbetteki amacım , burada bir de Celali İsyanları'nı anlatarak konuyu dağıtmak değil .
Diğer iddialarımı biraz daha somutlaştırmak , sanırım konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır .
***
Osmanlı , Türk'ü devlet işlerinden dışlama işine neredeyse daha işin başında sayılabilecek bir tarihte , 1363 yılında Yeniçeri Ocağı'nı kurmakla başlamıştır .
Daha önceki makalelerimde de belirttim aslında ; tamamı dönme ve devşirmelerden oluşan Yeniçeri Ocağı gerçekte bir savaş ordusu değil , savaşta ve barışta padişahı ve sarayı korumakla mükellef özel bir ordudur .
Türk'e asla güvenip de Yeniçeri Ocağı'na almayan Osmanoğulları , savaşta elde edilen ganimetler ( para , altın , kadın , kız , çocuk vs . ) söz konusu olduğunda bu Ocağı fazlasıyla , ki çoğu zaman da haksızca yararlandırmıştır . Oysa ki zaferle netilecenen savaşları kazanan Türkler'in ta kendileridir .
Fakat bu Yeniçeri Ocağı elde ettiği bu ayrıcalıklı konumu ile de yetinmemiş ; devamlı kazan kaldırarak padişahtan ve yönetimden yeni haklar koparmış , hatta öyle ki duraklama ve gerileme döneminde yönetime bile resmen ortak olmaya başlamıştır . Bunun en bariz örneği , bazı padişahları tahttan indirip bazılarını da tahta geçiren , hatta bazı padişahların da kanına bile giren tarihe mal olmuş yüzlerce Yeniçeri ayaklanmasıdır .
Padişah analarını önceki makalelerimizde anlatmıştık . Damarlarında dolaşan kanı gittikçe zenginleşen Osmanlı padişahları , daldıkları işret ve şehvet düşkünlüğü sonucu zamanla devlet yönetimi işini de tamamı yabancılardan oluşan Enderun'a bırakmışlar ; haliyle de buradan çıkan Osmanlı devlet adamları eliyle Türkler , karın tokluğuna çalışan ve çağrıldığında kuzu kuzu savaşa gönderilen , bundan başka bir şeyden de anlamayan cahil , geri bir millet olarak telaffuz edilmeye başlanmıştır .
Tamamen Türk'ün insafı ile ekmeğini yiyerek semizleşen bütün bu tamamı dönme devşirme takımı , kılıcını ilk olarak Türk'ün üstünde sallamaya başlamış ; istismarında ustalaştığı İslam'ı da alet ederek padişahıyla , veziriyle , Sadrıazamıyla , tarihçisiyle, edebiyatçısıyla kimi zaman "zındık" , kimi zaman da "kafirden de öte"olarak nitelendirdiği Türk'e hep zulmetmiş , hep aşağılamışlar ; sadece kılıçlarını değil , kalemlerini de Türk'e karşı hep keskin tutmuşlardır .
Burada bir şeyin daha ısrarla altını çizmek istiyorum ; Osmanlı sarayında yetişmiş , ki çoğunluğu yabancı kökenli ve saray beslemesi olan Osmanlı tarihçilerinin yazdığı tarih , her türlü objektiflikten uzak olup kesinlikle ve kati surette hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur .
Bu devşirme güruhunun yazdığı tarihe tarih diyebilmek için adına tarih denilen bilim dalından habersiz olmak gerekir .
Saray beslemesi bu tarihçilerin , bir taraftan en beceriksiz padişahları bile büyük bir tarafgirlikle bizlere yağlayıp ballayarak anlatmasını , diğer taraftan ise Türk'ün zararına padişahın işlediği her türlü cinayet , eylem ve davranışlarını övmesini bilimin hangi dalına sığdırabilirsiniz ?
Hakeza , sarayı dolduran dönme-devşirme şairler ise hepten küstahlaşarak Türk'e adeta kin kusan şiirler yazmışlardır . Ki böylelikle padişahları bile etkileyip gözüne girdikleri , damarlarındaki kanı iyice dejenere olmuş padişahların kararlarına etki ettiklerini dahi düşünmek yanlış olmayacaktır .
Makaleme , sarayı dolduran işte bu beslemelerin Türk milleti üzerine saçtıkları hezeyanlarının en bariz örnekleri ile son vermek istiyorum :
Aşağıda , bakınız saray beslemesi Osmanlı tarihçisi Naima yazdığı kitaplarda Türklere nasıl iltifat ediyor !
Türk-bed lika (çirkin yüzlü Türk)
Etrak-ı bi idrak (anlayışsız,akılsız Türk)
Nadan Türk (kaba,cahil Türk)
Ermenilere gelince 'millet-i sadıka'...
Araplara 'kavm-i necip' denirken ...
Biz Türklere de 'Kaba Türk' , 'Anlayışsız Türkler' , 'Pis Türkler' gibi sıfatlar takılıyordu .
Allah , ceddimiz Osmanlı'dan bin kez daha razı olsun !
Öyle ya ; sen tut Enderun'a Türkler hariç , içine kıran giresice 72 buçuk milletin veletlerini doldur ...
Onları bir güzel yetiştir ...
Türk'ü de cehalet çukuruna at ...
Sonra da 'anlayışı kıt Türk' , 'cahil Türk' diye aşağıla !
Adaletini seveyim senin !
***
Şunun bir kez daha altını çizmek isterim ki , Osmanlı yönetiminde Türk’e yaklaşım korkunç derecede aşağılayıcıdır , ki o günlerden kalan aşağıdaki şiir bu yaklaşımın en bariz göstergesi değil midir ?
Türk değil mi
Merzifon'un eşeği
Eşek değil
Köpekten de aşağı
Osmanlıcı-Ümmetçi tarihçilerin göklere çıkardığı koca Yavuz Sultan Selim de , öz be öz Türk İran hükümdarı Şah İsmail'e yazdığı mektupta Türklere olan bakış açısını fazla gizleyememiştir :
"... ben Sultan Beyazıt oğlu Sultan Selim ; sen ki ey eşek Türk ..."
Ee , ne de olsa aşağıda kendilerinden alıntı yaptığım saray beslemesi dönme-devşirme şairlerle düşüp kalkmaktadır koca imparator Yavuz .
O da tıpkı babası Bayezit'in yolundan gidiyor .
Nasıl mı ?
II. Bayezit'in , ince ruhundan (!) dökülen şiirinden iki satır :
''Değeme idrak ne bilsin gam-ı aşkı Adli
Sırr-ı aşkı anlamaya hallice idrak gerek.''
(Türkler ne anlar aşktan Adli/
Aşkın sırrını anlamaya epeyce akıl gerek)
***
Osmanlı şairi Baki ise şöyle diyor :
Her taç olmaz Fahr-u fena ehline sertaç
Türk ehlinün ey hace biraz başı kabadır
( Türkçe manası :
Ey Hoca ; Türk toplumundan olanın başı kabadır . Her taç yoksulluk ve yokluk ehline baş tacı olamaz . Türk , sultan olma yeteneğinden yoksundur . )
***
Baki öyle der de bir diğer saray beslemesi Osmanlı şairi Nef'i ondan geri kalır mı ?
'' Türk'e Hak Çeşme-i irfanı haram itmiştir . ''
( Tanrı , Türk'e irfan pınarını yasaklamıştır .)
***
Padişahın katip ve şairi Hafız Hamdi Çelebi ise Türk'e kin kusan hakaret işini iyice doruğuna ulaştırmıştır :
Devr-i daldan beri şahım eflak
Zem olur alem içinde etrak
Vermemiş Türk'e hüda hiç idrak
Aklı evvel de olursa bi bak
Uktülü't Türke velev kane ebak
(Önceden beri benim şahım Tanrı'dır/
Bilirim küllüm dünyada kötülenir Türkler/
Tanrı Türk'e hiç bilinç vermemiştir/
Hele bir de ukala olursa tümden pis olurlar/
Baban da olsa Türk'ü öldür .)
Dedi ol kan-i kerem Şah-ı celal /
Türk'ü katleyleyiniz kanı helal
Daim oldu bunların işi dalal /
Cümlesinden bunu ahzeyle misal
Uktülü't Türk'e velev kane ebak
(Eğer Türk ilimde deniz olsa /
müftü olup fetva verse /
Asla bunlarla ilişkiye geçme/
Bu sözler tüm insanlara söylenmiş özel sözlerdir/
Baban da olsa Türk'ü öldür .)
***
Türkü zannetme kim ola adem
Türk ile durma olur mu bir dem
Şeker alsa eline Türk ola sem
Şerri edraki kesup hiç yeme gam
Uktülü't Türk'e velev kane ebak
(Sakın Türk'ü insan sanma/
Bir an bile olsa Türk'le birlikte olma/
Türk eline şeker alsa, o şeker zehir olur/
Türk'ün başını keserken sakın gam yeme/
Baban da olsa Türk'ü öldür .)
***
Ey Kadimi Türk'e hiç olma yakın
Sözleri olur ise dürrü senin
Zinhar, olma sakın Türk'e yakın
Kes başın, kanını dök, çekme gamın
Uktülü't Türk'e velev kane ebak .
(Kadimi ; sen sakın Türk'e yakın olma/
Sözleri inciden pahalı bile olsa /
Sakın Türk'e yakın olma /
Türk'ün başını kes , kanını dök , asla üzülme/
Baban da olsa Türk'ü öldür .)
( Devam edecek ... )
Aydınus
Konu Aydınus tarafından (08-06-2008 Saat 12:42 ) değiştirilmiştir.
|

08-06-2008, 11:42
|
|
|
İmparator - 7
Tarihi , ideolojiler mi belirliyor ?
Tarih insanlığın ortak malıdır .
Yaşanmıştır ve günahlarıyla sevaplarıyla değerlendirilmek zorundadır , yoksa ne tarih öğrenmenin ne de tarih öğretmenin kıymet-i harbiyesi yoktur .
Eğer ki tarih bir bilim dalı ise ve bu dalla uğraşanlar da bunu böyle değerlendiriyorlarsa objektif olmak zorundadırlar .
Aksi takdirde , belki bu bilim dalına helal gelmeyecektir ancak , tarihi konuları taraflı yorumlayanların bilim adamlıklarına fevkalede helal gelecektir .
( Bir sonraki yazımda üstteki satırlara açıklık getirilecektir . )
O halde tarih ; günahlarıyla ve sevaplarıyla , hiçbir duygu ve ideolojik tesir altında kalmadan yazılmak ve anlatılmak mecburiyetindedir .
Ne yazık ki ülkemizde tarihi konular çoğu zaman ideolojilere kurban edilmekte , bu konulara ilgisi olup araştırma yapan insanlar çoğu zaman iki arada bir derede kalıp el yordamıyla gerçekleri aramak durumunda bırakılmaktadırlar .
Bu durum Osmanlı tarihi için de geçerlidir .
Bir bakıyorsunuz ; tarihçilerin bir kısmı Osmanlı'yı göklere çıkarıp sadece sevaplarına değinirken , diğer kısmı da sadece günahlarını sıralamaktadırlar .
Ülkemizdeki siyasi kutuplaşma , maalesef kollarını tarihe de uzatmıştır .
Öyle ki tarihçi diye bildiğimiz bazı kimseler tarihi gerçekleri tarafsızca dile getirmek yerine , kendi ideolojisine göre hareket etmekte ve sadece o doğrultuda sorumsuzca yazıp çizmekte zerre sakınca görmemektedir .
Mesela bir kesimin II. Abdülhamit'e 'Kızıl Sultan' derken , diğer kesimin de 'Ulu Hakan' diye övmesi gibi ...
***
Fazla uzatmadan , makalemi büyük Türk önderi Mustafa Kemal'in Osmanlı hakkındaki özlü sözleri ile bitirmek istiyorum :
- Evet arkadaşlar ; o saraylar ve o sarayların etrafını çeviren hainler asırlarca bu milleti yalnız iki zamanda düşünürlerdi : Biri paraya , diğeri askere muhtaç oldukları zaman . Bir baştan memleketi soyarlar , diğer yandan milletten aldıkları askerle Viyana’yı , Mısır’ı , İran’ı zapt için fütuhata kalkarlardı .
- Halbuki o milletin fütuhatta hiçbir emeli millisi , arzuyu vicdanisi ve menfaati yoktu . Onların hırsı , onların şan ve şerefi için , bu milletin evlatları bir daha dönmemek üzere onların arkasından sürüklenirlerdi . Sonra onların , saraydaki debdebe ve rahatını temin için paraya ihtiyaçları vardı . Bu parayı milletten sopa ile alırlardı . Bütün bunların neticesi milleti fakre , harabiye , nihayet ölümün kıyısına götürdü . İşte bu tarz idareye padişahlık idaresi denir . Arkadaşlar ; bu idareyi bir daha diriltmemek üzere tarihe gömdük . Bu gün eski idareden büsbütün ayrı yeni bir Türkiye devleti var .
- Kafasını ve vicdanını en ileri gelişme alevleriyle güneşlendirmeye karar vermiş olan bugünün Türk çocukları, biliyor ve bildirecekler ki, onlar 400 çadırlı bir aşiretten değil, on binlerce yıllık, ari, medeni, yüksek bir ırktan gelen yüksek kabiliyetli bir millettir.
- Efendiler; egemenlik ve saltanat, hiç kimse tarafından, hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşmeyle tartışmayla verilemez. Egemenlik, saltanat, güçle, erkle zorla alınır. Osmanoğulları 600 yıldan beri zorla Türk Ulusunun egemenlik ve saltanatına el koymuşlardı. Şimdi de Türk Ulusu, bu saldırganlara artık yeter diyerek, ayaklanarak, egemenlik ve saltanatını doğrudan kendi eline almış bulunuyor. Burada toplananlar, Meclis ve herkes doğal görürse, kanımca uygun olur. Yoksa gerçek yine yolu yordamıyla anlatılacaktır. Ama belki birtakım kafalar kesilecektir.
- Şurası memnuniyetle hatırda tutulmalıdır ki, Türk Ulusunun asıl kütlesi Osmanlı'lık vasfını üzerine almamıştır. Gerçekten Anadolu halkı, her zaman, sarayla onun çevresinde toplanmış zümreye Osmanlı demiş ve kendini daima onun dışında tutmuştur.
- Ulus ve ordu, padişah ve Halife'nin hainliğinden haberi olmadığı gibi, o makama ve o makamda oturan kişiye karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla boyun eğmiş durumda. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrama yeteneğinden yoksun.
- İtiraf edelim ki, biz üç buçuk yıl öncesine değin bir insan kalabalığı (sürü halinde ) yaşıyorduk. Bizi istedikleri gibi yönetiyorlardı. Dünya bizi, bizi temsil edenlere göre tanıyordu. Üç buçuk yıldır tamam bir ulus olarak yaşıyoruz. Bunun maddi ve açık tanığı, hükümetimizin biçim ve niteliğidir ki, onu yasa, Büyük Millet Meclisi diye adlandırdı.
- Cahilliklerin, sapkınlıkların anası kişisel saltanattır. 600 yıllık bu uğursuz düzene son verdik .
- Bizim ulusumuz, ulusallığı bilmezliğe gelişinin çok acı cezalarını gördü. Osmanlı İmparatorluğu içindeki türlü kavimler hep ulusal insanlara sarılarak, ulusallık ülküsünün gücüyle kendilerini kurtardılar. Biz ne olduğumuzu, onlardan ayrı ve onlara yabancı bir ulus olduğumuzu sopa ile içlerinden kovulunca anladık. Gücümüzün azaldığı anda bizi aşağıladı, horladılar.Anladık ki, kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış.
- Biz Türk'üz ; tam anlamıyla Türk'üz . İşte o kadar !
- Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki , başına geçireceği insanların kanındaki asli cevheri tayin etmekten bir an olsun yoksun olmasın .'
( Devam edecek ...)
Aydınus
|

08-06-2008, 11:52
|
|
|
İmparator - 8
Tarihçilerin halk dalkavukluğu
Tarihçi-yazar M.A. deyip duruyorlardı . Doğrusu merak ettim , kim bu pek bir methedilen tarihçi diye .
Sizler de bilirsiniz ki günümüzde araştırma yaparak bilgiye ulaşmak isteyenlerin işi hayli kolaylaştı . Eskisi gibi çoğunlukla kütüphanelere gidip de saatlerce kitap aramanıza , hatta ve hatta bir çok paradan çıkarak kitap satın almanıza da pek gerek kalmadı . Bir yığın arama motorları var ve interneti olan girip araştırıyor .
İşte ben de bu ünlü (!) tarihçi M.A.'yı araştırmaya koyuldum .
Karşıma çıka çıka Fetullahçıların Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapan ve tarihçi-yazar diye lanse edilen bir köşe yazarı çıktı .
( İsmini ve soyadını kısaltarak veriyorum , çünkü Mustafa Kemal ve devrim düşmanlarının değirmenine su taşıyan böylelerini meşhur etmek istemem . )
Üşenmedim , bulabildiğim bütün makalelerini okudum ve şu kanıya vardım ki , bu şahıs kesinlikle bildiğimiz manada bir tarihçi değil .
Tarihi olayları bir düzen halinde yazan birisi değil ; hele hele belge ve vesikalarla yazan birisi ise hiç değil ; birbirinden kopuk , oradan buradan derme deşirme konular .
Ama sıfatı ; tarihçi-yazar M.A.
Seçtiği konular ise insanı çoşkuya kaptırıp ''Vay be , biz bir zamanlar neymişiz '' dedirten şeyler .
Tabii bozacının şahidi de şıracı olduğundan , bu tarihçiyi pek bir övüyorlar .
Yaptığı tam bir populizm ( halk dalkavukluğu ) anlayacağınız .
İşin kolayını bulmuş , hem üstelik kimse de çıkıp eleştirmez .
Osmanlı devletinin elbetteki gelişme ve ilerleme döneminde gerçekten de altın sayfaları da vardır , ama sonraki dönemlerde ise çirkeflik baştan ayağa her tarafı sarmıştır .
Ben işte bunu anlatmaya çalışıyorum ; sadece sevaplarına değil , günahlarına da yer vereceksin . Yoksa kimsenin reddi mirasta bulunduğu yok . Günahıyla sevabıyla bizim tarihimiz bu .
Osmanlı tarihini elbetteki bir kaç makale ile anlatmak zaten mümkün değil , koca 622 yıl ciltlere sığmaz .
Ben bu makale serisinde 'Osmanlı'da Türk'ün durumunu ' ele aldım sadece .
Bu 622 yılda biz Türklerin durumu ne idi ?
Fakat gördüm ki , tarif etmek için 'felaket' kelimesi bile az kalıyor bazen .
Kanı iyice dejenere olmuş Osmanlı padişahları ve dönme-devşirme yöneticiler eliyle itilmiş , dışlanmış , horlanmış , aşağılanmış zavallı bir ulus haline getirilmişiz .
Bunun eleştirisi yapılmasın mı hiç ?
İşte ortaya koydum :
Osmanlı padişahlarının eşleri ve anaları hep yabancı .
Saraya devlet adamı yetiştiren Enderun'a Türk ulusundan kimseyi sokmamışlar .
Padişahları koruyan özel ve ayrıcalıklı ordu da ( Yeniçeri Ocağı ) istisnasız hep dönme-devşirme .
Saray tarihçileri olsun , Osmanlı saray şairleri olsun bol bol hakaret satırları ile Türklere saldırarak tekmelemişler .
( Bkz.: 'Türk değil mi , Merzifon'un eşeği' başlıklı yazı )
***
Neyse konumuza dönecek olursak ; elbetteki koskoca 622 yıl boyunca tarihte varlığını sürdüren Osmanlı'nın nice anlı şanlı vakaları da vardır , ama o 622 yılda insanın neredeyse midesinin altını üstüne getiren çirkeflikler de meydana gelmiştir .
Boşuna aramayınız , bunlardan kesinlikle tek satırla da olsa bahsetmiyor bu tarihçi-yazar M.A.
Ya ne yapıyor ; içerisinde yazarlık yaptığı 'Zaman' adlı Fetullahçı gazetenin ideolojisi gereği ( Osmanlıcı-Ümmetçi-Şeriatçı ) belli bir amaca dönük ve tamamen tek taraflı yazıyor .
İşin garip tarafı bu tarihçi - yazar , saray beslemesi dönme-devşirme Osmanlı tarihçilerine pek bir itibar ediyor ve onların daima doğruları yazdığını bile iddia edebiliyor .
Hemen sormak gerek ; kendisi Fetullah'ın Zaman gazetesinin ideolojisi dışına çıkabiliyor mu ki , saray beslemesi o tarihçiler de padişahları eleştirip yanlışlarını ortaya koyabilsin ?
Kendisi Fetullahçıların yanlışlarına değinebiliyor mu ki , saray beslemesi dönme-devşirme o tarihçiler de Osmanlı'nın yanlışlarını ortaya dökebilsin ?
Mümkün müdür bu ; hem insan yediği çanağa pisler mi ?
Tamamen tek taraflı yazan ve tarihçi diye göklere çıkarılan bu şahısa tarihçi gözüyle bakacaksak eğer , o halde ben bu zamana kadar Hammer'i , Alfonse de Lamartine'i , Babinger'i , Halil İnancık'ı , Yılmaz Öztuna'yı , İ. Hakkı Uzunçarşılı'yı vs. boşu boşuna okumuşum ve gözlerime çok yazık etmişim !
''80 yılda Cumhuriyet size ne verdi ?'' deyip Osmanlı'ya atıfta bulunarak öven , Cumhuriyeti ise yerden yere vuran da gerçekte bu kesim değil mi ?
O halde ben de onlara , özellikle de bu Osmanlıcı-Ümmetçi-Şeriatçı kesime buradan soruyorum :
Türk müsünüz ?
Türkseniz , 622 yılda kula kulluktan başka Osmanlı size ne verdi ?
Padişaha kulluk ...
Sadrıazama kulluk ...
Paşaya kulluk ...
Şeyhülislam'a kulluk ...
Şeyhe kulluk , şıha kulluk ...
Ona kulluk , buna kulluk ...
Kısacası kula kulluk ...
Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki Türkiye'nin halini herkes bilir ; halkın % 95'i kara cahil , eğitim yatırımları yok denecek kadar az , hiçbir bilimsel ve aydınlanmacı birikim yok , dünyanın tamamen gerisinde kalmış bir ülke , sanayi yok , üretim yok , o yok bu yok , yok Allah yok .
Bir Türk olarak yönetimde yoksun , Enderun'da yoksun , milli gelirden adaletli pay alamamışsın , savaşı yapan sensin , ama kaymağını yiyen padişahın dönem-devşirme özel koruma ordusu Yeniçeriler olmuş ve senin aleyhine daha neler neler ...
Peki ya sana ne var ?
Bir lokma bir hırka ...
Üstüne üstlük daha bir de 'pis Türk' diye aşağılanıyorsun .
Estergon kalesi , mestergon kalesi ...
Boşversene sen !
Estergon'da kanımla canımla kahramanca savaşan ben ; kaymağını yiyen ecnebiler , dönme-devşirmeler , Türklerin haricinde 72 buçuk millet ...
Yazsana bunları , yazabilir misin ?
Hem hani nerede senin Osmanlı'nın 622 yılda ilime bilime katkısı , şöyle elle tutulur bir icadı , dünya çapında övünebileceği bir sanat eseri , yine dünya çapında yazarı , düşünürü vs ?
Yok , bulamazsınız .
Nasıl olmuşsa bir tek Mimar Sinan'ı çıkarabilmişiz , hepsi bu .
Fatih ( Sultan Mehmet ) beş dil bilirmiş !
Bunun Türk'e ne yararı olmuş peki ?
( Sana da tutayım bir yığın özel hocayı , sen de bilirsin . )
Şu artık kesin ve emin olun ki , Osmanlı'nın sadece sevaplarına yer verip yanlışlarını eleştir(e)meyenlerin kesin Cumhuriyet ve devrimlerle bir zoru vardır .
O halde 622 yılın sadece sevaplarına değil , günahlarına da yer verilmelidir .
Eğer ki tarih bir bilim dalıysa ...
***
Son .
( Şimdilik ... )
AYDINUS
|

17-06-2008, 17:18
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 04 Jun 2008
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 120
|
|
kim kaleme almışsa ellerine sağlık paylaştığın içinde ayrıca teşekkürler burada yeni bir pencere açılabiliyor görebilenlere
hatasız cool olmaz !!!
|

17-06-2008, 18:10
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Mar 2008
Mesajlar: 520
|
|
Çok güzel yazılardı,aydınlandırdın bizi ellerine sağlık aydınus...
Gerçeğin ne kadarına dayanabilirsin?
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:48 .
|