Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 20-12-2008, 01:14
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Emek, Mücadele ve Direniş Cephesi

Türkiye artı eski Türkiye olmayacaga benziyor. Yıllardır sessiz duran emekçiler artık sahaya inmeye karar vermişler gibi görünüyor. Kasım ayında Ankara'da yapılan Emek mitingi bunun son habercisi idi. Aslında 1 Mayıs bunun ilk haberlerini vermişti. Emekçiler tüm yasaklara karşı sokaga çıkamaya karar vermişlerdi, ama engellendiler, gazlandılar ve dövüldüler.

Kasım Ankara mitingi ise katılımcıların miting alanına aranmadan girdigi ilk miting oldu, yıllardan beri. Çünkü arama yapacak olan güçler bertraf edilmişlerdi.

Gün geçmiyor ki kriz ortamında herhangi bir yerde direniş ya da mücadele olmasın. Emekçiler krizin faturasını ödemeyi reddediyorlar ve direniyorlar. Brisa'daki işgal bunun bir ilk örnegi. Önümüzdeki günler sınıf mücadelesinin daha da keskinleşip derinleşecegi günlere gebe gibi görünüyor.

Bu başlıkta emek/ sermaye mücadelesindeki noktaları ve gelişmeleri ele alalım. İlişikteki iletide Bursa halk meclisinin deklarasyonunu yayınlıyorum.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 20-12-2008, 01:14
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Bursa Halk Meclisi
Birlikte Başarabiliriz Forumu
Sonuç Deklarasyonu
Bizler, Bursa'da özgürlükten, demokrasiden, emekten, adaletten, barıştan yana olanlar iki gün boyunca; çiftçiler, emekçiler, emekliler, kentli tüketiciler, işsizler, kadınlar ve gençler olarak bir araya geldik. Temel hak ve özgürlükler, hukuk ve adalet, demokrasi ve karar süreçlerine katılım, iktisadi politikalar ve ekonomi, sosyal haklar, ekoloji ve doğal varlıklar, yerel yönetimler ve kentsel yaşam konularında tartışarak Neden Bir Araya Geldiğimizi, Ne Yapacağımızı ve Nasıl Yapacağımızı konuştuk. Doğrudan demokrasi ilkesini gözeterek katılımcı, şeffaf bir tartışma sürecinin sonunda birlikte Bursa Halk Meclisi'nde özgürlükten, emekten, demokrasiden, barıştan yana bir siyasal mücadeleye devam edeceğimizi sizlere beyan ederiz.

Biz emekçiler olarak, ekonomik kriz nedeniyle ülke ve kentimizde yaşanan işten çıkarmalar, örgütsüzleştirmeler karşısında krizin faturasını ödeyenler olmayacağız. Sorunlarımıza birlikte sahip çıkmaktan başka yolumuz olmadığı için bir aradayız. Toplumda emekçilerin sorunlarını tartışacak bir siyasal merkez yoktur. Siyaseti güçlendirmek temel meselemizdir. Siyaset yapmadan sorunların üzerinden gelebilmek mümkün değildir. Biz emekçiler olarak siyasal alana taşıyacağımız bir örgütlenme için bir aradayız.

Biz işsizler olarak; ekonomik kriz, köylülüğün erimesi, ülkede devam eden savaş, özelleştirmeler, teknolojik gelişmeler ve esnek üretim tarzının neden olduğu işsizliğin kısa, orta ve uzun dönemde yol açtığı toplumsal ve bireysel tüm sorunların ortadan kaldırıldığı; işsizler, emekçiler, çiftçiler ve diğer tüm ezilenler arasında ekonomik çıkar çatışmalarının değil ortak mücadele ve dayanışma zemininin kurulduğu; toplumsal dayanışmanın bir sadaka olarak değil, insan onuruna yakışır şekilde, kamu varlıklarının yeniden dağıtılmasıyla sağlanacağı, çalışma hakkının kullanılmasında cinsiyet ve etnik kimlik ayrımcılığının olmadığı bir dünya istiyoruz. Savaşa değil insana bütçe istiyoruz.

Biz emekliler olarak; dünya yaşam standardının altında, fakirlik sınırında yaşıyoruz, bunun değişmesi ve gelişmiş ülkelerdeki emeklilerin yararlandığı sosyal kültürel haklardan yararlanılma ortamının yaratılması için mücadele edeceğiz.

Biz kentli tüketiciler olarak; kar hırsıyla yaşanan üretim ilişkisi içinde doğal varlıklarımızın yok edilme noktasına geldiğinden, eşitlikçi, özgürlükçü, adaletli bir yaşam için sağlıklı ve kolay erişilebilir tüketim araçlarını yaratmak istiyoruz.

Biz çiftçiler olarak, tarımın tahribatına, küçük üreticinin yok edilmesine, GDO'lu ürünlere, yaşamın, toprağın, tohumun patentleşmesine karşı gıda egemenliğinden yana geleneksel, sürdürülebilir polikültürel bir tarımı savunuyoruz.

Biz gençler olarak; Üniversitelerde barınma, gelecek kaygısı, güvenlik, ulaşım gibi sorunlarımıza karşı, demokratik, nitelikli, anadilde, bilimsel, parasız, eşitlikçi, cinsiyet ayrımcılığı yapmayan, din-mezhep ayrımı olmayan, ifade özgürlüğünden yana bir eğitim anlayışında ortaklaşarak bir araya geliyor, hayatın tüm dayatmalarına karşı birlikte bir gençlik hareketi yaratmak istiyoruz.

Biz kadınlar olarak; 'kadın' olduğumuz için ezildiğimiz, yok sayıldığımız, toplumsal cinsiyetle ve bize dayatılan rollerle mücadele etmek amacıyla bir arada olup güçlü bir kadın örgütlenmesi yaratmak istiyoruz.

Kapitalizmin tahribatı, her geçen gün daha fazla hissedilen küresel iktisadi kriz, emperyalistlerin gün be gün belirginleşen şiddetli paylaşım kavgalarının yarattığı bunalımlar boyutlanıyor. Emperyalist politikaların silahlarla sürdürülen biçimi olarak savaşlar gündemden düşmüyor. Dünya da olduğu gibi Türkiye'de de bu yaşananların faturası işçilere, emekçilere, ezilenlere ödettirilmek isteniyor. En temel demokratik hak ve özgürlüklerin, insan haklarının yok sayıldığı, anadillerin yasaklandığı, kültürlerin, kimliklerin inkar edildiği, inançların, inançsızlıkların, farklılıkların ötekileştirilerek baskı ve şiddete maruz kaldığı Türkiye'de yaşayan bizler başka bir dünyanın, başka bir ülkenin olması gerektiğine ve birlikte olduğumuzda başka bir ülkeyi kurabileceğimize inanıyoruz.

Din ve vicdan özgürlüğü bağlamında ele alınacak özgürlükçü laisizmi savunurken, alevi vatandaşların biriken sorunları ile ilgili ayrımcılığa son verilmesi, zorunlu din dersinin kaldırılması, cem ve kültür evlerinin yasal statüye kavuşması, asimilasyon politikalarının son bulması, Madımak'ın müze olması gibi en doğal taleplere ve haklara sahip çıkıyoruz.

Çalışma ve yaşam alanlarının iç içe geçmişliği, bir bireyin birden fazla kimliği taşıması nedeniyle de, farklı mücadele zeminlerini, taleplerini ortaklaştırarak ve bugün ülkedeki demokratikleşmenin önündeki en büyük engel olan Kürt sorunundaki çözümsüzlük karşısında, demokratik çözüm için güçlü bir iradeyi hep birlikte oluşturacağız, hep birlikte başaracağız.

Egemenlerin bizlere dayattığı demokrasi anlayışına karşın emekçi halkın hak ve özgürlüklerini öne çıkaracak bir demokrasi anlayışının hayata geçirilmesini, herkesin dil, din, ırk ayrımı olmaksızın siyaset yapma hakkı ve siyasal yaşamı sorgulayarak, seçilmişleri geri çağırma ilkesinin hayata geçirilmesini savunuyoruz.

Özgür ve demokratik bir ülke yaratmanın bir parçası olarak tüm toplumsal kesimlerin kendi bakış açıları ile yürütecekleri mücadeleleri güvence altına alacak bir hukuksal mekanizma oluşturabilmek için bir araya geliyoruz.

ABD'de finansal düzeyde başlayan krizin karşısında kapitalizmin kendini yeniden örgütlemesinin bir parçası olmamak için biz emekçiler, sınıfsız bir dünya için başka bir ekonomi demek için bir araya geliyoruz.

Neoliberal politikaların karşısında her geçen gün yok edilen yaşama hakkımıza, eğitim hakkımıza, sağlık hakkımıza, çalışma hakkımıza, çevrenin korunması gibi bir çok sosyal hakkımıza sahip çıkmak için bir araya geliyoruz.

Mevcut yerel yönetim anlayışıyla rant aracı haline getirilmiş belediyeciliğin yarattığı çevre sorunları, yetersiz kentsel hizmetlerin karşısında özgürlükçü, demokratik bir sosyal belediyecilik anlayışını hakim kılmak için bir araya geliyoruz.

Yerel seçimlere yönelik kentimizde ortak bir yerel seçim sürecini birlikte örerek Özgürlükçü, Eşitlikçi, Demokratik bir Bursa Mümkün diyoruz.

Bursa Halk Meclisi
18 Aralık 2008

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 20-12-2008, 03:02
Serdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Serdar Serdar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
Standart

Bence yanlış yol. Ayrıca ki, tarih bu yolun çıkmaz yol olduğunu sanıyorum kanıtladı ve hala da kanıtlayacak gibi görünüyor. Sokaklardaki, koşuşturmacalardan bahsediyorum. Ne kadar çok koşuştururlarsa o kadar çok pataklanacaklar gibi gözüküyor. Peki sokakta koşuşturmayla her hangi bir yasayı değiştirme olanağımız var mı veya her hangi bir toplumsal düzeni? Fransız ihtilali örneğin, gene sadece tabandan kaynaklanarak gerçekleşmedi. Diğer yandan Krallık devrildi de ne oldu? Yerine sermaye geldi. Bence daha beter oldu. Dönelim bizim emekçilere, işçilere başlarında sermaye olduğu sürece, daha ne kadar dayak yiyerek haklarını savunacaklar? Şu ana kadar umut verici bir mücadele yöntemi gibi gözükmedi bu. Sonsuza kadar bu şekilde, bu pozisyonda karşılarında polis, asker, bir de zırhlı tank... Otoritenin(öz-düzenlenmenin) olduğu toplumsal düzende daima sınıf farklılıkları vardı. Ayrıcalıklı insanlar vardı. Çünkü yapısı bunu gerektirmekte idi: eşitsizlik. Otoritenin ve ayrıcalıklı insanların, iş bölümünün ve komutanların var olduğu bir toplumsal düzenin var olmasını gerektiren neden ne idi peki? Peki, ilkel eşitlikçi, özgür kavimlerden ataerkil düzenin türemesine neden olan etken ne idi?

Geçenlerde bir sayfada ilkel kavimlerde savaş esnasında, toplumun geçirdiği ilkel otoriter(pre-otorite) evrimi anlatan bir yazı alıntılamıştın hatırlarsın belki sevgili dilaver?

Peki, temel sorun o zaman: can güvenliği, açlık, sıkıntı, stres faktörleridir. Bütün savaşların ve vahşetin ardında da nereden bakılırsa bakılsın açlık ve geçim araçlarının eldesi sorunu görebiliriz.(gerek günümüzde, gerek onbinlerce yıl önce...)

Stres, yani temelde açlık, doğal ihtiyaçların karşılanması sorunu, insan yığınlarını canlılara has bir öz-düzenlenme devinimine götürmüştür. Bu ise, iş bölümüne, sınıf farklılıklarına, ayrıcalık anlayışlı hırsızlığa götürmüştür insanları. Bunların toplamından ise, devamlı bir önder, bir yönetici-lider vasıflı insanlara ihtiyaç eğiliminin belirdiğini görürüz: bu bir devlet, bir kapitalist, bir iş-yeri müdürü veya bir devrimci askeri lider olabilir. Temel de hepsi aynı ruhsal çarkın ürünüdür.

İnsanlar kurtarıcılara ihtiyaç duyarak kendi özgürlüklerini sağlama yolundaki bütün girişimleri hüsrana uğrayacaktır bu yüzden. Bazı zaferler elde edilse de kalıcı olmayacaktır. Sermaye ve sınıf farkları örgenleşmiş, otoriteye boğulmuş, iş bölümüne dağılmış toplumsal düzende daima olacaktır. Sermaye daima kendisini büyütmek, diğer sermayeleri yer-küre faunasından yok etmek isteyecektir! SADECE BEN!

İnsanlar doğa üstü birşey bekliyor! Ama aslında ihtiyaçları olan şey doğada mevcut. Ama sadece doğada. Yapılması gereken şey, bundan onbinlerce, yüzbinlerce yıl önceki toplumal düzene geri dönmek olmalıdır. Bu ise ancak o koşullardaki, geçim araçlarının elde ediliş olanaklarının yeniden yaratılması ile olacaktır. Bu gerçekleştiği taktirde canlıdaki "ben" ve "mülkiyet" sorunları da otomatikten belli bir geçiş süreci içerisinde kalkmış olacaktır. İnsanlar geçim araçlarını nasıl başka insanlardan bağımsız bir şekilde elde edebilme gücüne ve yeteneğine sahip sahip olurlarsa, o derece özgür olacaklardır, tıpkı, binlerce sene önceki gibi.

Burada ise, büyüyen sermayeye nasıl engel olunabilceği sorusu ortaya çıkar? Bu ise üretim gücünün-kontrolünün ve dağıtımının ana-malcıdan alınarak tek tek bireylerin eline vermekle çözülebilecektir. Bu gücü kapitalistin eline veren kimdir? Mühendistir. O halde ondan almasını bilen de o olacaktır. Büyük ölçekte üretim yapmak ve bunları elektronik cihazlar ve makinelere bağlamak, sanayi devriminden bu yana, sermaye gücünü daima kapitalistin lehine çevirmiştir. Bu bulguya karşı benimsenebilecek temel mühendislik anlayışı ise, üretim ölçeğini küçültmek, fakat üretim birimlerini çoğaltmak, gerekirse, tek tek tüm bireylerin eline vermek olmalıdır. Dİğer önemli nokta ise, tasarlanan geçim araçlarının az sayıda bireylerce imal edilebilir olması, ve gene bireylerce başka bireylere iş konusunda bağımlı kalmadan onu kullanıp, işletebilmelidir. Tıpkı bir meyve ağacından bir meyveyi koparmak gibi, bundan binlerce ve yüzbinlerce yıl önceki ilişkiler de benzerlik bakımından aynen bu şekilde saf ve temiz değil miydi?

O halde ben konuyu şuraya bağlamaktayım: sadece tabandan gelebilecek, fakat en etkili, en kalıcı, adım adım başarılar elde edildiği taktirde geriye dönüşümü zor olan, garantili, en akılcı direniş ve mücadele yolu bir mühendislik devriminden ve yahut anlayışından geçmektedir.

Konu Serdar tarafından (20-12-2008 Saat 03:11 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 20-12-2008, 03:05
yucemanitu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
yucemanitu yucemanitu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jun 2008
Mesajlar: 3.591
Standart

Bu başlık için Dilaver'e teşekkür ederim. Şu an Türkiye 'de sınıf mücadelesi bayağı zor çünkü sınıf mücadelesi kazanılmış mevziler üzerinden ilerler ülkemizde henüz kazanılmış mevzi pek yok. Pek çok Avrupa ülkesinde çalışma saatlerinin düşürülmesi için kan aktı orada işçilerin durumu Türk işçisinden daha rahatsa bunu mücadele geleneğine borçlular. Zor kazanılan şey daha kıymetli oluyor belki de. Burada bir sınıf mücadelesi bu kadar çetin geçmedi. Şu an sol geçinen kimi gruplar da ilginç bir şekilde bir işletmenin yabancılara satılması durumunda kıyameti koparırken yerli bir kodamanın aynı durumdan faydalanmasına seslenmiyor. Coni'nin sömürmesi kötü de Ali'nin sömürmesi iyi sanki. Dahası devlet kapitalizmi sanki sosyalizmmiş gibi algılanıyor. Aslında gerçekten bu sitede daha önce bir yerde gördüğüm okuduğum bir yazı vardı sahibi bağışlasın hatırlayamıyorum (kimin yazdığını) önce zihinlerde bir devrim gerek diyordu. Bu doğru bunun için de bazı mevzileri mücadele ederek söke söke kazanarak sınıfın kendi gücünün farkına varmasının yanı sıra adam akıllı bir eğitici önder güç gerek. Kahraman değil önder diyorum. Bizde ise genelde kahraman bekleme geleneği var bu Asyatik geçmişimizden olduğu kadar bunun da etkisiyle şekillenmiş resmi eğitimimizin başarısından ve ananelerimizden kaynaklanıyor. Ama şimdi durumlar farklı bıçak kemiğe dayandı artık miting alanına beraber gidenler birlik oldular mı üstlerinin aranmayacağını da öğrendi kitleleri coşturup beyinleri bulandıran vatan, millet, Sakarya edebiyatının sahipleri de bir yandan şehit ailelerine büyük bir onura kavuştuklarını söylerken diğer taraftan kendi oğullarını askerden kaçırırken maskeleri düştü. Bugün birlik olup istedikleri takdirde üstlerini aratmayanlar yarın birlik olup her şeyi durdururlar bir Alman işçi marşında diyordu: "Güçlü kolun isterse eğer tüm makineler durur!" Saygılarımla.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 20-12-2008, 03:36
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Sevgili Serdar

İlkel komünal toplumları pek de anladıgını zannetmiyorum. İlkel toplumlar yokluk temelinde eşitlikçi idiler. Yoktu ve eşit idiler, bu dogaldı, başkası da düşünülemezdi. Ama şimdi var ve sorun bölüşümün yeniden örgütlenmesinde.

Özel mülkiyet ilkel topluma göre bir ilerleme idi, ilerlemenin motoru idi. Başka türlü bugüne varılamazdı, ama şimdi var ve bu özel mülkiyet üretici güçlerin önünde engel. Bunu iyi kavramak gerekiyor.

İnsanlar özel mülkiyetin ilk aşamalarında ilkel toplumdan daha tok idiler.

Ayrıca sınıf mücadelerini ve de Fransız Devrimini hiç kavramadıgını düşünüyorum. Bir de kavranmayan şu var, bunu açmak istiyorum.

İnsanlar kurtarmak için mücadele etmezler, kurtarılmak için mücedele ederler ve kurtarıcı olan tek sınıf, kendisi ile birlikte diger sınıfları yok edebilecek tek sınıf üretici sınıftır.

Şöyle açayım. Mücadele bir bölüşüm mücadelesidir. Peki neyi bölüşeceksin; üretenlerin ürettiklerini. Yani üretici olmazsa bölüşüm de olmaz. O halde üretici üretimine, ürettigine sahip olabilirse adil bir bölüşüm de olabilir. Gerçekte bir tek de böyle olabilir.
Senin mühendislerinin de bu üretim mücadelesinin ne kadarını kontrol edebildigini hesaplayarak sonuca varabilirsin gibime geliyor.

Soru şudur. Mühendisleri çek, üretim olur mu.

Peki işçileri çek üretim gerçekleşir mi. İşçi olmadan, ya da emek olmadan bir şey yapabilmek mümkün mü.

Teknoloji diyeceksen o teknolojiyi de yaratan emek tir. Demek ki emek ve emekçiler tek degiştirici güçtür. Sen emek ve emekçileri ter koktukları için, cahil oldukları için, sana göre ilkel oldukları içim küçümseyebilirsin, ama saban olmadan, kazma olmadan, balyoz olmadan ne yazık ki hala üretim yapılamıyor. Mühendis ise bu çarkta sadece bir vida olabilir.

Tarihin bir tek devindiricisi olmuştur; sınıf mücadeleleri. Ve şu anda da onun gelişmesine, keskinleşmesine tanık oluyoruz. Sınıflar artık homurdanıyor ve tarih hep sokaklarda yazılmıştır. Salonlarda kaybedilmiştir o ayrı, ama sokaklar ve sokaklar.

Örnek mi Yunanistan'a bak. Sınıflar mücadelesini orada hissedebilirsin.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 20-12-2008, 14:29
Serdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Serdar Serdar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
Standart

İlkel kominal toplumlar yokluk içinde falan değildi. Bunu neye dayandırıyorsun? Neye göre yokluk, günümüze göre mi? O zamanki şartlar, insanın temel ihtyaçlarını bağımsız ve özgürce karşılayabilmesi için idealdi. Emek ve çalışma gerektirmiyordu: avcılık ve toplayıcılık vardı. Ağaçtan birşey koparıp yemek için kimse kimseden sorumlu değildi. Kimsenin de kimseyi zorlamasına gerek yoktu.

Bir kere aç insanlardan oluşmuş bir toplumun komünal yaşam sürmesi nasıl olabilir? Aç insan çalar, çalamazsa yıkar. Hele hele, çok eski zamanlardan(yüzbinlerce yıl öncesinden) bahsediyoruz ki, o zamanlarda açlık içindeyken çalmaması, topluluk içinde anlaşmazlık çıkmaması ve dolayısıyla kominal yaşam sürülmesi imkazdırdır. Onların komünal yaşam sürmemelerinin nedeni açlık değildir. Hayatlarını sürdürebilmeleri için yapmaları gereken işlerin basit, saf ve doğal olmasıdır.

Bu dediğinin ancak günümüzde olabilir, olsa olsa. İnsanları bu yola ancak, açlık içindeyken bastırılmış saldırganlık ve çalma güdüleri itebilir. Bunun tersi nasıl olacak, izah et anlayalım.

Üretim fazlası diyorsun. Üretim fazlası demek, herkes hakkına düşeni alır ve de ortada artan vardır demektir. Şu anda dünyada var olan sorun, üretim fazlasının paylaşamamak değildir. Bir taraf hepsini yerken, öbür taraf ise tamamen açtır. Sadece Türkiye'de insanların %80'i kronik açlık çekmekte. Bir sürü insan açlık sınırının altında yaşamakta. Senin o dediğin fazlayı hayal dahi edememektedirler.

Herkesin temel ihtiyacının karşılandığı bir toplumda, üretim fazlası da en adaletli bir biçimde dağıtılır. Doğalbilimsel bir olgudur. Aslan, sırtlan sürülerinde bile böyledir, tek hücrelilerde de. Fakat eğer, açlık ve geçim sıkıntısı başgösterdiği an, birbirleriyle anlaşmazlığa düşer, ya birbirlerini dışlarlar, ya da birbirlerini yerler. Dolayısıyla bir komünal yaşam görülmez.

Ne zaman ki, insanlar emek gücüne muhtaç ve çalışmak zorunda kaldı, işte o zaman iş bölümüne ayrılmış birbirine bağımlı otoriter yapılar oluşturmaya başladılar.

Eğer illaki, yoklukta insanların bir arada kardeşçe yaşadıklarını söylüyorsan, bunun nedeni, dış tehlikenin varlığı olmalıdır. İlkel toplumlarda insanları küçük insan kümeleri halinde birleşmeye iten nedenlerden birisi de bu olmuştur.

Gelelim devrime. Sokaklarda görüşülen hesap nedir? Bunu açalım peki. Kiminle hesap görüşüyorsun? Polisle, askerle mi? Bir tarafda halk, bir taraf da polis. Bu mu olsun istiyorsun? İkisi de toplumun bir parçası. İkisi de kardeşlerimiz. Bu ne bu aklını kaçırmış insanlık. Hesap görüşülecek yer, meclis bahçesi bari olsun demeni beklerdim. Polis, işini yapmak zorunda. Asker de. Seninle karşı karşıya gelecek ve asıl karar verme yetkisinden sorumlu kişiler de, villasındai köşkünde, kös kös oturacak. O sokakta vurştuğum insan benim kardeşim, komşum, aynı mahalleden, aynı şehirden bir hemşerim ya. Sen kimle çatışıyon ya. Polis birşeyi düzeltemez ki! Aç kalma korkusuyla işini bırakmak da istemez. Sana da katılamaz. Nasıl olacak bu, sokakta hesap görüşmesi?

Yüzyıllardır aynı slogan, aynı katılaşmış donuk düşünceler! "Tek yoool devriiiiim!", "devrim çok yaaaakın!", "haydi sokaklara!". Peki olan ne, değişen ne? Daha doğrusu kalıcı olan ne? İki kardeş, birbiriyle barışık olması gereken iki yapı(güvenlik güçleri ve halk) ve gene "bilinçaltı", "ben" ve "anlak"ı birbirine karşıt güdülerle ve düşüncelerle donatılmış bir sinir ve akıl hastası gibi, çıkmaz bir yolun içine girmiştir. Burada çıkmaz yolun içine girmiş şey, ise toplumdur. Yapılması gereken şey, bu yapılar arasında barışın ve birliğin kurulmasıdır. Asıl sorun başkadır.

Senin anlamadığın bir nokta da, canlı sistemlerin(gerek toplum, gerek popülasyonlar, gerek tek hücreliler), elde edilen ve gözlenen değişimlerin devrimden değil, evrimden geldiğidir. Devrimi cansız maddeler, mesela, makineler-elektronik cihazlar yapar. Fakat canlı sistemler makine gibi değildir. Eğilip bükülebilir. Esnektir, belli bir sert darbeye karşı belli bir toleransı vardır. Elde ettiği kazanımlar ve değişimler çok uzun bir geçmiş süreci kapsar. VE o canlı sistemi de elde ettiği bu kazanımları yönlendirir.

Ama ben sana dedim ki, toplumdaki bütün bireyi, kendi kendine yetebilecek düzeyde üretken yapalım. Bunun koşullarını oluşturalım. Elbette, bu koşulların oluşumu da, söylemeye gerek bile yok, belli bir süreci kapsayacak, yava yavaş, ama daha güvenli ve kazançlı olacaktır. İşte bu evrimdir, devrim değildir. Devrim sert darbedir, fakat canlı sistemler, darbelere belli bir dereceye kadar toleranslıdır. Denizin içindeki bir balığı direk alıp karasal bir ortama maruz bırakırsak bu balık yaşayabilir mi? Bu sorunun cevabını sana bırakıyorum sevgili dilaver! Peki herkesi, nasıl üretken kılabiliriz? Bu da geçim araçlarının daha basit kullanışlı formlarının tasarlanmasıyla olacaktır. VE geçim aracı kaynağını doğadan almalı, yenilenebilir olmalıdır. Dolayısıyla burada mühendislerin öneminden bahsettim. Sen ise, mühendisi bir vidaya yakıştırdın.

Canlıyı evrimi yönetir, cansız maddeler ise devrim kurallarına göre çalışır. Aldıkları enerjiyi ya yansıtırlar, ya yanarlar, ya da patlarlar. Evrimi anlayamayan devrimcilerin kaderidir bu! En büyük evrim karşıtlığı da görünüşte, evrimci-Darwinci görünüp-sanıp da uygulama da akıl yürütmede bundan uzak olunması olsa gerek.

Geçim araçlarının yeniden tasarlanması(ki bu bir bilincin oluşmasıyla, evrimsel bir süreci kapsayacaktır.) giderek daha fazla kişinin üretken ve başka insanlardan bağımsız kılınmasıylı sağlayacaktır. Bu ise, polise ve diğer güvenlik güçlerine ve toplumun daha başka yapılarına bir rest, işini bırakabilme cesareti, sırtını dayayaca bir duvara dayayabilme gücü sağlayacaktır. İşte bu süreç başladığ vakit, Yavaş yavaş(bu da bir evrimsel süreci kapsayacak) otoriter yapılar çözülme-dağılma sürecine girecektir.

Şimdi, taa ilk başta yazdıklarımdan üretim fazlası olgusunu önemsiz bulduğum gibi bir sonuca da varmanı istemem. Buradaki sorun, üretim fazlasını değil, temel ihtiyaçlarını asgari ölçüde dahi karşılayamamaktadır. Ama yeni geçim araçları düzeninde, herkesi bağımsız, hür, kendi kendine yeter kılmak mümkündür. Bu gerçekleştiği vakit, kimse kimsenin kölesi olarak bir fabrikada veya bir dairede çalışmak istemeyecek, kendi hayatını kurmak isteyecektir. Aynı evrimsel süreçte ise(otoriter toplum dağılırken), içşçinin değeri ve önemi artacak, işçi ücretleri kaçınılmaz bir şekilde artacaktır da. Ama sonuçta baskıcı toplumun son kalıntıları dahi dağılacaktır. Bu dediğim olgu, gökten düşme, bir olgu değil, doğada, canlılarda ve geçmişimizde var olan bir olgudur. Yapmamız gereken şey geçmişe geri dönmektir.

Sorun şudur: Tok ve ihtiyaçları karşılanmış insan çalmaz, paylaşımcıdır. Fakat bu olanaklardan yoksun, güdüleri toplum tarafından bastırılmamış, kuzu haline getirilmemiş, sağlıklı bir insan bunları gerçekleştirebilmek için muhakkak çalacak, savaşacak ve yıkacaktır. Dolayısıyla eski insanlar(güdüleri bastırılmamış toplum) açlık ve yokluk içinde komünal bir yaşam oluşturamazlar. Asıl sorulması gereken soru günümüz insanlarının çoğu açken, geri kalan %99'luk aç kesimin niye çalmadığıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 21-12-2008, 00:26
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Lastik-İş Sendikası Kocaeli Şubesi Başkanı Hasan Hüseyin Çakar, yaptığı açıklamada, sendikanın genel başkanı Abdullah Karacan ile sendikanın merkez ve şube yöneticileri olarak İstanbul'da Sabancı Center'da işveren temsilcileriyle yaklaşık 2 saat süren toplantıda biraraya geldiklerini belirterek, başka işçi çıkarılmaması şartıyla 17 Aralık Çarşamba günü başlattıkları "üretimi durdurup işyerini terketmeme" eylemine son verme kararı alındığını söyledi.

Bugün itibarıyla 64 işçinin iş akitlerinin feshedildiğini öğrendiklerini ifade eden Çakar, toplantıda, akitleri feshedilen işçilerin geri alınması yönünde bir karar çıkmadığını bildirdi.

Çakar, "Biz eylemi iş akitleri feshedilen işçilerin geri alınması için başlattık. Gönül onların yeniden işe alınmasını isterdi ama olmadı. Taleplerimiz o yöndeydi ve çıkarmalar devam ediyordu. İşveren, üretim durduğu için bundan sonraki çıkarmaları da tazminatsız yapacağını tebliğ etmişti. İşveren, fabrikada 9 gün üretimi durdurma kararı aldı" dedi.

Çakar, "Bu sürenin 7 günü yıllık izinlerden düşülecek, 2 günü ücretli izin olacak. Üretim ise 29 Aralık Pazartesi günü saat 00.00'da tekrar başlayacak. Toplantıda, eylemde geçen sürenin ücretlerinin ödenmesi ve işten çıkarılmalara son verilmesi kararları alındı. En az kayıpla anlaşma sağlandı" diye konuştu.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 21-12-2008, 00:29
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

sevgili Serdar

BU başlık bu tartışmaların yeri degil. Demokrasi ve Komünizm başlıgınde bu konuyu oldukça ayrıntılı irdeledigimi zannediyorum, dilersen o başlıkta düşüncelerini dile getir. Emek ve direniş cephesini bölmeyelim.

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 21-12-2008, 13:44
Serdar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Serdar Serdar isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 30 Apr 2008
Mesajlar: 648
Standart

Bahsedilen konular birbiri içine geçik, hiç birisinin diğerinden kesin çizgilerle ayrılan sınırları yok.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 23-12-2008, 01:57
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

http://www.bianet.org/bianet/kategor...ayi-isgal-etti

http://www.bianet.org/bianet/kategor...e-karsi-yurudu

saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:01 .