
12-05-2009, 20:32
|
 |
Yazar
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
|
|
Mü'min ile Agnostik...
Güzel bir ilk bahar günü, randevusuna geç kalma korkusunun da verdiği hafif telaşla, seri adımlarla çıktı evinden. Verilen adreste bahsedilen çay bahçesini bulmuş ve içeriye girmişti, aradığı kişi hemen tam karşısında yer alan masada oturuyordu.
“Merhaba” dedi.
[Mü'min] Merhaba, hoş geldiniz.
[Agnostik] Hoşbulduk.
[Mü'min] Buyrun oturun lütfen. Demli bir çay söylemek için sizi bekiyordum, siz de çay arzu eder misiniz yoksa farklı bir tercihiniz mi olur?
[Agnostik] Çay alayım.
Çaylar söylenir, muhabbet başlar.
[Agnostik] Öncelikle görüşme talebimi geri çevirmediğiniz için teşekkür ederim.
[Mü'min] Rica ederim.
[Agnostik] Sakıncası yoksa başlayabilir miyim? Doğrusu vereceğiniz yanıtlara dair sabırsızlanıyorum.
[Mü'min] Elbette başlayabilirsiniz. Ancak öncelikle bir hususu yerli yerine koymamız gerekiyor.
[Agnostik] Hangi hususu?
[Mü'min] Sabırsızlıkla cevaplarını beklediğiniz/aradığınız sorularınızın tamamının cevaplarının bende olamayabileceği ancak sizde olmamasının imkansız olduğu hususu ?
[Agnostik] Anlamadım!
[Mü'min] Konuşmamızın ilerleyen safhalarında anlayabileceğinizi umuyorum.
[Agnostik] Bir saniye, sizi yanlış anlamadıysam samimiyetimden şüphe ediyorsunuz.
[Mü'min] Ne münsabet?
[Agnostik] Eğer sorularımın cevaplarını biliyorsam neden bir arayış içinde olayım ve sizinle görüşmek isteyeyim?
[Mü'min] Dikkat buyrun, ben sorularınızın cevaplarını biliyorsunuz demedim, soracağınız soruların cevapları sizde dedim.
[Agnosik] Yanıtlar bende ancak benim haberim yok!
[Mü'min] Sevdiğinizi ve aşina olduğunuzu umduğum bir kavramla açıklık getirmeye çalışayım : Farkındalık sorunu.
Kısa süren bir sessizliğin ardından...
[Agnostik] Aslında tam da bu yüzden, bu tavrınız sebebiyle sizinle görüşmek istedim. Nasıl bu kadar emin olabildiğinizi, bu özgüvenin kaynağını, “bütün cevaplar bende” iddiasının neye dayandığını anlamak için.
[Mü'min] Dikkat buyrun, size dair benim söylediğim “bütün cevaplarınız bende” demekten farklı, hatta ötesinde bir şey. Ben aradığınız cevapları nerede bulabileceğinizi bildiğim iddiasındayım.
[Agnostik] İçimde!
[Mü'min] Öz benliğiniz, enfüsünüz de.
[Agnostik] Ben bana dair söylediklerinizin de ötesinde, genelde sahip olduğunuz özgüveni, kesin inancınızı sorguluyorum. İsterseniz buradan başlayalım. Sizin özgüveniniz, emin oluşunuz özünüzde varolduğunu söylediğiniz cevaplara farkındalık sebebiyle mi ?
[Mü'min] Tam isabet. İç dünyamda müşahade ettiklerimle, dış dünyam arasındaki uyum ben de “yakin” dediğimiz hali oluşturuyor.
[Agnostik] Bu “yakin” ya da “farkındalık” durumu neden herkes de yok, örneğin ben de neden yok? Daha da genellersek, her farkındalık iddiası ile sizin farkındalık iddianız bir mi ? Örneğin bir Hıristiyan'da farkındalık yaşadığını söyleyecektir, bir Yahudi'de. Ama size göre onlar “farkında” değiller, onlara göre de siz. Öyle değil mi ?
[Mü'min] Soru “Neden herkes de 'yakin' yok?” Bu İnsanların sahip oldukları araçlarla, önce melekelerini keşfetme, sonra bunları kullanmada sergiledikleri başarı, bu kullanım sürecinde sebat etme azimleri/kararlılıkları, kısacası İnsanın kendisini tanıması durumu ile alakalıdır. Kimisi bu dünyaki misyonunu yeme-içme-uyuma ve çiftleşmeden ibaret görüp, fezada boşluk işgal etmenin bunlar dışında başkaca bedeli olmadığını sanırken, kimisi de beyninin her kıvrımını kanatırcasına düşündükçe düşünüyor, sorguladıkça sorguluyor ve “buraya nasıl ve neden geldim, nereye gidiyorum”un cevabını arıyor. İkinci kategoride yer alan İnsanın cehdinin bir mükafatı olması doğal değil mi?
[Agnostik] Mükafat?
[Mü'min] Siz buna, “çalışmasının semeresi” diyebilirsiniz, ben de böyle ifade etmekte bir mahsur görmem. Ancak bu, elde edilenin bir mükafat olması durumunu değiştirmez.
[Agnostik] İyi ama, herkes söylediğiniz süreçlerden geçmiyor. Beyninin kıvrımlarını kanatmadan “İşittik ve itaat ettik” diyenler de var. Onlar nasıl “farkındalık” kazanmış oluyor? Ya da “yakin” dediğiniz hali? Yine kimisi neden dünyayı yeme-içme ve üreme arenasından ibaret sayarken, kimisi bunun ötesinde anlamlar yüklüyor? Bu iki gurubu birbirinden farklı noktalara savuran şey nedir? Ayrıca diğer inanç sistemlerine inananlarla örneğin siz Müslüman arasında varolan çelişki durumunu nasıl açıklayacaksınız? Bütün bunlar “hangi farkındalık, gerçek farkındalık?” sorusunu gündeme getirmiyor mu?
[Mü'min] Son kısma geleceğim, önce taşları yerli yerine oturtalım. Hatırlarsanız az önce İnsanların sahip oldukları melekelerden, bunları keşfetme, sonra kullanma cehdlerinden ve bunları yaparken sergiledikleri azim ve sebatları bakımından birbirlerinden ayrıldıklarından söz etmiştim.
[Agnostik] Evet.
[Mü'min] Öncesinde “sahip oldukları araçlarla” diyerek.
[Agnostik] Araçlar?
[Mü'min] Evet, araçlar. İnsanoğlu'nun kendini ve melekelerini tanıma/keşfetme süreçlerinde sahip olduğu anlam haritalarından söz ediyorum. Esasen İnsanları birbirinden ayıran temel faktör budur, doğru haritaya malik olan doğru okumalar yapmakta, doğru okumalar yapan kendini doğru tanımakta, kendini doğru tanıyan da yere sağlam basmaktadır.
[Agnostik] Diğer İnanırlar?
[Mü'min] Şimdi o kısımdayız. Yeryüzünde Müslümanlarla aynı İnanç umdelerine %100 bağlı olmayan ve fakat kendilerine burada konuştuğumuz anlamda “farkındalık” izafe edenler bulunuyor olması, ne Müslümanların farkındalığına gölge düşürür, nede söz konusu inanırların kendi içlerinde, hatta sizin durumunuzda olanlarla aralarında farkındalık bakımından derece farkları bulunduğu gerçeğini perdeler.
[Agnostik] Derece farkı derken?
[Mü'min] Örneğin bir Hıristiyan'ın burada sözünü ettiğimiz anlamda, kendini tanımada, eşya ve hadiseleri yorumlama/tahlil etmede, kısacası doğru okuma yapmda ve bu okumanın onun iç ve dış dünyası ile uyumunda bulunduğu nokta ile sizin ki farklıdır.
[Agnostik] Yani bu okuma işinde Hıristiyan benden daha mı başarılı, ya da daha mı “farkında” oluyor?
[Mü'min] Nazarınıza vermeye çalıştığım şey, seviye/level farklarının bulunmasının, katedilen mesafeleri sıfıra indirgemeyi gerektirmeyeceği. Benim açımdan bir gayr-ı müslim afak-enfüs dengesini sıhhatli kuramamış birisidir, ancak istinat ettiği hiçbir nokta yoktur da demiyorum.
[Agnostik] Yani sizin kadar olmasa da “farkında”.
Dedi ve tebessüm etti...
[Mü'min] Malikiyeti var, tam nasipsiz değil. Her şeyden evvel “sahipsiz” olmadığına müdrik.
[Agnostik] Peki ya ben? Bir agnostik bu anlamda sizin zihin dünyanızda nereye oturuyor?
[Mü'min] Doğrusu cevabından hoşlanmayacağınız bir sual sordunuz, üstelik en başta söylediğim gibi “farkında” olmasanız da cevabını bildiğiniz bir sual bu.
[Agnostik] Hoşlanmayacağımı düşündüğünüz yanıtı merakla bekliyorum.
[Mü'min] Kendi durumunuzu az önce siz “olamamak” hali ile açıkladınız. Kainata dair bir Müslümanın tereddüt etmediği düşünceler hakkında “o kadar emin olamıyorum” demek istediniz. Esasen sizin bu hal üzre olmanız değil, bundan müzdarip olmanız dikkat çekici!
[Agnostik] Neresi dikkat çekici?
[Mü'min] Kendinizi “agnostik” olarak tanımlıyorsunuz, öyle değil mi?
[Agnostik] Evet.
[Mü'min] O halde emin olamayışınızın dikkat çekici bulunmasına “neresi dikkat çekici?” karşılığını vermeniz daha da dikkat çekici.
Dedi ve tebessüm etti...
[Mü'min] İster bir süreç sonunda, ister sorgulamanızın en başında olsun, varsayımınız “bilinemezlik” olduktan sonra “mütmain” olmayı beklemeniz, sizin cephenizden bakıldığında tuhaf olarak görülmeli. Ben ise buradan bunu “dikkat çekici” olarak yaftalıyorum. Zira bu itminan arayışı, tatmin olmayı her daim bekleyen ve bu gerçekleşene kadar da bekleyecek olan bir melekenize gönderme yapıyor ve o meleke de diğerleri gibi, cevabın esasen enfüsünüzde olduğuna işaret ediyor.
[Agnostik] Biraz açar mısınız?
[Mü'min] “Sizin inandığınız kesinlikte ben neden inanamıyorum?” diyorsunuz, ben de diyorum ki bırakın İnanmayı, siz kesin olarak inkar ettiğinizi dahi kendinize itiraf edemiyorsunuz. Zira yola “ben var da diyemem, yok da” diyerek çıkıyorsunuz, ya da yolunuz “ben var da diyemem, yok da” durağında nihayetleniyor. İnkarında dahi septik olma iddiasındaki bir İnsanın, bir Mü'min'in “yakin” halini tam olarak kavraması da talep etmesi de mümkün değildir, zira o zaten bu noktada ehliyetli olmadığını iddia etmekte, kendini buna inandırmaktadır.
[Agnostik] Agnostiklerin, İnsan aklına sınırsız bilme yetisi atfetmemelerinin bir Müslümanı rahatsız ettiğini ilk kez görüyorum. Oysa benzer bir düşünce İslam'da da yer alıyor. Yanlılıyor muyum ?
[Mü'min] İki noktada yanılıyorsun. Birincisi, agnostizmin İnsan aklına sınırsız bilme yetisi atfetmemesinden rahatsız olmam söz konusu olmaz, zira olmayan bir şey beni rahatsız etmez. İkincisi İnsan aklının bilme yetisinin bir sınırı olduğunun söylenmesi de beni rahatsız etmez, zira buna bende inanıyorum.
[Agnostik] Burada duralım. Agnostizmin aklın bilme yetisini sınırlı kabul ettiğini neye dayanarak reddediyorsunuz?
[Mü'min] Nihai varış noktasına bakarak. Bana söyler misiniz, “var da diyemem, yok da” dedikten sonra varılan son durak neresidir? Aklınıza bir saha tayin ettiğinizi ve “bunun dışında sana hüküm ferma olma alanı yok” dediğinizi iddia edip, sonra o saha dışında kalan alana dair, sizinle aynı ontolojik düzlemde yer alan İnsanoğlu'nun en nadide bireylerinin “ötelerden getirdim” dediği haberleri, bu noktada ehliyeti olmadığını itiraf ettiğiniz akla müracatla reddettiğinizi gördükten sonra, sizin “aklın Yaratıcı ve ölüm sonrasına dair söz söylemeye mecali yoktur” tespitinizde samimiyet görmemiz mümkün değildir?
[Agnostik] Farklı şeylerden bahsediyoruz diye düşünüyorum.
[Mü'min] Ne gibi?
[Agnostik] Peygamberlerin getirdiklerinin “ötelerden” olduğuna dair iddia kendilerine ait. Bize göre ise getirdikleri akıllarının ürünü.
[Mü'min] Bu sizi korumaktan çok uzak bir kamuflaj. Söyler misiniz, Peygamberlerin “ötelerden” getirdikleri haberlerin “ötelerden” olmadığını nasıl tespit edebiliyorsunuz?
Kısa bir tereddütten sonra...
[Agnostik] Akılla.
[Mü'min] Gelen mesajın “ötelerden olmadığını” tayin edebilen akıl, tersini tayine de memur olabilir mi?
[Agnostik] Teorik olarak evet.
[Mü'min] Peki nerede kaldı akla çektiğinizi iddia ettiğiniz sınır çizgisi?
[Agnostik] Bakın, bu durumda Tanrının bilenemez oluşu devam etmektedir. Peygamberlerin anlattığı Tanrı var olamaz diyoruz sadece.
[Mü'min] Siz neye kıyasla “Peygamberlerin anlattığı Tanrı var olamaz” diyorsunuz? Bu hüküm cümlesi ile bir Tanrı/İlah tasavvurunuzun mevcut olduğunu itiraf etmiş olmuyor musunuz? Oluyorsunuz. Zira bir mükayese üzerinden, sahip olduğunuz İlah tasavvuruyla kıyas etmek neticesi "olamaz" diyorsunuz. Peki nerede kaldı bilinemezlik? Bir ateistle sizi ayıran hüzünlü sınır çizgisine geldik. Ateist İnkarını ve dolayısı ile sorumluluğunu üstlenirken, bir agnostik, varış noktası itibariyle neredeyse yan yana durduğu Ateistin aksine, bunu da yapamamakta, önce kendine, sonra bütün cihana yalan söylemektedir.
Duydukları karşısında sarsıldığını belli etmek istemeden
[Agnostik] Neden?
Diye sordu...
[Mü'min] Çünkü yaptığınız şeyi reddetip kabullenmeyen, tepki veren melekeleriniz, iç mekanizmalarınız hala faaliyette ve siz onlara, yani kendinize karşı geliştirdiğiniz argümanlara fiili davranışlarınızla isyan ettiniz, kendinizle çeliştiniz. Derinlerden ızdırap yüklü “reddedişler”i bastırma güdüsü ile hareket ediyorsunuz, ancak itminan arayışınız da hala sürüyor. Zira korkuyorsunuz. En başta cevabından hoşlanmayacağınız bir sual sordunuz demiştim, üzgünüm. Mesele korkmanız, korkaklığınız.
Bir süre sessizlik...
[Mü'min] Çayları tazeleyelim mi?
[Agnostik] Hayır, teşekkür ederim. Müsadenizi isteyeceğim. Anlattıklarınız üzerinde düşünmem gerekiyor.
[Mü'min] Müsaade sizin.
[Agnostik] Tekrar görüşebilir miyiz?
[Mü'min] Tabi ki, ne zaman isterseniz.
[Agnostik] Sizi arayacağım, o vakte kadar kendinize iyi bakın. Her şey için teşekkür ederim.
[Mü'min] Rica ederim. Siz de kendinize iyi bakın, görüşmek dileği ile.
Tokalaşıp çay bahçesinden ayrıldı. Omuzlarındaki yükün, kafasındaki soruların, bu randevu öncesine nazaran artıp ağırlaştığı hissi ile ve boşluğa bakan gözlerinde garip bir hüzünle, hızla evine doğru yol aldı...
|

12-05-2009, 23:00
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Samanyolu tv senaryolarına benzemiş.
Senaryoyu tersine çevirelim:
Güzel bir ilk bahar günü, randevusuna geç kalma korkusunun da verdiği hafif telaşla, seri adımlarla çıktı evinden. Verilen adreste bahsedilen çay bahçesini bulmuş ve içeriye girmişti, aradığı kişi hemen tam karşısında yer alan masada oturuyordu.
“Merhaba” dedi.
[Agnostik] Merhaba, hoş geldiniz.
[Mümin] Hoşbulduk.
[Agnostik] Buyrun oturun lütfen. Demli bir çay söylemek için sizi bekiyordum, siz de çay arzu eder misiniz yoksa farklı bir tercihiniz mi olur?
[Mümin] Çay alayım.
Çaylar söylenir, muhabbet başlar.
[Mümin] Öncelikle görüşme talebimi geri çevirmediğiniz için teşekkür ederim.
[Agnostik] Rica ederim.
[Mümin] Sakıncası yoksa başlayabilir miyim? Doğrusu vereceğiniz yanıtlara dair sabırsızlanıyorum.
[Agnostik] Elbette başlayabilirsiniz. Ancak öncelikle bir hususu yerli yerine koymamız gerekiyor.
[Mümin] Hangi hususu?
[Agnostik] Sabırsızlıkla cevaplarını beklediğiniz/aradığınız sorularınızın tamamının cevaplarının bende olamayabileceği ancak sizde ve başkalarında da olmasının imkansız olduğu hususu ...
Devam edelim mi hakdoğan?
|

13-05-2009, 07:18
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
|
|
paslıçivi´isimli üyeden Alıntı
adam olamazsın diyoruz.. bu sitede bu tavrın devam ettiği sürece
|
hakdogan´isimli üyeden Alıntı
Kardeşim @kemdem,
"adam değilsin" gibi iltifatlar kullan ki,
|
hakdoğanım..
öncelikle alıntı yaptığım iki kavram arasındaki farkı bir algılamaya çalış..
senin dediğin gibi adam değilsin ifadesini kullanmadım.. yani kestirip atmadım..
adam olamazsın diyerek seni negatif yükle teşvik ederek, ardından bu tavrın devam ettiği sürece diye belirtip seni doğru yola sevketmeye çalışmışım..
bu açtığın topicteki üslubuna bakılırsa bayağı bir işe yaramış görünüyor benim taktik..
böyle devam etmesi dileğiyle..
|

13-05-2009, 08:14
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
|
|
öncelikle olayı laf kalabalığına getirip kaynatmamak adına tane tane gidicem..
bir de arapça farsça kökenli günlük dilde herkesin kullanmadığı tabirleri kullanmassanız sevinirim.. sanırım tüm bunların bizlerin anlayacağı günlük türkçe dilinde karşılıkları vardır..
hakdogan´isimli üyeden Alıntı
Benim açımdan bir gayr-ı müslim afak-enfüs dengesini sıhhatli kuramamış birisidir, ancak istinat ettiği hiçbir nokta yoktur da demiyorum.
|
bu gayrımüslim dediğiniz kesime budistler, mormonlar, hindular, jainalar, şintoistler de giriyor mu..
bir hristiyan, bir budist açısından; sizin de bu bu afak-enfüs dengesini sıhhatli kuramadığınız biri olarak görünmeniz konusunda ne düşünüyorsunuz..
bir budistin istinat ettiği nokta nedir..
umarım bu bahsettiğim inanırları da aklı olan insan sınıfına koyuyorsunuzdur..
acele etmeden yavaş yavaş gidelim bakalım..
Konu paslıçivi tarafından (13-05-2009 Saat 15:44 ) değiştirilmiştir.
|

14-05-2009, 07:05
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
|
|
hakdogan´isimli üyeden Alıntı
[Agnostik] Aslında tam da bu yüzden, bu tavrınız sebebiyle sizinle görüşmek istedim. Nasıl bu kadar emin olabildiğinizi, bu özgüvenin kaynağını, “
genelde sahip olduğunuz özgüveni, kesin inancınızı sorguluyorum.
|
hakdoğanım..
kendin çalıp kendin oynamışsın..
biraz da ben çalıp oynayayım.. trakya havasına ne dersin..
benim sorguladığım sizin özgüveniniz, inancınızın keskinliği değil kii.. bunu nerden çıkardın..
teizm düzeyi inanç orjinaldir, doğmadır.. sonrakiler(ateizm vs.) çakmadır..
kimse anasından ateist, agnostik doğmaz.. ama herkes anasından doğduktan sonra toplum/aile tarafından belli bir teizmle kirletilir(afyonlanıp uyutulur)..
ateizm, deizm, agnostizm gibi felsefeler bu kirlenmeden, afyondan arınma, uykudan uyanma dönemidir..
bu dünyada bir tek sen mi kendini özgüvenli ve inancı keskin zannediyorsun.. herhangibir dinden adam getireyim karşına senden hiçbir farkı yok.. al bizim paoloyu.. gör inancın keskinliğini..
ya da senin karşına bir budist rahip getireyim anlat bakalım ona senin allahını, kitabını, cennetini cehennemini..
merak etme biz de bir zamanlar müslümandık.. inancımızdan çok da emindik.. senin şu an olduğun gibi..
bu dünyada uyku çok tatlıdır ama herkesin rüyasını farklıdır..
senin rüyan da islamiyet..
benim sorguladığım bu değil..
benim sorguladığım gerçek(hakikat) nedir...
yaşamda insanı diğer canlılardn ayıran çok önemli bir özellik vardır..
bir bitki; bitki olarak varolur ve bitki olarak ölür..
bir hayvan; hayvan olarak varolur ve hayvan olarak ölür..
bir insan; dünyaya safbilinç(öz) olarak dünyaya gelir, buna ulaşıp farkındalıkla büyüme potansiyeline sahiptir..
tohum olarak dünyaya gelirsin.. çatlayıp filizlenme ve çiçek açma potansiyelin vardır..
nasipliler büyür.. tohumu çatlatıp değişik seviyelere kadar filizlenebilirler.. bunlar; anasından öğrendiği inancın ve diğer dünya dinlerinin güzel bir rüya olduğunu farkedip uyananlardır.. teizmdışı bilinç seviyesidir..
nasipsizler büyüyemez, sadece yaşlanıp ölürler.. tohum olarak gelip cücüklenmiş tohum olarak giderler.. bunlar; anasından öğrendiği inancı hakikat diğerlerini aldanma gibi yaşayanlardır.. teizm düzeyi bilinç seviyesidir..
Konu paslıçivi tarafından (14-05-2009 Saat 07:53 ) değiştirilmiştir.
|

14-05-2009, 10:25
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 23 Feb 2009
Mesajlar: 2.142
|
|
paslıçivi´isimli üyeden Alıntı
teizm düzeyi inanç orjinaldir, doğmadır.. sonrakiler(ateizm vs.) çakmadır..
|
paslı abi, paslı abi; niye bize "çakma" diyon? Biz de orijinaliz abi. Bizden önce dinleri reddeden yoktu abi ...
Orijinal olmak bizim de hakkımız abi
A.
The meek shall inherit nothing! - FZ
|

14-05-2009, 10:50
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
|
|
çakma olmak bizim fıtratımızda var evladım..
gelecek nesillerimiz orjinal olacaktır.. biraz sabır..
cücüklü soğan olmak daha mı iyi..
|

14-05-2009, 20:52
|
 |
Yazar
|
|
Üyelik tarihi: 05 Apr 2009
Bulunduğu yer: Şehr-i güzin
Mesajlar: 717
|
|
Koltuğunun altında kitapları ve not deferi ile çay bahçesinin kapısından içeri girdi, muhatabı onu yine aynı masada aynı eda ile bekliyordu...
[Agnostik] Merhaba.
[Mü'min] Merhaba, hoşgeldiniz. Buyrun oturun lütfen.
[Agnostik] Hoşbulduk. Önce sizin için mahsuru yoksa, sizli-bizli konuşmanın çok da hoşuma gitmediğini belirtmek istiyorum. Bana “sen” diye hitap edebilirsiniz. Sizin için mahsuru yoksa ben de “siz” yerine “sen” diye hitap etmeyi tercih ederim.
[Mü'min] Benim için hiçbir mahsuru yok.
[Agnostik] Güzel, o halde çayları söyleyerek başlamak istiyorum.
[Mü'min] Sen misafirim sayılırsın, çayları ben söylerim.
Gülümsedi ve
[Agnostik] Tamam öyle olsun.
dedi...
[Agnostik] İzninle geçen buluşmamızın finaline dönmek istiyorum.
[Mü'min] Tabi ki, buyur.
[Agnostik] Bana “korkak” dedin, “korkaklık” ithamında bulundun. Doğrusu bunun üzerinde çok düşündüm ve..
Mü'min eliyle mola işareti yaptı ve
[Mü'min] Özür dilerim, araya girmeliyim. Siz, pardon sen...
Karşılıklı gülüşmeler
[Mü'min] Sen “Peki ya ben? Bir agnostik hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorarak, şahsını nazara verdin. Dolayısı ile cevap, görünürde seni işaret etti, sana dönük oldu. Ancak söylenenler sana özel değildi. Ben, sorunun da içeriğinde yer alan Agnostik algıya dönük topyekün hüküm ve değerlendirmemi paylaştım seninle.
[Agnostik] Bunun farkındayım, müsadenle devam etmek istiyorum.
[Mü'min] Tabi ki, dinliyorum.
[Agnostik] Dediğim gibi, “korkaklık” ithamın üzerinde düşündüm. Yani ben özelde kendim için, genel olarak da bir agnostik adına “kendisine izah edemediği yönler olduğunda 'bilinemezlik' perdesi arkasına saklanan bir korkak” olma durumu var mıdır yokmudur sorusunun yanıtını aradım.
[Mü'min] Nasıl bir neticeye vardın?
[Agnostik] Neticeye varmak adına yardımına ihtiyacım var.
[Mü'min] Nasıl bir yardım?
[Agnostik] “Senin zorunlu gördüğün şey, gerçekten zorunlu mu?” meselesinde, konuyu biraz daha açmanı istiyorum. Şöyle ki; sözünü ettiğin Tanrı/İlah tasavvuru meselesine “Gerçekten 'Tanrı tarifi/anlatımı' olduğunu iddia eden bir öğretiyi kritize etmek için, Tanrı/İlah tasavvuruna sahip olmam gerekir mi?” anlamında takıldım, konu üzerinde çok düşündüm fakat işin içinden çıkamadım.
[Mü'min] Çözümlemen hangi noktada tıkandı?
[Agnostik] Şöyle ki; ben eğer aklımın bir Tanrının varlığını algılama/sorgulama yetisi olmadığını gerçekten düşünüyorsam, senin işaret ettiğin Semavi Dinleri tebliğ eden Peygamberler ve öğretileri karşısında “red” pozisyonu dışında bir pozisyon alsam da, sözünü ettiğin türden bir eleştiriye muhatap olabilirim. Öyle değil mi?
[Mü'min] Tam olarak öyle değil.
[Agnostik] Tam olarak öyle değil mi? Peki tam olarak ne? Örneğin “kabul” desem de kendimle çelişmiş olmaz mıyım?
[Mü'min] “Ben, aklım ile bir Tanrı'nın var ya da yok olduğuna hükmedemem” görüşü bir Agnostik'e ait, dolayısı ile kişi “Tanrıya inanıyorum” dediği anda, evvel emirde zaten bu görüşten ayrılmış, bunun yanlışlığına müdrik olmuş ve yaptığı tercihe göre hayatı okumada yeni bir pozisyon almış olmakta. “İnandım” diyerek bunu açıkça ortaya koymakta. Ancak, sen eğer, “Red dışında kalan bir pozisyon” diyerek, tamamen İman etmediğin, teslimiyet göstermediğin, bazı şüpheler taşıdığın ve fakat tamamen de “red” halinde olmadığın duruma işaret ediyorsan, yani İman ile red arası bir konumu kast ediyorsan o vakit burada “Peygamberlerin öğretileri karşısında, aldığın red dışında kalan söz konusu pozisyona seni götüren başat amil nedir?” sorusu, seni o pozisyona götürenin ne olduğunu anlaman adına gündeme gelir.
[Agnostik] Önce inanma durumunu ele alalım. İnanıyor olsaydım, senin tabirinle evvel emirde “var da yok da diyemem” noktasından ayrılmış olurdum. Peki beni bu noktaya ne götürmüş olurdu, sahip olduğumu iddia ettiğin bir Tanrı imajı mı?
[Mü'min] İnanma pozisyonunda da “seni iman etme noktasına getiren şey nedir?” sorusuna muhatap olacak ve o vakit de bir cevap verecektir. Bu ister “Akıl” olsun, ister “Vicdan/sezi vb” sonuç değişmeyecekti. Evet, “seni bu İnanmaya götüren sebep, sahip olduğun İlah tasavvuru” diyecektim. Zira sen, muhatap olduğun anlatımın/öğretinin anlattığı İlah ile, sende mevcut tasavvuru mükayese etmiş ve gördüğün uyumdan hareketle “Rabbimi buldum” diyerek İman pozisyonuna gelmiştin.
Not defterini açtı, yazmaya başladı...
[Agnostik] “Red” ve “İman” dışında kalan pozisyon için de benzer şeyler söyleyeceksin.
[Mü'min] Evet. Söylediğim gibi, “İnandım” dediğinde “ben Tanrı var da diyemem, yok da” noktasından ayrıldığını açıkça deklare etmiş olursun, bu noktaya seni, sendeki İlah tasavvuru ile İman ettiğin öğretide anlatılan İlah'ın benzerliği götürür. “Reddedmiyorum ama İman da etmedim” dediğin de ise, kamuflajlı da olsa, seni bu noktaya getirenin sendeki İlah tasavvuru ile reddedemediğin öğretide anlatılan İlah'ın benzerliği olduğunu ifade etmiş olursun. Bazı noktalarda henüz aklın ve vicdanın tam olarak tatmin olmamıştır, o sebeple henüz “İnandım” dememişsindir.
Tekrar not aldı...
[Agnostik] Bu değerlendirmeye göre, reddedebilmek için bile bir İlah imajına sahip olmalı İnsan. O halde sana göre bu İmaja sahip olmayan yok. Doğru mu anladım?
[Mü'min] Tam isabet. Muhtemelen bu soruyu kendine de defalarca sordun, adını koymasan da. “Gerçekten sahip olduğum bir İlah tasavvurum yok mu?” diye tekrar nazar et kendine, bakalım ne göreceksin.
[Agnostik] Bana gelmeden önce, ateistin durumunu ele alalım. Yaptığın genellemeye göre onda da bir Tanrı İmajı var olmalı.
[Mü'min] Olmayan beşer yok.
[Agnostik] Oda korkaklığından dolayı mı bunu kendine itiraf edemiyor?
[Mü'min] Ateistin inkarı da neticede korkaklık, sorumluluktan kaçmaktır, diğer inkar çeşitleri ile inkar edenler gibi. Fakat bu anlamda “korkaklık” ile, senin şahsında Agnostiklere izafe ederek bahsettiğim “korkaklık” tam olarak aynı hale işaret etmiyor. Ateist'i bu anlamda Agnostik'ten farklı bir konuma getiren husus, “yok” dediği için aklına Tanrı'yı bilme anlamında bir sınır çizmemesidir. Agnostikler “var da yok da diyemem” dedikleri halde, nihai noktada Ateistler gibi düşünüp, özellikle Semavi Dinler olarak anılanları kesin olarak reddederler. Dediğim gibi bu reddetme işlemi, “hakkında akıl yürütemem” dedikleri Aşkın/Müteal varlığa dair kendilerinde mevcut bulunan tasavvura kıyasla olmaktadır. Ama onlar bir tasavvura sahip olduklarını dahi İnkar etmekteler, İnkar ettiklerini de. Korkaklık hali tam bu noktada açığa çıkmakta.
Kısa süren sessizliğin ardından...
[Agnostik] Bu noktada anlattıklarından hareketle şu sonuca vardım : İnsan'ın Tanrı var demesi için de, yok demesi için de bir Tanrı imajına sahip olması lazım. Bu olmadan var da yok da diyemez.
[Mü'min] Doğru. Akıl sahibi İnsan için durum bu merkezdedir.
[Agnostik] Bu söylem...
Getirdiği kitaplardan birini eline aldı ve daha önceden işaretlediği sayfayı açarak okudu
[Agnostik] “Herşey zıddı ile kaimdir” söylemi ile örtüşüyor. Peki bu durumda Tanrı eşya konumuna indirgenmiş olmuyor mu? Tanrı'yı bilmek ya da reddetmek için bir imaja sahip olmak gerekiyorsa, bu imajı kavramak için de karşıt bir imaja sahip olmak gerekiyordur. Karşıtı olan ise maddedir. Yoksa sizin Tanrınız madde mi?
Mü'min gülümsedi...
[Mü'min] Herşeyden önce, “tasavvur”dan söz ettiğimizi ıskalamamalıyız. “Herşey zıddı ile kaimdir” sözüne gelirsek, bu söz İnsan algısına dönük bir sözdür, bizler eşyayı zıddı ile idrak eder, kavrarız. Geceyi görmeden gündüzü, acıyı tatmadan tatlıyı teşhis edebilir miydik? Gözlemlenebilir eşya ve hadiselere dönük algımızın tomografisini çeken bir sözdür “Herşey zıddı ile kaimdir” sözü. İnsanoğlu denen büyük aile, gözlemlediği kainatta, zıtlık/karşıtlıklar müşahade ederek, bu tablonun sahibinin, tabloda yer alıp kendilerini zıtları üzerinden İnsan'a tanıtanlar/kabul ettirenlerden farklı ve üstün olması gerektiğini müdrik olanlarla olamayanlar olmak üzere iki büyük kategoriye ayrılıyor. Bizim terminolojimizle ifade edersek, İnananlar ve inanmayanlar olarak beşeriyet bu müdrik olma ve olamama sebebiyle ikiye ayrılıyor. Buradan İnananların “zıtlıklar tablosunun sahibinin zıddı olmaz/olamaz” sonucuna vardığını kestirebilirsin. Zıddı olmayanın zıd tasavvuruda olamaz. Zira zıtlık idraki için de zıddın varlığı ve gözlemlenmesi gerekmektedir. Kısacası doğru İlah tasavvurunun evvel emirde içerdiği hususlardan birisi “zıddı olmama” durumudur ve bu tasavvuru, gözlemlenen kainattaki karşıtlıklar besler. Zira tablo'nun sahibi, tabloda yer alanlardan farklı ve üstün olmalıdır. Dolayısı ile İnsanoğlu'nun “Yaratıcı Zatı ile kaim olandır” tasavvuruna malik olmasına bir mani yoktur, zira Yaratıcı madde/eşya değildir. İslam'ın anlattığı Allah Teala böyledir. Bu anlamda İslam'ın, Yaratıcı ile yaratılmışlara dair söyledikleri, ontolojik yakınlaşmayı imkansız kılmaktadır. Müslümanların bilinçlerinde İslam'ın inşaa ettiği Tevhid Akidesinin berraklığı, batı felsefi-teoloji geleneğinde görülen particularization türü varlık algılamasına geçit vermez/vermemiştir. Dolayısıyla, İslam haricinde kimi öğretiler için dile getirebilinecek “Yaratıcıyı nesneleştirme” eleştirisi, İslami epistemoloji ve ontoloji açısından asla söz konusu değildir. Bir diğer mesele, “kavramak” tabirinden hareketle, sonra geleceğini düşündüğün “Yaratıcının kavranması” meselesi. İslam'ın Yaratıcı ile yaratılmışlar arasında sözü edilen kati sınırları belirlemesi de gösteriyor ki, beşer ya da bir başka idrak sahibi yaratılmışın idraki tarafından, Yaratıcı'nın tam olarak ihata edilmesi mümkün değildir. Yanında getirdiğini gördüğüm Mesnevi'de Mevlana bu sebeple “Varlık aleminde Hak nurunun zıddı yoktur ki açıkça görünebilsin” diyor. Yani gerek ontolojik düzlem farklılığı, gerek İnsanoğlunun algı kapasitesi, Yüce Yaratıcıyı İnsanın bilgisi ile kuşatmasına manidir, ancak bilmesine değil.
Bir süre duraksadı ve sonra uzun uzun not aldı...
[Agnostik] Söylediklerin kendi içinde çelişkili.
[Mü'min] Çelişki nerede?
[Agnostik]Bir Tanrı'nın varlığı ya da yokluğuna karar vermek için kişinin Tanrı imajına sahip olması gerektiği akla yatkın geliyor. Ancak aynı bakış açısı ile “bu imajın karşıtı” olması gerektiği de akla yatkın geliyor. Birincisi için “gerekli” deyip, ikincisi için “gerek yok” denmesi bir çelişki değil mi?
[Mü'min] Hayır, değil. Zira İnsan özelinde karşıtlar üzerinden var ya da yok olan nesneler değil, o nesnelere dair algılardır. Karşıtlık üzerinden idrakimize yansıyan “tanıma” durumudur ve bu gözlemlenen eşya ve hadiselere dairdir. Söz konusu İlah tasavvuru olduğunda ise bizimle aynı ontolojik düzlemde bir varlığa dair değil, aşkın/müteal bir varlığa, yani beşer aklı ile kuşatılması mümkün olmayan bir varlığa dair tasavvurdan söz ediyoruz. Yine bu tasavvurun inşaa edildiği anlam haritalarına ve afak ile enfüs uyumuna işaret ediyoruz. Ateistler ya da agnostikler, Peygamberlerin anlattığı Yaratıcıyı reddederken, referans olarak sahip oldukları İlah tasavvuruna başvuruyorlar ve esasen “böyle bir İlah olamaz” diyorlar. Yaşadıkları temelde “tanıma” sorunudur. Problemleri, yanlış anlam haritalarından yola çıkmaları ve yanlış İlah tasavvuruna sahip olmalarıdır. Daha önce söylediğim gibi bir İlah tasavvuru olmayan akla malik beşer yeryüzünde yok.
[Agnostik] “Anlam haritaları” konusu, ilk buluşmamıza dair konuşmak istediğim ikinci konuydu, ancak birinci konuyu henüz bitiremedik. Araya bir de “beşer aklı ile kuşatılamayan İlah” konusunu almam gerekiyor. Oraya gelmeden hangi uyumdan söz ettiğini anlayamadım diyeyim! Afak enfüs uyumu derken ne kast ediyorsun?
[Mü'min] Az önce ifade etmeye çalıştığım uyum. Gözlemlenen kainatta neredeyse her bir parçayı zıddı üzerinden idrak edebiliyorsak, yani o her bir parça bize kendi varlığını ancak zıddı üzerinden kanıtlayabiliyorsa, bütün bunların sahibinin böyle bir “muhtaçlığı” olmamalı. Peygamberlerin ağzından kendisini anlatan Yaratıcı'da böyle olduğunu söylüyor, dolayısı ile “haber” ile “görülen” arasında mutabakat/uyum hasıl oluyor. Tabi olayın bir de içe/enfüse bakan yönü var, oraya da girebiliriz ancak işin doğrusu karnım açıktı ve sanıyorum bu senin için de geçerli. Sohbetin devamını yemekten sonraya bırakmayı öneriyorum, ne dersin?
[Agnostik] Yemeği ben ısmarlıyorsam neden olmasın?
Mü'min gülümsedi...
[Mü'min] Bunun ne önemi var ki?
[Agnostik] En azından kendimi iyi hissetmemi sağlayacaktır. Aksi takdirde onca şüphem varken, bunlara bir de “beleşçilik” şüphesi eklenecek.
Karşılıklı kahkahalar...
[Mü'min] Kısa da olsa bir tanışıklığımız, arkadaşlığımız ve buna binaen bir hukukumuz var. En azından ben böyle görüyorum. Dolayısı ile arkadaşlar arasında böyle şeylerin mevzusu bile olmaz, lütfen aklına beni de üzecek böyle şeyler getirme.
[Agnostik] Teşekkür ederim. Ben de senin gibi düşünüyorum ve seninle tanıştığıma çok memnunum. O halde yemeği benim ısmarlamam da bir sakınca görmüyorsun.
[Mü'min] Neden göreyim?
[Agnostik] Çok güzel. Bak yemek sonrası çaylar yine senden ama.
Karşılıklı kahkahalar...
[Mü'min] Tamam öyle olsun.
[Agnostik] Doymaya midemden daha fazla muhtaç beynim varken, önceliği sürekli midemin almasına da bozulmuyor değilim.
Mü'min, düşünceli ve biraz da hüzün dolu bir bakışla
[Mü'min] Fezada boşluk işgal etmenin bir bedeli olduğuna müdriksin. Bu çok önemli bir ayrıcalık.
dedi. Agnostik kitapları ve not defterini masanın üzerinden aldı ve Mü'min'le çay bahçesinden ayrıldı...
|

15-05-2009, 08:10
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
|
|
hakdogan´isimli üyeden Alıntı
[Mü'min] Nihai varış noktasına bakarak. Bana söyler misiniz, “var da diyemem, yok da” dedikten sonra varılan son durak neresidir? Aklınıza bir saha tayin ettiğinizi ve “bunun dışında sana hüküm ferma olma alanı yok” dediğinizi iddia edip, sonra o saha dışında kalan alana dair, sizinle aynı ontolojik düzlemde yer alan İnsanoğlu'nun en nadide bireylerinin “ötelerden getirdim” dediği haberleri, bu noktada ehliyeti olmadığını itiraf ettiğiniz akla müracatla reddettiğinizi gördükten sonra, sizin “aklın Yaratıcı ve ölüm sonrasına dair söz söylemeye mecali yoktur” tespitinizde samimiyet görmemiz mümkün değildir?
|
benim ve tüm insanlığın bilmediği ve her zaman merak ettiği kavramlar 3 tanedir..
tanrı.. varoluş.. ölüm sonrası..
tanrı kavramı; her türlü teizm ve tezimdışı inançlarda tanrı kavramı hakkında bir karar verilmiştir.. tanrının şekli, sayısı, varlığı yokluğu hakkında..
tek tanrılı dinlere inanlarda birey tanrı tektir, vardır ve evreni o yaratmıştır..(semavi dinler)
çok tanrılı dinlerde tanrı sayısı birden fazladır ve değişik görevleri vardır..(hinduizm)
tanrısız dinlerde yaratıcı tanrı yoktur.. evren sürekli vardır..kadimdir..(budizm, jainizm)
ateizm.. tanrı yoktur..
deizm.. tanrı vardır, tektir, yaratandır ama insanlıkla iletişime geçmemiştir..
panteizm.. evrenin kendisi tanrıdır.. bütünleşiktir.. birey tanrı kavramından farklıdır..
agnostik.. tanrının varlığının yokluğunun bilinemeyeceğini savunur..
ben şu an varolan bilgilerim algılarım sezgilerimle..
tanrının varolup olmamasıyla birlikte,
birey olup olmadığını,
kaç tane olup olmadığını,
yaratıcı özelliği olup olmadığını,
insanların düşündüğü gibi ilahi bir güç olup olmadığını,
neye benzedeğini,
biz insanlarla ilgilenip ilgilenmediğini vs..
daha doğrusu tanrı kavramının ne olup olmadığını bilmediğimi ve şu anda buna karar verecek düzeyde olmadığımı söylüyorum..
devam edicem..
|

16-05-2009, 07:17
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 07 Feb 2009
Mesajlar: 3.080
|
|
görüldüğü üzere tanrı kavramı insanlık arasında çok farklı algılanıyor.. varlığından yokluğundan tutun da sayısına, biçimine, insana müdahelesine kadar çok değişik tanrı anlayışı var..
peki bunlardan hangisi gerçek.. bu insanlara tek tek sorarsanız hepsi kendi tanrı kavramının gerçek olduğundan emin olduğunu söyleyecektir..
peki tanrı kavramı insanlarda niçin bu kadar çok çeşitliliğe yol açmıştır.. niçin tüm insanlık tanrı deyince aynı şeyi anlamıyor algılamıyor.. ve niçin bu çeşitliliğe rağmen herkes kendinden bu kadar emin..
tanrı kavramı düşünerek sorgulanmaz.. düşünerek sorgularsanız sizde varolan(toplumun yüklediği) zihne ve bilinaçıklık seviyesine göre bir tanrı kavramına ulaşırsınız..
beyninizin kıvrımlarını istediğiniz kadar zorlayın kanatın, varolan zihinden arınmadığınız ya da bilinç seviyeniz yükselmediği sürece bunların müsaade ettiği tanrıya ulaşırsınız..
teizm inancındaki insanlar bilinç seviyesi yükselmediği sürece ne yaparsa yapsın sonunda dininin/inancının tanrısına/tanrısızlığına ulaşır..
nasıl mı..
bir müslüman istediği kadar araştırsın okusun düşünsün, ulaştığı tanrı musanın, isanın, muhammedin allahıdır.. semavi dinlerin dışındaki insanların tanrı kavramını kesinlikle anlayamaz ve kabul edemez..
bir isevi, musanın, isanın tanrısına yada rab isa mesihe ulaşır.. muhammedin allahı ve diğer dinlerin tanrısını kesinlikle reddeder..
bu musevi, musanın tanrısına ulaşır.. rab isamesihi, muhammedin allahının ve diğer dinlerin tanrılarını kesinlikle reddeder..
bir hindu kendi tanrıları dışındaki tüm tanrıları ve tanrısızlığı reddeder.
bir budist, istediği kadar düşünsün beynini kıvrımlarını kanatsın, bir yaratıcı tanrı kavramına ulaşamaz.. ulaştığı kişisel aydınlanmış Budhanın tanrısallığı ve öğretileridir..
peki niçin böyle olmaktadır.. hepsi aklı zekası olan koca koca eğitim görmüş üniversite bitirmiş insanlar niçin tanrı konusunda bu kadar farklı sonuçlara ulaşmakta ve ulaştıkları kavramın doğru olduğundan bu kadar emin olmaktadırlar..
tek bir açıklaması var.. EGO..
insan doğduğunda safbilinçtir.. bu özbenliktir, gerçekbenliktir, merkezdir, çekirdektir, nüvedir...
insan dünyaya geldiği zaman ve coğrafyaya göre yaşadığı aile/toplum/millet tarafından eğitim öğretim almaya başlar.. milliyet, ahlak, yaşam kuralları.. inanç da bunlardan biridir.. bu özbenliğin üzerine katman katman bir çok zırh gibi öğretiler çocuğa giydirilir.. ilk 6 yaş çok önemlidir.. bu yaşlarda birçok şey olup bitmiştir artık..
kişi kendini bilecek yaşa geldiğinde onun özbenliği üzerine giydirilen bu katmanların altında çok derinlerde kalmıştır artık.. ama kişiyi yönetecek bir bene ihtiyaç vardır.. işte bu ego dediğimiz ikincil sahte bendir..
özbenliğin üzerine giydirilen bu katmanlar tamamı zihin dediğimiz kavramdır.. zihnin oluşturduğu bu ikinci benlik(EGO) sahte yalancı bir benliktir ve varolması için bir çok savunma mekanızması geliştirmek zorundadır..
kişi artık merkez uzaklaşmış çeperde yaşamaktadır.. çeperde yaşamak kişinin sık sık savrulmasına neden olur.. günlük yaşamda yaşadığı sevinçler üzüntüler onu savurup durur.. kişi işte bu savrulmalarında dengeyi mutluluğu huzuru bulmak için egonun savunma mekanızmalarını geliştirmek zorundadır..
ama oluşan bu mutluluk yalancı mutluluktur, sahte bir yaşamdır.. savunma mekanızmalarınız yeterli güçlü değilse ya da yaşadığınız travma çok şiddetli ise savrulur gidersiniz, yaşamda kopar ölümü arzu etmeye başlarsınız..
özbenlikte varoluluşun her insana hediyesi mutlak mutluluk vardır.. bu günlük yaşadığınız üzüntü keder sevinçlerden bağımsızdır.. ne kadar özbenliğe yaklaşırsanız o kadar özgürleşirsiniz..
artık merkezinizde yuvanızdasınızdır.. savrulmazsınız.. yaşam sizi değil siz yaşamı yönlendirisiniz.. artık siz bir fare değil fareyle oynayan kedisinizdir..
gerçek imparator sahneye çıkmıştır.. ölüp tekrar doğmuşsunuzdur.. ruhun karanlık gecesini atlatabilirseniz buna ulaşmak zor değildir..
yaşam coşkuya dönüşür, zamandan kurtulup anda yaşarsınız.. tanrı varoluş ve ölüm sonrasında yaşamak zamanda, zihinde, egoda yaşamaktır.. bu kavramlar artık sizin için yaşama renk katan büyük bir puzzle'ın çözülmesi tamamlanması gibidir.. yaşamın devasa bir gizem olduğunu görürsünüz..
hiçbir organize ya da kişisel inanç sizi tatmin etmez.. inanç kavramı tamamen ortadan kalkar.. yaşamda bildikleriniz ve bilmediklerinizden ibarettir.. bilinmeyen ama merak edilen bu tanrı ölüm sonrası gibi kavramlar için aklınıza sonsuz olasılık gelir ama hepsi sizin için aynı olasılık değerindedir.. birine saplanıp kalmaz ve bir inanç oluşturmazsınız..
bu tür kavramlar zihnin bir ürünü olan egodayken düşünülerek sorgulanmaz.. size hangi program yüklendiyse o programın eşliğinde dosyaları tanımaya çalışırsınız.. bu size yüklenen proramdan kurtulmanız lazım.. yani beyne format atmanız lazım..
işte o da meditasyondur...
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:06 .
|