Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Etik, Estetik, Sanat, Politika, Bilim & Eğitim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #41  
Alt 03-10-2006, 07:33
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR


BOY VE AĞIRLIK

Çocuğun boyu ve ağırlığı ve bunların psikolojisi ile olan ilişkileri, uzman yetkililer tarafından dikkatle araştırılan konulardır. Çocuğun normal boy atması ve düzenli kilo alması onun sağlıklı olduğunu gösterir; çocuğun boyu ve kilosu yaşı için normal sayılan ölçüler içinde değilse anne babaların kaygılanmaları gerekir.

Çoğu anneler, kafalarının huzuru için, çocuklarını zayıf ve kuvvetsiz gördüklerinde şöyle düşünürler: “Çocuğum hızla geliştiği için zayıf görünüyor. Küçükken daha tombuldu; yakında belki birkaç kilo daha alır.” Boyu uzayan çocuğun ağırlığının da orantılı bir şekilde artması gerektiğini bu gibi annelere hatırlatmak gerekir. Çocuğun ağırlığı, boyuna uygun olarak değişmiyorsa, nedeni bulunmalı ve yetkili uzmanlar tarafından tedavi edilmelidir. Çocukluk devresinin özelliklerinden biri de, bedensel büyüme ve gelişme hızıdır. Bu alandaki uzmanlar, çocukların özellikle üç ve sekiz yaşları arasındaki “büyüme yıllarındaki” boy ve kilo dengesini korumalarına dikkat etmelerinin ve çocuklarının kilolarından aşağı tutulmasına izin verilmemesinin gerektiğini anne-babalara önermişlerdir. Kalıtımın dışında, çocuklarının gelişmelerindeki en büyük etkenler iklim, beslenme, çevre ve özellikle güneş ışığıdır.

Değişik ülkelerin çocukları farklıdırlar. Bir ülke için uzun sayılan boy, bir diğeri için normal sayılabilir. Önemli olan boy ile kilo arasındaki ilişkidir. .

ÇOCUKLARIN GÖZLERİNİN KORUNMASI

İnsan vücudunun en değerli uzuvları olan gözler, bilgi sahibi olmak için gerçekten gereklidir. Çocukluk yıllarında gerekli bakıma ve temizliğe özen gösterilmez ve gözlerin çalışması bozulursa, masum çocuklar hayatlarının sonuna kadar rahatsızlık ve güçlük çekerler; anlama güçlerinin gelişimi ve bilgi edinmeleri zorlaşır. Bundan dolayı görme duygusu, ne pahasına olursa olsun, korunması gereken değerli mücevhere benzer. Ne yazık ki, göz bozukluğu çocukluk yıllarında meydana gelen ve ilk sıraları alan hastalıklardan biridir. Dikkatle yapılan araştırmalarda, yeni doğan bebeklerin hipermetrop (yakını iyi göremeyen) olduğu görülmüştür; yavaş yavaş görme yetenekleri normale dönüşür.

Bu kitap, okullar için değil, anneler-babalar için yazıldığından aşağıdaki hususların bazıları yalnızca evde geçerli olabilir.

Çocuklar yetersiz ışıkta okuyup yazmamalı ve özellikle güneş batışının ışığında çalışmaktan sakınmalıdırlar.

Çalışırken ışık kaynağı başın üst ve sol tarafında olmalıdır.

Normal büyüklükteki harflerden oluşan bir kitabın sayfaları ile gözler arasındaki mesafe 30–35 cm. civarında olmalıdır.

Düzgün oturma şekli için sandalye ile masanın ölçüsü çocuğun boyuna uygun olmalıdır.

Yerde yazı yazmak ve okumak gözler için iyi değildir, çünkü çocuk kitaplarının üzerine eğilecektir; aynı şekilde yatarken okumak da sakıncalıdır.

Yürürken veya hareket ederken asla okumamak gerekir.

Eğer çocuk okuduğu kitapları gözlerine tavsiye edilenden daha yakın tutuyorsa ve eğer uzağa konan şeyleri iyi göremiyorsa gözlerini baktırmak gerekir.

ÇOCUKLARIN HAFIZALARINA YÜKLENMEK

Hafıza yeteneğinin zihinsel faaliyetlerimiz üzerinde yaşam boyunca yaptığı etki şüphesiz açıktır. Tanrı’nın bu bağışı, akıl ile ilgili her işi idare eder ve yönetir; eğer akıl, düşünceleri tutma yeteneğine sahip olmasaydı, zihinsel çalışmalarımızın bir yararı olmaz, geçmiş olaylarla olan bağlantımız kesilir ve bilgi sahamız da şimdiki zamanla sınırlanırdı.

Yazarın amacı, zihnin bilimsel açıdan tanımına girmek değildir, çünkü bu psikoloji dalında başlı başına bir konudur. Ayrıca, daha sonraki bir bölümde, zihin ve onun güçlendirilmesi konusu incelenecektir. Esas amaç, çocuğun hafızasına yüklenmekten doğabilecek zararları anne-babalara göstermektir.

Her sağlıklı çocuğa sağlam bir hafıza doğal olarak bağışlanmıştır. Fakat şunu gayet iyi anlamak gerekir ki, bu güç –diğer yetenekler ve özellikler gibi farklı insanlarda iyi, orta ve zayıf olabilir. Eğer çocuk eğiticileri, bu öz kuvveti en iyi şekilde idare etmeyi bilir ve ölçülülük gözeterek kullanırlarsa, çocuklar ondan yararlanırlar; fakat yaklaşımları beceriksiz ve yüzeysel olursa çocuğa sayısız zararlar getirir. İnsanoğlu, içinde hafızanın da bulunduğu, “değerli taşlarla dolu bir maden” gibidir. Bu zenginliği en iyi şekilde kullanmak için zekâya; zihinsel uyanıklığa ve –her şeyden önce – uygulamaya ihtiyacı vardır.

Çocukluk yıllarında hafıza normal olarak çok kuvvetlidir: çocuğun gördüğü ve işittiği her şey çoğu kez tekrarlamanın sonucu olarak kaydedilir. Bir şeyin zihinde tutulması için bu her şeyden önemlidir. Ancak, eğiticiler bu önemli vergiyi sömürme eğilimindedirler, ana-babalar da çeşitli nedenlerle bu yük atının yükünü büsbütün ağırlaştırırlar. Bunu yaparken, atın bir gün gelip dizlerinin üzerine kapanacağından ve yolun ancak bir kısmını kat etmiş olan sürücünün de kendini güç bir durumda bulacağından görünüşte habersizdirler. Bu nedenle eğiticilerin bazı noktalara dikkat etmeleri gerekir.

Hafıza iyi veya kötü olabilir. İyi hafızaya sahip olmayanlar kavrayamazlar, akılda tutamazlar ve olayları kolaylıkla bağdaştıramazlar. İyi bir hafızası olanlar gibi, bir konuyu kolayca öğrenemezler veya hatırlayamazlar. Bu nedenle, zayıf ve kuvvetli hafızaya sahip olan iki çocuktan aynı şeyleri beklemek doğru olmaz; onlara aynı şekilde davranılamaz. Bu ilkeyi önemsememek, çoğu anne-babaları çocuklarının yaşıtları önünde küçültmeye ve utandırmaya yöneltmiştir.

Sinir sistemlerinde aksaklık, hazımsızlık veya düzensiz hormon salgıları olan zayıf ve sıhhatsiz çocukların hafızaları genellikle iyi değildir. Okul arkadaşlarından geri kalmamaları için bu gibi çocuklara dersleri ezberlemeleri ve çeşitli akademik dersleri iyice öğrenmeleri için baskıda bulunacaklarına, anne-babalar, çocuklarının hastalıklarının çarelerini arayıp bulmalı ve onların bu fiziksel kusurlarını sabır ve şefkatle tedavi ettirmeye çalışmalılar, çünkü sebebi ortadan kaldırmakla netice de ortadan kalkacaktır.

İyi veya kötü hangi hafızaya sahip olduklarına bakmaksızın, çocukların bu yeteneğine yüklenmek zararlıdır. Çocuklar şiirler ezberlemeye veya anlaşılmaz şeyleri öğrenmeye zorlanmamalı. Şiirler veya düzyazı ezberlemek, günlük yaşamda kullanılacaksa veya hafızayı güçlendirmek için gerekliyse, yararlı olabilir. Hiç kullanılamayacak ve sonunda unutulacak gereksiz şeyleri ezberlemek ancak sorun yaratır. Kısacası, bu durum da ölçülü olmanın gerektiği açıktır.



Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
  #42  
Alt 04-10-2006, 09:05
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR


YORGUNLUK
Yorgunluğun çocuklar üzerindeki etkisi uzun zamandan beri araştırmaların odak noktası olmuştur: psikologlar ve çocuk psikologları, fizyologların da yardımıyla bunun üzerinde yoğun çalışmalar sürdürmüşlerdir. Önemli noktaların özeti aşağıdadır:

Bitkinlik iki çeşittir: (a) harcanmış enerjisi yenileyerek biraz dinlenmekle giderilen yüzeysel ve geçici yorgunluk; (b) zihinsel ve fiziksel bitkinliğe neden olan, şiddetli ve uzun süren yorgunluk. Yeniden sıhhate kavuşmak için sadece dinlenmek yeterli değildir. Uzun süreli bir tatil, iklim değişikliği ve tıbbi tedavi gibi daha etkili tedbirler gerektirir.

Yorgunluğun nedenleri herkes için aynı değildir. Şöyle ki, kişiler benzer fiziksel ve zihinsel çalışmalardan eşit derecede etkilenmez ve aynı ölçüde yorulmazlar. Ancak, bedenin yapısı, akli durum ve kişisel alışkanlıkların, duyulan bitkinliğin derecesi üzerinde çok etkisi vardır. Kişi eğer bir işe alışır ve ondan hoşlanırsa ve bir amaca erişmek için azimle tüm tatsız engelleri aşarsa, şüphesiz bu özelliklerinden yoksun olan bir kimseden çok daha geç yorgunluk duyacaktır.

“Bitkinlik”, kişinin ancak uyuyarak ve dinlenerek enerjisini yenileyebileceği bir duruma düşmesi demektir. Fiziksel ve zihinsel yorgunluğun bazı türleri herkesi etkilemez ve bunlar başka vasıtalarla ortadan kaldırılabilir. Örneğin, sinir krizi geçiren kişiler çalışmadan veya enerji harcamadan bezginlik hissederler. Bu çeşit yorgunluk ikna ve mantık gücü yoluyla giderilebilir.

Fizyologların görüşüne göre, gerçek bitkinlik şundan ibarettir: vücut için gerekli unsurlarda bir eksiklik ve bir işi yerine getirirken vücutta üretilen zehirler.

Fiziksel işler yerine getirilirken vücudun uzuvları (hatta sinir sisteminin merkezi olan beyin) yorgun düşer; zihinsel çalışma da vücudu yorar. Sonuç olarak, zihinsel çalışmadan sonra jimnastik, eskrim, yüzme, dağcılık ve buna benzer spor hareketlerinin dinlendirici niteliği yoktur. Bu gibi spor hareketleri, zihinsel çalışma esnasında ortaya çıkan vücut bitkinliğini şiddetlendirir. Ancak tam bir dinlenme ve derin uyku bu bitkinliği giderecektir. Gün boyunca önemli bir işe girişmediğimiz halde, akşam olunca dinlenmeye ve uykuya ihtiyacımız vardır. On dokuzuncu asrın deneysel pedagoji (eğitim bilim) öncülerinden Alman bilgini Ernst Meumann, jimnastik ve bedensel çalışmaların çocuğun beynini zihinsel çalışmalar kadar yorduğuna inanmıştı; daha yeni araştırmalar, matematik problemlerinin çözümünden dolayı duyulan bitkinliğin bedensel hareketler ile kıyaslanır olduğunu göstermiştir.

Küçük çocuklar bedenen ve zihnen çabuk yorulurlar. Yorgunluklarının belirgin bir işareti çocukların tehlikeli düşmanı olan uykusuzluktur. Çünkü onları dinlenmekten yoksun bırakır ve enerjilerini yenilemelerini engeller.

Çocuklardaki aşırı yorgunluk birçok karmaşık sonuçlar yaratır. Bunlardan bazıları şunlardır: dikkat süresi kısalır; kavrama gücü zayıflar; hafızanın çalışması hemen hemen durur; unutkanlık meydana gelir; düşünce işleminin hızı ve keskinliği azalır; sevinç, neşe ve mutluluk hali üzüntü, karamsarlık ve sıkıntıya dönüşür; aşırı yorgun çocuklar diğer çocuklar kadar iyi çalışamazlar; kaslarının gücü azalır ve vücut hareketleri düzensizleşir; okurken ve yazarken sık sık hata yaparlar; dış etkenlere normal tepki göstermezler; düşünceleri derin ve şiddetli değildir; yaratıcı güçleri azalır. Yorgun çocuk çok sinirlidir, alıngandır, tahriklere kolayca kapılır ve daima kızgındır; sınıfta rahat düşünemez; aklı ve fikri çok hassastır ve bu uykusuzluğa neden olur; yoğun dikkat gerektiren işe ve işlerinde düzen ve disipline sabrı yoktur; her şeyde dikkatsizdir; çoğu kez solgundur ve kan dolaşımı normal değildir; doğal olaylara ve çevre değişikliğine aşırı tepki gösterir; nevroza (sinir sisteminin zayıflığı) ve bununla ilgili durumlara vücudunun direnci çok azdır ve değişik hastalıklara karşı da dayanıksızdır.

Çocukların fiziksel ve zihinsel yorgunluklarının derecesini değerlendirmek için bilimsel yöntemler hazırlanmıştır. Sonuç olarak bilginler, çocuğun vaktinin en iyi şekilde nasıl kullanılması, derslerine öneriler hazırlanması ve öğretim yöntemleri hakkında eğitim görevlilerine önerilerde bulunmuşlardır. Bu konuda fazla tartışmak konumuz dışındadır, faka anne-babalara ve özellikle annelere bazı noktaları belirtmek gerekir. Bunlar aile yaşamına ait olup, çocuklardaki bitkinliği önlemekle ilgilidir. Uzmanlar tarafından verilmiş olan aşağıdaki tavsiyeleri, anne-babalar ellerinden geldiğince uygulamakla çocuklarını büyük bir tehlikeden koruyabilirler.

Eve öğle yemeğine gelen ve derhal okula dönmeleri gereken çocuklar yorgundurlar. Sabahtan öğleye kadar süren zihinsel çalışma ve fiziksel faaliyetler çocuğun bu yeteneklerini zayıflatmıştır. Bu nedenle, bu kısa devrede oyundan, idmandan ve ev ödevi yapmaktan kaçınmalıdırlar. Yarım gün çalıştıktan sonra vücudun kendi kendini mümkün olduğu kadar tazelemesi ve kendini günün kalan kısmına hazırlaması için çocukların biraz uyumaları veya hareket etmeden sessizce uzanmaları gerekir. Eğer zamanları varsa, koşturmadan veya diğer bedensel hareketler yapmadan, birkaç dakikalarını açık havada geçirmelidirler.

Öğleden sonra eve dönen çocuklar, büyük ihtimalle yorgundurlar. Derhal ders çalışmaya veya yoğun fiziksel çalışmalara girişmemelidirler. İlk önce ev işine yardımcı olabilirler ve daha sonra, eğer mümkünse, ev ödevine başlamadan önce dinlenmek için açık havada biraz vakit geçirmeleri yararlı olur.

Çalışma esnasında belirli sürelerle ara vermek, yorgunluğu etkili bir şekilde azaltır. Çocuklar ev ödevlerini yaparken bunu unutmamalılar ve her otuz veya kırkbeş dakikalık bir çalışmadan sonra on beş dakika ara vermeliler.

Enerji ihtiyacını yenilemek için herkes (ve özellikle çocuklar) için en iyi yöntem derin ve düzenli bir uykudur. Bitkinliği uykudan başka hiçbir şey gideremez. Anne-babalar ve özellikle anneler, dinlenmek için Tanrının bağışı olan bu fırsattan oldukça yararlanmalı ve çocukların uykularını kesinlikle azaltmamalılar. Çocukları gece oturmalarına beraberinde götürmek toplumun her tabakasında uygulanmaktadır. Anne-babalar bundan sakınmalıdırlar. Bunun zararlı ahlaki etkileri olduğu gibi (bu ayrı tartışma gerektiren bir konudur), çocuğun sağlığına da zarar verir.

Uyku ve uykunun çocuklar üzerindeki canlandırıcı etkisi hakkında sayısız çalışmalar yapılmıştır. Annelere verilen öğütler şunlardır:

Küçük çocuklar bazen sağ taraflarına, bazen de sırt üstü yatırmaya alıştırılmalı ki, kalbin çalışması etkilenmesin ve vücudun diğer kısımlarına gereksiz baskı yapılmasın.

Çocukları yatağa yatırmadan önce ağır yemek yedirmemeli, çünkü kolayca sindirilmeyen yiyecekler çocukların rahat uyumalarını engeller.

Çocukların sağlığına genellikle zararlı olan kahve ve koyu çay gibi içeceklerin ve diğer uyarıcıların aşırı kullanımından kaçınılmalıdır.

Çocukların odalarını ve yataklarını her gün özenle temizlemeli, havalandırmalı ve şiltelerini sık sık güçlendirmelidirler. Çocukların yatak odalarındaki böcekler temizlik yoluyla ortadan kaldırılmalı.

Aşağıdaki çizelge, çocukların ne kadar uykuya ihtiyaçları olduğu hakkında yaklaşık bir fikir vermektedir.

Yaş Bir günde saat sayısı

Meme Çocukları * : 16

4 yaşına kadar : 13

4–7 yaşına kadar *: 12

8–12 yaşına kadar : 10

12–15 yaşına kadar : 8–9 saat


Genellikle, sağlıklı çocuklar zayıf ve sinirlilik eğilimi gösteren çocuklardan daha az uykuyla idare edebilirler. Eğer anne-babalar, uzmanların dikkatle araştırdıkları bu öğütleri uygularsa sinirli çocukların sayısında önemli bir düşüş kaydedilecektir.



Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
  #43  
Alt 05-10-2006, 08:42
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR


ÇOCUKLARI GECE MİSAFİRLİĞİNE GÖTÜRMEYİNİZ

Akşamları misafirliğe gitmek ve birbirlerinin evinde vakit geçirmek, toplumun tüm tabakalarında yaygın olan bir alışkanlıktır. Bu alışkanlık sadece büyüklerle sınırlanmış olsaydı ve çocuklar bu gibi toplantılara katılmasalardı, eğitimle ilgili yazılarda bu konuya değinmek gerekmezdi. Anne-babalar misafirliğe gittiklerinde çocuklarını da beraberlerinde götürdükleri için, bu uygulamanın çocukların eğitimi üzerindeki zararlı etkileri hakkında birkaç şey söylemek gerekir.

Çocukların, özellikle okula gitmek için erken kalkması gerekli olanların erken yatmaları gerekir. Rahatsız edilmeden en az sekiz saat uyumalıdırlar ki, uyanınca kendilerini yorgun ve halsiz hissetmesinler. Gece geç saatlere kadar oturmak, çocukların uykularını olumsuz yönde etkiler. Gecenin bir kısmını uykusuz geçiren çocuklar tüm enerjilerini yenileyemedikleri içi uyanınca üzerlerinde ağırlık hissederler ve okulda zihinlerini dersleri üzerinde toplayamazlar. Bu uyku şekli böyle devam ederse çocuklar giderek güçsüzleşir ve bitkinleşir.

Bu ziyaretler esnasında, oldukça kalabalık bir topluluk bir odada oturur ve solunan hava sigara dumanıyla kirlenir. Zavallı çocuklar, sabahtan akşama kadar sınıfta oturduktan sonra, şimdi de havasız bir odada birkaç saat kalacaklar ve başları ağrıyacak, bedenleri zehirlenecek ve sinirleri zayıflayacaktır. Gece rahat bir uyku uyuyamayacak ve okulda onları bekleyen günlük vazifelerine yorgun ve sinirli bir halde kalkıp gideceklerdir. Bu gibi durumlar eninde sonunda çocukların sağlığını bozar. Soluk benizler, sinir yorgunluğu ve sindirim bozukluklarını tümü, bu yanlış ve düşüncesiz hareketlerden meydana gelir.

Gece toplantılarında yer alan eğlence şekilleri çocuğa zararlıdır. Çocuklar, akşam yemeğini yemiş veya yememiş olsalar bile, kendileriyle ilgilenilmediği takdirde ikram edilen fındık, fıstık, bisküvi pasta ve şekerlemelerden aşırı miktarda yerler ve böylece midelerini sıkıntıya sokarlar. Açıkça bellidir ki, sindirim bozukluklarının olduğu zamanlarda fiziksel ve zihinsel yetenekler de bozulur.

Gece toplantılarında büyüklerin kişisel ve özel konuları içeren kendi günlük yaşamlarıyla ilgili öyküleri anlatmaya eğilimleri vardır. Odada bulunan çocukları düşünmeden bu konuşmalara girerler. Çocukların psikolojik yapıları hakkında, az bile olsa bilgisi olan bir kişi toplantıya katılmış olsaydı, bilgisiz anne-babaların eğitim konularında ne denli dikkatsiz olduklarını ve sevgili çocuklarının doğru yoldan sapmalarına kendi elleriyle zemin hazırladıklarını şaşkınlıkla görürdü. Bu sohbetlere açık saçık fıkralar da eklendiği zaman, çocukların ahlak temelleri balta yemiş gibi etkilenir.

Çocukların konuşulan tüm konuları dikkatle dinledikleri ve duydukları her şeyi kalplerinde ve ruhlarında sakladıkları açıktır. Her çocuğun benliğindeki verimli alana ekilen bu tohumlar ileriki yıllarda yeşerir, büyür ve çoğu zaman acı meyveler verir.



Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
  #44  
Alt 06-10-2006, 07:01
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR


YAZ TATİLLERİ VE ÇOCUKLAR İÇİN ÖNEMİ

Babalar ve anneler çocuklarının okul dönemlerinde ne kadar bitkin düştüklerini ve yorulduklarını çok iyi bilirler, çünkü dinlenmek için hiç fırsatları olmaz. Okulun ders programı öyle hazırlanmıştır ki, çocukların birikmiş fiziksel ve zihinsel enerjilerinden devamlı bir şekilde kullanmalarını gerektirir. Yorgunluk nedeniyle çoğu kez sıkıntılı ve huzursuz geçen uyku saatlerinden başka, enerji ihtiyaçlarını yenileyecek başka bir fırsatları yoktur.

Bir öğrenci sabah erken saatte, en fazla yedide uyanır. Dinsel görevlerini yerine getirdikten sonra aceleyle kahvaltısını yapar ve saat sekizde okulda olması gerekir. Kalabalık ve havasız sınıflarda, düşüncelerini dersleri üzerinde toplayarak saatlerce oturur. Daha sonra eve öğle yemeğine gider. Yediğini sindirmek üzere mideye giden kan vücudun her tarafında uyuşukluk belirtileri yarattığı için, vücudunun yemekten sonra dinlenmeye ihtiyacı olduğu halde, yine de gayret sarf ederek ve doğal eğilimlerine karşı gelerek okula döner. Özellikle kış mevsiminde hemen hemen hiç havalandırılmayan kalabalık odalarda oturur. Ondan sonra, örneğin, matematik problemlerini çözmeye başlar, hâlbuki bu şartlar altındaki zihinsel çabalar vücuda zarar verebilir. Akşama doğru eve döner. Bütün bunlardan sonra, yorgun çocuğun ertesi gün için çalışması ve ödevlerini yapması gerekmektedir. Daha sonra, tamamen halsiz bir şekilde ve yorgun sinirlerle uyur. Yorgunluktan, sinirsel bitkinlikten ve gün boyunca temiz havadan yoksun olan çocuk uyku saatlerinde gerektiği gibi dinlenemez.

Bir öğrenci dokuz ay bu şekilde çalışarak gücünü tüketir, öğrenim yılı sonunda kuvvetten o kadar düşer ki, yüzünün rengi bile onun fiziksel ve zihinsel yorgunluğunun derecesini gösterir, anne-babaların gerçekten endişelenmelerine neden olur. Bu programın zararlı etkileri ufak çocuklarda daha belirgindir; ilahi bahçenin bu taze fidanlarının uzun sıkıntılara dayanacak güçleri yoktur, bunun için daha çabuk yorulur ve bedensel güçsüzlükleri nedeniyle de sık sık değişik hastalıklara tutulurlar.

Şüphesiz, yaz tatili çocukların zihinsel ve fiziksel olanaklarının yenilmesi için bulunmaz bir fırsattır ve anne-babaların onu en iyi şekilde değerlendirmeleri gerekir. Eğer babalar ve anneler aşağıdaki noktaları yerine getirirlerse, yaz mevsimi çocuklar için oldukça yararlı olacaktır.

Anne-babalar çocuklarını, zamanlarını temiz havada ve doğal çevrelerde geçirebilmeleri için eğer mümkünse şehirden uzaklaştırılmalıdır, gözlerini ayın ve yıldızların ışığı ile aydınlatabilirler ve günlerini ağaçların gölgesinde, çağlayanın yanında veya bir dağın eteğinde geçirebilirler; paslanmış makineye benzeyen halsiz ve kullanılmamış vücutlarını hareketlendirebilirler. Şimdi çocukların yüzme, koşma ve dağa tırmanma, durgun ve hareketsiz geçen aylarını telafi etmeleri zamanıdır.

Anne-babaların kentte kalmaları zorunluysa ve çocuklarını şehir dışına götüremiyorlarsa onlara zihinsel ve fiziksel işler yüklemekten kaçınmalılar, örneğin anne-babalar, yazın çocuklarını yaz kurslarına yazdırmamalı, onları fiziksel güç gerektiren işlere sokup, mağazalardan ve iş yerinde çırak olarak çalıştırmamalılar; onları yorucu ve sıkıcı işlerden kaçınmalarını öğütlemeleri gerekir. Eğer çocuk, ilgisinden dolayı ve kendi arzusuyla, yararlı bir kitabı okumakla meşgul olmak isterse iyidir, ancak anne-babalar, düşünce ve yoğun zihin çalışması gerektiren güç konuları içeren kitapları okumaya zor kullanarak veya baslı yaparak mecbur etmemelidirler.

Vücudu tekrar güçlendirmek için en uygun yöntem derin ve sessiz bir uykudur. Küçük çocukların en az sekiz veya dokuz saat uykuya ihtiyaçları vardır ve yazın boş zamanları daha fazladır diye bu uyku hiçbir zaman feda edilmemelidir. Anneler (ve bazen babalar), yazın okula gitmeyen ve yapacak işleri olmayan çocuklarının gece geç yatıp sabah geç saatte kalkmalarını mantıklı görebilirler. Gerçek şudur ki, gece yarısından sonra yatmak uyanık kalmak gibidir, çünkü çocuklar düzgün uyku saatlerini değiştirince gece dinlenmelerinden yeterince yararlanamazlar. Bunun yanı sıra, büyükler sabah erken kalktıklarında işe gitmek veya ev işi yapmak içlin hazırlanırken derin ve rahat uykunun temeli olan sessizlik ve sükûnet bozulur. Bu durumda çocuklar uyumaya nasıl devam edebilirler? Bu tür bir uyku, mahmurluğa ve güçsüzlüğe neden olur. Kısaca, yaz mevsimi çocuklar için dinlenme mevsimi olarak düşünülmelidir.


Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
  #45  
Alt 09-10-2006, 07:34
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR


SİNİRLİ ÇOCUKLAR

Pek çok anne ve babalar, çocuklardaki sinirliliğin kalıtım yoluyla kendilerinden çocuğa geçen bir özellik olduğunu düşüncesindedirler, bunlar bir gerçek payı olduğu halde, bu konuda genellemeler yapmak doğru olmaz. Sinirli mizaca sahip anne-babaların çoğu kez sağlıklı ve sakin evlatlar dünyaya getirdikleri olmuştur; daha sonra, iyi bir eğitim eksikliği, evdeki karışıklık akraba ve yetişkinlerin zararlı davranışlarından dolayı, bu sağlıklı ve yumuşak huylu çocuklar, yavaş yavaş sinirli ve kızgın mizaçlı olurlar.

Genel olarak sinirli bir çocuk çok hassastır ve onu üzmek için küçük bir kışkırtma yeterlidir. Uykuda hiç rahat değildir; gece boyunca birkaç kez uyanır kolay kolay sakinleşmez, bazen de bir şeyden korkmuş gibi bağırır, ağlar ve sakin arkadaşlarıyla oynarken sık sık aksilenir ve en ufak bir şey için ağlar; eğer duyguları incinmişse oyunbozanlık eder. Elince olmayarak aşırı hareketlidir; elleri, ayakları ve hatta dili devamlı hareket halindedir. Yaptığı bir işi tamamladığı an başka bir işe başlar. Ancak çabuk yorulur ve bazen bitkinlikten öyle etkilenir ki, hiçbir şeye sabrı kalmaz.

Sinirli çocukların yetenekli ve zeki olmaları ve hünerleri süratle öğrenme kabiliyetlerinin bulunması olağandışı değildir. Ancak, bu yetenekleri saptırmaya eğilimleri vardır ve çoğu zaman enerjilerini boşa harcarlar, aşırı hareket ve çabayla kendilerini yorar ve zayıf düşürürler. *

Bu tür davranışın nedenleri nelerdir? Şurası açıktır ki, sinirli çocukların çoğu böyle doğmamıştır, fakat bu niteliği yaşamlarının daha sonraki evrelerinde elde etmişlerdir. Demek ki, çoğu durumlardan sinir bozuklukları doğuştan olmayıp, dış etkenlerden dolayı meydana gelmiştir. Aile çevresi sürekli olarak karışık bir durumdaysa, yetişkinlerin davranışı özellikle anne-babalar arasındaki ilişki, sevgi ve muhabbete dayalı değilse ve anne-baba arasında devamlı olarak münakaşalar ve ayrılıklar meydana geliyorsa, o zaman çocukların sinirleri erken yaşta zayıflar, yorulur ve bozulur, çocukların kendileri de hasta ve güçsüz kişiler olarak gelişirler.

Çocukların sinirleri barutla kaplı sicim gibidir, anne-babaların zararlı davranışları da, bir vuruşla sicimi tutuşturan kibrite benzer. Çocuklar suyu emen sünger gibidirler. Gördükleri ve duydukları her şeyi içlerine çekerler ve bu nedenle ailede yabancılaşma ve kaba davranış çocukların sinirlerini yıpratır. Babalar ve anneler ateşli münakaşa esnasında biçare yavrularına göz atacak olurlarsa, onların ne kadar solgun ve bitkin olduklarını göreceklerdir. Çocukların etrafındaki büyük fırtınanın sebep olduğu sıkıntının derecesini, onların yüzlerindeki ifadeden ve titreyen dudaklarından anne-babalar anlayacaklardır.

Çocuklardaki sinir bozukluklarını önlemek ve düzeltmek için bazı öneriler şunlardır:

Küçük çocuklar, anne-babaları, arkadaşları veya akrabaları arasında meydana gelebilecek tatsız olayların hiç birine, hangi şartlarda olursa olsun, tanık olmamalıdırlar.

Çocuklarla aynı odayı paylaşmak sağlıklarına zarar verir. Eğer mümkünse çocuklar ve anne-babalar ayrı odalarda uyumalıdırlar. Bunun neni herkesçe bilinmektedir ve açıklanmasına gerek yoktur.

Çocukları süngere benzeterek, duydukları ve gördükleri her şeyi içlerine nasıl çektiklerini anlatmıştık. Ancak bu benzetme bir noktaya kadardır, çünkü çocuk yetişkinleri taklit etmeye çalışırken gördüğü ve işittiği herhangi bir şeyi tekrar ve taklit etmek için azami gayret harcar. Temas ettiği kişiler en küçük bir olaydan rahatsız olur veya öfkelenirse, doğuştan sağlıklı ve güçlü olan ve sinir sisteminde bir kusur bulunmayan çocuk, anne-babasının davranışlarını taklit etmeye çalışarak çoğu kez şiddetli bir öfke gösterisinde bulunur. Zamanla o kadar ustalaşır ki, bu alışkanlık ona doğal gelir.

Küçük çocuklarda bu zararlı davranışın yerleşmesini önlemek için babalar, anneler ve diğer yetişkinler, sözlerine ve hareketlerine en azından çocukların yanında –dikkat etmeleri ve kendi sinirlerini kontrol etme için her gayreti göstermelidirler. Böylece, sevdiklerine kötü örnek olmayı önlemiş olurlar.

Aşırı disiplin, bitmez tükenmez talimatlar ve uyarılar, gereksiz ve yersiz cezalar, fiziksel ceza ve benzerleri çocuğun sinirli halini çok şiddetlendirir, anne-babalar bunlara asla başvurmamalılar. Çocuklara vurmak ve dövmek son derece yakışıksız davranıştır ve zararlı fiziksel ve zihinsel sonuçlar doğurur. Fizyologlar, fiziksel cezanın zihinsel aksaklıklara neden olduğu gibi, çocukların sinir sistemlerini de bozduğuna inanırlar. Bu, anne-babaların bu tür davranışlardan kaçınmaları için başka nedendir.

Bazı anne-babalar çocuklarına karşı ölçülü bir şekilde davranmazlar. Yani, bazı kusurlu davranışlar karşısında onca sertliklerini gösterirler ve aşırı sıkılığa başvururlar; bazen de tatlılık ve muhabbetle karşılık verirler. Anne ve baba çocuklarını cezalandırırken bağırma ve çağırmalarını tüm mahalle duyar ve birkaç dakika sonra da bu durum ana-baba sevgisine dönüşür. Kucaklamalar ve öpüşmeler öyle yoğunlaşır ki kızgınlık ve öfke hiç yaşanmamış gibi görünür. Bu yaklaşım çocuğu tedirgin, şaşkın ve huzursuz kılar, çünkü davranışlarının anne-babası tarafından nasıl karşılanacağını hiç kestiremez sevgi ve muhabbetlerine, yoksa öfkelerine hedef olacak. Şurası açıkça bellidir ki, anne-babalar izledikleri yolu dikkatle gözden geçirmeli ve doğru eğitim ilkelerine dayandığından, açıkça ve iyice belirlendiğinden emin olmalıdırlar.

Zayıf sinirlerle doğan çocuklar, sessiz bir aile çevresinde yaşadıkları takdirde yavaş yavaş sağlıklarına kavuşurlar. Durumları hakkında uzman doktorlara danışmak, rahatları ve sükûnetleri için gereken araçları sağlamak gerekir.

Çocuklar için yeterli uykunun önemi ne kadar belirtilse azdır. Sinirli durumda olan küçük çocuklar diğer yaşıtlarına göre günlük faaliyetlerine daha fazla enerji harcarlar, bu enerjiyi yenilemek için en iyi yol, sakin ve deliksiz uykudur. Daha küçük çocukların daha fazla uykuya ihtiyaçları vardır. Düzenli uykularına ek olarak, çocukların beş veya altı yaşlarına kadar kısa bir gündüz uykusuna da ihtiyaçları vardır, bu uyku genel olarak bir buçuk ile iki saat kadar olmalıdır. Sinirli çocuklar bu yaştan sonra bile öğleden sonra bir saat kadar dinlenmelidirler. Bu süre içinde uykuya dalmasalar bile, uzanmak ve dinlenmek sinirleri bir dereceye yatıştırır. Tüm çocukların gece belirli bir saatte yatmaları gerekir ve sinirli çocukların gece geç saate kadar uykusuz kalmalarına kesinlikle izin verilmemelidir.



Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
  #46  
Alt 10-10-2006, 07:09
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR


KALITIM

Kalıtım ve kişinin eğitimi üzerindeki etkisi, bilimsel yönden daha karışık ve anlaşılması güç bir sorun olmuştur. Bu konuda basılan kitapların sayısı ve bilginlerin değişik ve bazen de birbirine zıt görüşleri buna tanıktır. Bu kısa yazımızda, Charles Darwin, Hugo Devrles, Herberst Spencer, Hans Fisher ve diğer tanınmış düşünürlerin teorilerini açıklamak veya Mendel’in kalıtım teorisinin kapsadığı yasaları ve kuralları incelemek mümkün değildir. Bununla beraber, eğitim ve öğretim alanlarında etkileri açıkça belli olan ve bilimle uğraşanların tümü tarafından değişik ölçülerde kabul edilen birkaç noktaya değinmek gerekir ki, anne-babalar kalıtımın terbiye üzerindeki etkilerini öğrenerek, çocuklarına karşı olan sorumluluklarının ciddiyetini daha iyi anlasınlar ve bu çok önemli konuya kayıtsız kalmasınlar.

Anne-babaların fiziksel ve zihinsel düzensizlikleri (hatta kalp hastalıkları ve buna benzer rahatsızlıklar) ve annenin gebelikte geçirdiği herhangi bir ciddi sinirsel hastalık cenini zararlı şekilde etkilenmiş olabilir.

Kızgınlık, öfke, korku ve panik durumlarında kan bileşimi önemli ölçüde değişir. Bundan anlaşılacağı üzere, gebe anne için (sevinç, mutluluk ve zihin sükûnetini sağlayan) sakin ve rahat bir yaşam ceninin fiziksel ve zihinsel yeteneklerinin gelişmesi üzerinde olumlu etki yapar, çünkü bu devrede annenin kanı tek beslenme kaynağıdır. Araştırmalar, annenin yediği yiyeceklerin niteliğinin ve eğlence türünün cenini de etkilediği görüşünü doğrulamıştır.

Zehirli hastalıklar ve annenin içkiye düşkünlüğü şüphesiz çocuklar üzerinde zararlı etkiler yaratır. Bu gibi rahatsızlıklara tutulmuş anne-babaların çocuklarının zekâları bozulabilir ve değişik suçlar işlemeye yatkın olabilirler. Aynı zamanda, zihinsel dengesizlikler ve sinirsel hastalıklar da olabilir.

Yakın akrabalar arasında yapılan evliliklerden, çoğu zaman fiziksel ve zihinsel bozuklukları olan çocuklar meydana gelir.

Anne veya babanın hâkim nitelikleri genellikle evladına geçer; ancak bunlar kendi kendilerini derhal göstermezler, yavaş yavaş ve hayatın değişik aşamalarında, özellik ve olgunluk çağında ortaya çıkarlar. Zihinsel ve fiziksel bozukluklar çocukluk yıllarında bazen gizli kalıp ileriki safhada görülürler.

Anne-babaların beceri ve zekâlarının kalıtım yoluyla çocuklara aynen geçmemesine rağmen çocuklar bunların genel etkilerinden yoksun kalmazlar. Örneğin, ünlü bir bilim adamının oğlu, bir devlet adamı, iyi bir yazar veya kabiliyetli bir iş adamı olabilir.

Anne-babaların iyi ve kötü nitelikleri, kusurları ve mükemmellikleri çocuğun eğitiminde bu kadar etkili olduğu için, anneler ve babalar her durumda kendi davranış ve hareketlerine dikkat etmelidirler: çocuklarını mutluluğa ve saadete doğru yüceltmenin veya sefalete sürükleyerek alçalmanın kendi isteklerine bağlı olduğundan şüphe etmemelidirler. Bu amaca yönelik ve daima büyük sorumluluklarının bilincinde olan anne-babalar, şu noktayı titizlikle uygulamalıdırlar: iyi ve kötü davranışları sadece kendilerini değil, gelecekteki kuşakları ve toplumu doğrudan etkileyecektir, çünkü bu etki nesilden nesile aktarılır.

Rousseau eşsiz kitabı Emile’i şöyle tanıtır: Tanrı her şeyi iyi yaratmıştı, fakat insan kendi eliyle kötüye dönüştürdü. Bu sözler inkar edilemez surette doğrudur, çünkü insan iyi yaratılmıştır ve iyiyi kötüden ayıran yargı yeteneği kendisine verilmiştir. Doğru yolu kötü yoldan açıkça ayırt edebilmesi için gözleri kılavuzluk ışığı ile aydınlanmıştır. Öyle ki, eğer doğal mizacını korursa, gerçek eğiticilerin kılavuzluğunu ihmal etmezse, Tanrı bağışı olan sağduyusu yok edilmemişse, tüm bozukluktan, sapıklıktan ve yalanlardan sakınmış olacaktır. Şayet bu bağışlara önem vermez ve insanı hayvandan ayırt eden övgüye değer nitelikten ve doğru yoldan sapar ve şehvani arzulara dönerse, şüphesiz kendininkiyle beraber çocuklarının da mutluluğunun temelini yıkacak ve onların onurlarını kıracaktır. Dünyaya getirdiği çocukların eğitim ve öğretimlerine, en maharetli eğiticiler bile yetersiz kalacaktır.

Şüphesiz, zaman içinde geriye dönemeyiz ve atalarımızın yaptıklarını düzeltemeyiz. Ancak şimdiki ve gelecekteki durumumuz için bir çözüm bulabilir ve gelecek nesili fiziksel ve ruhsal engellerden kurtarabiliriz. Seçkin araştırmacıların öğüt ve tecrübelerini dinlemeli ve dünyanın her tarafında yapılan çalışmaların sonuçları olan bazı noktalara dikkat etmeliyiz.

Olgunluk çağına eren ve bu konuları anlayacak yetenekte olan genç erkek ve kadınlarımız, gelecek neslin anneleri babaları ve eğiticileri olacaklarının bilincindedirler. Bu nedenle ilerici, uygar ve yaratıcı insanlara yakışır bir şekilde, fiziksel yeteneklerini ilgilendiren her şeyde ölçülü olmalıdırlar. Doğru yoldan ve dürüst hareketlerden ayrılmamalı, kendilerine ve doğacak çocuklarına zarar verecek davranışlara başvurmamalılar. Tüm davranışlarında –yemekte, eğlencede, ağırlamada-uyanık olmalı, sağlam kafalı, sağlıklı ve güçlü çocuklar meydana getirmeleri gerektiğini daima hatırlamalı ve kendi yaşamlarında övgüye değer davranışın bilimsel ölçülerinden sapmanın çocukları önemli ölçüde etkileyeceğini bilmelidirler.

Genç erkek ve kızlar bilmelidirler ki, evliliğin başlıca amacı çocukların meydana gelmesidir. Bu nedenle, kutsal ana-babalık görevini yerine getirmek için kendi kendilerini tam olarak hazırlamaları gerekir. Düşüncelerini ve bedenlerini bu amaç için güçlendirmeli, yaşamlarını bu amacı kolaylıkla yerine getirebilecek şekilde düzenlemeliler. Değerli bir ziyaretçinin gelişini beklediklerine göre, mevcut olan her aracı kullanarak onu karşılamalı ve ona hizmet etmeli, akla gelen her fiziksel ve zihinsel talihsizlikten onu korumalıdırlar.

Erkekler, bebek bekleyen eşlerinin her şeyiyle ilgilenmeli ve onlara iyi bakmalılar. Uzman tıp yetkililerinin kılavuzluğuna uyarak, rahatları ve dinlenmeleri için gerekli olan her aracı sağlamalılar. Aşırı heyecan veya sinirli bir durum yaratacak herhangi bir hareketten kaçınmalılar ve gerektiğinde doktorlara danışmayı ihmal etmeden, eşlerinin yeterli beslenmelerine dikkat etmeliler.

Başka bir deyişle, kocalar annenin karnındaki ceninin normal şekilde büyümesi ve sinirsel bozuklukların zararlı etkilerinden korunması için ellerinden geleni yapmalılar. Böylece, tamamen gelişmiş olarak dünyaya gelen cenin, güçlü ve sağlıklı olacak ve hayatının sonuna kadar acı ve üzüntüden korunacaktır.

Anne-babalar içki, sigara ve bulaşıcı hastalıklardan sakınmak için her çabayı sarf etmeliler, çünkü bunlar kendilerine ve çocuklarına zarar verir.

İnsani mükemmelliklere kolaylıkla sahip olabilecek güçlü, dinç ve yetenekli çocukların yetiştirilebilmesi için kan akrabalığı evliliğinden mümkün olduğu kadar sakınılmalıdır.

Eğer bu öğütler ve kurallar, anne-babalar tarafından dikkatle yerine getirilirse, eğiticilerin ve öğretmenlerin görevleri kolaylaşır ve çocuklar kısa zamanda övgüye değer hareketler ve örnek davranışlar ile süslenirler. Şair Sadi’nin söylediği gibi:

Ne güzeldir hünerli işin

İşlenmemiş cevher üzerindeki etkisi;

Ancak ne kadar cilalasanız da

Kara demir parlamaz.



Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
  #47  
Alt 11-10-2006, 06:49
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR


ÇOCUKLAR VE ÖZGÜRLÜK

Biliniz ki, özgürlüğün timsal ve sembolü hayvandır. İnsana yaraşan, kendini gerek cahilliğinden ve gerekse fitnecilerin fenalığından koruyacak sınırlamaları oluşturmaktır… bilseniz, gerçek özgürlük nedir ?

…ahlaki davranışın yüksek ölçüsü, sofuluğun veya aşırı taassuba kaçan puritanizimin herhangi bir biçimi ile bağdaştırılmamalı veya karıştırılmamalıdır.Sevgili yaradan’ın son derecede zenginleştirdiği dünyanın çeşitli mutluluk, güzellik ve zevklerinden tümüyle yararlanma imtiyaz ve doğal hakkını, hiç bir kimseden esirgemeğe hiç bir surette çalışmamaktır.

Günümüzde insanlığa musallat olan büyük felaketlerden biri de, aşırı özgürlüğe doğru başıboş bir şekilde ilerlemedir. Eski alışkanlıkların ve geleneklerin terk edilmesi, övgüye değer ahlaki davranışların ve içsel gerçeklerin önemsenmemesi birlikte oluşmaktadır. Bu durum herkesi bir dereceye kadar etkileyen sayısız sorunlar getirmiştir. Bir çok kişi, yeniliğin öncüleri olmaktan onur duyarlar, tümüyle özgür, bağımsız oldukları ve geçmişe bağlı olan her şeyden uzak durdukları görüntüsünü diğerlerine verirler.

İnsanlığın toplumsal ilişkileri bir bütün olarak dikkatle incelenirse, ahlak ölçülerinin Doğu’da ve Batı’da genellikle terk edildiklerine ve kesin bir şeyin bunların yerlerini almadığına dair sayısız deliller bulunur. Sayıları gittikçe artan kişilerin izledikleri davranış ilkesi, genellikle saçma ve çoğu kez sapık zevklere ve bir anlık tatmini sağlayan şeylere aşırı bağlılıktır. Aşırılığa olan bu bağlılık özgürlük adına yapılmaktadır!

Kumar, aşırı alkol kullanımı, cinsel sapıklık, uyuşturucu maddeler alışkanlığı, anne-babalara saygısızlık ve buna benzer birçok şeylerin halk arasında yaygın olduğu ve bu suç alanlarının toplumun ciddi düşünürlerinin endişelenmesine neden olacak biçimde büyüdüğü inkâr edilebilir mi?

Yazar, tüm kıtalarda birçok ülkeler gezmiş, değişik toplumların toplumsal durumlarını kendi bilgi ve anlayışına göre değerlendirilmiş ve bu garip “özgürlük” ün meydana getirdiği yıkıcı etkiye şahsen tanık olmuştur. Büyüklerin yolunu yakından izleyen ergin çocuklar ve gençler, dizginleri tamamen cinsel eğilimlerine teslim etmiş ve bazı hallerde bu yaş grubu diğerlerini geride bırakmıştır. Çoğu ülkelerde şehvetten etkilenmiş genç kız ve erkek öğrencilerin doğal yeteneklerini kendi elleriyle ve yaşamlarının başlangıcında yitirmiş olmaları inanılacak gibi değildir, ancak durum bundan ibarettir.

Gereksiz sıkı disiplin, çocukların makul isteklerine karşı koymak, sağlıklı ve hakları olan eğlenceden onları menetmek şüphesiz çok zararlıdır, ancak aşırı özgürlük öyle yıkıcıdır ki, onu açıklamak hiç de kolay bir iş değildir. Her iki aşırı durum kötü olduğu için ölçülü olmak gereklidir. Çocukların zihinsel ve fiziksel gelişmeleri için gerekli hiçbir şey onlardan esirgenmemeli, öte yandan zekâlarını ve fiziksel güçlerini kullanma biçimlerine sınırlamalar koymadan her istediklerini yapmaya izin verilmemelidir.

Eğer anne-babalar çocuklarının koşup zıplamalarından, oyunlarından, kahkahalarından, konuşmalarından ve hikâyelerinden öfkelenerek onları sertlikle ve kaba bir dille susturarak, doğal bir şekilde hareket etmelerine engel olurlarsa, o zaman ciddi bir hata yapıyorlar. Bu gibi ailelerdeki talihsiz çocuklar en aşırı derecede sinir baskısı altındadırlar. Anne-babalarının yanında meramlarını ifade etmeye cesaret edemezler; sürekli kalp çarpıntısına müpteladırlar; kolayca heyecanlanırlar, solgundurlar ve anne-babalarının öfke ve bağırmalarının korkusu ile oluşan iç baskı nedeniyle halsiz bir görünüme sahiptirler. Bu gibi anne-babalar çocuklarının özgürlüğünü kısıtlamak için aşırıya kaçmakta, üzüntü ve mutsuzluklarına neden olmaktadırlar.

Çocuklarının işleriyle çok az ilgilenen, “yap” ve “yapma” kelimelerini hiç kullanmayan, kılavuzlanmaya çok ihtiyaçları olan bu tecrübesiz gençlerin nerede olduklarını, ne yapmayı düşündüklerini, eve neden geç geldiklerini, yürüyüşe kiminle gittiklerini, neden bazı kötü alışkanlıklar edindiklerini, neden duaya sırt çevirdiklerini, uygunsuz kitapları neden satın aldıklarını veya bütün gün oturduktan sonra ödevlerini tamamlamak için neden gece geç saatlere kadar kaldıklarını araştırmayan bu gibi anne-babalar, diğer aşırı ucu benimseyenlerdir. Eğitimle ilgili bu noktayı yerine getirirken ölçülü olmanın önemi ne kadar vurgulansa azdır.




Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
  #48  
Alt 12-10-2006, 06:44
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR



SOKAK KÖŞELERİ VE ARKA SOKAKLAR

ÇAMURA BULANMIŞ KANATLAR ASLA YÜKSELEMEZ.

Çocukların isteyerek, istemeyerek veya ihtiyaçlarından dolayı yaşamlarının bir kısmını geçirdikleri okul dışında ve aileden uzak olan çevre davranışlarını etkileyen üç unsurdan biridir.

Bu dış çevrede çocuklar üzerinde eğitim açısından daima zararlı bir etkisi olan ve terbiyeleri için hiç uygun olmayan bir alan vardır: sokak köşeleri ve arka yollardan oluşan alan, Eğitimcilerin bu çevreye karşı tutumları asla olumluluk veya teslimiyet biçiminde olmamalıdır; son derece zararlı etkilerine karşı çocukları daima uyarmalıdırlar.

Bunun birçok nedenleri vardır. Yoldan geçenlerin, doğru eğitimin ilkelerine genellikle bağlı olmayan ve gençlerin ahlakını aşırı derecede etkileyen önemli ve gerekli konuları yerine getirmeyen kimseler olması bunların ilkidir. Çocuklara uygun olmayan ve olumsuz etki yaratan şeyler söyleyebilir ve fikirlerini açığa vurabilirler. İkinci olarak, bazı sokak satıcıları doğruluğun esaslarına gereken önemi vermeyebilirler. Eğer bu kimselerin davranışları ve sözleri beğenilen ahlak standartlarına uymazsa, bu çocukların karakterine zarar verecektir. Tembel veya haylaz suçluların yaptıklarının çocukların ahlakına ve ruhuna büyük zarar vermesi üçüncü nedendir. Dördüncü olarak, sözleri ve davranışlarıyla kendilerine kötü örnek olabilecek aynı yaşta, fakat yanlış yola sapmış oyun arkadaşlarına rastlamaları gelir.

Bazı bilginler tüm davranışların etki-tepki formülüne dayalı olduğuna inanırlar. Şöyle ki, insanoğlu herhangi bir uyarıdan etkilenir ve tepki gösterir. Bu uyarılar insanlarda iyi veya kötü bir etki getirir. Örneğin, bir bahçeye girip güzel zambakları ve nergisleri görünce ve kuşların tatlı ötüşlerini duyunca, içimizde sevinç ve neşe duyarız ve yüzümüz aydınlanır. Ancak savaş görmüş ve kokmuş bir yerden geçince, hüzün ve keder duygularıyla dolup tiksintiyle uzaklaşırsınız.

Bu formül çocuklara da uygulanabilir ve tüm uyarılara tepki gösterdikleri ve her söz ve davranıştan etkilendikleri için, sokak köşeleri ve arka sokaklar eğitimlerinde olumsuz unsurlardan birini teşkil etmektedir. Bu alanların zararlı yönleri öyle çoktur ki, onları gereğince sıralamak mümkün değildir. Olabilir ki, okula giderken veya kaçınılmaz nedenlerden dolayı, çocuğun bu gibi yerlerden geçmekten başka bir seçeneği yoktur. Ancak, değerli ve masum çocuklarımızın bu gibi alanlara gitmelerine isteyerek izin verirsek ve onları serbest bırakır ve gözetmezsek ciddi bir hata işlemiş oluruz.

Çoğu zaman görülmüştür ki, bazı anneler çocuklarından “birkaç dakikalığına” kurtulmak için onları dışarıda oynamaya gönderirler. Çocuk gitmek istemediği halde, anne onu teşvik eder ve “Neden dışarı çıkıp diğer çocuklarla oynamıyorsun?”, veya “Böyle geniş bir yeri bırakıp, bir odanın köşesinde oturmaya mı geldin?” der. Bazı anneler de çocuklarını dışarıya yalnız başına çıkmağa teşvik etmedikleri halde, onları kararlarında serbest bırakırlar.

Zamanlarını kendi başlarına, orada burada koşuşturmakla geçirmenin çocuklar üzerindeki zararlı etkileri burada sıralanmayacak kadar çoktur. Ancak, bazı esaslı noktaları özetleyebiliriz:

Arka sokaklarda ve sokak köşelerinde bir araya gelen çocuklar, eğitim ve terbiye açısından makbul olmayan olumsuz ve zararlı etkilere uğrarlar.

Eğiticinin kılavuzluğundan yoksun ve ahlak ve davranışları düzeltilmemiş çocuklarla oyun arkadaşı olurlar. Adı kötüye çıkmış ve görgüsüz çocuklarla arkadaşlık ederek, onların söz ve davranışlarından etkilenirler. Arkadaşların ve ahbapların büyük etkisini herkes bilmektedir.

Çocuklar zamanlarını sokak köşelerinde geçirme alışkanlığını kazanınca ve onlara emir yağdıran, hareketlerini ve davranışlarını denetleyen kimsenin olmadığı “özgür” bir hayatın “zevk”lerini tadınca, kendi görüşlerine göre güçlükler, baskılar, sınırlamalar, “yap”lar ve “yapma”larla tıka basa dolu olan evleri ve hatta okulları ile ilişkilerini yavaş yavaş keserler. Anne-babalarının ve eğiticilerinin kılavuzluğundan kaçmaktan başka bir şey düşünmezler.

Sokaklarda onların sağlıkları oldukça bozulabilir.

Kısacası, çocuğun vakit geçirmek ve oyun oynamak için sokaklarda, eğiticilerin ve anne-babaların kılavuzluğu ve dikkatinden uzak geçirdiği her an, bedenine ve ruhuna çok zararlıdır. Anne-babalar (özellikle anneler) buna izin vermemeli ve eğitim açısından gerçekten öldürücü olan bu yola çocuklarını kendi elleriyle sürüklememeliler. Şüphesiz, anneler kolay kolay üzülmemeli ve öfkelenmemeli, sabırlı, dayanıklı ve sakin olmalılar, çünkü sabır ve dayanıklılığı olmayan bir anne kutsal görevi olan çocuk bakımını başaramaz.

Çocuklarını kendi hallerine bırakan sabırsız bir anne, denizin ortasında görevini terk eden ve yolcuları tehlikeyle baş başa bırakan bir kaptana benzer.

Anne, çocuğun ev çevresine karşı kırgınlık duyguları geliştirmesini ve zamanı sadece sokaklarda geçirmekten başka bir şey düşünmesini önlemek için normal ölçüler içinde ve çocuğun içgüdüsüne uygun, çoğu zaman *“yaramazlık” olarak adlandırılan zararsız oyun ve gezintilerden onu menetmeli. Bununla beraber haksız yere “yap” ve “yapma” sözleriyle çocuklarını daraltmamalı ve sert bir dille konuşmamalıdır. Ancak bir heykelin köşede hareket etmeden ve sessizce durabileceğini annenin bilmesi gerekir,zihinsel ve fiziksel yetenekleri gelişmekte olan çocuk cansız ve hareketleri yavaş ise, bu onun hasta olduğunun belirtisidir. Elinden geldiği kadar, çocuklarının eğlenceleri için uygun oyuncaklar sağlamalı ve “yaramazlık” yapmamaları için bir çare bulup onları oyalamalılar.



Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
  #49  
Alt 13-10-2006, 07:43
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR


İYİ ARKADAŞLAR SEÇİNİZ

KÖTÜLERLE ARKADAŞLIK ÜZÜNTÜYÜ ARTTIR, İYİLİKLERLE DOSTLUK İSE KALBİN PASINI GİDERİR.

Kötü işlerle uğraşanların arkadaşlığı ruhu sıkar, bedeni yorar . *Sadi’nin şiirindeki meleğin ruhani arzularının, şeytanla arkadaşlığından dolayı, şeytani arzulara dönüşmesi gibi:

Bir melek şeytanla arkadaş olursa

Dehşeti, hıyaneti ve hileyi öğrenir.

Diğer taraftan, iyilerle arkadaşlık kalbi aydınlatır, ruhu yükseltir, insan karakterini yüceltir ve kalbindeki lambanın ışığını arzu ve boş hayallerin rüzgârlarından korur.

Buraya olan girişin temel amacı bir eğitim konusunu vurgulamaktır; ergin çocuklar ve gençler arasındaki ahlak bozukluğunun en büyük nedeni kötü arkadaşlar edinmeleridir. Bu gibi kimseler onları dürüst davranışların doğru yolundan giderek uzaklaştırırlar, okuldan ve çalışmaktan alıkoyarlar ve nihayet öyle bir mutsuzluğa sürüklerler ki, durumlarına gözyaşı dökmekten insan kendini alamaz.

Siz anne-babalar, evde eğitimin önemli yönlerini ne kadar gözetseniz ve çocuklarınızı yanlış davranışlardan ne ölçüde korusanız da, yavrularınız sokakta veya okulda kötü arkadaşların dostluğunu arar aramaz çabalarınız boşa çıkacak ve evde sabırla ördüklerinizin başkaları tarafından söküldüğünü gördüğünüz bir gün gelecektir. Bu nedenle, anneler ve babalar olarak en önemli göreviniz, çocuklarınızın aile dışında kiminle ilişki kurduğunu daima gözetmenizdir. Çocuklarınızın evde gözetiminiz altında bulunduklarını bilmekle yetinmeyiniz. Aksine, günlük yaşamınızdan önemsiz şeyleri kesmeyi bile gerektirse, zamanımızın bir kısmını çocuklarınızın arkadaşları hakkında bilgi edinmeye veriniz; kılavuzluğun gerekli olduğunu fark edince, kendi tecrübe, beceri ve ana-babalık sezginize güvenerek veya uzmanlara danışarak bir çözüm bulmaya çalışın. Çocukların yaşını ve ne tür bir sorunla karşı karşıya kalındığını unutmayınız. Hiçbir çabayı esirgemeyiniz, çünkü bir dakikalık ihmal binlerce sorun yaratacaktır.

Uygun fırsatlar çıktıkça, çocuklara öğütler verilmeli, kılavuzlanmalı ve yanlış türde arkadaşlarla dostluğun ürünü olan zararlı sonuçlar kendilerine anlatılmalıdır. Bunun yanı sıra, bu gibi görüşmelere okul yöneticileri de çağrılabilir veya eğer gerekirse, zararlı arkadaşlar aranıp bulunabilir ve çocuklarınızla ilişkilerini kesmeleri kendilerinden istenebilir.

Kısacası, bu sorunun çözümünde elden gelen her yol denenmelidir. Fiziksel bir hastalığın insan vücuduna saldırıp acıya neden olması ve hatta hastayı ölüme sürüklemesi gibi, yüzlerce ruhani hastalıklardan biri de insan ruhunu etkileyip hastayı ruhani ölüme götürebilir. Bir kimse soğuk algınlığı veya tüberküloz gibi bulaşıcı bir hastalığa tutulmuşsa, çocuklarınızın o kimsenin yanına gitmesine hiç izin vermezsiniz; öyleyse, çocuklarınızın arkadaşlık yapmalarına nasıl izin verebilir ve sevgililerinizin ruhlarını nasıl tehlikeye sokarsınız?




Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
  #50  
Alt 16-10-2006, 07:49
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: ANNELER, BABALAR VE ÇOCUKLAR


ALKOL

Dünyanın her yanında eğiticiler ve bilginler, alkollü içki kullanımından doğan zararı ve alkolün çocukların gelişimi üzerindeki yıkıcı etkisini değerlendirmek için yıllardan beri zamanlarını ve dikkatlerini vermişlerdir. Aşağıdaki noktalar vardıkları sonuçları özetlemektedir:

Alkol bireyler için öldürücü bir zehir ve toplum için korkulu rüyaya benzer bir felakettir. Müptela olanları mahvetmekle tehdit ettiği gibi, onların masum yavrularını da sonsuz eziyetle ve şüpheli bir gelecek vaat ederek tedirgin eder. Alkol kullanımı, halk arasında “sarhoşluk” adı verilen zehirlenme etkisini insanlarda oluşturur. Bu zehir sinir sistemini etkisiz hale getirerek, konuşma ve hareket üzerindeki denetimini yıpratır. Anlama ve kararlılık yeteneklerinin zayıflaması kaçınılmazdır; eğer sarhoş olma alışkanlığı kazanılmışsa, içki düşkünlüğü Korsakoff sendromu ve sinir iltihabı gibi zihinsel ve sinirsel rahatsızlıklar meydana gelir. Sürekli içki kullanımı kuruntu hastalığını oluşturur; hasta, garip yaratıklar gördüğünü ve korkunç sesler işittiğini sanır. Duyguları altüst olur, eli titrer, tutarsızca konuşur ve kalbinin gücü zayıflar. Bu durumda 3–5 gün geçirdikten sonra derin bir uykuya dalar. Krizden sonra, ciğerlerin ve böbreklerin iltihaplanması ve kalp çarpıntıları yaşamın sonuna kadar sürebilir.

Alkolün zehirleyici etkisi öyle şiddetlidir ki, bazı Avrupa ülkelerinde her yıl ortalama altı bin kişi devamlı alkol kullanmaktan zamansız ölüyor ve zavallı çocuklarını yanlış ve bakımsız bırakıyorlar, belki de onları maddi ve manevi bağışlardan yoksun bırakıyorlardır.

Ailenin ekmek kazanan bireyi alkole tutulmuşsa, kazancının bir kısmını bu alışkanlığına yatırır. Bu çocukların uygun beslenmelerini kaçınılmaz olarak kısıtlar ve gelişimleri üzerinde hoş olmayan bir etki bırakır.

Anne-babalarının düzenli olarak sarhoş oldukları ailelerde sarhoşluk durumunda nezakete ve saygınlığa önem vermezler ve yavrularının yanında öyle sözler söyler ve hareketler yaparlar ki, çocuklarının utanma duyguları yok olur. Tekrarlanan olaylar nedeniyle çocuklar çirkin davranışları ve hoş olmayan sözleri normal bir şey olarak görmeye başlarlar, çünkü gözleri ve kulakları bunlara alışmıştır. Eğer anne-babalarının alışkanlıklarını benimserlerse, ahlakları şüphesiz öylesine bozulur ki, isimleri insanlık tarihinde kesinlikle hiçbir önem taşımaz.

İçkiye düşkünlük, zayıf, hastalıklı, kusurlu vücuda sahip ve zihinsel noksanlıklar olan çocukların meydana gelmesine neden olur. Babaları ve anneleri içkiye düşkün olan yüz çocuğun altmışaltısının bellekleri kısa sürelidir, normal çocuklara göre zekâları daha geridir ve ders çalışırken zorluk çekerler. Tam %17’sinin işitme ve konuşma yetenekleri kusurludur ve diğer %17’sinin de kasları zayıftır. Genellikle, alkolikler tamamen sağlıklı çocuklar meydana getiremezler.

Sarhoş bir anne-babanın gürültü çıkarıp rahatsızlığa neden olduğu ailelerde, sükûnet ve dinlenmeye çok ihtiyaçları olan çocuklar uykudan yoksun olacaklardır; korku ve gürültüden sinirleri zayıflayacaktır.

Anne-babalarını devamlı sarhoş bir halde gören çocuklar evlerinden uzak dururlar, onlardan nefret ederler ve hor görürler. Ailelerini, kötü niyetliliği ve bozuk ahlakın merkezi olarak görmeye başlarlar. Arkadaş seçerken onursuz kişilerle ilişki kurabilir ve sonuçta, toplumun en bozuk ve vahşi unsurlarının etkisine düşerler.

Bu gibi anne-babaların çocukları daima utanç içinde olurlar ve yaşıtlarının gözünde küçüklük duyguları içindedirler. Ayrıca şiddetli acı, sıkıntı ve üzüntü geçirirler.

Uzmanların derledikleri aşağıdaki sonuçlar, alkolün çocuklar üzerindeki zararlı etkisini belirtmeye yararlıdır:

A GRUBU: Alkol kullanmayan çocukların

%42’si okulda hızlı ve önemli bir gelişme gösterdi

%49’u okulda orta derecede başarılı oldu

%9’u okulda başarısız oldu

B GRUBU: Ara sıra alkol kullanan çocukların

%34’ü okulda iyi derecede başarılı oldu

%56’sı orta derecede başarı gösterdi

%10’u başarısız oldu


C GRUBU: Her gün alkol kullanan çocukların

%27’sı okulda iyi derecede başarılı oldu

%56’sı orta derecede başarılı oldu

%5’i hiç okuyamadı

Bu rakamlar karşılaştırıldığında, hergün az miktarda alkol kullanan çocukların bile zihinsel yeteneklerinin görünür biçimde bozulduğu ve neticede bilgi edinmekten ve olgunlaşmaktan haksız yere yoksun bırakıldıkları görülür. Eğer hiç alkol kullanmazlarsa çocukların %42’si eğitimlerini başarıyla sürdüreceklerdir. Ancak bu zehirden az bir miktar her gün vücutlarına girdiği takdirde, bu rakam %27’ye düşer.

Devamlı alkol kullanan 515 erkek ve 554 kız çocuğunun fiziksel gücünü değerlendirmek üzere testler yapılmıştır. Sadece 65 erkek ve 87 kız çocuğu iyi sonuçlar göstermeyi başarabilmiştir. Geriye kalan 450 erkek ve 467 kız çocuğu yetersiz kalmışlar.

Kendilerine yanlış bilgi verilmiş bazı anne-babalar, şarap ve biranın çocuklarını güçlendirdiğini iddia etmektedirler. Masum çocuklarının doğal eğilimlerine karşı gelerek onlara alkollü içki içirirler. Daha önce de söylediğimiz gibi, insan vücuduna giren alkol, hastalığa karşı direnci azaltarak karaciğer, böbrek, akciğer ve kalbi etkileyen hastalıklara karşı vücudu oldukça hassas kılan bir tür zehirdir. Doğuştan nazik olan çocukların, özellikle sinir sistemleri kötü bir şekilde etkilenir. Alkol, * yeteneklerini yavaş yavaş yok ederek, onları çabuk sinirlenen, kaba ve zayıf iradeli kişiler; daha önemlisi, zihinleri o derece zayıflatır ki, çoğu zaman aptal gibi görünürler.

Alkolün ahlaki, toplumsal ve ekonomik yönlerden ne ölçüde zararlı olduğunu, annelerin ve babaların yerini alarak, topluma hizmet vermeleri gereken çocukların varlığına ne gibi bir tehditte bulunduğunu şimdi gördükten sonra, bu tehlikeli alışkanlığı yok etmeye ciddi bir şekilde çalışmalıyız. Çocuklarını kendi yaşamları gibi yüce tutan, onların rahatlıkları ve iyilikleri için zahmete, yorgunluğa katlanan ve başlarına bir felaket gelmesini görmeyi arzu etmeyen anne-babalar, toplumun mutluluğu ve onuru için alkolden tümüyle kaçınmalıdır ki, sağlıklı, güçlü, zeki ve diğerlerinden üstün çocuklar yetiştirebilsinler. Ümit vaat eden gençlerimiz de şüphesiz bu düşüncelere dâhildirler ve onlar da bu kötü alışkanlıktan kaçınmaya karar vermeliler.


Devam edecek....
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:54 .