Sn. Bilig yazınızda katılmadığım satır araları olsada itiraf etmeliyim ki yazım tarzınız hoşuma gitti, bilgi birikiminiz rumuzunun hakkını verdiği gösteriyor.
Mevlana'nın Türk olmadığını yönünde ki görüşünüze katılmıyorum, Fars'tır deyip kestirip atmak pek olmamış,
Kim olursan ol yinede gel .. diye bir düşünceye sahip insan, bu sözü İslamdan değil anca genlerinden alabilir ki Türklerin böyle tuhaf işleri vardır.
Fatih İstanbulu fethettiğinde Avrupa çalkalanmıştır mesela,
Fatih Hristiyan mı oldu diye?
İslami kimlikle İstanbulu alan birinin, insanları inancında serbest bırakması başkalarına tuhaf gelebilir.
Aynı İstanbulu Eyüp fethetseydi neler yapardı kim bilir.
Özetle şiirlerinde bile Türk olduğunu vurgulayan birinin, düşüncesinde de Türk gibi davranması bence yeterlidir.
İsim ve dil olayına gelince Türkler zaten bunlara çok önem vermemişlerdir, Tarih boyunca dili kaç sefer değişmiştir mesela, dil bizler için "amaç" değil "araç" olmuştur.
Dolayısıyla Mevlana'nın Farsça kullanması da onun Türk olmadığı anlamını gelmemelidir.
Dünyaya mesajını vermiş midir mesele budur bence.
Alevilere gelince hani 20 yıl kendileri ile oturup kalkmasam, dedeleriyle derin muhabbetler yapmasam dediklerinizden veya denilenlerden vay be ne cevherler varmış diyeceğim ama maalesef günümüzde tenkit edilen müslümanlardan çokta farklı bir boyutta değiller.
Onlarda da hikayeler, efsaneler, masallar gırla gidiyor, hele birine "
sen Seyyid misin ya eren" deyiverin, sizi baş tacı yaparlar. (bir kaç kez bunu denedimde o anda ki eriyip bitiyorlar, çünkü bunlarla büyüyorlar kutsal soydan geldiklerine inanıyorlar vs.)
Pek bilgilerini paylaşmak istemeseler de elleri açıktır diyebilirim, üçler aşkına, yediler aşkına, rıza lokması, hak lokması deyip bir simidini bile paylaşırlar.
Gerçek dedelerinin bilgisi iyidir ama söylemezler, pek çok şey onlarda sırdır o yüzden ketumdurlar, gerçi ben o zamanlar tasavvufi kimliğimle frakansları bulmakta hiç zorlanmazdım.
Yüzlerine şunu şakayla karışık çok söylerdim o zamanlar "
Hocalarla, Dedeler düzgün olsa, bu millet bu halde olmazdı" diye çok demişimdir, hep beraber gülerdik sonra..
Onlarda çok şeyin farkında elbet, bozulma bir başladı mı her yere sirayet eder sonuçta..
Bundan hiç bir din, ideoloji, felsefe, akım, düşünce vs. kurtulamaz.. bozulma her yerdedir çünkü.!
(bununla ilgili ileride forumda "Hayalde Yaratılan İlahlar" adlı bir yazı yazmayı düşünüyorum)
Türklerin Budizm kökenine kısmına da katılmadığımı belirteyim, zira Hristiyan, Yahudi, Hindu, İslam ve tabii Budist olan Türklerde varken, sadece Budist kökeni öne çıkartmak bence olmamış.
Tasavvufun İslami tabana uymaması görüşünüze katılıyorum, gerçekten Tasavvufun İslami görüşle alakası bencede yoktur ama ne tuhaftır ki giriş kapısı İslam olmuştur.
Bu hem iyi hem kötüdür, iyi yönü iyi/kötü bir sistem gelişmiştir, kötü yönü bunun İslam sanılmasıdır ki zaten pek çoklarını bu etiketi kullanırlar örn. tarikatlar, şeyhler vb. leri.
Oysa Yunus ;
Severim Ben Seni Candan İçeri
.....
Unuttum, din-diyanet kaldı benden.
Bu ne mezhepdürür, dinden içeri.
Dinin terkedenin küfürdür işi,
Bu ne küfürdür, imandan içeri.
Bu dörtlük ile bu sitede ki deist söylemlerden faklı hiç bir şey söylemiyor, ama şiirsel söylediği için anlayan da olmuyor, dikkatli gözlerden kaçmayan adeta ben buyum diyen Yunus'un halidir bu.
(
Koyu şeriatçilerden gizlenme sadece Aleviler has bir özellik değil, bir garip sufilerinde özelliğidir bu; bencileyin..

)
Özetle Tasavvuf = İslam değildir, bunu söyleyenler videolarını verdiğiniz sözde Şeyhlerin kafa karıştırmaktan başka amaçları olmayanların kelime oyunlarıdır, aslında yol kesici demek daha doğrudur.
Bu arada videoları seyretmedim makinede problem var ama seyretmemede gerek yok.
Neticede Tasavvuf "
Hasenatül ebrar seyyiatül mukarrabin" dir.
Tabir Arapça olsada, manası Yunus'un üstte dediği Türkçedir.
Bu yüzden bizim sufiler, "
Kuran Arapçadır, Manası Rabçadır" derler.
Saygılar