vartor´isimli üyeden Alıntı
Semavi dinlerin tanrisi, insan sevmez, bayagi bir egoist kisi imaji birakir.
Inanirlara gore insani yaratmis, ve cok sevdigi insani yine ilk hatasinda cennetinden atmis. Ustelik kendi ruhundan ufledigi halde...
Birakin bir yaraticiyi, vicdani olan bir insan bile yapmaz bunu kendi cocuguna.
|
Üstad; insanın içindeki inanma isteği veya ihtiyacı, adına "kutsal" denen metinlerdeki her cümleyi sorgusuz-sulasiz kabûle zorluyor. İçine doğduğumuz toplumun kültürel baskısı, kalabalıklar içindeki yalnızlığımız; bizi "tutunacak dal" aramaya sevk ediyor. İşi-gücü sağlığı yerinde olanların, Tanrı'yı pek dikkate aldığını sanmıyorum. Ortama uyma adına sâdece "keçi'yi sâhibinin istediği yere" bağlamaktalar.
Benim Kur'an ve İslâmdan uzaklaşmama birçok etken sebep oldu. Ama; bu etkenlerin başında Kur'andaki Sad: 76 'âyet'i gelir.
" Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
Sizin de vurguladığınız üzere, "kıyâmet" Allah ile İblis arasında geçtiği ileri sürülen bu diyalog'a bağlı olarak kopuyor. Şeytan'ın kovulması, o'nun da Âdem ve soyunu yoldan çıkaracağını iddia etmesi vs, vs... Kur'anda yer alan bu diyalog'un hangi şartlarda gerçekleştiğini net biçimde bilemiyoruz. Sanki; iki kişi karşılıklı konuşuyormuş havası sezinleniyor. Şeytan'ın Tanrı'ya itirazı ve gerekçesi son dece ahmakça. Ben kıt-zayıf imanlı bir olmama rağmen şunu çok zaman önce öğrenmiştim.
"Bir Tanrı var ise eğer; yarattığı her şey O'nun iradesine, ilmine tâbidir. Yarattıklarından dilediğini dilediğine üstün kılar"
Şimdi; Kur'anda hikaye edilen diyalog'a bakılırsa, Yaradan ile sanki karşı karşıya gelip konuşabilen bir varlık görmekteyiz. Bu durumda Şeytan için artık "inanç-iman" gibi kavramlar geride kalmıştır. Net olarak bilinene inanmak gerekmez. Böyle olunca, nasıl oluyor da İblis, yarattıklarından dilediğini, dilediğine üstün kılacak güce sahip olanla son derece ahmakça bir gerekçeye dayanarak iddialaşabiliyor ve varlığını "elinde" tutan yaratıcısına meydan okuyabiliyor ?
Yani ben aciz biri; Tanrı'ya sadece "olabilirlik" ihtimâli üzerinden inanırken, bu derece salakça bir sav ileri sürmüyorum da Allah'a bir şekilde fiilen muhatap olup konuşan, az önce belirttiğim gibi Tanrı'nın varlığı noktasında inanmaya da gerek duymayan Şeytan, söz konusu ahmaklığı nasıl segiliyebiliyor ?
Daha beteri de var !..
Yukarıda bahsettiğim salaklığı Şeytan bir insana yapsa, insan o'na "Hass..tir lan" der ciddiye almazdı. Ama; görünen o ki, Allah bu eblehliği ciddiye aldığı gibi asla dengi ve muhatabı olmayan İbls ile tâbiri câizse iddiaya giriyor. Adem ve soyunu Şeytan'ın ahmaklığı üzerinden mahkûm ediyor.
Tanah bu çelişkiler konusunda çok daha sıkıntılı. Yaratılış bölümünde verilen bilgiye göre, Tanrı Evren'i yaratırken "gün"ler geçiyor. Bir defa zaman, yaratılmışlar arasında bile görece bir özelliğe sahipken, Tanrı karşısında nasıl etkin olabilir ki ? Diğer taraftan; "Bâbil Kulesi" hikâyesinde Tanrı'nın olan-biteni görmek için "aşağı" inmesi hikâyesi anlatılır. Yine başka bir yerde, Tanrı, sanki ileride ne olacağını bilememiş gibi "İnsanı yarattığıma pişman oldum" der.
Aslında daha yazacak yığınla şey var. Bana cevap vermek istemeyen Pastörlere de hak veriyorum bir noktada. İnanç, subjektif olduğundan, inançla ilgili tartışmalar da uzayıp gidiyor ve nihâyetinde sonuçsuz kalıyor. Ben, insan eliyle oluşturulmuş kitabın kutsanmasını da bir çeşit "put" zihniyeti olarak görmekteyim. Çünki; kâğıt, kalem, yazı vs hepsi birer araçtırlar. Kutsal olan sadece Tanrıdır. Yaratılan araçlar kutsal olamazlar. Kendilerine müdâhele edilebilir ve değiştirilebilir. Bu cümleden olarak; 'Kutsal' metinlerin, hangi şartlarda kimler tarafından yazıldığını bilemiyorsak, içlerine insan aklının ürünü olan düşüncelerin dâhil edilmediğinin garantisini de veremeyiz. Hattâ "yaratılış" kısmında anlatılanların bilimsel verilerle çelişmesi, Tanrı'nın insan gibi hiddetlenmesi, gazaplanması, "öç" alırken adâlet ve merhamet gibi sıfatlarını hiçe sayma pahasına "kadın, yaşlı, çocuk, at, eşek, deve" ayırmadan hepsinin katlini istemesi gibi hususlar âdetâ sırıtıyor.
Benim şahsi düşüncem; bahse konu abuklukları "tevil" etme yolunu seçip "kırk takla" atmak yerine, ilahiyatçılardan oluşacak bir heyetin belli bir süre çalışarak adına "kutsal" denen metinlerdeki insan aklı ürünü sözleri ayıklamaları. Çünki; metin üzerindeki söz, tek başına bir anlam taşımıyor. O sözün anlamı ve değerini idrak edecek bir beyin olmadığı müddetçe... Bu nedenle, kağıt üzerindeki cümlelerin kutsanması son derece saçma. Kutsal olan Tanrıdır; Tanrı'nın yaratılışa yansıyan ilkeselliği ve bu ilkeselliği algılamamızı sağlayacak tecellileridir.