Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #481  
Alt 16-06-2017, 10:43
disbelief disbelief isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Jun 2017
Mesajlar: 95
Standart

Şimdilik şu paragrafa cevap yazayım, sonra diğerlerine de işallah yazarım.

Tümevarım ve tümden gelim konusunda aslında bilim ikisini de kullanır. Kuğuların beyaz olma meselesi güzel bir örnek. Bakıyoruz ki bütün kuğular beyaz, yani kuğuları tek tek inceliyoruz ve hepsi beyaz. Bundan tüme vararak kuğular beyaz diyoruz. Bilim ilk aşamada böyle ilerliyor fakat bu tüme vardığı kuğuların beyaz olma iddiasını test etmek için ise tümden geliyor. Yani tek tek kuğulara bakıyor ve beyaz mı diye kontrol ediyor, beyaz olmayan çıkarsa görüş yanlışlanmış oluyor. Böyle böyle ilerliyor bilim bi şekilde. Bir de teori ile olgu ilişkisinie bakmak burda önemli. Olgudan teoriye çıkmak veya teoriden olguya gitmek gibi şeyler sanırım tüme varmak ve tümden gelmek ile alakalı değil. Tüme varmak ve tümden gelmek olguyu tespit etmeye dair şeyler, olgunun açıklaması ise daha farklı bir bağlam arz ediyor diye düşünüyorum. Ama açıklaması için de ayrıca tüme varıp sonra tümden gelerek açıklamayı test edebiliriz, ama önce olgu lazım öyle değil mi? Yani bir şeyin teorisini kurmak için önce o şeyin olgusunu tespiti lazım, ondan sonra mı teorisi kurulabilir? Mesela evrim teorisi diyorsak bu teori hangi olguyu açıklamaktadır? Evrim olgusunu mu? Yani evrim bir olgu mudur? İşte evrim bir olgu olarak kabul ediliyorsa yalnızca materyalizmi varsaydığımızda doğru olabilir, bardağın gerçekliği gibi değildir demek size doğru mudur? Yoksa evrim teorisinin açıkladığı olgu değişim değil de benzerlik olgusu mudur? Yani evrim teorisinin hangi olguyu açıkladığını tespit edip o olgu denilen şeyi gerçek olarak kabul etmek mi gerekir sizce? Bu materyalizm veya teizm görüşlerinden bağımsız değil midir?
İlk paragrafta "evrim=değişim" diyenler var demişsiniz. Ben ilk paragrafta yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Evrim derken bahsettiğimiz tabii ki biyolojik evrimdir. "Evrim teorisi" kısaca der ki 3.8 milyar yıllık bir süreçte tek hücreli ilkel canlılardan bugün doğada varolan bitkiler ve hayvanlar ve tüm türler türemiştir. Darwinizm ise buna ekleme yapar ve der ki bu evrim sürecinin kendi kendine olmasını sağlayan şey doğal seçilim denen mekanizmadır.

Şimdi evrim teorisi hangi olguları açıklıyor veya açıklamak istiyor? İlk açıkladığı olgu tabii ki canlıların varlığıdır. Dünyanın envay çeşit canlı türlerinin nerden geldiğini açıklamak isteyen bir teoridir. Fosillere gelince, fosilleri de evrim teorisi açıkladığını iddia eder. "Buı fosiller eski soyu tükenmiş canlılara aittir" denir. Fosiller tarihlenince evrim teorisi bu tarihlemeyi kendi zaman çizelgesini değiştirmek için kullanmıştır. Mesela yukarda söylediğiniz 3.8 rakamı en eski bakteri fosillerinin tarihidir. Fosil kaydında deniz canlılarının ortaya çıktığı tarih, sürüngenlerin ve memelilerin ortaya çıktığı tarih kabaca belirmektedir. Sırasıyla 600 milyon yıl, 300 milyon yıl, ve 200 milyon olarak bunlar tarihleniyor. Evrim teorisi zaten canlıların ilkelden gelişmişe doğru evrilmiş olduğunu varsayıyordu, o zaman bu tarihsel sıralama onlar açısından teoriyi doğrulayan şeylerdir. Aynı zamanda teori, bu veriyi bir bağlamda tek bir hikaye olarak anlatabilme başarısını teorinin başarısı olarak öne sürüyor.

Bence bilimciler kuğulara bakıp beyaz olduklarını görüp "tüm kuğular beyazdır" diye tümevarım yapmıyorlar. Böyle bir çıkarım yapılıyorsa bile bu bilinçli olarak yapılmıyor. İnsan beyni zaten en ilkel zamanlarından beri canlıları türlerine ayırma kabiliyetine sahiptir ve bunu otomatik olarak yapar. Doğadaki canlıların çoğu da bunu zaten yapabiliyor, ki hangisini yiyeceğini, hangisinden kaçacağını bilsin.

İnsanlar türler hakkındaki bilgileri birbiriyle de paylaşır ve dilin ortaya çıkışından beri, ve sonra medeniyetin ortaya çıkışına ve Aristonun tümevarımı formüle ettiği zamana kadar, insanlar zaten türler hakkında belli bir bilgi toplamışlar ve ilkel bir taksonomi zaten oluşmuştur. Buna göre birisi ilk defa bir kuğu görünce "işte yeni bir tür hayvan, demek ki bunlar da beyaz oluyor" demiştir. Yani "bir tane beyaz gördüm, belki diğeri siyah çıkacak" diye düşünmez. Çünkü türlerin zaten rengi şekli sesi birbirine benzer hayvanlar olduğunu bilmektedir. Bir tane beyaz kuğu görmesi "kuğular beyaz olur" demesine yeter. Burada yani tümevarım değil tümdengelim işlemektedir. Çünkü zaten halihazırda duran ilkeler ve şablonlar var ve yeni veri bu şablonda zaten hemen yerini buluyor. Bu ilkeler ve şablonlar tüm kültürlere ait genel birşeydir, Donald E. Brown'un çalışmasına göre.

Şimdi evrimin açıkladığını iddia ettiği olgulardan bazı örneklere bakalım. Herşeyden önce canlıların varlığı ve çeşitliliği olgusunu, daha sonra da canlıların daha üst gruplarda toplanabilmesi, uzaktan akraba olmaları, ve böyle böyle tür cins familya order class filum .. falan diye bir hiyerarşik taksonomide tüm canlıların akraba çıkartılabilmesi olgusunu açıkladığını iddia eder. Fosil kaydında tarihsel bir gelişme olması olgusunu açıkladığını iddia eder. Bunun ötesinde evrimcilerin özellikle dikkat çektiği olgular vardır ki bunları teizmden daha iyi açıkladığını iddia eder. Bunlar da bazı balina ve yılan türlerinde kalça kemikleri, yunusların embryo halinde arka ayak çıkarması, bazı yılanların embryo halinde kollar ve ayaklar çıkarması, insanların anne karnında 1 ay süre ile vücudunu maymun gibi tüylerle kaplı olması, insanların yirmi yaş dişleri, apandis, tavukların hala diş çıkıarma genlerine sahip olması ve laboratuar ortamında bu genlerine aktive edilip dişli tavukların yuımurtadan çıkabilmesi, insanların ve yakın akraba olduğu iddia edilen maymunların C vitamini yapma genlerinin tam da aynı noktalarda bozulmuş olması, ve bunun gibi "evrim teorisinin ispatları" sayfalarında ve kitaplarında bulabileceğiniz pek çok olguyu da evrim teorisi açıkladığını iddia eder.

Bütün bunları teizm de açıklar. Çünkü Tanrı dünyayı canı nasıl isterse öyle yaratır. Tanrı için herşey mümkündür. Açıklama bundan ibarettir. Yani Tanrı dinazorları yaratmış ve sonra yoketmiş olabilir. Veya dinazor falan hiç yaşamamıştır; Tanrı sadece dinazor fosillerini yaratmıştır. Bu da olabilir. Tanrı balinalarda kalça kemiği yaratmıştır çünkü evrim teorisine inanmamızı istemiştir. Böylece hangimiz dine sadık kalacak, hangimiz yoldan çıkacak test etmek istemiştir. Envay çeşit ad hoc açıklama mümkündür.

Evrim teorisi tüm bilimler gibi materyalizmin doğru olduğu varsayımından yola çıkar. Olguları doğal sebeplerle açıklamaya çalışır. Bu mümkün olmayabilirdi de. Eğer geçmişte gerçekten bir mucize olsaydı materyalist açıklama bu kadar detaylı ve kapsayıcı bir hikaye yazamazdı. Materyalizmin nasıl bu konuda bu kadar başarılı olduğunu düşünmek gerek.

Bunun ötesinde ise bir ispat yoktur. İş bir tercih meselesidir. Bilimciler açısından demiyorum tabii, bizim açımızdan. Bilimciler zaten metodolojik materyalizmi kabul etmiş insanlardır. Bilimsel metot en azından budur. Biyologlar canlı türlerinin varlığını ve çeşitliliğini, genetik özelliklerini ve akrabalıklarını, fosil kaydı ile birlikte ve mikrobiyolojik özellikleri ile az sayıda varsayım ve ilke ile ve kendinden daha derin seviye bir bilim olan kimyaya tamamen indirgenebilir bir şekilde açıklanabilmesini bilimin ruhuna uygun buluyorlar ve bundan gurur da duyuyorlar. Dediğim gibi bilimselliğin asıl kıstasları "matematik güzellik", ve "basitlik" ve fiziğe uyumululuk gibi biraz muallak kıstaslardır. Bunları bilimciler anlıyor ama "matematik güzellik nedir" diye sorsak açıklayamaz. Veya "basit derken nasıl yani" desek bunu açıklaması zordur.

Bir sonraki paragraftan şu cümleye de kısaca cevap yazıp şimdilik bırakayım:
Yani bilimciler labaratuvarda şunu bunu yaptım bunu gördüm diyor, biz ise onlara şahit olmuyoruz. Yani görgü tanığı var ama kamera kaydı yok gibi bir şey. Adam gördüm yaptım diyor ve biz de ünvanlar yüzünden inanıyoruz, devletin o kurumları resmi üniversite kabul etmesi yüzünden inanıyoruz bilimcilere.
Biz gazetecilere de inanıyoruz. Mesela diyorlar ki şu ülkede şu oldu, bu oldu. Mesela Çin'den bahsediyorlar. Belki Çin diye biryer yoktur ve gazetecilerin bir komplosudur bu. Aralarında anlaşmışlardır ve arada bir "Çin'de şöyle şöyle oldu" diye bize olmayan bir ülkenin haberlerini veriyorlardır sırf "Çin" diye bir yer var sanalım diye.

Şimdi ben Çin diye bir yerin var olduğuna inanıyorum. Gazetecilerin işlerini profesyonelce yaptığını düşünüyorum. Zaten bir gazeteci yalan söylese diğerleri kendi meslek için rekabetten dolayı bu durumun kendisini bir haber yapacaklarını sanıyorum. Bilimciler arasında da rekabet var. Kurumsallaşmış bir işleyiş de var. Bir iki kişi yalan söylese onları zaten yakalayacak olan diğer bilimcilerdir ki zaten bu Piltdown Man falan gibi kandırmacaları gene bilimciler bulup ifşa ettiler. Nihayetinde adamlar işlerini düzgün yapınca para alıyorlar ve terfi ediyorlar. İşleri ise diğer bilim adamlarının çalışmalarını incelemek ve hatta mümkünse çürütmeyi de kapsıyor. Nobel ödülleri genellikle eski teorileri yıkıp yerine yeni birşey koyunca geliyor.

Bütün bir bilim camiası da, Amerika'dan Çin'e Japonyaya yayılmış bir akademik dünyada, ağızbirliği edip "insanları kandıralım, evrim teorisi diye bir yalanı yayalım" diyeceklerini sanmıyorum. Böyle bir ağızbirliği ve konsensüs mümkün müdür? Böyle bir komplo mümkün müdür? Gazetecilerin "Çin" diye bir ülkeyi icat edip bu yalanı yayması komplo teorisi kadar imkansız birşeydir bence.
Alıntı ile Cevapla
  #482  
Alt 16-06-2017, 11:01
disbelief disbelief isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 15 Jun 2017
Mesajlar: 95
Standart

Sizce ahlak ve ahlak kuralı nedir? Hukuk ve kanunlardan bağımsız mıdır? Hukuktan bağımsız olarak toplumdaki bireylerin bazı şeylere hoş bakması, bazı şeylere ise hoş bakmaması mıdır ahlak ve kuralları? Din olmadan ahlakı sizce ne sağlar? İnsanın içgüdüleri mi, sezgileri mi? Mesela dine inanın veya inanmayın insan olduğumuz için ayna nöronlarımız var, birisine zarar verildiğini görsek canımız yanar veya üzülürüz, haksızlıklara tepki göstermek de bundandır. Yani bir hayvana bile zarar veren birini gördüğümüzde çok tepki gösteririz insan olarak. İşte bu gibi biyolojik faktörler yüzünden mi ahlakımız vardır? Ahlakın rasyonel temeli nedir? Dine ihtiyaç olmadan yalnızca hukuk kuralları yeterli midir sizce? Hukuk kuralları ve bu biyolojik faktörleri de birleştirdiğimizde ahlak ortaya mı çıkmış olur? Yani bazı kişilerin dediği gibi ahlak dinin tekelinde değildir şeklinde mi düşünüyorsunuz?
Sizin de dediğiniz gibi ahlak veya ahlakı ortaya çıkaran temel endişeler veya yönelimler zaten genlerimize yazılmış. Biz kendimizi diğer insanların ve hatta bazı (yüzü olan) hayvanların da yerine koyabilme kabiliyetine sahibiz. Ahlak burdan neşet ediyor. Din ve hukuk da aslında bu aynı kökten besleniyor. Biz din bize ahlakı verdi sanıyoruz ama ahlak çok daha eskidir. Dinler ise daha yenidir. Dinleri oluştururken zaten ahlaki kaygılarımızı oraya yansıtan gene biziz. Hukuk kuralları da ahlakı temel alır. Ve ahlak da nihayetinde içgüdüseldir, ve genlerimize yazılmıştır.

Bu yüzden "din elden giderse ahlak çöker" diye korkmak bence yersizdir. Tam tersi, din aslında iyi olma potansiyeline sahip sıradan insanları kötü işler yaptırma gücüne sahip tehlikeli birşeydir. Çünkü "Allah" diye sonsuz kudretli ve insana dünyada ve ahirette azab etme potansiyeli ve niyeti taşıyan bir varlık ortaya konursa, bu insanların davranışına etki eder. İnsanlar bu Allah'ı kızdırmamak için herşeyi yapacaktır. Eğer ki bu Allah'ı tanımlarken de savaş seven, insanları birbirine düşürmek isteyen bir Allah tasavvuru yaratırsak, o zaman bu işin sonu FETÖ ve İŞiD olur.

Bizim dinimiz artık reformla ıslahla düzelecek değil. Zaten ta ilk gününden itibaren savaşlar etmiş, "kafirlere karşı sert olun" diye ayetleri kutsal kitabında yazan bir dinden hayır gelmez. Bu din varoldukça kavga dövüş çıkaracak çünkü ruhunda bu var. Allah belli ki bir savaş tanrısı.

Demek ki bu dinden kurtulmamız toplumsal ruh sağlığımıza iyi gelir. Sadece kendimiz için demiyorum. Bütüm müslüman ülkeler için bu böyledir. Bu dinden geriye belki tasavvuf kalır. Ama vahiy olayından vazgeçmeliyiz.
Alıntı ile Cevapla
  #483  
Alt 16-06-2017, 12:40
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

disbelief´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Evrimin ispatı yoktur. İspat sadece matematikte olur.
Evrimin ispat olunmayacak bir şeyi yok, keşf olunacak, bu kadar gözlem verecek, ama ispat olunmayacak, bu mümkün değil.
Evrimin sorunu ispat olunamaması değil (bu bahanedir) kabul görememesidir. Bünyeye ters geldi yani...

Yoksa Bin yıl dan da öncesinde İslam da bile vardı Evrim/süreç söylemleri. Yaratılış bile İslamî açıdan kademeli bir süreçti, şak diye bir şekilde değildi, ama bunlar sonradan unutulmuş, es geçilmiş, bu tasavvufta unutulmadı yalnız, tabi onda da mistik bir biçimde kaldı.

Bu söylemleri ilk Batılılarda yapmış değil yani. İnsanlığın gündemine kaç kere gelmiş bir mesele.
Sorun şu ki bu kabul görmedi, göremedi, mesele bu aslında.

Kabul etmeyende şımarıklığından, cehaletinden etmiyor, etmez.

Bugün bilim tarafı da Darwinin anlattığı şekilde, evrimi kabul ediyor olmasa gerek, zira doğanın ayarlarına bu kadar müdahale etmek, evrimi savunmak olmasa gerek, bilakis evrim yanlış, hatalı, kusurlu demektir. Zaten onuda düzeltmeye çalışıyorlar.

Özetle Evrimi evirmekte dediğim gibi ;
.."Bilim, Evrim'i sadece Keşfetmiştir, henüz onu anlayamamıştır!
Bu keşfettiği şeyin boyutlarını anlamadığı içindir ki neredeyse yaptığı tüm işleri Evrim'in aleyhine olmuştur.
"..

Bir şey keşfedilecek ama anlaşılmayacak, çok ilginç gerçekten.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #484  
Alt 16-06-2017, 13:22
Yıldıztozu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yıldıztozu Yıldıztozu isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Sep 2014
Mesajlar: 4.348
Standart

İspat matematiksel bir ifade olabilir, onun yerine kanıt diyelim. Kanıt nedir? Kanıt, insan iradesinden bağımsız olarak ortada olandır. O halde bir şeyin kanıtını insan ortaya koymaz, o zaten ortadadır. Güneş'in varlığını insan kanıtlamaz, o zaten ortadadır. Evrimi insan kanıtlamaz, o zaten ortadadır. Birileri çıkıp, bence evrim var ya da bence evrim yok diyemez. Evrim zaten kendini ortaya koymuştur ve koymaktadır.

İnanmak ve bilmek arasında net bir çizgi yoktur, derece farkı vardır. Kanıtın niceliksel artışı, bilginin niteliksel ortaya çıkışına sebep olur. Bilginin güvenirlik dereceleri vardır, hiçbir bilgi ve hiçbir kanıt %100 güvenilir değildir. Bunun iki sebebi var: Birincisi bilincin sonradan ortaya çıkmış olması. Bilinç sonradan ortaya çıktığına göre, kendinden daha üst bir doğa var demektir. Dolayısıyla bu bilinç, kendinden üstte olan doğayı %100 anlayacağını iddia edemez. İkinci sebebi de mutlaklığın olmayışı. Doğada mutlak kurallar olmadığı için hiçbir bilgiye %100 güvenilemez.

Ancak insan bu tarz uç şüpheleri gözardı etmek durumundadır. İnsanın yapması gereken ''mutlak güvenirliği'' bulmak değil, ''en güveniliri'' bulmaktır. Çünkü zaten yapabileceğinin en iyisi budur. En güvenilir yöntemler için araçlar bilim ve felsefedir. İnsanın bunun ötesinde şüphe duyması gereksizdir.
Mutlak güvenirliği ve uç şüpheleri bir kenara bırakırsak evrimin gerçekliği ve bütün canlıların akraba olduğu bilgisi %100 gerçektir.
Alıntı ile Cevapla
  #485  
Alt 16-06-2017, 13:38
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
O halde bir şeyin kanıtını insan ortaya koymaz, o zaten ortadadır. Güneş'in varlığını insan kanıtlamaz, o zaten ortadadır. Evrimi insan kanıtlamaz, o zaten ortadadır. Birileri çıkıp, bence evrim var ya da bence evrim yok diyemez. Evrim zaten kendini ortaya koymuştur ve koymaktadır.
Daha ne denilebilir ki, Eyvallah.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #486  
Alt 16-06-2017, 13:45
Amon yarebbi Amon yarebbi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 26 Apr 2017
Mesajlar: 720
Standart

Evrim

birdenbire olmayan, zaman içinde ve doğal biçimde, kendiliğinden ve sürekli olarak, evre evre olan gelişim, ağır ağır ve kendiliğinden olan niteliksel ve niceliksel değişme süreci.


Evrimin tanımı budur. Çevremize baktığımızda bunu görebiliriz.

İspatı nedir gibi saçma salak bir soruyu , günümüz siyasi dincileri , Harun Yahya, FETÖ, Nur cemati vesaire olan azınlık gruplar dillendiriyorlar.

Evrim gözlerinin önünde ve kendi bünyelerinde olmasına rağmen inatla, ispat arıyorlar. Tabiki bu gruplar durumun farkındalar ancak , ellerinde tutmaya çalıştıkları , geçim aracı olan dinleri , evrim karşısında ,ucuz basit din söylemleri ile ayakta kalmayınca , evrimin gerçeklerini bile bile , yalan da söyleyerek insanlardan kaçırmaya çalışıyorlar. Evrim konusunu SİYASİ alana çekip , insanları kutuplaştırarak bu gerçeği değiştireceklerini sanıyorlar.

Evrim CANLI CANSIZ tüm doğa ve evrende gözlerimizin önünde yavaş veya hızlı bir şekilde devam ediyor ve edecekte.

Bir çok konu gerçeklik düzeyinde insanlar için gerçek olan bilgi konusunda değişse bile EVRİM gerçekliğin ta kendisidir. İspatı değil , gerçekliğinin kabulü konuşulmalıdır.

Tanrcı kafalar bunu inattan kabul etmiyorlar . Görmediklerinden değil.

Harun Yahya dedikleri evrim karşıtı tipe bir bakın evrim onunla bedeninde oynuyor. Adeta onunla dalga geçiyor.

Evrim hem nitelik hemde nicelik olarak şah damarınızdan bile daha yakın sizlere.
Alıntı ile Cevapla
  #487  
Alt 16-06-2017, 14:41
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.671

Onur Üyeliği 

Standart

Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İspat matematiksel bir ifade olabilir, onun yerine kanıt diyelim.
İspat salt matematiksel bir ifade değil, ama temelinde genelde iddia ve iradi fiiliyat yatar bu sebeple sosyal ilişkiler alanında da kullanılır-hukuk gibi. ispatın zemini iddia-öznel zeminidir, kanıt ise ispata muhtaç olanın edindiği veri-bulguda anlam kazanır birisi iddia esaslıdır diğeri ise iradeden bağımsız nesnel gözlem-veri, fiil.

Konuyla ilgili üzerinde durduğumuz OLGU düzeyidir, evrim bir olgudur ve olgular iradeden bağımsızdır, kişilere görelik arzetmez.. Başından beri ve 1 yıldır bilhassa H.Yahya, Caner Taslaman gibi laf ve çarpıtma ustalarının çarpıtmaları üzerinden konu ele alınmaya çalışıyor ve bunun yanlışlığı defalarca gösterildiği halde muhatap bilerek sürdürüyor.

Örneğin sıvıların akışkanlığı bir olgudur. Ama Kızılırmağın kaç debiyle aktığını hesaplama işindeki çabalar, açmazları-ki olursa- öne sürerek, sıvıların akışkanlığının olmadığı iddiası safsatadır. yani birisi debiye 180 demişte, işte meğerse 184 imişte, yok bunlar mevsime göre değişirmişte gibi tartışmaların, sıvıların akışkanlığı olgusunu değiştirecek konular değil, ama sözde Yaratılışçı, Tasarımcı bir grup, bu işinde kaymağını yiyerek bu tür kandıran yöntemlerle milyonları kandırabiliyor, insanlar daha olgunun ne olduğunu bilmeden bu soytarılar elinde yalan-yanlış hale getirilmiş safsataları teori diye ediniyor.

Evrim olgusunu ret etmek, dünyanın dönmesi olgusunu ret etmekle aynı kulvardadır zira evrimin motoru hareket-ilişki-etkileşimler ağıdır, bu ortadadır. Dolayısıyla bir olgunun varlığı başka, o olgunun şu ya da buna dair ne düzeyde işlediğini öğrenme-açıklama çabası başka. Örneğin gece ile gündüz arasındaki saat farklarına dayanarak, dünyanın dönmediğini iddia eden kafa ile H.yahya, C.taslaman kafası aynı kandırmacayı-yöntemi uygular. Bu konu -her konu buraya zorlanarak- başından beridir Save'nin C.Taslaman, H.Yahya gibilerin yalan-yanlış yönlendirmesi ve safsata yöntemlerinden dolayı yanlış-provakatif olarak tartışılıyor ama muhatap, ne yazık ki sağlam şartlandırıldığı için yanlışı ve yanlış yöntemleri sürdürmekte ısrarlı-kendini kandırmaya şartlandığı için başka çaresi yok-, yani üzüm yemek derdi yok, yanılgılarına onay bekliyor.

Evrim olgusunun göstergesi harekettir, değişimdir zaten evrim olgusunun temelide değişime dayanır. Olguyu ret etmeye kalkanların yapması gereken, doğada hareket, değişim ve etkileşimin olmadığını göstermek fakat yaptıkları akıl-kelime oyunalrıyla bezeli, sahtekarlık.

Bir insan evrimi kabullense-bilse ne kabullenmese-bilmese ne? Ama sözde evrim karşıtlarının işi, derdi evrim değil, böyle bir sorunları da yok, toplumsal cehaleti, ideolojik şartlandırmaları ve şartlanmışlıkları ölçüsünde sonuna kadar sömürmek, asıl işleri bu ve evrim teoriside bunlar için aç tavuğun darı ambarı gibi, iyi bir istismar aracı, zira milyonlarca insan 2-3.000 yıllık masallarla uyutulmakta, şartlandırılmış. bu teori ise daha doğrusu doğa, nesnel gerçekler, blimdeki ilerlemeler köhnemiş dinlerle ters düşüyor, böylece bilime karşı rollerinde, kitleler ve potansiyel hazır, düşünsenize Ortaçağda dünya dönüyor demenin dahi suç olduğu o toplumu, bilim, nesnel gerçek, toplumların köhnelikle sürüleştirilmiş ve çobanların çıkarları namına ne hale getirildiğini? İşte bir tanesi(H.Y) sırf bu sayede, daha dün üniversiteyi bile okuyacak parası yokken, şimdi villalarda, trilyonluk araçlar ve villalarda, hurili cennetlerde yaşıyor, ötekisi çevirdiği ABD kaynaklı evrim karşıtı kitaplara kendi adını yazmakla, TV şovlarında, arkasına din şantajını alarak hem maddi hem de manevi ayrıcalıklar ediniyorlar, bunlar akıllı insanlar o halde bunalrı akıllı yapan-sağlayan zemin, aptallar kim?... Ve karşılarına çıkan herkese de aynı safsata sahtekarlık taktiklerini kullanırken din denen köhne kutsallığın, tabunun da şantajını kullanıyorlar. bunları ağzı açık dinleyen zombileşmiş zavallı topluluğu, akıl-mantığa başvurmak konusunda, Afrikanın ücra köşelerinde kalmış ilkel toplumlardan daha geride.

Sıvılar akışkandır, Kızılırmağın hangi mevsimde, hangi gün kaç debiyle akıp, akmaması sorunu, olguya bağlıdır, ama debisel farkları öne sürerek akışkanlık olgusuna karşı çıkmak sahtekarlığı olguyu ortadan kaldırmaz, evrim bir olgudur, teroide amaç ise olgunun öteden beri canlılar üzerinde ne gibi etkileri olduğunu öğrenmek, bilmek, bulgulamak üzredir. Objektif olarak evrime karşı çıkılamaz, ama şu ya da bu canlıya etkisine dair yorumlar eleştirilebilir(tabi keyfi değil, alternatifiyle, ilişkili, bağıntılı adam gibi bilimsel ifadelerle!).

Kısaca muhataplarımız yaratılışçı, tasarımcı, öznel-idealist ise, ilk yapılması gereken kullandıkları sahte ve alaksız yöntemleri, safsataları üzerine eğilmektir-zira bu kesimden dürüst, bilimsel, objektif, bilgiye dayalı ifadeler beklemek hayaldir ve tek çıkış yolları, akıl-bilim-mantık dışı yöntemlere başvurmaktır-, yoksa keyfiyetin hakimiyetinde sonsuza kadar tartışılsın bir anlamı yok. bende çıkar kapımdaki taşın doğa üstü güçleri olduğunu iddia ederim, ötekisi başka masallar yazar sorun şu, bize ne? Kime ne? Demek ki, mesele ideolojik ve bunlar akıl-mantığa taklalar attıracak sahteliklere muhtaç..

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #488  
Alt 16-06-2017, 15:36
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
Standart

Postalabd´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Evrim

birdenbire olmayan, zaman içinde ve doğal biçimde, kendiliğinden ve sürekli olarak, evre evre olan gelişim, ağır ağır ve kendiliğinden olan niteliksel ve niceliksel değişme süreci.
Evrimin tanımı budur. Çevremize baktığımızda bunu görebiliriz.
Eyvallah.
Postalabd´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İspatı nedir gibi saçma salak bir soruyu , günümüz siyasi dincileri , Harun Yahya, FETÖ, Nur cemati vesaire olan azınlık gruplar dillendiriyorlar.
Kesinlikle ortada büyük bir KANDIRMACA var, öyleki bu adamlar kendi saltanatları için, okudukları kitabı inkar ettikleri gibi, geçmişte bu konuda kafa patlatmış, İslam bilginlerini de yok sayıyorlar.
Bkz. Evrim ve Doğa Üzerine Kafa Yormuş İslam Alimleri

Kurandan evrimi çıkartmak zor değil ki topraktan, sudan yarattık diyor mesela, bu bile ortada bir süreç olduğunu, insanı düşündürebilecek bir şey.
Zaten geçmişte ki aklı başında ki bazı İslam bilginleri de bu noktadan yola çıkmışlar, yaratılış denen şeyin gökten zembille birden bire inmediğini, bunu süreci/aşaması olduğunu o devirlerde düşünebilmişler.

Bende Arabinin Tevilat tefsiri var, Bin yılları öncesi tefsirlere bile geçmiş bir konu aslında evrim meselesi.
Mearic süresi
1- Bir isteyici vaki olacak azabı istedi..
2- Kâfirler içindir, ki onu defedecek yoktur.
3- Yükseltme derecelerinin "Zül-mearic" sahibi Allah'dandır.
"...Yükselme derecelerinin sahibi..."
Ayetin orijinalinde geçen "Mearic" kelimesi, yükselmeler anlamına gelir. Bundan maksat da, itidal ile tabiatlar makamından madenler makamına, sonra bitkiler makamına, sonra hayvanlar makamına, sonra insan makamına, üst üste sıralanmış intikal dereceleriyle yükselmek, sonra intibah, uyanış, tevbe, dönüş ve süluk ehlinin işaret ettikleri nefis menzilleri ve kalp konakları gibi süluk menzillerini kat etmek, sonra fiillerde, sıfatlarda ve derken zatta fena bulma gibi sayılmayacak kadar çok mertebeden geçmektir.
Zümer süresi
6- Allah sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi. Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı, Rabbiniz Allah'dır. Mülk O'nundur. İlah yoktur, O'ndan başka... Öyleyken nasıl oluyor da (Hakk'dan O'na kulluktan) çevriliyorsunuz?
"Allah sizi bir tek nefisten yarattı."
Bundan maksat hakiki Adem'dir.
Yani konuşan (akıl sahibi) külli nefistir. Cüzi nefisten ondan doğmuşlardır.

"Sonra ondan da eşini yarattı."
Hayvani nefsi ondan var etti.

"Sizin için...meydana getirdi."
Onların suretlerini levhi mahfuzdan sizin için indirdi. Varlık âleminde bulunan her şey gayb âleminden indirilmiştir.

"Çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor."
Yaratılış sürecini aşamalarından geçirerek sizi yaratıyor.

"Üç katlı karanlık içinde..."
cismani tabiattan, nebati nefisten ve hayvani nefisten oluşan üç karanlık içinde çevirerek sizi yaratıyor.
Neyse daha fazla yazmaya gerek yok, kabul etmeyen etmiyor, etmez vesselâm.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #489  
Alt 16-06-2017, 16:00
SelGom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SelGom SelGom isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 03 May 2017
Mesajlar: 369
Standart

disbelief´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Şimdilik şu paragrafa cevap yazayım, sonra diğerlerine de işallah yazarım.

İlk paragrafta "evrim=değişim" diyenler var demişsiniz. Ben ilk paragrafta yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Evrim derken bahsettiğimiz tabii ki biyolojik evrimdir. "Evrim teorisi" kısaca der ki 3.8 milyar yıllık bir süreçte tek hücreli ilkel canlılardan bugün doğada varolan bitkiler ve hayvanlar ve tüm türler türemiştir. Darwinizm ise buna ekleme yapar ve der ki bu evrim sürecinin kendi kendine olmasını sağlayan şey doğal seçilim denen mekanizmadır.

Şimdi evrim teorisi hangi olguları açıklıyor veya açıklamak istiyor? İlk açıkladığı olgu tabii ki canlıların varlığıdır. Dünyanın envay çeşit canlı türlerinin nerden geldiğini açıklamak isteyen bir teoridir. Fosillere gelince, fosilleri de evrim teorisi açıkladığını iddia eder. "Buı fosiller eski soyu tükenmiş canlılara aittir" denir. Fosiller tarihlenince evrim teorisi bu tarihlemeyi kendi zaman çizelgesini değiştirmek için kullanmıştır. Mesela yukarda söylediğiniz 3.8 rakamı en eski bakteri fosillerinin tarihidir. Fosil kaydında deniz canlılarının ortaya çıktığı tarih, sürüngenlerin ve memelilerin ortaya çıktığı tarih kabaca belirmektedir. Sırasıyla 600 milyon yıl, 300 milyon yıl, ve 200 milyon olarak bunlar tarihleniyor. Evrim teorisi zaten canlıların ilkelden gelişmişe doğru evrilmiş olduğunu varsayıyordu, o zaman bu tarihsel sıralama onlar açısından teoriyi doğrulayan şeylerdir. Aynı zamanda teori, bu veriyi bir bağlamda tek bir hikaye olarak anlatabilme başarısını teorinin başarısı olarak öne sürüyor.

Bence bilimciler kuğulara bakıp beyaz olduklarını görüp "tüm kuğular beyazdır" diye tümevarım yapmıyorlar. Böyle bir çıkarım yapılıyorsa bile bu bilinçli olarak yapılmıyor. İnsan beyni zaten en ilkel zamanlarından beri canlıları türlerine ayırma kabiliyetine sahiptir ve bunu otomatik olarak yapar. Doğadaki canlıların çoğu da bunu zaten yapabiliyor, ki hangisini yiyeceğini, hangisinden kaçacağını bilsin.

İnsanlar türler hakkındaki bilgileri birbiriyle de paylaşır ve dilin ortaya çıkışından beri, ve sonra medeniyetin ortaya çıkışına ve Aristonun tümevarımı formüle ettiği zamana kadar, insanlar zaten türler hakkında belli bir bilgi toplamışlar ve ilkel bir taksonomi zaten oluşmuştur. Buna göre birisi ilk defa bir kuğu görünce "işte yeni bir tür hayvan, demek ki bunlar da beyaz oluyor" demiştir. Yani "bir tane beyaz gördüm, belki diğeri siyah çıkacak" diye düşünmez. Çünkü türlerin zaten rengi şekli sesi birbirine benzer hayvanlar olduğunu bilmektedir. Bir tane beyaz kuğu görmesi "kuğular beyaz olur" demesine yeter. Burada yani tümevarım değil tümdengelim işlemektedir. Çünkü zaten halihazırda duran ilkeler ve şablonlar var ve yeni veri bu şablonda zaten hemen yerini buluyor. Bu ilkeler ve şablonlar tüm kültürlere ait genel birşeydir, Donald E. Brown'un çalışmasına göre.

Şimdi evrimin açıkladığını iddia ettiği olgulardan bazı örneklere bakalım. Herşeyden önce canlıların varlığı ve çeşitliliği olgusunu, daha sonra da canlıların daha üst gruplarda toplanabilmesi, uzaktan akraba olmaları, ve böyle böyle tür cins familya order class filum .. falan diye bir hiyerarşik taksonomide tüm canlıların akraba çıkartılabilmesi olgusunu açıkladığını iddia eder. Fosil kaydında tarihsel bir gelişme olması olgusunu açıkladığını iddia eder. Bunun ötesinde evrimcilerin özellikle dikkat çektiği olgular vardır ki bunları teizmden daha iyi açıkladığını iddia eder. Bunlar da bazı balina ve yılan türlerinde kalça kemikleri, yunusların embryo halinde arka ayak çıkarması, bazı yılanların embryo halinde kollar ve ayaklar çıkarması, insanların anne karnında 1 ay süre ile vücudunu maymun gibi tüylerle kaplı olması, insanların yirmi yaş dişleri, apandis, tavukların hala diş çıkıarma genlerine sahip olması ve laboratuar ortamında bu genlerine aktive edilip dişli tavukların yuımurtadan çıkabilmesi, insanların ve yakın akraba olduğu iddia edilen maymunların C vitamini yapma genlerinin tam da aynı noktalarda bozulmuş olması, ve bunun gibi "evrim teorisinin ispatları" sayfalarında ve kitaplarında bulabileceğiniz pek çok olguyu da evrim teorisi açıkladığını iddia eder.

Bütün bunları teizm de açıklar. Çünkü Tanrı dünyayı canı nasıl isterse öyle yaratır. Tanrı için herşey mümkündür. Açıklama bundan ibarettir. Yani Tanrı dinazorları yaratmış ve sonra yoketmiş olabilir. Veya dinazor falan hiç yaşamamıştır; Tanrı sadece dinazor fosillerini yaratmıştır. Bu da olabilir. Tanrı balinalarda kalça kemiği yaratmıştır çünkü evrim teorisine inanmamızı istemiştir. Böylece hangimiz dine sadık kalacak, hangimiz yoldan çıkacak test etmek istemiştir. Envay çeşit ad hoc açıklama mümkündür.

Evrim teorisi tüm bilimler gibi materyalizmin doğru olduğu varsayımından yola çıkar. Olguları doğal sebeplerle açıklamaya çalışır. Bu mümkün olmayabilirdi de. Eğer geçmişte gerçekten bir mucize olsaydı materyalist açıklama bu kadar detaylı ve kapsayıcı bir hikaye yazamazdı. Materyalizmin nasıl bu konuda bu kadar başarılı olduğunu düşünmek gerek.

Bunun ötesinde ise bir ispat yoktur. İş bir tercih meselesidir. Bilimciler açısından demiyorum tabii, bizim açımızdan. Bilimciler zaten metodolojik materyalizmi kabul etmiş insanlardır. Bilimsel metot en azından budur. Biyologlar canlı türlerinin varlığını ve çeşitliliğini, genetik özelliklerini ve akrabalıklarını, fosil kaydı ile birlikte ve mikrobiyolojik özellikleri ile az sayıda varsayım ve ilke ile ve kendinden daha derin seviye bir bilim olan kimyaya tamamen indirgenebilir bir şekilde açıklanabilmesini bilimin ruhuna uygun buluyorlar ve bundan gurur da duyuyorlar. Dediğim gibi bilimselliğin asıl kıstasları "matematik güzellik", ve "basitlik" ve fiziğe uyumululuk gibi biraz muallak kıstaslardır. Bunları bilimciler anlıyor ama "matematik güzellik nedir" diye sorsak açıklayamaz. Veya "basit derken nasıl yani" desek bunu açıklaması zordur.

Bir sonraki paragraftan şu cümleye de kısaca cevap yazıp şimdilik bırakayım:
Biz gazetecilere de inanıyoruz. Mesela diyorlar ki şu ülkede şu oldu, bu oldu. Mesela Çin'den bahsediyorlar. Belki Çin diye biryer yoktur ve gazetecilerin bir komplosudur bu. Aralarında anlaşmışlardır ve arada bir "Çin'de şöyle şöyle oldu" diye bize olmayan bir ülkenin haberlerini veriyorlardır sırf "Çin" diye bir yer var sanalım diye.

Şimdi ben Çin diye bir yerin var olduğuna inanıyorum. Gazetecilerin işlerini profesyonelce yaptığını düşünüyorum. Zaten bir gazeteci yalan söylese diğerleri kendi meslek için rekabetten dolayı bu durumun kendisini bir haber yapacaklarını sanıyorum. Bilimciler arasında da rekabet var. Kurumsallaşmış bir işleyiş de var. Bir iki kişi yalan söylese onları zaten yakalayacak olan diğer bilimcilerdir ki zaten bu Piltdown Man falan gibi kandırmacaları gene bilimciler bulup ifşa ettiler. Nihayetinde adamlar işlerini düzgün yapınca para alıyorlar ve terfi ediyorlar. İşleri ise diğer bilim adamlarının çalışmalarını incelemek ve hatta mümkünse çürütmeyi de kapsıyor. Nobel ödülleri genellikle eski teorileri yıkıp yerine yeni birşey koyunca geliyor.

Bütün bir bilim camiası da, Amerika'dan Çin'e Japonyaya yayılmış bir akademik dünyada, ağızbirliği edip "insanları kandıralım, evrim teorisi diye bir yalanı yayalım" diyeceklerini sanmıyorum. Böyle bir ağızbirliği ve konsensüs mümkün müdür? Böyle bir komplo mümkün müdür? Gazetecilerin "Çin" diye bir ülkeyi icat edip bu yalanı yayması komplo teorisi kadar imkansız birşeydir bence.
Aslında tüme varım ve tümden gelim bir bütün gibidirler. Birini saltıklaştırmamak lazım, bir madalyonun iki yüzüdürler. Tüme varım hususunda erken tüme varmak problem de teşkil edebilir, bir kuğuyu görüp diğer kuğular da beyazdır şeklinde bir yaklaşım büyük ihtimalle doğru değildir. Tamam tür sınıflandırması falan var ama tek bir elemanına bakarak türü tarif edemeyiz, o türün ne olduğunu bilmiyoruz. Bütün elemanlarını veya olabildiğince çok elemanını gözlemlersek bilgi açısından o kadar iyidir. Tek bir elemandan bir yargıya varırsak safsata da olabilir. Beyaz bir insanı görerek insanlar beyazdır demek gibi bir hata olur, oysa siyahi insanlar da var. Yani özelden genele çıkma safsatasına düşülebilir, o yüzden tüme varılırken dikkatli olmak lazım. Tek birinden değil de olabildiğince çok gözlemleri birleştirip tüme varmak lazımdır. Ama tüme varım formüle edilmeden önce de türler tabi sınıflandırılabilirdi. Bunu sistematik ve düzgün hale getirmiştir Aristo. Bu şuna benziyor, mesela günümüzde dövüş sporları ve sanatları var. Fakat bunlar hiç ortada yokken de insanlar dövüşebilirdi. Ama sistemli olmadığı için pek bir işe yaramaz, neyi nasıl yapacaklarını bilmeleri lazım. Yani bu Aristo'nun ortaya koyduğu formülasyon sistemli olduğu için fayda sağlayabilir. Yoksa sade vatandaş da kendi kafasına göre canlıları sınıflandırabilir, yani ilkel insanlar da dediğiniz gibi sınıflandırmıştır. Ama modern taksonomi gibi düzgün ve sistemli değil, çok basit ve sığ bir şekilde sınıflandırmışlardır. Bunun doğrusu budur böyle olur diye Aristo ortaya koyuyor, yani safsataya düşmemek ve gerçeği bulma noktasında bazı metodlar mühim diye düşünüyorum.

Evet fosil kaydında basitten gelişmişe bir yol vardır denir evrimsel süreç için. Yani tam da evrim teorisinin öngördüğü gibi basit canlılar zamanla karmaşıklaşıyor denir. İşte sade vatandaş olarak günümüz canlısına çok kompleks diyoruz, diğer bazı canlılara da basit diyoruz. Fakat canlıları böyle kıyaslayarak birisini basit, birisini kompleks ilan edebilir miyiz? Bunun kriteri ve ölçütleri var mı, yoksa subjektif bir şey mi? Yani bir canlı diğerinden nasıl daha karmaşık olabilir ki? Tek ve çok hücrelilikle mi alakalı acaba? Veya DNA'sında daha fazla bilgi var falanla mı alakalı? Evrim karşıtları basit ve kompleks diye ayrılamayacağını ve hepsinin de kompleks olduğunu öne sürüyor. Yani ilk baştaki canlılar bile kompeks halleriyle ortaya çıktılar, bi evrilme süreci olmadı diyorlar. Burda basit ve karmaşık diye sınıflandırabilmek için dediğim gibi kriter lazım.

Körelmiş organ şeylerine baya bir itiraz var dostum. Körelmiş sanılan organın işlevi bulundu diye haberler falan yapılıyor. Ama bazıları da diyor ki işlevi olması körelmiş olmadığını göstermez, işlevi değişmesi körelmesine yeter deniyor. Ama adı üstünde körelmiş yani işlevi varsa körelmiş demek yanlış olur. Ama işe yaramıyorsa ve boşuna o uzuv duruyorda işte ona körelmiş deriz. Fakat bu şekilde körelmiş olduğu iddia edilen organların hep işlevleri ortaya konuyor. Yani hiçbiri boşuna durmuyor. Fakat tamam körelmedi ama işlevi değişti, ata türde farklı bir şeye yarıyordu şimdi başka denebilmesi için de ata türdeki organın detayını bilmek lazım. Yani fosil yetmez, kanlı canlı organ elimizde olmalı ki işlevi şu idi, günümüzde de şuna evrildi ve köreldi diyebilmeliyiz. Fakat fosillerde yumuşak doku çıkmadığı veya istisna olarak çıktığı için de bunu genelleyip köreldi de denemiyor. İşte biraz yorum katılıyor bu noktada. Yani materyalistik görüş doğru kabul edildiği için mecbur körelmek ve evrilmek durumunda diye yorum katılıyor gibi geliyor. Net bi açıklaması var mı bilmiyorum. Tarihsel olması başlı başına sıkıntı doğuruyor.

Embriyolojik, genetik, fizyolojik, iskelet vs benzerlikleri hususunda çok konuşuluyor bilirsiniz. Yani bu benzerlikler ortak atadan gelindiğine kanıttır deniyor. Ortak atadan gelinse nasıl olurdu diye düşünerek yani mesela ortak atadan gelinse şöyle şöyle olurdu, ve günümüzdekine bakıyoruz o özellikleri karşılıyor diye mi doğrulayacağız? Varsayımımızın doğru olduğunu nerden bilebiliriz sizce? Yani ortak atadan gelse şöyle böyle ve şu oranda benzerlikler olur varsayımını nasıl doğru kabul edip de bugünkü benzerliği test edeceğiz ki? Bu varsayımı yapmak için bizzat ortak atadan dallanmayı görüp ondan sonra benzerlikleri yorumlamak gerekmez mi? Nasıl bilebiliriz? Materyalizm kabul edilse bile mantıklı bir açıklaması olması lazım diye düşünüyorum.

Matematik güzellik, fiziğe indirgenebilmeden falan bahsediyorsunuz. Burda işin içine beğeniler ve fanteziler giriyor. Yani gerçek olup olmadığına bakmak yerine kendilerine hoş gelen şeyi doğru kabul ediyorlarsa burda ciddi bir açık vardır. Yani adamlar ünvan sahibi olmuş ve canı neyi çekerse ve neyi severse onu doğru kabul etmiş oluyor, çok subjektif bir yaklaşım bence. Basitlik konusunda ise sanırım daha az varsayım içeren muhtemelen doğrudur diye ilke vardı. Yani yok şeytan bizi kandırıyor ve fosilleri koyuyor, canlılar benzer yaratılıyor sınav için falan gibi şeyler biraz karmaşık gibi. Onun yerine sade bir açıklama olan bütün canlılar ortak atadan gelir açıklamasını kabul etmiş oluyor bilimciler. Sadelik ve az varsayım içerme tutumu mantıklı ama beğenileri katmamaları lazım. Ama nedir diye sorunca açıklayamamaları benim açımdan üzücü. Takır takır açıklayabilenler bilimci olmalı diye düşünüyorum ama benim düşüncelerime göre yürümüyor bu işler, para ile yürüyor. Devlet kimi akademisyen seçmek isterse seçer, istediği gibi kural koyar ve öyle sınav yapar, istediği gibi eğitim sistemi yapar. Yani gerçek bilim adamı, gerçek filozof veyahut gerçek uzman yetiştirme amacı yoktur, sanki bir işçi yetiştiriyormuş gibi memur yetiştirilir, yani maaş alan memurlardır aslında. Fakat ünvanları olduğu için biz onları uzman sanmaya meyilliyiz, ünvanlar gözümüzü boyuyor ve bilimcilere güvenmemizi sağlıyor. Ama tamam bilimcilerin net ve tek bir görüşü olsa onu kabul edelim ama birsürü farklı görüşü var adamların. Yahu en basitinden farklı doktorlara gittiğimizde farklı sonuçlar çıkıyor, hatta test sonuçları bile farklı çıkıyor, gözün derecesini bile farklı ölçüyorlar. Yani makine ile ölçümde bile farklılıklar çıkıyor, bilimciler arası görüş ayrılığı çok çok fazla. O yüzden hangi bilim adamına inanacağımızı şaşırıyoruz. Tabi bir de objektif değil de taraflı yaklaşan bilim adamları da olabilir. Evrimi savunan bilim adamlarını evrim karşıtı bilim adamları kabul etmiyor, onlar taraflıdır ve darwinisttir diyorlar. Evrim karşıtlarını da evrimci bilim adamları kabul etmiyor. Herkes kendi tarafındakilerle muhattap oluyor ve kutuplaşma yaşanıyor. Hepsi birbirine yanlış ve biz doğruyuz diyor. Hakkaten sıkıntı burası. Bunu mutlaka siz de görmüşsünüzdür. Hadi akademik yayınlara güvenelim diyeceğiz ama işte bu sıkıntılardan dolayı güvenilmiyor. Taraflı olma ihtimali var.

Çin örneğiniz güzel olmuş. Hadis inkarcılarına tokat gibi cevap(!) olmuş. Neden böyle dedim? Hadisler gerçek midir yalan mıdır diye tartışılan bir programda aynı sizin verdiğiniz gibi örnek vermişti, şöyle memleket var diye anlatanlara inanıyoruz o zaman hadislere de inanmamız lazım deniyordu. Yani gazeteciler şöyle böyle haber yapıyor inanıyorsak bilime de inanmamız gerekir diye düşünüyorsunuz. Aslında medya büyük oranda insanları yanlış yönlendirip kandırabilir. Olayın iç yüzünü bilmeden bir şey söylemek zor. Yani medya ve gazeteciler de yalan söyleyebilir. Taraflı da anlatabilirler. Medya ve bilimin görevi gerçeği açığa çıkartmak değil, devletin izin verdiğini halka anlatmaktır. Arada gerçek ve yalanlar çıkabilir ama siyasetten bağımsız olamadıkları için gerçeği ne derece yansıtırlar Allah bilir. Ama en azından dünyayı gezebiliriz, hatta Çin'in videosunu izleyebiliriz. Fakat bilimde anlatılan garip şeyleri test etme imkanımız yok. Düşünsenize bilmem kaç milyon yıl önceki atadan şu türler dallandı, bunların hepsi akrabadır ve ortak atası vardır gibi bir iddiayı sade vatandaş test edemez ama sade vatandaş dünyayı gezebilir ve videoları izleyebilir. Ama bilimdeki bazı şeyleri test etmek mümkün, suyu bizzat kendimiz kaynatabiliriz mesela. Veyahut ilaç kullanırız ve iyi gelebilir. Yalan söyleyenler olsa meslektaşları onları ifşa eder falan demişsiniz. Aslında ifşa edip de kendi fikrini söyleyince gerçeği söylemiş oluyor diye varsaymaya gerek yok. Belki yönetenler o fikrin insanlara ulaşmasını istememiştir ve başka ulaşması gereken fikir üretip o eski fikri ortadan kaldırmak için ifşa sosu verebilirler, yeni sunulan şey de gerçek olmayabilir. Yani devleti ve insanları yönetme, para ve güç işi var. Siyaset varsa her türlü yalan dolan vardır işin içinde. Hatta kuran ayeti vardı bu parayla ilgili. Sizden para istemeyenlere güvenin gibi bir şey deniyordu. Yani gönüllü olarak yapıyorsa bir dolandırıcılık ve sahtekarlık yoktur orda. Ünvan, para, güç, siyaset için içine girdiyse sahtekarlık olma ihtimali yükseliyor baya bi. Mesela forumlarda yazan sade vatandaşlar bu işten para kazanmıyor, ünvanları da yok. Bunlar milleti kandırıyım da para kazanıyım demez, bir ünvanı da olmadığı için kandırma amacı yoktur. Sadece inandığı doğruları söyler ve fikrini belirtir. Fakat bilim adamı kimliği altına sığınan akademisyenler insanları uyutmak için bilimi kullanabilir, bizzat ülkeler bunu destekleyebilir. Sonuçta insanların isyan çıkarmaması ve sessiz durması lazım devletin devamı için. Bunu da bilim ile sağlayabilirler. Dinin istismar edilmesine bunu benzetebiliriz, bilim de bu şekilde devletler tarafından kullanılabilir. Sadece evrim teorisi şahsında değil, genel olarak bilim ve medyaya nasıl güvenebiliriz bilmiyorum.

Ahlak kuralları evet genlerden meydana çıkıyor. Yani bizim ayna nöronlarımız ve genlerimizde bunlar olmasa ahlaklı olamayacaktık, genetik temeli var. Bu temel sayesinde ahlaklı olabiliyoruz. Bazıları da ahlak önemli değil, erdemli olmak önemli falan diyor. Aslında hukuk kuralları, gelişmiş ahlak kurallarıdır denebilir. Yani önceden insanlar daha ilkel ve kabile halinde iken devlet de olmadığı için basitçe ahlak kuralları vardı. Çalmayacaksın, öldürmeyeceksin, iftira atmayacaksın vs vs kurallar vardı. Bunların kötü olduğunu deneyimleyerek görmüşlerdi ve sınırı böyle çizdiler. Fakat modern devletler falan ortaya çıkınca kanun ve hukuk diye bir şeyler ortaya çıktı ve sistemleştirildi ve modernize edildi. Yani hukuk kurallarının kökeni ahlak kurallarına dayanıyor. Ama her ne kadar devlette hukuk kuralları ve kanunlar olsa bile halk arasında yine ahlak kuralları denen şeyler var ve hukuk kurallarından bağımsız. Yani modern hukuk kuralları varken neden ihtiyaç duyuluyor sizce? Halk devleti takmayıp kendi arasında neden kural çıkartıyor? Yani anne ve babaya kötü davranma, karşı gelme falan gibi şeyler hukuk kurallarında yok bildiğim kadarıyla. Bu gibi hukuk kurallarında olmayan şeyler toplum içinde ahlak kuralı olarak ortaya çıkmış. Neden sizce? Hukuk kuralı yetmiyor mu?

Evet dinde bazı şantaj ve tehdit gibi gözüken şeyler var. Yani şöyle böyle yaparsan veya inanmazsan şöyle olur ve cehenneme gidilir tarzında ayetler var. Aslında bu tehdit midir yoksa olacakları söylemek midir? Bu tür ceza ve ödülün olması dini kötü yapar mı? İyi birisini veya sıradan birisini din kötü yapabilir demişsiniz. Bence hangi din olduğu da önemlidir. Kuran ayetlerinde savaşın şöyle böyle yapın tarzı ayetleri bağlamıyla birlikte okumak gerektiği ve böyle okuyunca ortada bir sorun olmadığı belirtiliyor alimler tarafından. Yani işte inkarcıları bulduğunuz yerde öldürün tarzı ayetler var ama savaş için geçerli deniyor, yani bağlamı savaş deniyor, durdukyere öldürme emredilmiyor deniyor. Düşünecek olursak savaşta hakkaten insanların kendini savunması ve düşmanı yenmesi lazım. Kitap gönderen bir tanrının bunu emretmesinde bir yanlışlık var mı? Dini kötü yapar mı bu? Fakat ayetleri yanlış anlayıp da durdukyere insanlara zarar verip savaş çıkaranlar olursa bu onların hatası değil midir? Yani insanların hatası dine atfedilebilir mi? İslam inanırları tarafından sıklıkla söylendiği üzre İslam kusursuzdur fakat insanlar kusurludur. Yani insanlar ayetleri bağlamından kopararak ve yanlış yorumlayarak bir takım yanlışlar yaptıysa bu insanların hatası değil midir? Yani ayetler bağlamıyla doğru yorumlandığında sıkıntılı ifadeler yoksa toplum için zararlı olmaz diye düşünüyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #490  
Alt 16-06-2017, 16:17
SelGom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
SelGom SelGom isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 03 May 2017
Mesajlar: 369
Standart

Yıldıztozu´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İspat matematiksel bir ifade olabilir, onun yerine kanıt diyelim. Kanıt nedir? Kanıt, insan iradesinden bağımsız olarak ortada olandır. O halde bir şeyin kanıtını insan ortaya koymaz, o zaten ortadadır. Güneş'in varlığını insan kanıtlamaz, o zaten ortadadır. Evrimi insan kanıtlamaz, o zaten ortadadır. Birileri çıkıp, bence evrim var ya da bence evrim yok diyemez. Evrim zaten kendini ortaya koymuştur ve koymaktadır.

İnanmak ve bilmek arasında net bir çizgi yoktur, derece farkı vardır. Kanıtın niceliksel artışı, bilginin niteliksel ortaya çıkışına sebep olur. Bilginin güvenirlik dereceleri vardır, hiçbir bilgi ve hiçbir kanıt %100 güvenilir değildir. Bunun iki sebebi var: Birincisi bilincin sonradan ortaya çıkmış olması. Bilinç sonradan ortaya çıktığına göre, kendinden daha üst bir doğa var demektir. Dolayısıyla bu bilinç, kendinden üstte olan doğayı %100 anlayacağını iddia edemez. İkinci sebebi de mutlaklığın olmayışı. Doğada mutlak kurallar olmadığı için hiçbir bilgiye %100 güvenilemez.

Ancak insan bu tarz uç şüpheleri gözardı etmek durumundadır. İnsanın yapması gereken ''mutlak güvenirliği'' bulmak değil, ''en güveniliri'' bulmaktır. Çünkü zaten yapabileceğinin en iyisi budur. En güvenilir yöntemler için araçlar bilim ve felsefedir. İnsanın bunun ötesinde şüphe duyması gereksizdir.
Mutlak güvenirliği ve uç şüpheleri bir kenara bırakırsak evrimin gerçekliği ve bütün canlıların akraba olduğu bilgisi %100 gerçektir.
Her şey güneşin varlığı kadar net değildir. Kanıtlama aslında o şeyin doğruluğunu veya gerçekliğini göstermek de denebilir. Masaya 5 elma koydum diyelim. Masada 5 elma var diyorum birisine. O da o an masaya bakmıyor. Fakat masaya bakmasını sağlarsam 5 elma olduğunu kanıtlamış olurum, yani onun görmesini sağladım. Yani irademizden bağımsız olarak gerçek var ve o gerçeği gözler önüne seriyorsak kanıtlamış oluruz. Aslında çok açık seçik olmayan şeyler için genelde kanıt ifadesi kullanılır. Bazı şeyleri doğrudan gözlemlersin, bazılarına da dolaylı olarak çıkarımla ulaşırsın. Mesela bardağı elimizle tutuyoruz ve ondan su içiyoruz. Yani zaten şüphesiz ve çok açık bir şey ve eminiz. O yüzden bunda kanıtlanacak bir şey yok da denebilir. Zaten her şey çok net ortada. Fakat evrim milyarlarca yıllık bir süreç. Meseleyi salt günümüz gözlemlerine indirgeyemeyiz, bizim görmediğimiz ve tarihsel olan zamansal kısmı yani metafizik kısmı var. Biz oraları gözlemlemiyoruz, sadece varsaymış oluyoruz. İşte bu noktalarda tabiki ispata ihtiyaç vardır, kanıta ihtiyaç vardır. Canlıları detaylı inceleyerek benzerlikler rapor edilebilir ama bu benzerliğin neden ortak atadan gelmeyi gösterdiği ispat edilmelidir. Yani bir izah lazımdır. Her şeyden önce akrabalığın ne olduğunu çok iyi bilmemiz lazımdır.

Fakat biz akrabalığı tür içinde bilebiliyoruz. Akrabalık tespitini bir düşün yahu. Mesela DNA testi yapılıp babası kim diye bulunuyor. Dikkat et zaten babası bir insan ama spesifik olarak kim diye bulunmuş olunuyor. Babası var mı yok mu diye aranmıyor, kim diye aranıyor. Ortak ata meselesine de böyle bakalım. Ortak atası kim diye değil, var mı yok mu diye önce bunu bir bilmemiz lazım. Kim olduğu ayrı mesele. Babalık testinde babası olduğunu nerden biliyoruz? Babaya ihtiyaç kalmadan kadını kopyalarak da bebek doğurtabileceklerini söylüyorlar ama biraz spekülatif. Yani klonlama falan bişeyler söyleniyor ama şu an o şeyler hakkında bilgimiz yok. Bizim bildiğimiz erkek ve dişi biraraya gelir ve çocuk oluşur. Bunu doğrudan görüyoruz ve bizzat yaşıyoruz zaten. O yüzden çocuğun babası ve annesinin var olduğunu biliyoruz, fakat kim olduğunu araştırıyoruz. Yani anne ve babası zaten var ama bunlar kim diye araştırılıyor. Fakat evrimsel akrabalık konusunda ortak atadan türeyen farklı biyolojik grupları görmüyoruz, çünkü ömrümüzün yetmediği söyleniyor. Yani ömrümüz kısa olduğu için bunları gözlemleyemiyoruz. Ortak atadan gelince şöyle şöyle benzerlik ve farklılıklar olur, şu derecede ve şu şekilde şöyle olur tarzında bir şey söyleyebilmek için gözleme ihtiyaç vardır. Mesela bir kişi, çocuğun babasıysa veya annesiyse şurasında şöyle bir şey olur yani DNA'sından şöyle anlayabiliriz şeklinde bilindiği için anlaşılabiliyor. Fakat mesela ortak atadan cins, familya, takım, alem, filum vs türediğini görmediğimiz için ortak atadan türeyince şöyle böyle benzerlik olur ve şöyle tespit ederiz diyemiyoruz. Yani o bilgi elimizde yok, ortak atadan türese ne olacağını bilmiyoruz. Sadece tahmini olarak benzer olur heralde diyoruz. Yani çok yüzeysel ve tahmini bir bilgi var çünkü ortada gözlem yok! Fakat bunu bildiğin halde bu gerçeği gizliyorsun ve %100 doğru diyorsun. %100 doğru olacak kadar kesin olsa zaten tartışma olmaz, bardak kadar emin oluruz. İşte burda bu kesinlik yok, gözlem yok ve kanıt gerekiyor. Yani görmüyorsun, sadece tahmin ediyorsun. Böyle böyle olmalıdır şeklinde tahmin var ama gözlem yok. Akraba olduklarını ve ortak atadan türeyerek ve evrimleşerek günümüze geldiklerini bilmiyorsun çünkü görmedin. Bilimde deney, gözlem, test edilebilirlik ve tekrarlanabilirlik önemlidir. Yani bir kere görsen bile yetmez, arka arkaya tekrar edeceksin ki her seferinde de ortak atadan türeyerek evrilecek ve benzerlik olacak, sonra da benzerlik olanlara bakarak demekki ortak atadan türediler diyeceksin. Fakat bu bilgilerin hiçbirisine sahip olmamana rağmen %100 gerçek diye yanlış şeyler söyleyebiliyorsun. Nasıl gerçek dendiğinde evrim kelimesinin içini boşaltarak ve anlamını değiştirerek aha her şey değişiyor tadında yaklaşacaksındır. Türleşme, cins oluşumu, familya oluşumu, takım, filum oluşumu ve ortak atadan türeme ve evrimsel akraba olmaktan bahsediyoruz, yaşlanma ve peynirin küflenmesi gibi şeyler o yüzden evrim değildir. Evrimsel biyoloji ve evrim teorisi bağlamında evrim karamını kullanıyorum ve anlamına sadık kalmaya çalışıyorum. Evrimin derecelerini ve biyolojik sınıfları görmezden gelmiyorum. Tamam nesiller içerisinde kalıtsal değişim diye tanımlarsan evrim var diyebilirsin ama bu mikro düzeyde işliyordur yani mesela e coli bakterileri yeni bir özellik kazanır ama hala bakteridir, başka bir şeye dönüşmemiştir yani hala aynı kind'dır. Kind'ı değişmemiştir. Yani makro evrim yaşanmamıştır hala bakteridir. İşte böyle makro evrim ve akrabalık lazım. Onun da gözlemi yok.

İnanmak bir şeyi doğru kabul etmek demektir. Bir şeyi bilerek de doğru kabul edebilirsin, bilmeden de edebilirsin. O yüzden bu ikisi birbirinin alternatifi değil, farklı bağlamları var dikkat ettiysen. %100 güvenilirlik bardağı deneyimlemekle olur. Tamam hepsi bilincin kurgusudur, bunlar rüyadır dersen yani felsefi anlamda öyle bir kesinlik yok ama dış dünya bizden bağımsız olarak gerçektir diye varsayarak başlarsak bardaktan emin olabiliriz, masada 5 elma var diyebiliriz. İşte evrimi de bu kesinlikte bilmemiz lazım, ama 3.8 milyar yıllık sürecin tamamını göremeyiz, çok çok ufak bir kısmını görebiliyoruz ki devede kulak bile değil, kum tanesi bile değil. Okyanusta damla bile değil bizim gözlediklerimiz. Fakat bilinç falan sonradan ortaya çıkmıştır demek bir varsayım ve tahmindir. Zaten bunu bilmeden yola çıkarak araştırıyorsun, daha araştırmadan haa sonradan ortaya çıktı diye başlarsan bir varsayımdır. Tanrıdaki mutlak bilinç, evrendeki canlılarda koşullu olarak tezahür etti de diyebiliriz. Fakat doğayı tamamen anlayabileceğimizi ben de düşünmüyorum sonuçta beynimizin belli bir kapasitesi var. Belli ölçü ve belli bağlamlarda kesin bilgi olabilir ama zor gibi. Yani bardağın ve elmanın ötesine geçmek zor. Derin bilimsel meselelerde kesin bilgi elde etmek zor. Yahu aletle ölçüğün şeyde bile farklı ölçüm sonuçları çıkıyıor, çok sıkıntı.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
biyoloji, evrim, evrim teorisi, ispat, kanıt


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:08 .