guncelleme ve kisa bir katki
Ben, bu basliga ufak bir katki saglayip guncelleyecegim. Evresel'in anisina olsun. Gunumuzden yaklasik iki bin bes yuz yil once, Thales adinda bir Yunan filozofuna gidecegiz ve bilimsel dusunceye dair aktarimim olacak. Lutfen siz de katilim saglayin. Aslinda keske bu meseleleri arkadaslar olarak bir masaya oturup, cayimizi icerek konussaydik, sizin de gorusunuzden an be an faydalanma imkanim olurdu, boyle bir durum olmadigi icin buradan devam yazacagim, arzu ederseniz siz de bir iki kelam edin.
Neyse, uzatmayalim. Thales deyince genelde cok bir sey gelmiyor aklimiza ilk basta ama aslinda dunyaya cok onemli bir dusunce bicimi kazandirmistir. Aristoteles gibi filozoflardan ogrendigimize gore, Thales, bugunku bilimsel dusunce tarzinin ilk adimlarini atan kisi olarak kabul ediliyor. O donemde ortaya attigi bazi sonuclar gunumuzde pek ise yaramiyor olabilir ama onemli olan sey, Thales'in sordugu sorular ve bu sorulara nasil cevap aradigidir. Bu yontem, Thales'ten sonra gelen filozoflar tarafindan da kullanildi ve zamanla, Platon ve Aristoteles donemine gelindiginde, bilimsel dusuncenin temelleri artik az bucuk sekillenmeye baslamisti.
Simdi, burada sadece dogal bilimlerden bahsetmiyorum. Eger oyle olsaydi, belki Thales ya da Platon'dan bahsetmeyebilirdim, hatta Aristoteles'i de sadece elestirmek maksadiyla anardim. Dogal bilimler dedigimiz alan, yani fizik, kimya, biyoloji gibi bilim dallari, daha cok modern zamanlarda gelisti. Ancak "bilimsel dusunce" dedigimiz yontem, cok daha eskiye dayaniyor. O zamanlar bu yontem belki tam olarak doga olaylarina uygulanamiyordu ama bilimsel dusuncenin temelleri atiliyordu.
Bilimsel yontemi anlamak icin "Bilim nedir?" sorusunu sorabiliriz. Kelime kokenine bakarsak, bilim bir "bilgi butunudur" diyebiliriz. Ama bu tanim yeterli degil. Cunku hemen ardindan su soru geliyor: "Hangi bilgi gercekten bilgi sayilir?" Iste burada sinirlari cizmek zorlasiyor. Bilgi, inanc ve gorus arasindaki farklar her zaman net degildir. Bu yuzden, bilimsel yontemin amaci, gercek bilgiye ulasmak icin guvenilir bir yol bulmaktir. Bilgi dedigimiz sey, anlamaya dayalidir. Yani, duygularimiza ya da hislerimize degil, olaylar arasindaki iliskileri anlamamiza dayanir. Mesela, bir olayin neden ve sonuclarini birbirine bagladigimizda, o olay hakkinda bilgi edinmis oluruz. Bu iliskiler duzen olusturur ve mantikli bir yapi haline gelir. Bilimsel yontem de bu sekilde isler: Bilgiye sistemli ve duzenli bir sekilde ulasmayi hedefler.
Bu yontemde, "duzen" ve "sistem" cok onemlidir. Sistem dedigimizde, her seyin birbiriyle uyumlu oldugu, birbirini tamamladigi bir butun dusunulmesi lazim. Eger bu sistemde bir eksiklik ya da bosluk varsa, o zaman sistem tam degildir. Ayni sekilde, "duzen" de her parcanin nerede olmasi gerektigini belirler. Mesela, dogal sayilar dizisini dusunun: Her sayi bir siraya gore gelir, bu sira degismez. Yada en basitinden bir bilimsel arastirma makalesi yazacaksak, belirli bir sistemi ve duzeni vardir ki onu takip ederek makaleyi yazariz. Bilimsel dusunce de buna benzer bir duzen arar; once basit seyler anlasilir, sonra karmasik olanlara gecilir.
Bilimsel yontem, bu sistemli ve duzenli yaklasimi kullanarak bilgiyi bulur ve bu bilgiyi genellestirir. Yani, sadece tek bir olaya degil, bircok olaya uygulanabilecek genel kurallar bulmaya calisir. Iste bu yuzden, bilimsel dusunce, sadece olaylari anlamakla kalmaz, ayni zamanda bunlar arasinda bir duzen ve sistem arayisi icinde olur. Kisacasi, Thales'ten itibaren gelisen bilimsel dusunce, olaylar arasindaki iliskileri mantikli ve duzenli bir sekilde anlamaya calisir. Bu dusunce tarzi, bugunku bilimsel yontemin temelini olusturur: Sistemli, duzenli ve guvenilir bir bilgi arayisi. Oncelikle, "duzen" kavrami hakkinda biraz daha detayli dusunelim. Duzen, ilk seylerin once, orta seylerin ortada ve son seylerin sonda gelmesi demektir. Ancak bu dusundugumuz kadar basit degildir. Zorluk, bu duzen iliskisinin her durumda nasil tanimlanip uygulanacagina geldiginde ortaya cikar. Bilimsel yontemin diger onemli bileseni ise "genellik"tir. Bilimsel yontem genellik arar ve bu kavramin anlamini acikliga kavusturmamiz gerekiyor. "Genel" kelimesi Turkce'de de, Ingilizce'de de bircok farkli anlam tasir, ancak mantikta cok daha kesin bir anlami vardir. "Genel" kelimesi "genellikle" anlamina gelmez, "kabaca" ya da "belirsiz" anlamina da gelmez. Genel, "spesifik olmayan" anlamina gelir. Yani, genel olan, belirli bir olay ya da nesneye ozgu degildir, birden fazla spesifik duruma uygulanabilir. Bu nedenle, genel olan hicbir zaman tamamen somut degildir. Somut icerik olmadan genel olan ise "form" olarak adlandirilir.
Bilimsel yontem, bu "form"u ortaya cikarmaya calisir. Doga bilimlerinde, dogal yasalar bu formun bir turudur. Genel sonuclar elde etmek, hem kesin hem de dogru genellemeler yapmak kolay degildir. Aceleyle yapilan genellemeler, induktif arastirmalarin en buyuk hatalarindan biridir ve bazen bilim disi bir yaklasimdir. Bilimsel dusunce, genellik arayisini sistemli bir sekilde yurutmeli ve elde edilen sonuclar sistematik bir yapiya oturtulabilmelidir.
Aceleyle yapilan genellemelerden kacinma ihtiyaci, bilimde hipotezlerin nasil kullanilacagi ve test edilecegine dair kurallarin ortaya cikmasina yol acmistir. Bir genelleme yapabilirsiniz, ancak onu gecerli kabul etmeden once her turlu testten gecirip yanlislanamamasi gerekir. Bilimsel yontemde, bir hipotez olusturmak yeterli degildir; o hipotez, yanlislanmaya calisilarak test edilmelidir. Doga bilimi, her ne kadar tek bilim turu olmasa da, bilimsel dusunce hakkinda soylediklerimizin hepsini ornekler. Doga bilimlerinin yontemi, gozlem ve deney olarak tanimlanir. Ancak bu tanim elestiriye aciktir, cunku bazi doga bilimleri (astronomi, paleontoloji, meteoroloji gibi) lab'e girip de oturup deney yapmaya --bir yonuyle--elverisli degildir. Gozlem ve deney bilimsel yontemin onemli parcalaridir, ancak sadece bu iki adimla bilimsel dusunceye ulasmak mumkun degildir. Orta Cag'da bircok insan gozlem ve deney yapmistir, fakat bu kisiler modern anlamda bilim insani olarak kabul edilmezler. Cunku bilim, sadece gozlem yapmayi ve deney gerceklestirmeyi degil, bu gozlemlerden mantikli cikarimlar yapmayi, bu cikarimlari test etmeyi ve sonuclari sistematik bir sekilde organize etmeyi de gerektirir. Yani, bilimsel yontem, gozlem ve deneyin otesine gecerek, hipotez gelistirme ve test etmeyi de iceren daha kapsamli bir surectir.
Burada asil soru sudur: Gozlem ve deneyin dogal olgular hakkindaki duzenli ve sistematik bilgi arayisiyla nasil bir iliskisi vardir? Bu soruya yanit bulmak icin Platon'un okulunda ortaya atilan bir ifadeye basvurabiliriz: Bir hipotez, goruneni kapsamalidir. Bu, doga bilimlerinin deneyimledigimiz tum gercekleri dikkate almasi gerektigi anlamina gelir. Goruneni asla yok saymamali ya da carpitmamalidir. Teorik aciklamalar, bu gorunen gerceklerle uyumlu olmali, eger aciklama uymuyorsa, hata aciklamadadir, gerceklikte degil. Bunlar gunumuzde oldukca yaygin bilgilerdir, ancak dunya bu fikirleri ciddiye alana kadar uzun bir sure gecti. Sonuc olarak, dogal olgulari aciklamaya calisacaksak, ilk adim olarak o olgular hakkinda olabildigince cok sey ogrenmeliyiz. Bu da, dikkatli gozlemi bilimsel yontemin ilk adimi haline getirir. Gozlem, mumkunse kontrollu kosullar altinda yapilmalidir ve bu da bizi deneye goturur. Gozlemlemek istedigimiz olgular mevcut degilse, deney onlari uretebilir. Deney, gozlemin daha sistemli hale getirilmesidir. Ancak bu, doga biliminin sadece baslangicidir. Daha sonra, genellemeler yapilmali (yani hipotezler one surulmeli) ve daha fazla gozlemle test edilmelidir. Bir hipotezi test etmek icin kontrollu gozlem, doga bilimlerindeki en onemli deney turudur. Hipotezler test edildikten sonra, elde edilen sonuclarin butunsel bir yapi halinde organize edilmesi gerekir. Bu yapi, dogal yasalarin ve kapsayici teorilerin sistematik formuna donusturulmelidir.
Ozetle, bilimsel yontemde ilk adim, aciklanmasi gereken olgularin dikkatlice gozlemlenmesidir. Bu, gozlemin onemini vurgular. Daha sonra, genellemeler yapilir, yani hipotezler olusturulup test edilir. Hipotezlerin test edilmesi, bilimsel deneylerin onemini ortaya cikarir.
Antik caglarda ve Orta Cag'da bilim insanlari bu adimlarin cogunu takip ettiler, ancak eksik biraktiklari onemli bir adim vardi: Bilim genel sonuclar arar ve bu genel sonuclar, belirli orneklerde ortak olan seylerdir. Dogal olaylarin en temel ortak ozelliklerinden biri, olculebilir olmalaridir. Ornegin, bir insanin boyu 4 feet olabilir ve bir cali da 4 feet olabilir. Boy acisindan, bu iki sey arasinda ayirt edici bir fark yoktur, baska yonlerden ne kadar farkli olsalar da. Galileo, goklerdeki gezegenlerin hareketi ile egik duzlemde yuvarlanan veya Pisa Kulesi'nden dusen bir topun hareketi arasinda olculebilir bir fark olmadigini iddia etmistir. Bu dusunceyle modern dogal bilim dogdu. Olcum, genellik saglar ve bu genellik, matematikte ele alinan form turudur. Matematigin amaci, duzen ve duzen turleri hakkinda genis kapsamli bilgi edinmektir.
Modern bilim, gozlem ve deney yapma, hipotez olusturma ve test etme yontemleri ile matematiksel yontemlerin bir araya gelmesiyle hizla gelismeye baslamistir. Bu nedenle, Aristoteles'in dogal bilimi, en kati bilimsel yontem anlayisina gore pek de iyi bir bilim olarak kabul edilmez. Cunku Aristoteles, hipotezlerini yeterince dikkatli bir sekilde test etmedi ve dogal bilimlerin malzemelerini duzenlemek icin en onde gelen yontemlerden biri olan matematigi kullanmadi. Archimedes, matematiksel duzenlemeleri kullandigi icin zamaninin cok otesinde bir bilim insaniydi. Dogal bilimlerin disinda baska bilim dallari da vardir. Dogal bilimler matematigi kullanir ve matematik duzen turlerini inceler. Bu, matematigin de bir bilim oldugunu dusundurur, ancak matematik bir dogal bilim degildir. Dogal fenomenler matematigin calisma konusu degildir. Gozlem ve deney, matematigin ilgi alanina girmez. Dogru, matematigin bircok dali dogal olaylara uygulanabilir, ancak bazi matematiksel dallarin olagan deneyimler icinde bilinen bir uygulamaya sahip olmamasi, matematigin yalnizca uygulamalardan ibaret olmadigini gosterir. Matematik bir rasyonel bilimdir. Mantik da baska bir rasyonel bilimdir. Matematigin mantigin bir dali olup olmadigi cokca tartisilan bir sorudur, ancak her iki durumda da bunlar rasyonel bilimlerdir.
Bunun yani sira, dogal ve rasyonel bilimlerin yaninda, metafizik, epistemoloji, etik ve estetik gibi felsefi bilimler de vardir. Felsefi bilimler, rasyonel bilimler gibi deneyimden bagimsiz degildirler, ancak dogal fenomenleri tanimlamak gibi bir gorevleri de yoktur. Bu fark genellikle felsefi bilimlerin "normatif" olarak adlandirilmasiyla ozetlenir. Ancak bu terim etikle ilgili sikca yanlis kullanildigindan ve mantigin da normatif bir bilim olmasi nedeniyle ayirt edici bir deger tasimaz. Eger bilimsel yonteme dair yaptigimiz bu analiz dogruysa, aslinda bilim ile felsefe arasinda yontem acisindan onemli bir fark yok. Felsefe de, dogru yapildiginda, tipki doga bilimleri ve rasyonel bilimler gibi sistematik ve tutarli bir yontem izler. Bilimde oldugu gibi, felsefenin amaci da bilgiyi duzenlemek, siniflandirmak ve genellemeler araciligiyla bir sistem insa etmektir. Buradaki kritik nokta, bilimin olgulara dayali olmasi, yani deneysel verilere dayanmasi; felsefenin ise daha cok soyut kavramlarla calismasidir. Ancak bu, felsefenin bilimden tamamen farkli bir alan oldugu anlamina gelmez.
Doga bilimleri, deneysel gozlemler ve olgular uzerinden yurutulur. Ornegin, bir biyolog ya da fizikci, dogada gozlemledigi bir olayi aciklamak icin deneyler yapar ve bu olaylari anlamlandirmaya calisir. Ancak burada sunu bilmeliyiz: Olgular tam anlamiyla kanitlanamaz. Bir olgu hakkinda yaptigimiz her cikarim, mevcut bilgilerimize dayanir ve gelecekte elde edilebilecek yeni veriler, bu cikarimi degistirebilir. Ornegin, Newton'un hareket yasalari bir zamanlar evrensel gercekler olarak kabul edilirdi, fakat Einstein'in gorelilik teorisi bu yasalarin aslinda belirli sartlarda gecerli oldugunu gosterdi. Bu, doga bilimlerinde elde edilen bilginin olasilikli oldugu anlamina gelir. Yani bir olgunun kesinlikle dogru oldugunu degil, buyuk olasilikla dogru oldugunu soyleriz.
Rasyonel bilimlerde ise durum biraz farklidir. Matematik ve mantik gibi alanlar, olgulardan ziyade kavramlar ve anlamlar uzerinde calisir. Bu nedenle, rasyonel bilimlerde kesinlige ulasmak mumkundur. Bir matematiksel teoremi dogru bir sekilde ispatladiginizda, o bilgi artik kesindir; bu konuda bir supheye yer yoktur. Ornegin, iki arti iki her zaman dort eder ve bu, kosullar ne olursa olsun degismez. Ancak, bu rasyonel bilgiyi gercek dunyaya uyguladigimizda, isler biraz karmasiklasir. Cunku bu teorik bilgilerin dogadaki olaylari nasil aciklayacagi ya da ne kadar gecerli olacagi, deneysel verilere baglidir. Bu yuzden, matematiksel ya da mantiksal bir sistemin gercek dunyadaki karsiligini kesin olarak kanitlayamayiz; bu, deneysel bir olgudur ve ancak deneylerle dogrulanabilir.
Bu noktada felsefe, bilimin yontemlerini kullanarak genel gecer bilgilere ulasmaya calisir. Ancak, felsefenin daha cok soyut felsefesi, insan davranislarina dair genel ilkeler olusturmaya calisirken, dogrudan deneylerle bu ilkeleri dogrulamak zor olabilir. Ancak yine de, bu ilkeler mantiksal bir tutarlilik ve sistematiklik icinde gelistirilebilir. Bir de su onemli noktayi ele alalim: Bilim ile felsefe arasindaki fark, bazen felsefenin spekulatif oldugu, bilimin ise sadece olgularla ilgilendigi seklinde ifade edilir. Ancak bu dogru bir anlayis degildir. Bilim de hipotezler kurarken spekulasyon yapar. Aslinda, bilimin en onemli adimlarindan biri hipotez kurma surecidir. Hipotez, elimizdeki sinirli verilerden yola cikarak daha genis bir genelleme yapmayi icerir; bu da bir tur spekulasyondur. Bu anlamda, bilim de spekulatif bir dogaya sahiptir. Fakat bilimin spekulasyonu, deneysel dogrulama ile sinamasina kadardir. Bu nedenle, bazen felsefe bilimsel bilgi kadar kesin olmayabilir gibi gorunse de, aslinda ayni yontemleri kullanarak bir tur bilgiye ulasmaya calisir.
Ornegin, fizikteki "Buyuk Patlama" teorisini ele alalim. Bu teori, evrenin bir baslangic noktasinda ortaya ciktigini one surer. Ancak bu, dogrudan gozlemlenmis bir olgu degildir; teorik bir modeldir ve basi beladadir. Bilim insanlari bu modelin dogrulugunu destekleyen kanitlar bulduklarinda, teorinin kabul edilebilirligini artirmis olurlar, ayni sekilde bilgi ilerledikce yanlislanabilir de. Felsefe de, aslinda benzer bir sekilde, kavramlar ve sistemler kurarak anlamaya calisir; fakat bu kavramlari deneysel verilerle degil, mantiksal ve kavramsal analizlerle sinar.
Burada, bilim ve felsefe arasindaki fark, yontemlerinden ziyade odaklandiklari alanlardadir. Bilim olgulara dayanarak sistemler insa ederken, felsefe daha cok soyut kavramlarla bu sistemleri anlamlandirmaya calisir. Ancak her iki alan da ayni genel yontemi, yani sistematik bir yaklasimi takip eder ve bu bakimdan felsefe de bir bilim olarak kabul edilebilir. Basaridaki farklilik, kismen konu maddesinin niteliginden ve kapsamindan kaynaklanir. Her bilim dali, uygulamada farkli detaylar ve yontemler gerektirir. Ayrica, her bilim dalinin kendine ozgu amaclari da vardir. Kesin bilgi yalnizca rasyonel bilimlerde bulunabilir; bu da, rasyonel bilimlerin sistematik yapisindan kaynaklanir. Yani, tum kesin bilgi sistematik bir karakter tasir. Bu noktada, gecerlilik icin evrensel akil normlarina ihtiyacimiz var. Peki, boyle normlar var mi? Benim gorusume gore, bu normlar bireyler arasindaki uzlasma ile bulunabilir. Iletisim kurma yetenegimiz, bilgi alaninda ortak bir seylerin var oldugunu gosteriyor. Bu, eski Sokratik bir argumandir. Iletisimin mumkun olmasi ve basarili bir sekilde gerceklesmesi, evrensel normlarin varliginin kanitidir. Eger bir uzlasma olmasaydi, basarili bir iletisim de mumkun olmazdi. Ancak, bu uzlasmanin disinda kalan bireylere nasil muamele edildigine dair tatmin edici bir teorik gerekce buldugumdan emin degilim.
Elbette, belirli bir mantik veya matematik sistemi olusturulurken, uygulama amacini goz onunde bulundurmak ve bu amaca gore yapiyi yonlendirmek mumkundur. Ancak, kesin bilgi yalnizca teorik bilgilere dayalidir ki o da bazen degisebilir. Eger bir bilim dali, sistemin disina isaret ediyorsa, o zaman elde edilen bilgi muhtemel bilgi olur. Empirik bir bilim, sistem ve duzen elde etmede son derece basarili olmussa, yuksek bir bilgi olasiligi sunar. Bilimsel yontemi, bilginin gercekligini garanti etmek icin tek gercek yontem olarak kullanmamiz dogru mu? Ben bu soruya hayir demeyi tercih ediyorum. Bilimsel yontem, sonuclariyla meyveler vermistir ve bu sonuclar, onu hakli cikarir. Ancak, bu teorik acidan yeterli bir gerekce degildir. Epistemoloji, bilginin dogasi ve kaynaklari uzerine yapilan felsefi bir calismadir ve bilimsel yontemi daha iyi bir sekilde ornekleyene kadar daha iyi bir yoldur. Ayrica bilimin her dedigi de, dogru degildir. Iste bu yuzden epistemolojiye, elestirel dusunceye ihtiyacimiz var.
Bu yazi da, bugun evrensel'in anisina olsun.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|