Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #51  
Alt 28-02-2025, 08:08
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Madem "biçimsiz" dediğin şey sonsuz ve her türlü sınırın ötesinde, nasıl oluyor da onu "yok edilemez, var edilemez" diyerek bir tür varlık statüsüne sokup, sonra da "aslında araçtır" diye nitelendirebiliyorsun?
Aynı yalan, dolan, çarpıtmaları neden tekrar ediyorsun? Son cevabım ilk paragraf ne diyor?. Bu soytarılığı nereye kadar sürdüreceksin, yalan, dolan, talan zihniyetinle, eline ne geçiyor?

Uzay yönden bağımsızdır -> dersem bu uzayı yön ile nitelemek veya yöne bağlı kılmak değil, aksine yöne bağlı kılınamayacağının ifadesidir. Ve ben üstelik, ifadelerimi çok çeşitli zeminde ve mandanın bile anlayabileceği örneklerle de açıklıyorum sana, mandaya anlatsak o bile anlar, ne kadar basit bir cümle değil mi?. Mesele anlaman, anlamaman da değil, çarpıtman, sahtekarlık, soytarılık...

Her çarpıtmana, sen çarpıtmadan dahi cevap vermişliğim var, örrneğin önceki yazıma geri dön tekrar oku, mallık olur da bu kadar olmaz, her ifademi çarpıtıyorsun, ne halt yediğinin tarifi de yok artık... Madem ifadeleri, tam tersi yönde yanlış anlayacak ve doğru anlayacak kadar kapasite gösteremiyor ve "soyut" olmalı diye gerizekalı bir kaiden var, tamam "varlık-yokluk soyut ve biçimsizdir, o halde senin üfürülmüş form-yapı, biçim arzlı, 40 endamlı, bir de tasarladığını(neyle ölçüp, biçip, hesaplamışsa) iddia ettiğin somut pinokyo tanrına ihtiyaç kalmamıştır" diyelim, tamam? Şimdi sorunun ve karın ağrın çözülmüş olmalı...

Uzay ne yöndedir?

Bu soruyu yanıtla öyle gel, kısa olsun...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #52  
Alt 01-03-2025, 00:00
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

Mesela "Okyanus damlanın aracı değildir" diyorsun. Dolayısıyla okyanus...damla arasında bir özne.....araç ilişkisi yok. Fakat damlanın oluşumu, hareketi, ömrü yine okyanusa bağlı açıklanıyor. Bu bağlılığı "aslında tek bir bütünler" diye yorumlamak isteyince de "ayrı bir form" tezi zayıflıyor. Tersine "damla ayrı bir form" dersen, bu kez "biçimsiz ve formlu olan arasındaki etkileşimin mekaniği nedir?" sorusu havada kalıyor.

Dolayısıyla anlatımın, biçimsizin formla nasıl ilişki kurduğu, damlanın nasıl ortaya çıkıp yok olduğu, bu sürecin gerçekten ‘zamansızlıkdamı cereyan ettiği tam olarak cevaplamıyor.

E = mc² formülünü kullanarak enerji ve maddenin klasik düzeyde eşdeğerliğini yani "zamansız" bir varoluş fikrini ortaya koymaya çalışıyorsun. Yanı klasik fiziğin deterministik ve nedensel yapısını temel alırken, kuantum mekaniğinin indeterminizmi ve farklı nedensellik anlayışını görmezden geliyorsun.


E=mc² formülünü kullanarak madde ve enerjinin zamansız bir varoluş içinde "bir ve aynı şey" olduğunu söylemek, aslında klasik fiziğin deterministik yapısına dayanıyor. Oysa kuantum mekaniği, belirsizlik ilkesinden dalga–parçacık ikiliğine kadar pek çok kavramıyla, bu "zamansız bütünlük" kurgusunu sarsacak ölçüde farklı bir nedensellik ve gerçeklik anlayışına işaret eder. Dolayısıyla, kuantum düzeyde ölçüm süreci ve olasılıklar devreye girdiğinde, "sonsuz okyanus" benzetmesi ya da enerjinin "her şeyle ve her an bütünleşik olduğu" fikri felsefi bir varsayımdan öte bir şey degildir. Damla"ların, yani tek tek oluşumların nerede başlayıp nerede bittiği kuantum ölçeğinde zaten belirsiz olduğu için, senin bu damlaları sonsuza kadar "zamansız" olarak sunmaya çalışman salt bir varsayım olmuş olyuor.
Alıntı ile Cevapla
  #53  
Alt 01-03-2025, 01:31
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Mesela "Okyanus damlanın aracı değildir" diyorsun. Dolayısıyla okyanus...damla arasında bir özne.....araç ilişkisi yok. Fakat damlanın oluşumu, hareketi, ömrü yine okyanusa bağlı açıklanıyor. Bu bağlılığı "aslında tek bir bütünler" diye yorumlamak isteyince de "ayrı bir form" tezi zayıflıyor. Tersine "damla ayrı bir form" dersen, bu kez "biçimsiz ve formlu olan arasındaki etkileşimin mekaniği nedir?" sorusu havada kalıyor.
Kelime oyunları yapıyorsun... tek bir bütündelik, ZEMİN, TABAN ESASLIDIR. Elma meyve mi? Evet. Armut? Evet. Meyve form mudur? Bu "zemin" kapsayıcılıkla ilgili, elma, armut, şeftali, kayısı vb. diye sıralaman, meyve olmaklığı değiştiriyor mu? Hayır. Okyanusta oluşan damla gözünün önünde oluşmuyor mu? Neyden oluşuyor? Çarpıtmalarından gına geldi... Ya olduğu gibi anla ya da bırak...
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
E = mc² formülünü kullanarak enerji ve maddenin klasik düzeyde eşdeğerliğini yani "zamansız" bir varoluş fikrini ortaya koymaya çalışıyorsun. Yanı klasik fiziğin deterministik ve nedensel yapısını temel alırken, kuantum mekaniğinin indeterminizmi ve farklı nedensellik anlayışını görmezden geliyorsun.
Kütle ve hız her ikisi de NİCELİK. Enerji, bir cismin, sistemin -> İŞ KAPASİTESİDİR. Burada birbirine dönüşen niceliktir, ne kadar ekmek, o kadar köfte, ne kadar kütle,hareket o kadar iş(ve iş kapasitesi=enerji)...

Hiç de öyler bir şey yapmadım, sen ileri düzey alzheimer olabilir misin? hayır nasıl düşündüğümü, neye dayanarak düşündüğümü, 50 kere yazdım, hala anlamadın mı? Arkadaşım varlık-yokluk -bir bütün halinde, temel, alt zemin, çok genel bir zeminden söz ediyorum... Formlardan da bağımsız- öncesi, sonrası, başlangıç bitişi gibi mefhumları anlam taşımıyor, varlık-yokluk ortada, hamur gibi, zaman o hamurdan -devinimler, oluşumlardan -damla örneği gibi- doğuyor, dışında, ötesinde değil. Zamana biz değişimin ölçüsü diyorsak sen nasıl bir kılık giyidirirsen giydir, vasrlık-yokluktan bağımsız değildir. Varlık-yokluk ifadesini herhangi bir forma, forma dayalı kıyas, ölçü, göreliklere endeksleyemezsin... örneğin okyanusta oluşan damla okyanusladır, okynustandır doğru, ancak ne zaman ki damla form yani yapı, biçim arzeder, o zaman senin DAMLAYA HAS, DAİR, GÖRE kıyas kavramların anlam kazanır, öncvesi, sonrası, sınırı, başlangıç bitiş vb... Okyanusu ise bu lokal örneğin damlaya göre oluşturduğun kavramların, kıstasların kalıbına sokamazsın, o kavramların da damlanın okyanustan oluşması gibi, yine damla, formlar sayesinde okyanustan açığa çıkar. Varlık-yokluk, zamanı cisimleştirdiğin haliyle bile alsan, zamanın da anasıdır. Zamanı, amuda kalkarak varlık olarak görmeye çalışıyorsun, eh nihayetinde yine "varlık" olmadı mı? Zaman niceliktir, form-yapılar, ilişkiler vb. değişimlere nazaran kıyastır, damla oluştu, kayboldu, böylece oluşmadan önce, sonra -başlangıç- mefhumu, öyle idi, şimdi böyle, burada idi oraya gitti gibi farklar üzerinden zamanı soyutluyoruz. Okyanustaki damla ne kadar okyanusa -varlığa-yokluğa bağlı ise, formların şu ya d abu durumalrına nazaran oluşturduğumuz kıyaslar da, böylece zaman da o kadar bağlı, içkin...

Gerisi yine gereksiz, anlamsız, boş ayrıştırmalar, kategorize etmeler, form-yapıların şu ya bu niteliği, özelliğine nazaran soyutlanan kavramı, başka bir niteliği, özelliğiyle tokuşturma, karşılaştırmalar vs.... Bu tür namelere ihtiyacımzı yok, gereği de bulunmuyor, spesifik bir durumdan, olaydan, olgudan herhangi bir şeyin nev-i şahsına münhasır olandan ve kıyasından söz etmiyoruz...

Uzay ne yöndedir? Buna cevap ver...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #54  
Alt 01-03-2025, 03:34
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kelime oyunları yapıyorsun... tek bir bütündelik, ZEMİN, TABAN ESASLIDIR. Elma meyve mi? Evet. Armut? Evet. Meyve form mudur? Bu "zemin" kapsayıcılıkla ilgili, elma, armut, şeftali, kayısı vb. diye sıralaman, meyve olmaklığı değiştiriyor mu? Hayır. Okyanusta oluşan damla gözünün önünde oluşmuyor mu? Neyden oluşuyor? Çarpıtmalarından gına geldi... Ya olduğu gibi anla ya da bırak...
Okyanus ve damla arasındaki ilişkiyi ya tamamen bağımsız iki şey olarak görüyorsun ya da tek bir bütün içinde eritiyorsun. Ancak burada önemli bir mesele var: Eğer damlanın varlığı tamamen okyanusa içkinse, o zaman damlanın neden ve nasıl ayrı bir form kazandığını da açıklamak gerekir. Eğer damlanın kendine özgü bir varlığı olduğunu söylüyorsak, bu durumda "biçimsiz olan ile form kazanmış olan arasındaki etkileşimin mekaniği nedir?" sorusu göz ardı edilemez.

Senin yaklaşımın zemin/taban esaslı bir bakış açısı sunuyor. Elma, armut ve şeftali gibi meyvelerin "meyve" kategorisi altında toplandığını söylüyorsun. Ancak bu kapsayıcılık, elma ve armudun kendi özgün formlarını nasıl kazandığını açıklamaz. Benim üzerinde durduğum nokta da tam olarak bu: Zemin tek başına formların ortaya çıkışını açıklamaya yetmez, etkileşim mekanizmasını da ele almak gerekir.

Bunu fiziksel bir örnekle açıklayayım: Elektromanyetik alan ve foton ilişkisini düşünelim. Alan her zaman oradadır, ama belirli bir koşulda bir foton form kazanarak ortaya çıkar. Alan ve foton aynı şey değildir, ama biri diğerinin içinde mümkündür. Benim savunduğum şey de tam olarak budur: Damla, okyanusun bir parçasıdır ama aynı zamanda ondan farklı bir form olarak ortaya çıkar.

Bu nedenle, ya damlanın nasıl bağımsız bir form kazandığını açıklamalısın ya da "biçimsiz olanın form kazanması" sürecini reddetmeden bunun mekanizmasını netleştirmelisin. Eğer sadece "tek bir bütündür" diyerek bu ilişkiyi kapatırsan, ayrımları ve formları açıklamakta eksik kalırsın.

Kendi argümanlarını daha sağlam temellere oturtmak istiyorsan, yalnızca "zemin" fikrine dayanmak yerine, bu zemin üzerindeki formların nasıl belirdiğine dair bir mekanizma sunmalısın.

Ya olduğu gibi anla ya da bırak… 😊
Alıntı ile Cevapla
  #55  
Alt 01-03-2025, 05:02
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Okyanus ve damla arasındaki ilişkiyi ya tamamen bağımsız iki şey olarak görüyorsun ya da tek bir bütün içinde eritiyorsun.
Daha önce 10 kere anlattım, bu tarz yorumlamanın sebebi kalın kafalı olman... Git bir havuza, gözlem yap, yada bir hamuru al, yoğur, her ne biçimler oluşursa, oluşsun, sonuç olarak elde olan ne? Yine hamur, bunu kaçıncı kez tekrarım?...

A damlası, B damlası, C damlası => varlıktan değil mi?
A damlası ile B damlası arası, şey'ler(!) arası ilişki başka, bunların varlıktanlığı ve temelde, bütünde bir bütün oalrak varlık olması ve varlık-yoklukla ayrı-gayrı edilemezliği ve karşı, karşıya getirilemezliği başka...

Ne demiştim, biçim, form-yapı arzıyla damla oldu(şey olma vasfına erdi), varlıktan ayrılmadı, kopmadı, ayrı-gayrısı olmadı... Hamur örnekleri de vermişimdir, yukarıda yine tekrar ettim(kaçıncı kez sayısı belirsiz)...

Varlık-yokluk burada muhteva, temel zemini temsil eder, genel bir zemini temsil eder, özel olmaklık, şeyleyşmek ise form-yapılar nezdindedir.

Elma meyvedir, armut meyvedir, şeftali meyvedir, kayısı meyvedir... Elmanın meyve ile ilişkisi nedir sorusu nedir yahu? İlişkiyi açıkaldık ya, hepsi de meyvedir dedik, ilişki bu...
Elma varlıktır(o bütündedir), Armut varlıktır, şeftali varlıktır, elmanın varlıkla ilişki, varlıktan olması. Senin kişiselleştirip ilişkisi nedir diye sorman, varlık-yokluğun, varlık-yoklukla ilişkisi ne diye sormaktır, kaç tane varlık-yokluk sıçtın?
Malzemece;
Elma maddedir, armut maddedir, şeftali maddedir. Elmanın madde(temeli, genel malzemedir kastedilen) ile ilişkisi muhtavaca madde, bütündei kapsayıcı zeminde ise yine madde olmasıdır. "ilişkiyi ya tamamen bağımsız iki şey olarak görüyorsun ya da tek bir bütün içinde eritiyorsun", yönlü saçlamaların nedir? ne ayrı-gayrıların ilişkisi, ne de erime, elma da varlık, armut da, varlıkta erimiyor, aksine bütünleniyorlar.

Yine anlamadın, manda olsa bu kadar uğraştırmaz... Şu, şu kavramlara vurulamaz çünkü diye 50 kere izah ettim, demek ki ben bir cümle kuruyorsam ona göre değerlendirmen gerekir. ciddi sorunların var... Soruyu yanıtla, soytarılığı bırak, bu soruyu anlarsan, yaptığın soytarılığı da anlama şansın var...

Uzay ne yöndedir?

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #56  
Alt 01-03-2025, 15:07
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Uzay ne yöndedir?
Yön, biçimlenme sürecinin zorunlu bir sonucudur.

Biçimsiz olanın yönü yoktur.
Çünkü yön, ancak bir şeyin belirli bir şekle ve konuma sahip olmasıyla anlam kazanır.
Şekillenme olmadan yön belirlenemez.
Damlanın şekillenme süreci, hareketi ve formuyla yönü zorunlu olarak ortaya çıkarır.

Damlanın oluşması hareketiyle mümkün hale gelmiştir.
Bu hareket olmasaydı, damla da olmazdı.
Bu yüzden, biçimsiz olandan biçimli olana geçiş ancak bir süreç içinde mümkündür.
Eğer biçimsizin sonu, başı, yönü, hareketi yoksa, ama damlanın ortaya çıkışıyla yönlenme ve hareket anlam kazanıyorsa, bu zamansız nasıl olduğunu soruyorum?

Bu süreci açıklamadan "her şey zaten bir bütündür" diyerek zamansızlığa bürünmeye çalışman yeterli değildir.
Alıntı ile Cevapla
  #57  
Alt 01-03-2025, 20:06
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yön, biçimlenme sürecinin zorunlu bir sonucudur.

Biçimsiz olanın yönü yoktur.
Çünkü yön, ancak bir şeyin belirli bir şekle ve konuma sahip olmasıyla anlam kazanır.
Şekillenme olmadan yön belirlenemez.
Damlanın şekillenme süreci, hareketi ve formuyla yönü zorunlu olarak ortaya çıkarır.
Çünkü damla FORM-YAPIDIR, böylece şuna göre, buna göreli kıyaslar, yön, ağırlık, büyüklük, şu halde idi bu halde, yumuşak, sert vb. KAVRAMLARA DA HEM HAYAT VERİR HEM DE MUHATABI OLUR DEĞİL Mİ?

O halde uzay "yönden bağımsızdır, o sebeple de şurası uzaydır, ama burası değildir, şu yönde olan uzay, bu yönde ise değildir vb. söylemleri safsatadır" diyen birisine, -ısrarla- diretmek ve uzayı da "yön ile nitelediğini iddia etmek" nedir? Saçmalamaktır, bunu anladın mı?

(Metafor olarak uzay örneğini kullandım. Sen ise varlık-yokluk konusunda yapıyorsun bu hatayı. Form-yapıya, biçime nazaran kavramlar varlık-yokluk açısında, zemininde anlam taşımaz diyorum ya, işter bunu anlaamdığın için anladığın örnekten devam ediyorum). Sen çıkıp, "uzay şu yöndedir" diye direttiğinde, kavramları yanlış konumlandırdığını ısrarla, binbir yol, izahla anlatıyor ve "ne o yöndedir, ne de bu yöndedir, uzay bu kavrama(yöne göre) vurulamaz ve bu kavrama bağlı olarak ele alınamaz ve iddia ettiğin gibi herhangi bir yönde değildir" dediğimde, dönüp "sen uzayı yönle niteliyorsun" vb. dersen, bu da ekstra saçmalık olur, bunu da anladın mı?

Varlık-yokluk ne yönde, nerededir? Neye baksan, nereye baksan gördüğün nedir? Nerede başlar? (uzay da, varlık-yokluktan ayrı düşünülemez). kelime oyunu olmadan, ya çıkıp, "bu kavramlara(yön, o, bu, şu, yer, zaman, büyük, küçük, sert, yumuşak vb.) görelenemez, indirgenemez, zira bu kavramların muhatabı form-yapılar, ilişki, özellik, nitelikleri vb.'ne göredir." dersin -ki diyen benim-, ya da soruyu yanıtlamak yerine, bu ifadeleri çarpıtıp, yine varlık-yokluğun, uzayın, muhatap olmadığı(örneğin "yön" gibi) kavramlarla kelime oyunu oynarsın -ki bu da saçmalık... Bunu da anladın mı?

Şimdi diğer soru; biçimsiz ve sınırsız olan -şu ya da buna indirgenerek sınırlanamayan- bir yerdeliğe indirgenebilir, haspedilebilir, tasarımlanıp, konumlanabilir mi? (konum da, biçimce kıyaslarla anlam kazanır, yani yön, ağırlık, hız, konum, zaman, büyüklük, küçüklük gibi, tüm bu kavramlarımız kıyasa ve kıyaslanan biçime, biçim olana göreliğe-göreceliğe dayanır, değil mi?)

Uzay nerededir ve nerede başlar?

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (02-03-2025 Saat 04:24 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #58  
Alt 02-03-2025, 21:18
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Varlık-yokluk ne yönde, nerededir? Neye baksan, nereye baksan gördüğün nedir? Nerede başlar? (uzay da, varlık-yokluktan ayrı düşünülemez). kelime oyunu olmadan, ya çıkıp, 'bu kavramlara(yön, o, bu, şu, yer, zaman, büyük, küçük, sert, yumuşak vb.) görelenemez, indirgenemez, zira bu kavramların muhatabı form-yapılar, ilişki, özellik, nitelikleri vb.'ne göredir.' dersin -ki diyen benim-, ya da soruyu yanıtlamak yerine, bu ifadeleri çarpıtıp, yine varlık-yokluğun, uzayın, muhatap olmadığı(örneğin 'yön' gibi) kavramlarla kelime oyunu oynarsın -ki bu da saçmalık... Bunu da anladın mı?"
Öncelikle, ben senin dediğini çarpıtmıyorum, aksine bu iddianı sorguluyorum. Sen "varlık-yokluk" diye bir zemin tanımlayıp, bunun biçimsiz, sınırsız ve zamansız olduğunu söylüyorsun. İyi, ama bu zeminden damla gibi formlar nasıl çıkıyor? "Neye baksan varlık-yokluk görürsün" diyorsun, tamam, ama bu formların ortaya çıkışı bir süreç gerektiriyor mu, gerektirmiyor mu? Gerektiriyorsa, zamanı nasıl dışlıyorsun? Gerektirmiyorsa, bu formlar nasıl beliriyor? "Kelime oyunu yapma" diyerek beni susturmaya çalışıyorsun, ama asıl sen, bu temel soruları cevaplamadan "her şey bir bütündür" diye genellemeye kaçıyorsun.

Senin mantığına göre, varlık-yokluk her şeyin zemini ve bu zemin maddeyse...ki "her şey madde" diyorsun......o zaman bu madde sonsuz bir yapıya sahip olmalı. Sonsuzlukta, her damla, her parçacık, her form, aynı zamanda sonsuzluğun hem bir parçası hem de merkezi olurdu. Çünkü sonsuzlukta sınır yok, başlangıç yok, yön yok; her nokta eşit derecede "merkez"dir. Peki, o zaman "Uzay ne yöndedir?" diye sormanın anlamı ne? Yön, senin dediğin gibi formlara özgüyse ve varlık-yokluk (ya da uzay) bu kavramlarla indirgenemezse, neden damlanın form kazanması bir yönlenme ve hareket içeriyor? Sonsuz bir zeminde damla niye bir yerde belirip başka bir yerde kayboluyor? Bu, senin "zamansız" iddianı çökertmiyor mu?

Mesela, sonsuz bir okyanusta bir damla düşünelim. Eğer okyanus gerçekten sonsuzsa, damlanın konumu, yönü, başlangıcı ya da bitişi anlamsız olurdu; her damla, sonsuzluğun özü ve merkezi olurdu. Ama senin metaforunda damla bir form kazanıyor, hareket ediyor, bir yerden bir yere gidiyor. Bu hareket, zamanı ve yönü zorunlu kılmaz mı? "Yön formlara göredir" diyorsun, ama sonsuz bir zeminde formların bu şekilde belirip kaybolması, senin "zaman yok, her şey madde, her şey sonsuz" gibi bir çerçeveye getirdiğin düşünceni tutarsız hale getiriyor. Maddi formların ortaya çıkışı ve değişimi bir süreçse, bu süreç zamanı içerir. Zamanı yok sayarak "varlık-yokluk biçimsizdir" demek, fiziksel gerçeklikten kopuyor.

Diyorsun ki, "Neye baksan varlık-yokluk görürsün, nerede başlar?" Eğer her şey maddeyse ve bu madde sonsuzsa, başlangıç diye bir şey zaten olmazdi. Ama damla örneğin buna uymuyor: Damla bir form olarak başlıyor ve bitiyor. Bu başlangıç ve bitiş, senin "varlık-yokluk zamansızdır" iddianla çelişiyor. Kuantum mekaniğinden örnek vereyim: Bir elektronun konumu belirsizdir, ama bir noktada ölçüldüğünde form kazanır. Bu form kazanma anı, bir süreçtir ve zaman içerir. Senin sonsuz madde zeminin, bu tür süreçleri nasıl açıklıyor? "Yönle ne alakası var?" deme; yön, biçimlenmenin bir sonucuysa, damlanın hareketi ve formu da zamanla bağlantılıdır. Senin "yön" takıntın, asıl meseleyi.....zaman ve mekanizma eksikliğini.....gizlemeye yarıyor.

Dolayisiyla, "varlık-yokluk ne yönde?" sorunla beni köşeye sıkıştırdığını sanıyorsun, ama bu soru senin argümanındaki boşlukları kapatamıyor. Sonsuz bir maddeden bahsediyorsan, her damla o sonsuzluğun merkezi olurdu ve yön, zaman gibi kavramlar anlamsız kalırdı.....doğru. Ama damlanın form kazanması ve hareketi, senin "zamansız, biçimsiz zemin" iddianı çürütüyor. Bunuda sen anladın mı? 😊
Alıntı ile Cevapla
  #59  
Alt 03-03-2025, 07:25
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.677

Onur Üyeliği 

Standart

dine mine ne´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Öncelikle, ben senin dediğini çarpıtmıyorum, aksine bu iddianı sorguluyorum. Sen "varlık-yokluk" diye bir zemin tanımlayıp, bunun biçimsiz, sınırsız ve zamansız olduğunu söylüyorsun. İyi, ama bu zeminden damla gibi formlar nasıl çıkıyor?
Okumadan yazma, zaten izahı verilmiş yazıdan aynı izahı yeni bir yazıyla tekrar bekleme, bıktırma.. Sen "uzay biçimsizdir" dedin mi? Dedin. Uzayda damla gibi bir form-yapı, biçim- nasıl oluyor o halde? Gördün mü, kelime oyunları oynuyorsun. Uzayın biçimsizliği, damlaya görelenemez, damlanın biçimi de uzaya... Biçim damla ile açığa çıkan bir mefhum, damlayı bağlar, ötesini bağlamaz. 50 kere örneklerle açıkladım ve diyorum ki, ifadelerimi ya hiç değerlendirme, bırak dağınık kalsın ya da değerlendireceksen önce anlamayı başar, öyle değerlendir, bana da bitmek bilmez kelime oyunlarınla işkence etmeyi bırak, neye inanıyorsan ona dair yaz, o senin sorunun. Kıyasın öznesi olarak, biçim, biçimsiz, biçimsiz, biçimden, birbirini tamamlar, içkindirler... Varlık-yokluk birliktedir.

Zaten defalarca açıkladığım halde kelime oyunları yapma. Örnekler de veriyorum, örneğin, hamur|uzay bir bütün olarak düşün, metafor bu. Bunu anladın mı? Şimdi bir hamuru al, yoğur, gördün mü damlaları? Hamur yine de hamur. Özel olarak şu veya o damla değil, bir bütün(genel) halinde hamur(bir diğer açıyla da baksak, bir yerde değil ki biçiminden söz edesin, her yerde, öyleyse hiç bir yerde). Bu kıyasları yürütebileceğin muhtatabın hamur değil, damlalar... Damla ise gaipten gelmiyor ve hamurdanlığı biçimle ilgili değil, her ne biçimde olursa olsun o yine de hamurdan. Yani biçim hamura, hamur da biçime engel değil. Milyon damla da oluşsa, hamur yine de hamur, hamur olmaklığı yine de değişmedi. Değişimler bünyevi, içkin. Böylece; yön, iri, büyük, sağda, solda, şu ebad, bu sayıda, şu kadar, orada, burada, değişti, o kadar gelişti, şuradaydı, orada belirdi, ağır, hafif, zaman vb. mefhumlar da ne oluyor, form-yapılar gibi ve formlarla, hamura içkin. Tüm biçimler ona içkin, onda içkin, onunla anlam kazanıyor.

Gerçekten hala daha anlamamak için ne olman gerekir? Avare dingil gibi sürekli aynı yerlerde dönüp durmak. Dingil desem kızıyorsun, ama bu sebeple kullanıyorum, her defasında cevaplandığı halde okumayıp, anlayamayıp, çarpıtıp, başa, boşa sarıyorsun.

Uzay hangi yöndedir dedim, "biçimsiz olanın yönü yoktur" dedin. Peki biçim neye dairdi? Form-yapı, biçim olarak baktığımızda form-yapı neydi, ihtivasıyla biçimlenmeydi, bu biçimle, biçimlenmeyle neyden söz edebilir olduk, "yön, ebad, hareketi, biçimi ve değişip, değişmemesi vb.", o halde? Damla için sorduğunu, varlık-yokluk(uzay bunlarla) için sormak anlam taşımıyor. Hala daha bana bu kılıkla(form-yapıya nazaran sorman gerekeni, bütüne sormakla) soruyor veya öyle değerlendiriyorsun, işte yine çarpıtmış oluyorsun... Sonuç: Çarpıtıyorsun ve bunu da anlamadın...
------------------------------------------------------------------------------
Orada burada AKP asalak egemenliği asalaklığıyla, "ateist, deist, agnostik sayısı artıyor, bu bir tehlidedir, hıyar, çapulcu vb." diyen Halil Konakçı gibi yavşak(asalak yavrusu) züppelerin, korkunç karanlık, acı, üzücü, dramatik sömürüsünün EGEMEN OLDUĞU BİR TOPLUMDA, bunlarla mücadele etmek yerine bu züppelerin afyonunu, inancını bize zoraki dayatma. Neye inanıyorsan inan, ama bilimsel, objektif, bilgi, veri ile hareket eden, haliyle temel kıstası objektif ve gözlem olan bizlere kendi farazi(hiç bir objektif kanıtın, dayanağın, sunumun yok, olmayıncada dayatım halini alan) şartlanmışlığını dayatıp, dalga, dümen yapma. İnandığını söylersin -istersen kaldıım taşı olsun- ben de sana peki derim, ama o kaldırım taşı, bu hayali bir iddia, ilahı gücü olamaz diye fikrimi söylerim o kadar, ama haline bakmadan, laf ebeliğiyle cakkır cakkır ağzında laf sakızıyla gelip, hiç bir objektif veri, bilgi katkı sunmadığın ve objektif olmanın yanından, yöresinden bir kez olsun geçmediğin halde dalga geçer, bulandırır, sulandırır, dıdığının, dıdığı diye diretirsen, yaptığın rezillik, züppelik olur...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (03-03-2025 Saat 08:24 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #60  
Alt 03-03-2025, 09:37
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Yasaklandı
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
Standart

spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Okumadan yazma, zaten izahı verilmiş yazıdan aynı izahı yeni bir yazıyla tekrar bekleme, bıktırma.. Sen 'uzay biçimsizdir' dedin mi? Dedin. Uzayda damla gibi bir form-yapı, biçim- nasıl oluyor o halde? Gördün mü, kelime oyunları oynuyorsun.
Okumadan yazmıyorum, senin yazdıklarını okuyup tutarsızlıklarını gösteriyorum. "Uzay biçimsizdir" dedim, evet, ama senin hamur-damla metaforunda asıl sorun şu: Biçimsiz bir zeminden damla gibi bir form nasıl çıkıyor? "Damlanın biçimi uzaya görelenemez" diyorsun, ama damlanın oluşması bir süreç değil mi? Bu süreci açıklamadan "50 kere anlattım" diye bağırman, boşlukları örtmüyor. Ben kelime oyunu yapmıyorum, senin "her şey bir bütündür" genellemeni sorguluyorum. Anlamadığın bu mu?


spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hamur|uzay bir bütün olarak düşün, metafor bu. Bunu anladın mı? Şimdi bir hamuru al, yoğur, gördün mü damlaları? Hamur yine de hamur. (...) Milyon damla da oluşsa, hamur yine de hamur, hamur olmaklığı yine de değişmedi. Değişimler bünyevi, içkin.
Hamur metaforun hoş, ama eksik. Hamuru yoğurduğunda damlalar oluşuyorsa, bu bir hareket, bir süreç. Hamurun değişmesede ki bu da sacmalik, damlanın ortaya çıkışı bir başlangıç ve değişim içerir. Bu değişim "içkin" olabilir, ama içkinlik zamanı dışlamaz. Hamurdan damla çıkarmak için yoğurma eylemi lazım....bu eylem zamansız mı oluyor? Senin "varlık-yokluk zamansızdır" iddian, bu süreçle çöküyor. Dahası, "her şey madde" diyorsun ve bu madde sonsuzsa, damlanın neden belirli bir anda, belirli bir formda ortaya çıktığını açıklaman gerek. Sonsuz bir hamurda her damla aynı anda hem öz hem merkez olmalıydı; oysa senin damlan hareket ediyor, beliriyor, kayboluyor. Bu nasıl "zamansız" oluyor?


spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Uzay hangi yöndedir dedim, 'biçimsiz olanın yönü yoktur' dedin. Peki biçim neye dairdi? Form-yapı, biçim olarak baktığımızda form-yapı neydi, ihtivasıyla biçimlenmeydi, bu biçimle, biçimlenmeyle neyden söz edebilir olduk, 'yön, ebad, hareketi, biçimi ve değişip, değişmemesi vb.', o halde?
Evet, "biçimsiz olanın yönü yoktur" dedim, çünkü yön biçimlenmeyle anlam kazanıyor. Senin mantığına göre, damla bir form-yapı olarak ortaya çıkıyor ve bu forma dair kıyaslar (yön, hareket, zaman) beliriyor. Ama bu formun ortaya çıkışı, senin "biçimsiz ve zamansız zemin" iddianla çelişiyor. Damla hamurdan çıkıyorsa, bu çıkış bir süreç değil mi? "Yön formlara göredir" diyorsun, ama bu formlar biçimsiz hamurdan nasıl çıkıyor? Mekanizma nerede? "İçkin" deyip geçmen, zaman ve değişim sorularını cevaplamıyor.



spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Damla için sorduğunu, varlık-yokluk(uzay bunlarla) için sormak anlam taşımıyor. Hala daha bana bu kılıkla(form-yapıya nazaran sorman gerekeni, bütüne sormakla) soruyor veya öyle değerlendiriyorsun, işte yine çarpıtmış oluyorsun...
Ben çarpıtmıyorum, senin argümanındaki boşlukları gösteriyorum. Damla için "formdur, kıyaslara göredir" diyorsun, ama bu formun varlık-yokluk denen biçimsiz zeminden çıkışı nasıl oluyor? "Bütüne sormak anlam taşımıyor" diyorsun, ama senin "bütün" dediğin şeyden formlar beliriyorsa, bu bütünü sorgulamak gayet mantıklı. Hamur-damla metaforun, "varlık-yokluk zamansızdır" iddianı kurtarmıyor. Damlanın oluşumu bir süreçse, zaman var; zaman varsa, senin "sonsuz madde" tezin çöküyor. Üstelik, bu tıpkı kuantum mekaniğindeki parçacık-dalga ikiliği gibi: Bir parçacığın durumu ölçülene kadar belirsizdir, ama ölçümle (sorgulamayla) görülen sonuç, ölçüldüğü an çöküyor. Senin "zamansız zemin" iddian da, damlanın form kazanmasıyla çöküyor....çünkü bu bir an, bir süreç içeriyor. Bunu nasıl "zamansız" kılacaksın?



spartacus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Neye inanıyorsan inan, ama bilimsel, objektif, bilgi, veri ile hareket eden, haliyle temel kıstası objektif ve gözlem olan bizlere kendi farazi (...) şartlanmışlığını dayatıp, dalga, dümen yapma.
Bilimsel ve objektif olan benim, asıl sen "zamansız, biçimsiz zemin" gibi farazi bir tezle dayatıyorsun. Hamur yoğrulduğunda damla oluşuyor, bu bir gözlem...peki, bu oluşumun mekanizması ne? Enerji mi, hareket mi, nedir? "İçkin" deyip geçmek bilimsel değil, felsefi bir kaçış. Ben sana "damla nasıl beliriyor, bu süreç zamanı nasıl dışlar?" diye somut sorular soruyorum; sen "50 kere anlattım, çarpıtıyorsun" diye bağırıyorsun. Cevap yoksa, "dingil" diyerek hakaret etmek mi bilimsel? Kuantumda bile bir parçacığın form kazanması zaman içerir.....yani kesin bir konum veya momentum gibi belirli bir özellik kazanması, genellikle ölçüm veya bir etkileşim ile gerçekleştirilir, peki senin hamurun bunu nasıl aşıyor? Objeyi, gözlemi bırakıp "her şey bir bütün" diye afyon satıyorsun....asıl dalga geçen sensin.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:48 .