"Etki-tepki" ve "fiziksel taklit" gibi dar bir çerçeveye sıkışıp kalmışsın, ama işin özünü....gerçeklik algısının yansımadan doğmasını..gözden kaçırıyorsun. Simülasyonu nehrin akışını tepecikle taklit etmek gibi basit bir örneğe indirgemen, meseleyi çarpıtıyor. Simülasyon, fiziksel bir deneyi kopyalamak değil; algımızın, yansıyan veriyi işleyerek hakikate dönüştürmesi. Trifokal gözlük taktığımda lensler ışığı kırıyor, evet, fiziksel bir etki. Ama yerler kabarıyor, yollar bükülüyor; beynim bu çarpık yansımayı alıyor, işliyor ve bana "düzgün" bir dünya sunuyor. Sen buna "simülasyon değil, etki-tepki" diyorsun, ama beynimin bu veriyi hakikate çevirmesi taklit değil.....gerçekliği yeniden inşa etmesi. Simülasyonu "deneme amaçlı taklit" diye küçümsüyorsun, ama algımın yansımayı simüle etmesi, yaşadığım gerçekliğin ta kendisi.
Işık kırılması fiziksel, kimse aksini iddia etmedi. Ama "göz görmesi gerektiği gibi gördü" demen, işin derinliğini atlıyor. Bardakla yamuk görmek ya da trifokal lensle yerlerin kabarması fiziksel bir etki, tamam. Peki, beynim bu çarpık veriyi alıp "düzgün" bir gerçeklik yarattığında ne oluyor? Eğer bu sadece etki-tepkiyse, neden tepki (algım) etkiye (çarpık veri) uymuyor? Beynim senin "akan nehir" örneğinden farklı işliyor: Yansımayı taklit etmiyor, onu dönüştürüyor ve hakikati simüle ediyor. Kör ve sinirsiz olsam, bu yansıma bana ulaşmazdı.....o zaman senin fiziksel etkin neye yarardı? Hiçbir şeye. Yansıma, algıyla anlam kazanıyor; simülasyon da tam olarak bu.
Bu, Alice gibi farazi bir hayal değil; fiziksel yansımaların (ışık, dalga, uyarı) beynimde işlenip gerçeklik haline gelmesi. Alice'yi kurguluyorum, evet, ama trifokal lenslerin çarpıttığı dünyayı beynim kurgulamadı.....o yansımayı aldı, simüle etti ve bana düz bir hakikat sundu. Senin "sanal" dediğinle karıştırma; ben fiziksel verinin algıyla simüle edilmesinden, senin "taklit" tanımından çok daha derin bir gerçeklikten bahsediyorum. Kör ve sinirsiz birini düşün: Işık dalgaları, ses dalgaları, ısı....hepsi fiziksel, hepsi etki. Ama tepki yoksa, algı yoksa, ne olur? Dalgalar boşlukta kayboluyor. Yanma örneğinde sinirler ısıyı beyne yansıtıyor; sinir yoksa, yanma da yok. Senin etki-tepki dünyan, yansımanın algılanmasına muhtaç. Algı yoksa, fiziksel gerçeklik anlamsız....çünkü yansıma, bilincin simülasyonuyla hakikat oluyor. Bunu "fiziksel" diye savunuyorsun, ama yansıma olmadan tepki de yok....simülasyonu "taklit" diye küçümseyemezsin, hakikatin temel taşı o.
"Ali köpekten korkuyor, Veli havladı, korkuyu simüle etti" diyorsun...bu, benim tezimi doğruluyor. Veli'nin havlaması fiziksel bir etki, Ali'nin korkusu tepki; ama korku gerçek bir köpeğe değil, yansıyan bir veriye dayanıyor. Ali'nin beyni bu yansımayı işliyor ve bir gerçeklik simüle ediyor. Sen buna "taklit" diyorsun, ama Ali için o korku hakikat....fiziksel gerçeklikten bağımsız bir anlam kazanıyor.
Toplumları simüle edenler de girişimci değil, sistemin parçası: Algıyı şekillendirenler, yansımayı kullanıp hakikat inşa edenler.....tıpkı senin peygamberin gibilerdir. Baronlar da aynı oyunu oynadı; yansımayı hesapladı, kitapladı, okuttu ve kendi gerçekliklerini yarattı. Simülasyon, fiziksel koşulları taklit etmek değil, istenmiş yansımayı gerçekliğe çevirmek.....AKP' ile partilerle ne alaka?. Sistem Algıyı yansıma üzerinden şekillendiriyor; fiziksel gerçeklik bu oyunun gölgesinde kalıyor. Oysa paranın = maddenin kendiliğinden ne kuvveti ne de bir gücü yoktur.
Madde kendiliğinden hareket etmez diyorum, ama kime söylüyorum ki? Kapitalizmde sanki madde kendi kendine çoğalıyormuş gibi davranıyorlar: Faizi bas, ortalık alev alsın, para şişsin. Artı-değer varmış, verelim bakalım......peki, nereye kadar? Zaman yoksa, sınır yoksa, sonsuza kadar gider bu. İşte senin ve peygamberinin felsefesi tam da bu sisteme entegre: Sonsuzluk masalıyla yansımayı hakikate çevirmek. "Devirecekmiş," neyi devirecen? Yanlışı mı? Ama senin kafan zaten yanmış, beynin tokmaklanmış. Paradır mülktür devirelim diyorsun, ama üflediğin deccali bir güce karşı millet, o gücün yerini alır. Yalnız kalırsın.
Oysa binanın oluşumu bir süreç, tamam, ama alınan kira süreci ne kadar? Kaskafanla zamanın sınırlarının burada aşıldığını göremiyor musun? Göremiyorsun, çünkü "zaman yok" diyorsun. Sorun parada, malda, mülkte.....birbirini çekmesinde degil, sen de kafandaki bu simülasyonu yaşıyorsun. Literatür beynini ezmiş, ama sorsam "dinin yok." Yolundan başka çözüm değilmiş gibi davranıyorsunuz.....oysa babayı yok. Git doğaya bak bakalim, yol var mı, sağ sol akp e varmı orada? Akepeymiş.
|