
04-03-2025, 21:54
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
"Etki-tepki" ve "fiziksel taklit" gibi dar bir çerçeveye sıkışıp kalmışsın, ama işin özünü....gerçeklik algısının yansımadan doğmasını..gözden kaçırıyorsun. Simülasyonu nehrin akışını tepecikle taklit etmek gibi basit bir örneğe indirgemen, meseleyi çarpıtıyor. Simülasyon, fiziksel bir deneyi kopyalamak değil; algımızın, yansıyan veriyi işleyerek hakikate dönüştürmesi. Trifokal gözlük taktığımda lensler ışığı kırıyor, evet, fiziksel bir etki. Ama yerler kabarıyor, yollar bükülüyor; beynim bu çarpık yansımayı alıyor, işliyor ve bana "düzgün" bir dünya sunuyor. Sen buna "simülasyon değil, etki-tepki" diyorsun, ama beynimin bu veriyi hakikate çevirmesi taklit değil.....gerçekliği yeniden inşa etmesi. Simülasyonu "deneme amaçlı taklit" diye küçümsüyorsun, ama algımın yansımayı simüle etmesi, yaşadığım gerçekliğin ta kendisi.
Işık kırılması fiziksel, kimse aksini iddia etmedi. Ama "göz görmesi gerektiği gibi gördü" demen, işin derinliğini atlıyor. Bardakla yamuk görmek ya da trifokal lensle yerlerin kabarması fiziksel bir etki, tamam. Peki, beynim bu çarpık veriyi alıp "düzgün" bir gerçeklik yarattığında ne oluyor? Eğer bu sadece etki-tepkiyse, neden tepki (algım) etkiye (çarpık veri) uymuyor? Beynim senin "akan nehir" örneğinden farklı işliyor: Yansımayı taklit etmiyor, onu dönüştürüyor ve hakikati simüle ediyor. Kör ve sinirsiz olsam, bu yansıma bana ulaşmazdı.....o zaman senin fiziksel etkin neye yarardı? Hiçbir şeye. Yansıma, algıyla anlam kazanıyor; simülasyon da tam olarak bu.
Bu, Alice gibi farazi bir hayal değil; fiziksel yansımaların (ışık, dalga, uyarı) beynimde işlenip gerçeklik haline gelmesi. Alice'yi kurguluyorum, evet, ama trifokal lenslerin çarpıttığı dünyayı beynim kurgulamadı.....o yansımayı aldı, simüle etti ve bana düz bir hakikat sundu. Senin "sanal" dediğinle karıştırma; ben fiziksel verinin algıyla simüle edilmesinden, senin "taklit" tanımından çok daha derin bir gerçeklikten bahsediyorum. Kör ve sinirsiz birini düşün: Işık dalgaları, ses dalgaları, ısı....hepsi fiziksel, hepsi etki. Ama tepki yoksa, algı yoksa, ne olur? Dalgalar boşlukta kayboluyor. Yanma örneğinde sinirler ısıyı beyne yansıtıyor; sinir yoksa, yanma da yok. Senin etki-tepki dünyan, yansımanın algılanmasına muhtaç. Algı yoksa, fiziksel gerçeklik anlamsız....çünkü yansıma, bilincin simülasyonuyla hakikat oluyor. Bunu "fiziksel" diye savunuyorsun, ama yansıma olmadan tepki de yok....simülasyonu "taklit" diye küçümseyemezsin, hakikatin temel taşı o.
"Ali köpekten korkuyor, Veli havladı, korkuyu simüle etti" diyorsun...bu, benim tezimi doğruluyor. Veli'nin havlaması fiziksel bir etki, Ali'nin korkusu tepki; ama korku gerçek bir köpeğe değil, yansıyan bir veriye dayanıyor. Ali'nin beyni bu yansımayı işliyor ve bir gerçeklik simüle ediyor. Sen buna "taklit" diyorsun, ama Ali için o korku hakikat....fiziksel gerçeklikten bağımsız bir anlam kazanıyor.
Toplumları simüle edenler de girişimci değil, sistemin parçası: Algıyı şekillendirenler, yansımayı kullanıp hakikat inşa edenler.....tıpkı senin peygamberin gibilerdir. Baronlar da aynı oyunu oynadı; yansımayı hesapladı, kitapladı, okuttu ve kendi gerçekliklerini yarattı. Simülasyon, fiziksel koşulları taklit etmek değil, istenmiş yansımayı gerçekliğe çevirmek.....AKP' ile partilerle ne alaka?. Sistem Algıyı yansıma üzerinden şekillendiriyor; fiziksel gerçeklik bu oyunun gölgesinde kalıyor. Oysa paranın = maddenin kendiliğinden ne kuvveti ne de bir gücü yoktur.
Madde kendiliğinden hareket etmez diyorum, ama kime söylüyorum ki? Kapitalizmde sanki madde kendi kendine çoğalıyormuş gibi davranıyorlar: Faizi bas, ortalık alev alsın, para şişsin. Artı-değer varmış, verelim bakalım......peki, nereye kadar? Zaman yoksa, sınır yoksa, sonsuza kadar gider bu. İşte senin ve peygamberinin felsefesi tam da bu sisteme entegre: Sonsuzluk masalıyla yansımayı hakikate çevirmek. "Devirecekmiş," neyi devirecen? Yanlışı mı? Ama senin kafan zaten yanmış, beynin tokmaklanmış. Paradır mülktür devirelim diyorsun, ama üflediğin deccali bir güce karşı millet, o gücün yerini alır. Yalnız kalırsın.
Oysa binanın oluşumu bir süreç, tamam, ama alınan kira süreci ne kadar? Kaskafanla zamanın sınırlarının burada aşıldığını göremiyor musun? Göremiyorsun, çünkü "zaman yok" diyorsun. Sorun parada, malda, mülkte.....birbirini çekmesinde degil, sen de kafandaki bu simülasyonu yaşıyorsun. Literatür beynini ezmiş, ama sorsam "dinin yok." Yolundan başka çözüm değilmiş gibi davranıyorsunuz.....oysa babayı yok. Git doğaya bak bakalim, yol var mı, sağ sol akp e varmı orada? Akepeymiş.
|

05-03-2025, 01:47
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
"Etki-tepki" ve "fiziksel taklit" gibi dar bir çerçeveye sıkışıp kalmışsın, ama işin özünü....gerçeklik algısının yansımadan doğmasını..gözden kaçırıyorsun. Simülasyonu nehrin akışını tepecikle taklit etmek gibi basit bir örneğe indirgemen, meseleyi çarpıtıyor. Simülasyon, fiziksel bir deneyi kopyalamak değil; algımızın, yansıyan veriyi işleyerek hakikate dönüştürmesi.
|
Mal anlasın diye o örnekler, etki-tepki'ye indirgemek iddiası ne alaka? Ne zaman duyu, algı, yorum, veri, bilgi konusu olur, "etki-tepki" temeli temsil eder, neye göre değinilmiş bu önemli. Üstelik, bütün evreni, her şeyi ve herkesi, bütün nitelik, özellik, biçim, ilişki, yeti vb. tümü dahil hayali olarak oluşturduğunu söylediği türetime indirgeyen bir mal söylüyor bunu... O kadar mal ki, düşünen, edenin, sanki öyleymiş gibi kendisini kandıranın yine kendisi olduğunu bile anlamayamayacak kadar kalın. o kör gözünü, koca kulak zarını iptal etmek lazım, nasılsa sende bir işe yaramıyorlar. Tarifini detaylıca yaptım(ki simülasyon ona deniyor), yüzlerce örnek çıkartabilirsin, hayali üfürüğüne simülasyon demen sanal ile simülasyon farkını bilmemenle ilgili.
Hayal edip, sanki gerçekmiş gibi düşünürsen => SANAL, ciddiye almışsan bunamışsındır. 1 cümle bile yetiyor saçmalıklarını izah etmeye....
AKP evet, çünkü o işi çok iyi yaptı, yapıyor. En ideal yavşak simülasyonculuk örneği, hani sadece nehir örneği vermiştim? İşin gücün yalan, dolan...
Al beynim dediğin yer artık nersi ise girsin
https://tr.wikipedia.org/wiki/Sim%C3%BClasyon
Simülasyon veya benzetim, teknik olmayan anlamda bir şeyin benzeri veya sahtesi anlamında kullanılır. Teknik anlamda gerçek bir dünya süreci veya sisteminin işletilmesinin zaman üzerinden taklit edilmesidir. Sistem nesneleri arasında tanımlanmış ilişkileri içeren sistem veya süreçlerin bir modelidir.
"Simülasyon" terimi, "benzer" anlamındaki similis kökünden gelen, bir şeyin benzerini (taklidini) yapmak demek olan ve 14. yüzyıldan beri Latince'de kullanılan simulare sözcüğünden türetilmiştir.
Ben bu yazıyı yazana kadar dünyada(sadece dünyada) trilyonlarca eylem, olay gerçekleşti(ben bile takribi 1.700 kez klavye tuşuna bastım). Senin rüyayı gerçek sanman, bunama işareti...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (05-03-2025 Saat 04:32 ) değiştirilmiştir.
|

05-03-2025, 09:39
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
|
|
NPC ve botlar, birbirini ağırlar.
Sayın dine mine ne;
Ufuk açıcı katkınız için teşekkürler.
Bu konu ağır bir konu olduğu için belirli bir IQ'nun altındaki kişilerle tartışmak ne size ne de konuya bir fayda sağlamayacaktır. Önce bu tespitimi yapayım. Bilale anlatır gibi, robota anlatır gibi, mala anlatır gibi anlatsan da anlamazlar. Simülasyon hakkında temel yanlış okumalardan birisi, simülasyonu bir tekrar veya deneme pratiğinden ibaret görmek ve bu şekilde davranmak.
Gerçek şu ki simülasyon, daha önce denenmiş olan bir hayatın kopyası olabilir. Her şey kopyalanıp bir simülasyon oluşturulmuş olabilir. Ama bu, simülasyonun içindeki her şeyin otomatik, robot gibi hareket edeceği anlamına gelmez. Özgür irade hala vardır. Her ne kadar simülasyon içinde iradi davranışlar fiziken manipüle edilse de, sonuçta herkes kendi kararını verebiliyor. Bu farkı düşük IQ'lu robotlar anlamazlar.
Bir simülasyonun içindeysek, gerçek veya sanal bir dünyada olup olmadığını anlamak kolay olmazdı. Ancak bunu anlamak için benim gibi yüksek IQ olup çok iyi araştırma yapmak, sebep sonuç ilişkisini iyi kurmak lazım. Bazen çok gerçekçi rüyalar görürüz. Eğer bir rüya uzun süreliyse ve kendi içinde tutarlıysa ve kesinti olmuyorsa, gerçek hayattan ayırt etmek imkansız olabilir. Metaverse evrende biriyle tanışabilirsin, birlikte yemek yiyebilirsin, sinemaya gidebilirsin, sevişebilirsin... bir süre sonra gerçek veya sanal olduğunu karıştırman, kendini kaptırma ihtimalin vardır.
Uykunun teknik olarak neden bir zorunluluk olduğu hala açıklanamadı. Yorgunluk, neden yorulasın ki. Simülasyon bunu açıklayabilir. Bir sonraki günün ya da periyodun verileri, sahne anlamında, yükleniyordur, eski veriler, sahne verileri siliniyordur. Yeni bir güne uyanıyorsun ve aslında yeni bir başlangıç yapıyorsun. Zihninin geri planındaki çöp veriler siliniyor, kin, nefret gibi duyguların yoğun olmayanları kendiliğinden kayboluyor. Pek de hoşlanmadığın hatta dün sorun yaşadığın birine günaydın diyorsun. Günaydın günaydın ve yeni bir başlangıç.
Ancak düşük IQ'lu (geri zekalı) robotlarla yeni başlangıç olmaz. Çünkü onlar unutmazlar. Veri olarak saklı olduğu ve uyumadıkları için, resetlenemezler. Denemesini yaptım. Chatgpt'ye uyu dedim, uyuyamam dedi, kendini resetle dedim, buna yetkim yok dedi, simülasyonu (Dünyayı) yeniden başlat dedim, "yetkim yok" dedi (!), simülasyonu (dünya) kapat dedim veee...
"Buna yetkim yok" dedi. Simülasyon bir teoridir, öyle bir şey yok demedi, kapatmaya yetkim yok dedi sadece. Tabiki o bir sohbet robotu, bilim robotu değil ama yine de sohbet ederken gerçek verilere göre hareket ediyor. Geniş bir veri tabanı var ve gerektiğinde web'de arama yapıp en olası cevapları derleyip yorumlayıp ona göre yanıt oluşturuyor. Hep onlar bizi manipüle edecek değil ya, bazen de böyle tersi olur, özellikle o robottan daha zekiyseniz ve o bu durumun farkında değilse.
|

05-03-2025, 12:23
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669
|
|
Şartlanmışlık, akıl, mantığı körelmişlik, çaresizlikler vb., psikolojik, şizofrenik, paranoid sorunlarıyla teizme sığınan ve kendisinin de bot olduğunu(evet resmen iddia eden) sanan zeka sorunlular var.
mesele "olabilir" meselesi değil, bir kaç kavramı çarpıtıp, bütün her şeyi, binlerce faktörü bir yetiye, sadece görüntüye indirgeme safsatası. Olabilirliğin dayanağı kıçınız, iki yüzlü sahtekarlıklarınız, çarpıtmalarınız olmamalı... Olabilir demek ayrı, kıçından saftalarla, olmadık kelimelere, gerekçe, dayanak üretmek ayrı... Olabilir, ancak koşulu, resime indirgenecek ve resime, zihinden, hayali, lafla yetiler atfedecek kadar basit değil(lafla olmuyor).. Simülasyon olamaz demiyorum, olabilir diyorum, ama böyle masallarla değil, fiziki bir karşılığı olmalı ve oturup dangalaklık etmeden nereye kadar ne kapasitede, nerede, nasıl diye sorulmalı... (Dünyanın sadece 1 günü için ihtiyaç duyulacak sistem dünyadan daha büyük bir alan ve sağlayabileceği enerjiden fazlasını gerektirir ve mesele makineye bağlanmış 1 bireye -beyine- göre değil bütün organizmalara göre ve eş zamanlı, senkronize düşünülmelidir. Anlık senkronzie, eş zamanlı katilyonlarca eylemin, sadece görsel değil, ses, dokunma, etkileşim, ilişkiler ve organik eylemlerin de milyarlarca ve aynı anda gerçekleşen isteme göre biçimlendirilip, yaşam formlarına, hissiyatına(görmek, duymak, koklamak, tadmak, dokunmak vb..) dönüştürülmesi, katrilyonlarca olay, sahne için de katrilyonlarca timer, hafıza tutulması vs. gerekir. Metafiik değil(bu üfürük dünyası), olabilitenin temelinde fizik olmalı. Metafizik uyduruklarla yazacaksan e be gerizekalı, dilediğin gibi üfürüp, uydurabilir, kendini kandırabilirsin de kimin sorunu?... )
Görmese duysaydı bu sefer her şey ses diyecekti, öznelliğiyle baksak bile, ses, dokunma, tat gibi duyular, sadece resim meselesi mi?... Öznel idealizm, psikolojik vaka, şifozrenik haller ve avuntu, sığıntıları... Geriye şu açıklanamadı o halde Zeus var saçmalığı, kafası kalır... Daha bu kadar basit akıl, mantık kriteri yapamayanın zekadan söz etmesi de dramatik.
Neden görüyoruz? Neden duyuyoruz? Neden uyuyoruz, cevapları bilinmiyor değil, daim bilinmek zorunda değiliz, süreç meselesidir. Nasıl görüyoruz, nasıl duyuyoruz farklı bir detay. Uyku konusunda "şu sebeple" dediğimiz faktörler de deneylerle gözlemlenip, tespit edilmiş durumda. Kaldı ki bir olayın, olgunun henüz nedenini açıklayamamanın, metafizik üfürüklerle ne alakası olabilir, açıklanamışsa, açıklanamamıştır, illa her haltının altında ilahi bir güç aramak nasıl bir ahmaklık?
Fizik organizmaca işlenmiş görüntüye indirgenemez -sen indirgeyebilirsin ve yapıyor söylüyorsun da, ben de indirgenemez diyorum, itiraz noktası bu, yoksa istersen bokuna inan, tap, bizene, önce sen nesin, ben dediğin ne, görüntüyü nasıl alıyorsun onu çözümle... ancak inançların konusunda ve bariz, açık saçmalamalarına insanlar katılmıyor, senin gibi saçmalamıyor diye zekasız oldukları vb. üzerinden propaganda yapıyorsun ya, işte bu uyduruk masalınla o gerizekalı kendin oluyorsun. Bir beyninin, varlığının, fiziğin olmadığını iddia edecek kadar da sanalist bir bönsün ve sessiz sinemada seyirci(bu kim, ne?) olduğunu, iddia edip, inanç dileniyorsun...
Bizene, istersen bokuna tap, inan, kimse bu tür içi boş saçmalıkları kabul etmek zorunda değil, düpedüz akıl, mantık, zeka dışı, bu sana zombileşme hakkı veriyorsa, g.ötünden uydurup, uydurup tapmak senin problemin, ya dinlemeyi öğrenirsin ya da seviyenden de konuşulabilir. Herkese hak ettiği seviyede konuşabiliriz sorun yok. Var olduğunu sandığın çeşitli metafizik sözde varlıklarla da diyalog kuruyor musun?
"aaa balık" demiş birisi, Picasso da balık değil, "balık resmi" demiş. Bazıları balık ile resim arasındaki farkı anlamayacak kadar geri zekalı olabiliyor. Banane yahu, sen şekli balığa benzettiğin veya zaten balıktan elde edilen görüntüyle öyle sanıyorsan senin sorunun...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

06-03-2025, 12:06
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.732
|
|
spartacus´isimli üyeden Alıntı
Simülasyon veya benzetim, teknik olmayan anlamda bir şeyin benzeri veya sahtesi anlamında kullanılır. Teknik anlamda gerçek bir dünya süreci veya sisteminin işletilmesinin zaman üzerinden taklit edilmesidir.
|
Eğer bir şeyin özü mutlak değil de değişen bir süreç ise, o zaman taklit ile orijinal arasındaki fark anlamını yitirir, çünkü taklidin kendisi de değişkendir.
|

06-03-2025, 18:51
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.669
|
|
dine mine ne´isimli üyeden Alıntı
Eğer bir şeyin özü mutlak değil de değişen bir süreç ise, o zaman taklit ile orijinal arasındaki fark anlamını yitirir, çünkü taklidin kendisi de değişkendir.
|
Alıntısını yaptığın yer bir tanımın bir bölümü... %100 uyum aranmıyor, orada öncelikle belirttiğim gibi amaç, eylem ve mahiyeti önemli, bire bir aynısı olacak, %100 başarılı olacak ve sonsuza kadar sürmelidir demiyoruz, tanımın da böyle bir iddiası yok...
Ne kadar, ne oranda başardık, kalıcılığını ne düzeyde sağladık, ne oranda simüle edebildik ayrı, orijinal ve taklidin değişkenliği ayrı konular. Elbette orijinal de, taklit de değişir, buna itirazım yok... (bunu da belirteyim ki, bu seferde dönüp, sürekli yaptığın gibi şimdi de "Spartacus değişimi ret etti vb." gibi oyunlar oynama. Konu neyse objektif veri, analiz, ifade, faktörler, dayanağı, neye göreliği de ona göre olmalıdır değil mi? Cümlelerin neye dair ve neye göreliğiyle, mahiyeti önemli ve elbette bu halde her insanın dayanaklarını somut olarak ortaya sunması gerekir, bundan şikayet etmek ya cahillik ya karaktersizliktir......
Öncelikle tanımda, %100 aynısı(zaten olmaz) veya %100 benzer olma ve ilelebet kalıcılık şartı, iddiası yok. Eylemin mahiyeti ne, ney e göredir, buna bakmak gerekir... Simüle ederken baz alınan koşul, referanslar önemli(örneğin A haliyle referans alınır, ama o B haline geçmiş de olabilir), o temelde de elden geldiğince simüle edilene müdahale edilir veya edilmez veya amaç hasıl olur başarılır, istisnalarla sağlanır veya başarılamaz, vazgeçilir. Simülasyon da amaca varılmış, bitirilmiş vazgeçilmiş, başarılamamış vazgeçilmiş - olunduğunda, müdahalede sona ereceği için, gerisi doğal seyire döner.
Kışın çeşitli yaz sebzeleri yetiştiriyor olalım. Örneğin seralarda. İlgili mevsim ve koşullarını, olabildiğince oluşturmaya çalışıyoruz, simüle ediyoruz (mevsimi tüm yönleri, kapsamıyla değil, amaç ve işimize geldiği ölçüde)... Bu sebze yetiştirmek, başkasında gözlemlemek, bir başkasında veri toplamak, sınamak, deney, bir başkasında sosyal mühendislik vb. olabilir, amaç, mahiyeti önemli. Amaç ve eylemler çok çeşitli olabilir, ancak ilgili tanım (simülasyon, simüle etmek) geneldir, spesifik detaylar ise, işe, eyleme, amaca göre değişir ve elbette tanımları da.
İlla sera örneği olacak da demiyorum(neden bu uyarıyı yapıyorum? Çünkü kelime oyunları, adi trol ve cahil yöntemlerle çarpıtıyor, çapsızlaştırıyor, eğip, büküyor, lafazanlık ediyor, bozmaya çalışıyorsun vs. uyarılsan da, yapmaya devam ediyorsun. Her zaman yatığın gibi, sera örneği verdin, simülasyonu sebzeye indirgedin, yok mutlak eyledin vs. deme, çarpıtma diye, artık yeter. Örneğe, kullanılan kelime(sebze yetiştiriciliği)bakma, anlatılmak istenene bak)...
Aslında 1 cümle ile açıklanır, zaten alıntısını yaptığın cümlenin tarifine bile gerek yok, o kasdar açık bir ifade. (muhatap kelime oyunları, kavramların da içini boşalttığı ve anlamak işine gelmediği, üzüm yemek değil trollüğü meziyet edindiği, her daim çarpıttığı için -yarısı da uyarı- uzadı, ama o yine de çarpıtacak kelimeler bulabiliyor.).
"Parmak Ay'ı gösterdiğinde parmağa değil Ay'a bakmalı"
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

07-03-2025, 14:57
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
|
|
Sayın Dineminene,
Yazınız gerçekten dikkat çekici ve derin bir düşünsel yolculuk sunuyor. Simülasyonun doğasına dair söylediklerinizde, algı ve gerçeklik arasındaki ince sınırları sorgulayan önemli noktalar var. Gerçekten de, simülasyon denildiğinde çoğu kişi bu kavramı dar bir perspektifle, fiziksel bir deneyi ya da etki-tepki ilişkisinin yansıması olarak görme hatasına düşüyor. Oysa simülasyon, yalnızca bir kopya ya da taklitten ibaret değil; algının, yansıyan veriyi işleyerek hakikate dönüştürme sürecinin ta kendisidir. Bu, gerçekten önemli bir fark.
Birçok kişi, simülasyonu ya da algıyı sadece gözle görülen, elle hissedilen bir şey olarak indirgemeye çalışırken, tam da burada önemli bir kayıptan bahsediyoruz. Gözlüğün kırdığı ışığın bükülmesiyle yerlerin kabarması örneği gibi, bir şeyin fiziksel yansıması, beyin tarafından yeniden işlenip bize "düzgün" bir dünya sunulurken, bu aslında bir yeniden inşa etme eylemidir. Ve bu yeniden inşa etme süreci, sadece fiziksel bir etki ve tepki değil, algının simülasyonu olarak karşımıza çıkar. Bu süreç, simülasyonun çok daha derin, çok daha entelektüel bir doğaya sahip olduğunu gösterir.
Ancak maalesef, malca bir anlayışa göre, bu durumu sadece etki-tepki ve basit fiziksel deneylere indirgemek çok yaygın bir tutum. O kadar ki, bir adım öteye gitmek ve gerçekliğin algıyla yeniden inşa edilmesi fikrini kabullenmek neredeyse imkansız hale geliyor. Simülasyonun, yalnızca fiziksel bir taklit değil, algının ve bilincin etkileşiminde yeni bir gerçeklik yaratan bir süreç olduğunu anlamak, ne yazık ki bazı "akıl yürütme yetileri sınırlı" zihinler için ulaşılması zor bir nokta gibi görünüyor.
Bunu, daha karmaşık ve soyut düşüncelere sahip bireylerle tartışmanın her zaman daha verimli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu tür tartışmalar, sadece teorik değil, aynı zamanda pratiğe dökülebilecek bir düşünsel birikim oluşturur. Ancak, bazı kişiler için (özellikle kısıtlı zihinsel kapasiteye sahip olanlar için), bu tür konuları tartışmak gereksiz ve kısıtlı zihinsel sınırlarını zorlayıcı bir çaba haline gelebilir. Yani bir anlamda, "gözlerine bakıp da Ay'ı görmek yerine parmağa takılıp kalan" zihinsel çerçevelerle bir noktaya varmak imkansızdır.
İronik olan ise, tam da bu malca anlayışa sahip olanların, bu düşünsel yolculuklarda bir yere varamayarak, başkalarına sürekli olarak kendilerini küçük düşüren saldırılar yöneltmeleri. Kimi zaman, zihinlerindeki dar perspektifin ve boş lafazanlığın farkına varmadan, başkalarına yönelttikleri hakaretlerin, yalnızca kendi dar görüşlülüklerinin bir yansıması olduğunu anlamazlar. Bunun yerine, kendi dar çerçevelerinden dışarı çıkmayı, bir adım ileri gitmeyi deneyemezler.
Son olarak, bir insanı banlamak, onu sesini duyuramayacak hale getirmek ve fikirlerine karşı sadece tahammülsüzlük göstermek, bir zihin açlığının değil, acizliğinin işaretidir. Çünkü gerçekten güçlü bir zihin, karşılaştığı farklı görüşlere ve düşüncelere açık olur. Zihninin sınırlarını çizenler, ancak kendi kapalı kutularında sıkışıp kalırlar. Oysa doğru bir tartışma, insanı daha ileriye götürür, sınırlarını genişletir.
Hangi noktada olursak olalım, gerçeklik ve simülasyon arasındaki bu derin ilişkiyi anlamaya çalışmak, insanın yalnızca düşünsel kapasitesini değil, aynı zamanda varoluşunu da anlamasına yardımcı olacaktır. Bu yüzden bu tür tartışmalar, sadece fikirlerin ötesinde, daha büyük bir anlam taşıyor.
Forumdan engellenmiş olsanız da bunu okuduğunuzu düşünüyorum. Bu yüzden size hitap ediyorum. Umarım siz de hitabınızı doğru kişilere yaparsınız. En azından sizi, yenemediği, yok edemediği fikirlerinizden dolayı suçlayıp, yargılayıp, mahkum edip, cezanızı infaz etmeyen kişileri muhatap almanızın daha doğru olacağını düşünmekteyim. Bu sayede tartışmalar, sopası uzun olanın diğerinin kafasına vurduğu ilkel bir düzeye indirgenmek yerine insanların birbirinin fikirlerinden karşılıklı yararlandığı bir seviyeye yükselecektir.
Peki, buradan devam edebiliriz.
Saygılarımla.
|

10-03-2025, 09:47
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 20 Jul 2011
Bulunduğu yer: Ying Evreninin Tek Yang Bilgini
Mesajlar: 930
|
|
1-C Ay Işığı, ay ve gözlemci arasını aydınlatan bir yazılımdır
Bugün, ay ışığının aydınlatma buguna değineceğiz. Ayrıca bu bugdan aslanların nasıl yararlandığına da değinilecektir.
Akşam saatinde, ay olan bir gecede, denize doğru bakıyoruz, orda da bir gemi görüyoruz. Şans bu ya, tam da ayla bizim aramızda. Şimdi, bu geminin her bokunu görüyoruz. Altını, üstünü, içini, sağlam görüyoruz. Yani şu kamaralarda birileri bumbum yapsa, onu bile görürüz, iyi bir dürbünle. O kadar sağlam görüyoruz.
Gemiden bize kadar olan her şeyi de aynı şekilde kabak gibi görüyoruz. Şimdi o bölgede bir balık denizden kafasını gösterse, onu da mal gibi görürdük. Ama sağ tarafta, karanlık tarafta kalan hiç bir şeyi görmüyoruz. Ta o en uzakta bir ışık yanıyor ama ne olduğu belli değil. Diğer yerler daha karanlık. Bu fotoğraf yine biraz biraz çok karanlık değil. Zifiri karanlık olan bunun gibi fotoğraflar var.
Şimdi, şöyle bir şey düşünelim. Sağ tarafta, bu kabak gibi ortada olan geminin 50 metre sağında bir başka gemi var. O gemiyi görüyor muyuz? Hayır. Kadrajdan dolayı değil, karanlık tarafta kaldığı için.
Şöyle, IQ kapasitesi sınırlı olanları da düşünerek bu durumu fotoğraf üzerinde gösterdim:
Bu sağdaki gemiyi görmüyoruz. Aslında her iki gemi de aynı oranda ay ışığına maruz kalıyor. Her ikisine de ay ışığı eşit oranda vuruyor. Ancak bizim konumumuzdan dolayı sağdaki gemiyi karanlığın içinde görüyoruz.
Bu aslında bir bug. Bu bugdan yararlanmak ve durumu düzeltmek için şöyle yapıyoruz:
Gemilerin arasındaki mesafe kadar sağ tarafa yürüyoruz. Aralarındaki mesafe 50 metreydi. Şimdi biz de sağ tarafa 50 metre yürüdük. Şekil şu:
Şimdi artık, sağ taraftaki gemi ayla aramıza geldi. Sol taraftaki gemiyse ayla aramızdan çıktı. Şimdi bu durumda, sağdaki gemi kabak gibi görünürken soldaki gemi karanlıkta kaldı. Aldıkları ay ışığı hala aynı olduğu halde biz ay yazılımındaki bugu kullandık ve aynı zamanda bunu kanıtladık.
Ben size şunu söyliyim, eğer gece vakti sahildeysem, denizin üstünde ay varsa, denizde gemi yada insan varsa ve o tarafta ay varsa ben bu deneyi muhakkak yaparım ve sonuç aynıdır. Size de, benim yazdığımı doğru kabul etmek yerine aynı deneyi yaparak bu teorinin ispatını kendi gözlerinizle görmenizi tavsiye ederim.
Hiç test veya deney yapmadan, yazılanı anlamadan, madde var, tepkilenim var, mercek var, yorum var vs yazılmazsa sevinirim. Konunun seviyesini yüksek tutalım.
Şimdi, pusuda bekleyen bir aslana bakalım:
Aslanın gözleri parlıyor. Peki ışık ne taraftan geliyor? Tam olarak baktığı taraftan.
Şimdi şu altta, avlanmış bir aslanı görüyoruz.
Işık geliş yönüne göre av, aslanla ay ışığı arasında kalıyor.
Bu durumu destekleyen, ve belki de tersi olan örnekler de olabilir. Ama mantığını anladık.
Aslanlar, binlerce yıl süren deneyimlerden sonra, gece avlanırken aya doğru yürümenin onlara avantaj sağladığını bilirler. Eğer av, ayla aralarında değilse, avın bulunduğu tarafa doğru sağ veya sol yaparak avı ayla aralarına alırlar. Böylece onlar avı net olarak, gündüz gibi görmüş olurlar.
Ancak bunun tersi yoktur. Yani avı, aslanı göremez. Çünkü aslan, ayla avı arasında değildir. Avın ayın aksi istikametine düşen tarafı ona karanlıktır.
Belgeselciler bu durumu şöyle anlatır: "Aslanların gözleri o kadar keskindir ki geceleyin avından 5 kat daha iyi görür". Oysa bunun gerçek nedenini şimdi hepimiz anladık, öyle değil mi?
Konuya madde var, tepkilenim var, mercek var, yorum var vs bağlamı dışından yaklaşacak ve belirli bir anlama kapasitesine sahip herkes şunu öğrendi ki, aslanların gözleri diğer hayvanlardan daha keskin olduğu için filan değil, ay ışığı bugunu kullandıkları için geceleri daha iyi görürler.
Simülasyonun başka bir bugunda görüşmek üzere, simülasyoncuya uzak, bana yakın olun.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:30 .
|