Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #41  
Alt 19-11-2025, 07:50
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.062
Standart

Ben konuya biraz daha genis bir acidan yaklasacagim; konudan kendi adima ne anladigimi hatta belki de kendi laboratuvarimizda neyi nasil yaptigimizi anlatmak istiyorum. Elbette asagida yanlislanabilirlik ilkesine de zaman zaman deginecegim. Ama once, bilimsel arastirmadan ve bilimsel yontemin ne oldugundan bahsetmemiz gerekiyor. Cunku bu temeli dogru kurmadan ilerlersek, kavramlar havada kalir. Bu temel bize daha net cerceve saglar.

Bilimde ilk kabul, ilk dayanak noktasi gozleme dayali bilgi, nesnel bilgi yani empirizmdir. Yani bilimsel yontem, dunyayi anlamak icin once gozlemeyi sart kosar.

Bunun arkasinda, tarih boyunca onemli isimler geldiler gectiler. Mesela Galileo… Ondan onceki donemlerde insanlar cogunlukla dunyanin nasil isledigini anlamak icin otoritelerin sozlerine kulak veriyorlardi. Yani kalkip Aristo dedi diye dogru kabul ediyorlardi; Platon'un soyledigi mesela sorgulanmazdi. Ama Galileo ve ayni donemin diger bilim insanlari, mesela Kopernik, Newton gibi sunu soyluyorlardi; Bir seyin nasil isledigini ogrenmek istiyorsan, gidip kendin bakacaksin. Gozleyeceksin. Kanit toplayacaksin. Oyle babam soyledi diye inanmayacaksin.

Galileo bunu sadece teoride soylemedi; ornegin gunes sisteminin isleyisini anlamak istediginde, otoritelere yaslanmak yerine aldi eline teleskopu, gokyuzune bakti. Gezegenlerin hareketlerini takip etti, defterlere kaydetti, tekrar tekrar kontrol etti. "Aristo dunya merkezdedir" demisti diye meseleyi kapatmadi; bizzat kalkti, gozlem yapti.

Kendi alanim oldugu icin psikoloji acisindan yaklasayim. Psikolojide bizim yaptigimiz sey aslinda bundan cok farkli degil. Diyelim ki gelisim psikologlari kalkiyor arastirma yapmak istiyor. ilkokul cagindaki cocuklarda zorbaligin nasil ortaya ciktigini merak ediyorlar diyelim. Bunun cevabi icin bir filozofun gorusunu okuyup "tamam anladim" demiyorlar. Gidip teneffuste cocuklarin birbirleriyle etkilesimlerini izliyorlar, hangi davranislarin zorbaliga isaret ettigini not ediyorlar. Yani tipki Galileo'nun yaptigi gibi, dunyayi oldugu gibi gozlemleyerek bilgi uretiyorlar.

Peki neden gozlem bu kadar onemli? Cunku davranisi anlamaya calisirken sadece bir otoritenin sozunu temel almak isleri berbat eder, bizi yaniltir. Yani sadece otoriteler degil, insanlar, herkes yanilabilir; herkes ayni derecede guvenilir degildir yani. Bir de tek bir kisinin deneyimi, genis bir grubun davranislarini temsil edemez. Ancak gozlem yaparak, davranisin neden ve nasil ortaya ciktigina dair daha saglam bir zemin elde ederiz. Bu gozlem isi de tek bir yontemle yapilmiyor. Bazen insanlarin dogal ortamindaki davranislarina bakiyoruz. Mesela parkta, okul bahcesinde, is yerinde vs.. Bazen insanlara anket verip ruh hallerini dusuncelerini ya da tutumlarini olcuyorlar. Bazen de laboratuvarda kontrollu bir gorev yaptiriyoruz; bellek, dikkat, karar verme gibi surecleri olcuyoruz. Benim alanim daha cok sinirbilim temelinde, mri, fmri ile beyin hasariyla iliskili psikikolojik durumlar. Konu ne olursa olsun, bu yontemlerin hepsi aslinda ayni kapiya cikiyor: Davranisi OLCEREK ANLAMAK.

Bir gozlem tek basina hicbir zaman bize yeterli bilgiyi vermez. Tek bir kisiye bakarak, ya da tek bir calisma yaparak gercek budur diyemeyiz. Cunku tesadufler, rastlantilar, olcum hatalari her zaman olur. O yuzden BILIMSEL BILGI TEKRARI gerektirir. Hem bir calismanin kendi icindeki bircok birey uzerinde tekrar edilmesi, hem de baska arastirmacilar tarafindan baska kosullarda yeniden yapilmasi lazim. Bu tekrarlar sayesinde elimizdeki bilginin rastlanti olmadigindan daha emin oluyoruz.

Bilimde BIR KEZ GORDUM degil, DEFALARCA GORDUM ve kosullar degisse bile sonuc benzer kaldi onemlidir. Iste bu noktada bilimsel yontemden bahsetmemiz mumkun oluyor.

Simdi bir baska noktaya gecelim. Bilimsel yontemin cok onemli bir ayagi var. O da determinist acidir. Bu terim kulaga biraz karmasik gelebilir cunku felsefede de bu kullanimdan bahsediyoruz. Ama burada sunu demeye getiriyorum. Dunyada olup biten HIC BIR SEY kendiliginden, tamamen tesadufen ortaya cikmaz; her olayin ve her davranisin arkasinda ONU ETKILEYEN belirli bir neden ya da nedenler var. Bilimde determinist yaklasim dedigimiz sey aslinda bu.. Bazi insanlar bu yaklasimi yanlis anliyor; sanki insanin hic bir ozgur yada kismi ozgur iradesi, yetisi yada yetenegi, kosulu yokmus gibi. Ama burada kullandigim anlam farkli. Yani soyle: Insan davranislarinin temel nedeni var ve biz bu nedenleri arastirarak anlayabiliriz.

Mesela insan neden depresyona giriyor? Sahte anilar nasil olusuyor? Uykusuzluk kaygiyi mi artiriyor, yoksa kaygi mi uykusuzluga yol aciyor? Bu sorularin hepsi aslinda DETERMINIST BIR VARSAYIMDAN GUC ALIR. Yani bu davranislarin belli sebepleri vardir ve biz bu sebepleri bulabiliriz dusuncesi olmadan hicbir arastirma yapilamaz. Tabii burada onemli bir nokta var: Insan davranislari cogu zaman tek bir nedene dayanmaz; TEK BIR DUGMEYE BASIP BUTUN DAVRANISI ACIKLAMAK mumkun degil. Isin icinde genetik egilimler var, cevresel faktorler var, ogrenilmis kaliplar var, stres duzeyi gib farkli seyler var. Bunlarin HEPSI bir araya geliyor ve belli bir davranisi sekillendiriyor. Dolayisiyla arastirmalar genellikle coklu nedenleri hesaba katmak zorunda, yoksa bilimsel bir arastirmsadan bahsedemeyiz. Bununla birlikte, her arastirma dogrudan bu buna neden olur sorusuna cevap vermek zorunda da degil. Bazen once davranisin KNDISINI de tanimlamak gerekir. Mesela bir davranis dusunelim, bu toplumda ne kadar yaygin? Hangi durumlarda daha cok ortaya cikiyor? Hangi degiskenlerle iliskili? Bu sorularin hepsi nedensellige dogrudan ulasmasa da, davranisin dogasini anlamak icin gerekli olan ilk bilgiyi saglar. Mesela adam universiteye basliyor, bu kisilerde kaygi ne kadar yaygin? Daha kucuk yasta universiteye baslayanlar daha mi fazla kaygi yasiyor? Bu sorularin her biri determinist yaklasimin bir parcasi. Cunku hepsi davranisin arkasinda BELIRLI NEDENLERIN BULUNDUGUNU kabul eder.

Sadece bu degil tabii, bilim dedigimiz sey en basit aciklamayi once degerlendirir. Ne demek istiyorum burada? Sadece olay psikolojiyle sinirli degil; aslinda hemen her bilim dalinda isler boyle yurur. Mesela diyelim ki jeoloji. Az cok lise universite bilgimizle biliyoruz. Bir dagin yamacinda buyuk bir catlak var diyelim. Bunu fark ediyorlar. Bazilari hemen diyor ki aaa buyuk bir yeralti canlanmasi var, dev bir magma patlamak uzere! Ama isler oyle yurumuyor. En basitinden bir jeolog bunu demez. Once en temel ihtimali dusunur: bu mesela yakin zamanda yasanan kucuk bir deprem olabilir, toprak suyla asiri doymus olabilir, bolgedeki kaya tabakasi dogal kayma yasamis olabilir, yani olabilir de olabilir. Cunku daha basit aciklamalar, daha az degisken icerdigi icin once sinanir. Ancak jeolog bu basit ihtimalleri GOZLEM VE OLCUMLERLE ELEDIGINDE iste o zaman daha karmasik jeolojik sureclere yonelmeye baslar. Yani karmasikligi eklemek, basit olan aciklamanin tasimadigi durumlarda devreye girer.

Bu sadeligin bir nedeni de cok pratik. O da su; basit bir aciklamayi YANLISLAMAK cok daha kolaydir. Eger bir iddia bin tane ek varsayim iceriyorsa, onu test etmek neredeyse imkansiz hale gelir. Oysa bilim, bir bakima YANLISLANMA ihtimali olan aciklamalarla ilerler. Bu yuzden jeolog once sunu dusunur: Ulan bu catlak yakin zamandaki kucuk depremler yuzunden olusmus olabilir mi? Bu iddiayi test etmek kolay; bolgede sismik kayitlar var mesela, yuzey hareketi olcumleri vardir, cikarsin sonuclarini karsilastirirsin. Eger veriler bunu DESTEKLEMIYORSA, o zaman siradaki daha karmasik aciklamayi dusunursun. Ayni ilke astrofizikte de karsimiza var. Gokyuzunde bir yildizin parlakligi aniden azaliyor diyelim. Once basit aciklamayi dusunuruz: mesela basit bir sey soyleyeyim, dedik ki, yildizin onunden toz bulutu gecmis olabilir. Yada yildizin kendi parlaklik dongusunde dogal bir dalgalanma vardir. Ama bu ihtimaller CURUTULURSE, BU IHTIMALLERIN YANLIS OLDUGU GORULURSE, YANLISLANIRSA, iste o zaman adamlar daha karmasik modellere gecer. Ornegin ne diyebilirler? ne desinler, mesela yildizi cevreleyen gezegen halkasi olabilir ya da yildiz ici fuzyon sureclerinde bir sey oldu diyelim; degisiklik yasandi mesela. Ama bunlar hep ikinci asamadaki ihtimaller.

Sade aciklamalarin tercih edilmesinin tek nedebi o degil; bunlar cok daha kolay test edilirler. BIR TEORIYI TEST EDEBILIYORSAN, ONU YANLISLAYABILIRSIN. Tekrar soyluyorum, burasi onemli: bir teoriyi test edebiliyorsan onu yanlislayabilirsin; yanlislayabiliyorsan eger bilimin ilerleme sansi olur. Eger aciklama HER KOSULDA KENDISINI KURTARACAK SEKILDE TASARLANMISSA, oaradan bir halt olmaz, bilim de olmaz. O noktada, artik, bilim, bilim olmaktan cikar. Bu yuzden jeoloji, astrofizik, biyoloji, fizik ne dersek diyelim...Hepsi once en yalin ihtimalleri sinar, ancak veriler bu kadar basit degil dediginde karmasik aciklamalara basvurur.

Bilimde test edilebilirlik ilkesinin neden bu kadar kritik olduguna biraz daha yakindan bakmak istiyorum. Konunun onemi acisindan soyle bir ornek vereyim: Diyelim ki elimizde belirli bir psikolojik ya da norolojik durumu aciklamaya calisan bir teori olsun. Teori, beynin belirli bir bolgesinin bu duruma yol actigini iddia ediyor olsun. Simdi, bu iddiayi bilimsel yapan sey, NESNEL OLAN BU ACIKLAMA, HEM DOGRU CIKABILIR HEM DE YANLIS CIKABILIR IHTIMALINI BARINDIRMASIDIR. Eger teori oyle bir sekilde kurulmussa ki hangi veri gelirse gelsin kendini kurtarabiliyorsa, o teori bilimsel degildir. Mesela evin icinde gorunmez bir ruh var cumlesi boyle bir sey; cunku NEYIN GOZLEMI ONU YANLISLAYACAK? Neyin gozlemi, boyle bir seyin YANLIS OLDUGUNU, HATALI OLDUGUNU GOSTERECEK? Hicbir sey. Dolayisiyla bu tur ddia bilimsel yontemle SINANAMAZ.

Ama bilimsel hipotez boyle degil. Bilimsel aciklamanin yapisinda yanlis cikabilme ihtimali HER ZAMAN olmalidir. Bir teori hem CURUYEBILIR hem de DOGRULANABILIR olmalidir. TAM DA BU, CIFT YONLU OLASILIK, TEST EDILEBILIRLIGIN EN TEMEL SEYI. Bilimde asil mesele TEST ETTIK, DEFALARCA TEST ETTIK, YA DOGRULANIR BIR SEY, YADA YANLISLANIR. Bilim bir seyi sirf dogrulamak yada yanlislamak icin yapmaz. Fakat bir seyi yanlislarsak, onu bir tur sinava sokmus oluruz. Simdi bunu daha somutlastirmak icin norobilimle ilgili bir ornek dusunelim. Diyelim ki elimizde bir grup hasta var ve bu hastalarin yasadigi bir algi bozuklugunu aciklamaya calisan bir hipotez gelistirelim. Hipotez sunu soyluyor olsun: "Bu belirtiler beynin sadece tek bir bolgesindeki hasardan kaynaklanir." Bu iddia test edilebilir. Ne yaparsin? Farkli hastalarin beyin goruntulerine bakarsin, lezyonlarin konumlarini karsilastirirsin. Eger gercekten butun hastalarda tek bir bolge hasarliysa, HIPOTEZIN AYAKTA KALIR. Ama diyelim ki veriye baktik ve sunu gorduk: Belirtiler bircok farkli bolgedeki lezyonlardan sonra da ortaya cikiyor. Bu durumda ilk aciklamamizin YANLIS OLDUGU ortaya cikar. Yani hipotezi test ettik ve yanlis oldugunu gorduk.

Bu noktada bilim durmaz iste; aksine yanlislamayi bir baslangic sayar. "Tamam, bu aciklama olmadi" der , gider yeni bir ihtimal kurar. Mesela elimizdeki veriler sunu gosteriyor olsun: Her ne kadar lezyonlar farkli bolgelerde olsa da hepsi beynin ortak bir iletisim hattina baglaniyor. Yani hasar tek bir anatomik noktada olmayabilir ama ayni fonksiyonel ag uzerinde olabilir. (ki benim suan lab'de arastirdigim birincil arastirma konum bu) O zaman yeni bir hipotez ortaya cikar: "Belirtiler, ortak bir beyin agindaki bozulmadan kaynaklaniyor olabilir." Bu hipotez HEM TEST EDILEBILIR HEM DE YANIT DOGRU YADA YANLIS CIKABILIR. Test edersek sunu goruruz mesela: Gercekten de farkli lezyonlarin hepsi ayni iletisim agina dusuyor. Daha da ilginci, bu ag icindeki farkli baglantilar belirtilerin duyusal turunu belirliyor; gorsel bozukluk yasayanlarin lezyonlari bir yol uzerinden baglaniyor, isitsel yasayanlarinki baska bir yol uzerinden. Bu yukarida bahsettigim olay benim arastirdigim bir olay. Bu baslangicta basit aciklamanincokmesiyle basladi, surec simdi daha iyi ve bilimsel acidan cok daha guclu bir modele donustu.

Neyse, fazla uzatmayayim, baska islerim de var bu gece, bitirmeden once sunu soyleyelim, ki bu onemli-- Bilim bir aciklama yanlislandiginda coken bir sistem degil, bunu soylemiyorum. Tam aksine sunu soyluyoruz: burada yanlislamayla guclenen bir surecten bahsettik. Test edilebilirlik olmazsa, bilime yon veren hic bir sey olmaz, o bilim olmaz. Cunku hangi aciklamanin ayakta kalip hangisinin cokecegini test etmemiz lazim. Bu sekilde bunu gorebiliriz. Eger bir teori yanlislanabilir degilse, yani test edilemiyorsa, onu bilimsel bir cercevede degil, baska bir yerde, baska bir kapsamda tartismamiz lazim.
Alıntı ile Cevapla
  #42  
Alt 19-11-2025, 08:49
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.062
Standart

Yukaridaki iletiyi yazdiktan sonra bir kac dakika dusundum de, bunu bir ornekle genisletmek istedim. Belki daha iyi anlasilabilir umidiyle. Konusmayi anlama (speech comprehension) becerisini ornek vermek istiyorum. Bu konu da onemli bir fikir veriyor.

Bu sayede test edilebilirlik ilkesini biraz daha acayim. Biliyoruz ki, dil bozukluklariyla calisan arastirmacilar var. Bir kac yil once benim bir komsum da bu konuda calisiyordu--master mi ne yapiyordu --Aslinda cevrede bu speech konusunda pek cok kisiyle de tanistim. Sanirim bir suru insan var bu konuda sikinti yasayan. Neyse, bu speech comprehension meselesinde insanlarin genelde uzun yillar boyunca kabul ettigi bir sey vardi.

Diyorlardi ki, konusmayi anlamayi saglayan belirli bir cekirdek merkez vardir; bu merkez hasar gorurse kisi duydugu dili anlamakta zorlanir. Aslinda bu aciklama yanlis degildi. Gercekten de beynin arka temporal bolgelerinde, ozellikle de isitsel bilgiyi anlamlandirmaya yardimci olan belli bir merkez bulunuyor. Bu bolge hasar gordugunde kisinin soylenenleri kavrama becerisi ciddi sekilde bozuluyor. Isteyen olursa daha detayli anlatabilirim. Yani elimizde test edilebilir, gayet mantikli ve aslinda kismen dogru bir model vardi.

Ama mesele suydu: Bu modelin soyle bir iddiasi vardi: Eger konusmayi anlamak icin tek bir merkez varsa, anlama bozuklugu yasayan herkesin ayni anatomik bolgesinde hasar olmali. (gecerli bir hipotez)Iste bu iddia TEST EDILEBILIRDI ve bu nedenle BILIMSEL BIR hipotezdi. Bu durumda farkli hastalarin beyin goruntulerine bakilir, lezyon haritalarini karsilastirilir. Ve burada isler basit modelin ongordugu gibi cikmadi. Bazi hastalarda o bilinen merkez gayet saglam duruyor ama yine de konusulanlari anlamakta gucluk cekildi. Bazilarinda ise hasar o bolgeden cok uzaktaydi fakat anlama sorunu belirgindi. Yani hipotezin bir kismi dogruydu ama genel aciklama veriye dayanamiyordu. Biz bunu bizzat TEST ETTIK ve EKSIK oldugu ortaya cikti.

Iste bu YANLISLAMA bizi daha iyi bir modele goturdu. Yeni hipotez de soyle sekillenmeye basladi: "Evet, konusmayi anlamada kritik bir merkez var; ancak bu merkez tek basina calismiyor. Bir AGIN ICINDE yer aliyor ve agdaki baglantilarin bozulmasi da anlama surecini sekteye ugratiyor olabilir" Bu yeni bir aciklama. Hem onceki modeli iceriyor hem de daha genis bir cerceve sunuyordu. En onemlisi su: TEST EDILEBILIRDI. Bu sefer sadece hasarin yerine degil, hasarli bolgenin BEYNIN DIGER ALANLARIYLA OLAN ISLEVSEL BAGLANTILARA bakildi. Fonksiyonel baglanti analizleri, beyaz madde, dinlenim durumu senkronizasyon olcumleri vs....Hepsi tekrar tekrar test edildi.

Gercekten de baktiginda, anlama bozuklugu yasayan hastalarin lezyonlari farkli anatomik konumlardalar. Ama hepsi ayni islevsel dil aginin kritik dugumlerine baglaniyordu. Yani o baslangictaki "tek merkez" modeli TAMAMEN COKMEMISTI; bugun mesela biliyoruz ki o bolge gercekten de konusma anlamada cok onemli bir yer. Acik beyin amelyatlarindan ornekler de verilebilir buna.. Ama soyle bu merkez, izole bir yapi degil. Temporal korteks, supramarginal girus, planum temporale vs. bu bolgeleri birbirine baglayan fasciculus gibi yollarla birlikte calisan genis bir agin parcasi. Semptomun tipi bu agin hangi baglantisinin bozulduguna gore degisiyor: Isitsel analiz yollarindaki kesintiler kelimeleri duyup anlamamayla ilgili olabiliyor, daha ust duzey entegrasyon yollarini dusunursek, oradaki bozulmalar da cumle yapilarinin cozulememesine neden oluyor.

Bilmiyorum sanirim yeterince acikladim mi, ama soyle bir sey goruyoruz. Once bir aciklama ortaya atilir, test edilir, eksik oldugu gorulur, ARDINDAN DAHA KAPSAMLI ama hala TEST EDILEBILIR yeni bir model gelistirilir. Ve yeni model DEFALARCA SINANDIKCA dogruya biraz daha yaklasilir. Kimse kalkip da, ben su teoriyi curuteyim yada dogrulayayim diye demez. Bilim insaniysa demez. Ama bilir ki, bilimde onemli olan bir sey var. Bir aciklama hem desteklenebilir hem de yanlislanabilir olmali. Yani NESNEL OLMALI, TEST EDILEBILIR OLMALI. Eger bir teori yanlis cikma ihtimali tasimiyorsa, onu test etmek de mumkun OLMAZ.

Test ederiz, ama dogrulariz, ama yanlislariz. Ben mesela kisisel olarak bu isin basinda ve deney yapan biriyim, sahsen biz boyle bir calisma yurutuyoruz. Bizim izledigimiz yontem assagi yukari bu sekilde. Bakariz, test ederiz, genelde dogrulariz. Ama bir hipotez nesnel bir temele dayaniyorsa, yanlis da cikabilmelidir. Dogrulariz dedim cunku elimizde cok temel ve pek cok destekleyici kanitlar var.
Alıntı ile Cevapla
  #43  
Alt 19-11-2025, 11:26
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.062
Standart

Musaden olursa bir ornek vermek istiyorum. Bir ara okulda ogrenmistim bu MRI meselelerini calisirken. cok da onemli degil kendi basina ama konumuzla alakali. Hem muazzam hem de cok yeni. Assagi yukari belki toplasan bir asir olmadi. 1933 yilinda Isidor Rabi diye bir adam var. Bu adam, nukleer spin frekanslarini olcmek icin molecular beam teknigini gelistiriyor. Genel okuyucu kitlesi icin dusunursek, atom cekirdeginin manyetik alanda nasil davrandigini anlamaya yonelik bir sey diyelim kisaca. Kimsenin aklinda bu yontemle bir gun insan beyninin icini goruntulemek diye bir sey yok.

Sene oluyor, 1937. Cornelis Gorter, rabi'den sonra ikinci adam. Bu adam Rabi'yi ziyaret ediyor. Sunu soyluyor. Manyetik alan ile atom cekirdeginin enerji seviyelerini eslestirmeyi denesek nasil olur?

Yani bu basit fikir, yillar sonra MRI'in temel prensiplerinden biri oluyor. O donemdeki insanlar, ellerindeki sinirli bilgi yuzunden bunun neye donusecegini tahmin bile edemiyorlardi. Cunku bilimsel imkanlar, gozlem araclari, teorik olaylar vs yoktu yada sinirliydi.

Daha da geriye gidersen Descartes doneminde insanlarin beynin nasil calistigina dair bilgisi de kisitlydi. Kisitliydi kelimesi de dogru degil aslinda yanlisti diyelim. Hatirlarsaniz, Descartes bilinc ve irade merkezinin pineal bez oldugunu saniyordu. Cunku elindeki bilgi ve teknoloji bundan fazlasini gormesine izin vermiyordu.

Insan, her zaman kendi caginin bilgi kapasitesiyle ve deneyimiyle sinirlidir. Ben bunu diyorum.
Alıntı ile Cevapla
  #44  
Alt 19-11-2025, 13:56
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.671

Onur Üyeliği 

Standart

Öncelikle bilimsel teori gözlem, olgu, deneye, sınamalara(bir değil düzinelerce!), TEYİT(!), kanıt-dayanak vb. nesnel yöntemlere ve ŞU ŞARTLAR, KOŞULDA, ŞU ORTAMDA, ŞU YOĞUNLUKTA, ŞU GÖZLEM ARAÇLARIYLA vb. dayanır. Önce burada anlaşmalıyız. Sırf haklı çıkmak namına olanı çarpıtan(Popper) vb. tanımlarıyla hareket edemeyiz.
Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bilimde BIR KEZ GORDUM degil, DEFALARCA GORDUM ve kosullar degisse bile sonuc benzer kaldi onemlidir. Iste bu noktada bilimsel yontemden bahsetmemiz mumkun oluyor.
Evet, elbette ve bir kez bile aksi bir şey görülse teori çöker, yanlışlanır vb. yaklaşımını ve böylece bu yaklaşımın da hatalı mantığını ele verir, yani yine sorun temel yanlışlar üzerinedir. Böyle "yanlışlamacılık", böyle "doğrulamacalık" zannı da, Popper'ın türetimi ve aslında farazi ve aynı şeyler(sadece kelime farklı), pratikte bir karşılıkları yok . Buradan aklımıza, Popper'ın diğer ayrı, temel safsatası aklımıza gelir. (önceki yazılarımda değindim), Popper öngörüleri alır ve öngörülerin yanlışlanamaz olarak öne sürüldüğünü iddia edip, ilgili TEORİLERİ TÜMDEN YANLIŞ ilan eder(Popper öngörülerde kesinlik aramaktadır, öngörünün yanlışlanabilir olmasını beklemek=kesinlik beklemek anlamına gelir). Oynadığı basit akıl, kelime oyunlarının mantığını defalarca kez anlatmaya gerek yok;

Bilimsel, nesnel ÖNGÖRÜLER, TAHMİNLER => zaten doğrulanıp, yanlışlanamazlar(çünkü eldeki veriye dayanarak geleceğe veya geçmişe(direk gözlemlenemez hal üzre) dair veya şu olursa bu, bu olursa şu yönlü vb. tahminlerdir, yani verili koşulda gözlemi(!), teyidi mümkün olmayandır). Biz bu halde, öngörülerin dayanaklarını, dayanaklarla olasılık bağının uyumu, mevcut durum koşul ve göstergeler,, gidişat, çeşitli göstergelerin yönü vb. üzre irdelemelerde, hesap, tahminlerde bulunabiliriz. Bu bağlamda öngörünün kendisini sınamak, doğulamak-yanlışlamak gibi bir yaklaşım geçerlilik arzetmez, burada kontrol kriteri öngörüye nasıl ulaşıldığıyla ilgili olur ve öngörüler iradi, ideolojik bir çabayla doğrulanıp, yanlışlanmazlar, bu kendiliğinden gerçekleşir(öngörü vakti, takvimi, yeri geldiğinde veya gelmediğinde dahi belki tutmuş, belki de tutmamıştır, o zaman da neden tutmuş, neden tutmamış muhasebesi olur, insan iradesi-eylemine veya yöntemine, ideolojiye dayalı-bağlı olarak doğrulanıp, yanlışlanmış olmaz). Peki Popper veya Poppercılar ne yapıyor? Öngörülerin yanlışlanamaz olarak öne sürüldüğünü iddia edip, bütün teorileri yanlış ilan ediyor(ama zaten öngörüler yanlışlanabilir değillerdir!), bazen de tutmayan tahmin, öngörüler üzerinden, gerçekleşmemekle yanlış oldukları yönünde eleştiri getirip, kendi yanlışlanamaz iddiasıyla çelişmiş oluyorlar(eğer yanlışlanamaz olsalardı, bu mümkün olmazdı). Popper çok basit akıl, kelime oyunları oynuyor ve biz bu sebeple, temeldeki hataları göremediğimiz ve o hatalarla düşünmeye yol aldığımız için farkına varamıyoruz(sonu baştan belli).. Ve daima haklı çıkma durumu göze batarken, son darbesini çakıyor, "bu öngörüler yanlışlanamaz olarak sunulmuş" deyip, ardından da ilgili kişilerin dahili oldukları teorilere BÜTÜNÜYLE yanlış, bilimsel değil diyor(öngörüleri tutmadığı için mi? Öyleyse burada bir mutlak arayışı sorunu var). Popper'ın bu yaklaşımda bir değil, en az 2 akıl, mantık hatası ve en az 1 adet de usülsüzlük var...
Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu sadeligin bir nedeni de cok pratik. O da su; basit bir aciklamayi YANLISLAMAK cok daha kolaydir. Eger bir iddia bin tane ek varsayim iceriyorsa, onu test etmek neredeyse imkansiz hale gelir. Oysa bilim, bir bakima YANLISLANMA ihtimali olan aciklamalarla ilerler.
Bilim ihtimaller, yanlışlama ihtimali olan açıklamalar, tersinden kehanet beklentisi vb. üzre ilerlemez, bu bir ilerleme değil öznel bir beklenti veya Popper şahsında(siz değil), kelime oyunu, haklı çıkma gayesinde basitleştirme içeriyor... Bilim meselenin salt bu yönüyle ilgili sınamalar, teyitler, kanıtlarla ilerler, Popper'ın ideolojik ve indirgemeci ve ilerlemenin temelini saf dışı bırakan bu türden yaklaşımlar geçersiz. Daha önce dile getirip, örneklemiştim... Kısaca, gözlem, deney, sınama,yorum, DAYANAK, KANIT=>TEYİT, bilim bu biçimde ilerler ve bilimde her ilerleme hata da, spesifik detaylarda yetersizlikler de içerse, olgu, olayları olabildiğince uyumlu olarak açıklıyor, çözümlüyor, bilimsel yorumları ortaya koyabiliyor, yerine göre de varsa evveliyatını aşıyorsa,, ilerlemedir... Yanlışlamak gibi ideolojik yaklaşımlar ve bilimi de Popper gibi öznel idealist kurgu, iddia önatımıymış gibi ele almak hata olur... Bilimsel çözümlemeler, teoriler ve hatta nesnelliğe dayalı her görüş için, bir bütün halinde teori, iddia, görüşü terk etmeyi gerektirmeyecek hallerde eksik, yetersiz, teyide muhtaç, hatalı gibi kavramlar kullanılabilir, bir binanın bir tuğlasının yanlışlanması binayı kökten söküp at-a-maz veya yadsımaz. Umarım burada demek istediğim ve Popper'ın ideolojik yaklaşımları, dezenformasyonları anlaşılıyordur, öncelikle asıl uzaklaşılmaması gereken kriterlerin başında olması gereken nesnelliktir(ideolojik ayrımlar değil).
Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Eger veriler bunu DESTEKLEMIYORSA, o zaman siradaki daha karmasik aciklamayi dusunursun.
Yada yildizin kendi parlaklik dongusunde dogal bir dalgalanma vardir. Ama bu ihtimaller CURUTULURSE, BU IHTIMALLERIN YANLIS OLDUGU GORULURSE, YANLISLANIRSA, iste o zaman adamlar daha karmasik modellere gecer. ... ihtimaller.
Öngörüler, ihtimaller............
"Ama bu ihtimaller CURUTULURSE, BU IHTIMALLERIN YANLIS OLDUGU GORULURSE, YANLISLANIRSA," İhtimaller yanlışlanıp, doğrulanacak temelde ele alınacak unsurlar değil, gözlemin, olgunun, olayın dayanağına göre hesaba katılabilir olasılıklar ve bu tür konularda kişiye göre değişkenlik arzeden söylemler(öznel), veya tahmin, ÖNGÖRÜLER örnek olarak öne sürülmemeli ve diğer yandan da bu halde araçlar amaçlaştırılmamalı. Zaten önceki yazılarımda Popper ve öznel idealistlerin; "teori" vb. söz edip, yerine önermeleri, öngörüleri , tahminleri, renkler ve zevkleri, araçları kırbaçlamasının,,, neden çarpıtma, yanılma, aldatma, subjektif, ideolojik, bilimsel olmama, haklı çıkma yönelimi-yöntemi olduğuna değinmiştim...

Yanlış olduğunun teyidi, dayanağı nedir? Bu kanıya nasıl vardınız, nasıl yanlış olduğunu söylediniz? O halde elde olan ne? (o da mı yanlış, yanlışlanabilirliği ayrı bir konu, doğrulabiliyorsa zaten yanlışlanabiliyordur da (bu olağan, doğal, nesnel olanı), burada görülen sorun ise ayrı bir konu)
DESTEKLİYORSA, DESTEKLEMİYORSA? desteklediğinin kavraması, teyidini nasıl sağladı, karar kıldınız, anladınız? Peki elde olan ne, o da mı desteksiz?

Burada bir şeyler yanlış gidiyor ve daha en başında, temelde yatan Popper "temel" mantık hataları, yanlışları.... Popper nasıl çarpıtmış(niyetten bağımsız, sonuç olarak) bir çok izahla ortaya konduğu gibi, pratik üzerinden de kavranabilir... Bu örnekler Popper'ın temel yanlışlarının bir değil bir çok sonuç doğurduğuna dairdir, yani sorun sadece bu değildir, bir bütün halinde daha en temelde yaklaşım, mantık hatası, paradosklarıdır(paradoksların mantık hatasına dayanması gibi)...
Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sade aciklamalarin tercih edilmesinin tek nedebi o degil; bunlar cok daha kolay test edilirler. BIR TEORIYI TEST EDEBILIYORSAN, ONU YANLISLAYABILIRSIN. Tekrar soyluyorum, burasi onemli: bir teoriyi test edebiliyorsan onu yanlislayabilirsin; yanlislayabiliyorsan eger bilimin ilerleme sansi olur. Eger aciklama HER KOSULDA KENDISINI KURTARACAK SEKILDE TASARLANMISSA, oaradan bir halt olmaz, bilim de olmaz. O noktada, artik, bilim, bilim olmaktan cikar. Bu yuzden jeoloji, astrofizik, biyoloji, fizik ne dersek diyelim...Hepsi once en yalin ihtimalleri sinar, ancak veriler bu kadar basit degil dediginde karmasik aciklamalara basvurur.
Tamam "gözlem, sınama ve nesnel olgu, dayanaklar içerip de, hem vargılara çıkmış hem de, amacının kendisini kurtarmak olduğu" bir tane örnek verilebilir mi? (burada kastım kişisel değil, yani şu ya da bu kişinin kendi menfaatleri yönünde içine girdikleri eylemlere atfedebileceğimiz davranışlar değil, gerçekten bilimsel teori olup da, sınanamaz olan bir örnek lazım...)

TEORİLER, gözlem, sınama, deney, teyitler gibi bir çok temel dayanaklar üzre teori olurlar ve bütün bileşenler de sınanmaya devam eder(teroiler bir bina gibi çok bileşenli) ve bu sınamalar ideolojik olarak yanlışlamak veya doğrulamak tarzı, amacıyla değil, veri edinebilme(ki yorum ancak bu sayede mümkün), teyit etme, daha ileri adımlar atabilme, süreğen elde edilen yeni bulgularla olan uyumun, tutarlığın vb. ölçülmesi, sağlaması elden geçirilmesi vb. amacıyladır... Sonuç olarak gözlem, sınama, test edilebilir olmayan, zaten = teori değildir, o sebeple de bu durumu içermeyen "teori olmaz". Yani kısaca, sınanamaz, test edilemez teoriden söz edilemez, edilen de zaten teori değildir... Günümüzde teori denilen bir çok iddia teori falan değil ve bunun sorumlularından birisi ve başlıcası da zaten Popper'dır. Dayanaksız, kanıtsız, teyitsiz söylemler, kurgular, sırf sunumu Popper'ın beklediği gibi yaptıkları için bilimsellik kisvesine bürünebiliyorlar, oysa Popper etkisinden önce, öncelikle nesnel mi, gözleme dayanıyor mu, sınanabilir mi, somut karşılığı, kanıtı hiç olmazsa nesnel dayanağı, tespiti vb. var mı, metafizik öğelerden arındırlmış mı vb. bakılırdı ...

Neden örnek istiyor veya soruyorum, çünkü konu itibarıyla da, öznel idealist düşünemiyorum, bir yığın ilgisiz, anlamsız sözde başvurular yapıyorlar ve neden bu tür yöntemlere ihtiyaç duyduklarını da görmek beni rahatsız ediyor(bilimsel kaygı değil sırf ideolojik olarak haklı çıkmak!). Düşünme model ve biçimlerimiz farklı ve Popper vb. öznelcilik daha ilk söylemlerde benim açımdan sıkıntılı, daha baştan sırıtan bir hal alıyor... Anlam vermeye uğraştıkça daha da batıyor...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (19-11-2025 Saat 20:07 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #45  
Alt 19-11-2025, 20:50
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.062
Standart

Merhaba

Burada bazi yanlis anlasilmalar var sanirim. Bizim bu yanlislar yada yanlis yorumlar uzerine arguman gelistirmemize daha cok gerek yok. Burada Popper bir otorite degil, kral degil, pasa degil, her dedigi dogru degil. Popper'in soyledikleri var, soylemeye calistigi seyler var, yanlislari da var.

Burada lakatos'tan ve kuhn'dan da konusmamiz daha yararli olur. Daha dengeli saglikli olur. Popper'in guclu yanlarini ve nerelerde yanildigini vakit olursa gece konusalim.
Alıntı ile Cevapla
  #46  
Alt 21-11-2025, 11:35
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.671

Onur Üyeliği 

Standart

Andrew´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Popper ile ilgili ele almak istedigim nokta suydu: Popper'in kendi orneklerinin ve kullandigi soylemlerin, gercek bilimsel pratikte aslinda cok karsiligi yok. Yani isler Popper'in anlattigi kadar basit islemiyor. Bilimde bir deney yaptiktan sonra sonuc beklenenden farkli cikti diye koskoca bir teori cope atilmaz.
Ben de dün biraz yazmış, bu konuya gelmiştim, ama zaman yetmediği için bıraktım, aşağıya alacam. İşleyiş açısından bir karşılığının olmamasının sebebi, aslında başından beridir analiz etmeye çalıştığım biçimde, Popper'ın formel ve ideolojik yaklaşımı. Yani bu hani ortada bir veri olur, herkesin gözlemleyip, üzerinde fikir beyan edebileceği, çeşitli yorumlarda bulunabileceği biçimde olsa gayet normaldir, öyle değil, bir nevi kurgu-kalıp durumu söz konusu...

Bir çok konuda, bilgimizin olmaması eksik, doğru veya yanlış, yeterli veya yetersiz olması vb. tamamen doğal, normal, fiziğin dahili... Mutlak, kusursuz bilgi ve arayışı meselesi idealizmin meselesidir ve bilimde yeri olamaz... (Popper'a diğer yandan da bu açıdan da bakmak gerekir...) Fikir alanlarında, Dünyanın en zor işlerinden birisi de idealize edilmiş, ideolojik kalıplarla düşünen ve kalıplar koyan kişileri anlamak, açıklayabilmek ve eleştirmektir(daiama haklı çıkmak üzerine de kuruludurlar).

Diğer taraftan da Popper gibi düşünenler öyle cümleler kurmaktadır ki, açıklaması kitap oluyor. kaldı ki bir de basit, kabaca anlaşılabilir hal almasını sağlamak ise çok zor bir hal alıyor ve kaba anlatım da sıkıntı, çok yönlü yanlış anlamalara, anlamalara sebep oluyor...

Popper'ın doğrulama, yanlışlamacılığı ideolojik olarak ele aldığı yönünde yanlış anladığımızı düşünmüyorum. Popper'ın dayandığı temel daha başından formel temeldir ki, 2 bilemedik 1 ana, 2 genel, geçer 3 kıstası vardır, gerisi onlara dair kendisiyle çelişen sıkıntılı izahları. Popper sandığınız gibi yaklaşmıyor, o salt ve tüm diğer yöntemleri de gereksiz kılacak mutlak bir yol, yöntem oluşturma, koyma derdindedir... Niyet olarak demiyorum, O'nun açısında izlediği, ulvi ve doğru olan yoldur.)

İşte öne sürdüğü sonsuza kadar doğrulama ideolojik yaklaşmı ve mantık hatasına karşın, aynı durum kendsi "yanlışlama ilkesi" söz konusu olduğunda, verdiği cevaba bakınız;
"Yanlışlayıcı önermelerin(bu da formel!) mutlaka sınanması gerekmez, çünkü sınanabilir olmaları yeterlidir."
Öyleyse yine sonsuza kadar yanlışlama amacıyla yanlışlanabilirler, teyit(sınama,doğrulama) içermeksizin- daima yanlış = bilimin imkansızlığı Ancak teyitten veya sınamadan(doğrulama*) ziyade, insanın makul kabul edebileceği, göreceği bir noktada paradoks durdurulabilir. Buradaki akıl, mantık oyunlarını, idealizmi bir yana bıraksak dahi, iki yüzlü yaklaşımı nereye konabilir?. Popper'ı yanlış anlamıyoruz, aksine yanlış anlaşılmışlığını, doğrultuyoruz. Yani yanlış anladığımızı iddia edenler yanlış anlamış. İşte konunun başından beridir neden Popper aksine sahte bilimin dayanak noktası haline gelmektedir bir başka örneğini temsil eder, ki önceki yazılarımda kabaca(ölçüyü tutturamadım,çok kaba oldu) değindim.

Burada basit kelime oyunları olduğu açık. Öncelikle haklı çıkmak için bilimsel yöntemleri, kendi ideolojik çerçevesine getirir, bilimde veya pratikte "doğrulamayı" da aynen kendi yanlışlama yöntemi gibi ideolojikleştirir(bir iddianın doğru mu, yanlış mı olduğu öznel alanına hapseder), yani aslında doğrulanabilir=yanlışlanabilir, yanlışlanabilir=doğrulanabilir olduğu gerçeğini hasır altına süpürür(haklı çıkmak, görüşünü, ideolojisini kusursuzlaştırmak için)...

Bunun dışında başından beridir dile getirdiğim gibi, doğrulama, onaylama, tutarlılık, sınama, olumlama, DOĞRU-YANLIŞ, VAR-YOK vb. gibi NESNEL durumlar ile var-yok, doğru-yanlış'ın iddia esası halini aldığı ÖZNEL İDEOLOJİK zemin birbirine karıştırılmamalı...

Bilim de, materyalizm de, bilgi açısında ve bu bağlamda pratikte, DOĞRU-YANLIŞ, VAR-YOK, NESNEL iken(teyit, tespit, işaret, dair), salt düşünce, kurgu, zihinde, idealizmde, kısaca ÖZNEL açıda birer İDDİA halini alırlar. Her defasında "yanlışlamacalığa", yanlışın önemine, doğrulamanın öznemsizliğine varan yaklaşımalra karşı çıkışımızın temelinde yatan esas sebeplerden birisi budur, süreğen yanlış üzerine konuşmak, kriterlemek, tutarlı bir yaklaşım değildir.

Bilgi meselesinde gerçekler ne Kant ne de Popper'ın düşünme modelinde değillerdir, önermeler varsayımlar adına ne dersek diyelim, bilgi, bilim alanında idealizme yer yoktur ve olmamalıdır, binlerce örnek verilebilir, bakın ideolojik vb. var denebilir, doğru, ancak tüm bunlar da politiktir ve bilimsel yöntemler yeterince kullanılamadığı veya kendisine bir gedik yakaladığı hallerde(örneğin Popper bu yönde sağlam bir gedik açmıştır) bu soruna engel ya da daha doğrusu yeterince engel olunamaz -mutlak engel ise zaten mümkün olmaz(keyfiyete, insanın işdealize etmesine konu ne olursa olsun, engel olunamaz, sonuçta en nikayetinde bilginin üretimi, elde edilimi, izahı, analizi, gözlemi, içerikelndirilmesi vb. öznece yapılır, ama bu sorun geçerli araçlarla olabildiğince sınırlandıralabilir)...

Yanlış anlaşılmalar yine bir noktada Popper veya benzer ideolojik yaklaşımlar etkisiyle oluyor. Bilim yanlışlayarak değil, doğrulayarak ilerler, burada bütün emsele okuyucunun doğru veya yanlışı ideolojikleştirmemesidir, ideolojikleştirdiği anda bilimi de imkansızlaştırır... Burada doğrulamak = sınamak, teyit, olumlu, tutarlı hatta Popper'ın deyimiyle MAKUL olup, olmadığının teyidiyle ilgilidir.

Her doğrulama -> En azından 1 yanlış olma durumu açığa çıkartır.
Her yanlışlama da => En azından 1 doğru durumu açığa çaıkartır...


Doğrusu bunlar birliktedirler. Doğrulama->Yanlışlama, Yanlışlama->doğrulama ve sonunda her iki halin de KABUL, MAKUL, GEÇERLİ, TUTARLI vb... doğrulanması(sınama). Bilim doğrulanamayan hiç bir iddiayı esas alıp ilerleyemez, iddia yanlışlanabilir olarak sunulmuş da olsa, doğrulanmaya muhtaçtır ve yanlışlanabilir bilgi de ancak doğrulanabilir(sınanabilir) olandır, dolayısıyla bir bilginin, iddianın bilimselliğinin esasını yanlışlanabilir olması değil, nesnel, gözlem, veri, dayanak, kanıt haliyle SINANABİLİR olması belirler. Popper ilk başta, "yanlışlanabilirliği" bir iyi-niyet, daha sağlıklı kuşku çerçevesinde ele alıyor, bu öznel bir tercih edilebilirlik yaklaşımdır ve kendi halinde olumludur, ancak buradan ilerleyişi, düşündüğpümüz gibi olmuyor,,,, teyidi, sınama böylece doğrulamayı zinhar dışlayarak, metafizik bir "yanlış-lama" ve makul kabul türetip, ideolojikleştiriyor veya istismar ediyor.

Sonuç ve nihayette ise insan neyi, nasıl MAKUL görebilir? İşte o bakımdan da doğrulama da bulunuryani YANLIŞ DA yanlış olduğunun teyidine muhtaçtır... İşte bu sebeple ideolojik yaklaşımla dahi yaklaşılsa bilim doğrulayarak ilerler, ilerleyebilr, bu salt bilim değil, akıl mantık açısından da böyledir, aksi durumda ilerleme, bilim, mantık imkansız olur. (karar mekanızmaları karar veremediği koşulda işlevini kaybeder.)

Popper, haklı çıkmak, göz boyamak namına sayfalarca "bireysel", "evrensel" edebiyatı da parçalar, yani nasıl izah edilir, burada bir çıprıda olmaz, ancak Popper kendi idealize ettiği bir dünyada, idealist edebiyat parçalar. Elbette 19, 18. Yüzyıl idelaist filozofları kadar değildir, ama idealist fizlozoflar veya düşüncelerin okuyucuları %99'u edebiyata kendiliğinden onay verme eğiliminde olurlar. Bunun sebebi de insanın özne olması, duygularıyla hareket etme, empatiye kurulu olması ve o tür mesajlarda duygu sömürülerinin yoğpun olması ve temelde yapılan mantık hatalarını, aksine işte tam doğru şeklinde -düşünmeden- algılamasıdır.

Popper'da yine örneğin sınama, kuramlar ve kuramlar arasında bir ilişkidir, yerine göre de bu ve benzer ilişkileri "önermeler ile önermeler arasında" olduğunu iddia eder, yani Popper'ın dünyası kavanozdaki beyin-ideoloji, özne-l-den dışarı bakmaz-çıkmaz. Her şey zihinde ve zihinin problemleri gibi ele alındığı görülür(idealizm, idealize beklentisi, mutlak bilgiye ulaşım çabası ve yöntem bulma arayışı). Diğer söylemleriyle de ele alırsak Popper kendi ideolojik yöntemini mutlaklaştırma gayesinde iken olası tüm diğer bilimsel yol ve yöntemleri eleme derdindedir, "OLGU" da bunlardan birisidir...

Örneğin Lakatos bu konuda itirazda bulunmuş ve elbette pratikte Popper'ın ifadelerinin bir karşılığı yok, bunu biliyoruz (bu konuda Kuhn, Lakatos vb önermiştim, elbetet bu konu namına), Lakatos, kuramlar ile olgular arasında bağımsız bir set olmadığını, ikisini ayıran bir yasaklamanın da yapılamayacağı yönünde ifadeler de bulunmuştur. Ki geçerli bir yaklaşımdır, ama 20. yüzyılda sulandırılmış yerine, tutarlı klasik bilimi terk etmeksizin, tamamlamız gerekir. Kuramlar olguya ve olgulara dayanabilirlikleri kıstasıyla yani olguyu içeriklendirebildikleri(fiziki değil gözlemlenen, veri, sınanan, yorumlanan) ölçüsünde kuram halini alabilirler, yani burada çatışma kuramalr ile kuramlar, önermeler ile önermeler arasında tepede olan değil, temelde kuramların olguları ne düzeyde içeriklendirdiği, açıkaldığı üzerinedir ve bu kıyas işi de buradan ele alınmalıdır...

Bilimin seyri gibi, bilimsel pratik ve teroiler de özelinde yine Popper'ı çürütmektedir(hz. PS(Popperdan sonra) klişe ve ideolojik olan ve ota, sepete "yanlışlamaktadır" demiyoruz, çünkü doğrusu hz. PÖ öncesi, çürütmedir). Örneğin Evrim Teorisi, örneğin Kütle Çekimi yasası vb. Eğer Popper gibi düşüsneydik bu teoriler olmazdı, olamazdı... Burada bilim veya bilgi zemininde insan pratiği

1. Başı sonu dünden belli ideolojik soslu formel önermeler değil -> Bilimsel analizler, çözümlemeler, varsayımlar, çıakrımlar ve kanı için kanıtlar şeklindedir.
2. Ahaaaa, hahaha, hihih bakın hesaplama yanlış çıktı, bu teoride çöp şeklinde değil, önce yanlış hesabın doğrusu ortaya konmuştur ve bu teoriye temel dayanak olan zemine dair değilse teoriyi etkilmez, aksine güçlendirir.

Önreğin 2 nolu maddeyi ele alalım, Popper'ın iddiasının aksine pratikte, olağan yanlışlar teorileri zayıflatmaz, aksine güçlendirirler, çünkü orada ideolojik olarak genellenmiş bir yapı, iddia söz konusu olmadığı gibi, ideolojik doğru-yanlış çatışması esas değildir ve olmamalıdır.

Basitleştirirsek;
2+2=6 doğru kabul edilirken, 2+2=4 ettiğine ve bu sonu da o an için yanlış bile olsa, öncekinden daha tutarlı ise=>DOĞRULADIĞIMIZDA, evvelki işlem sonucunun yanlış olduğuna varırırz(yani her yanlışlama en az 2 doğrulamaya muhtaçtır, her doğrulama da en az 2 yanlışlama durumuna kapı açar, birincişsi önceki için, ikincisi kendisi için), burada işlem(teori) çöpe atılmış olmaz, olamaz, teori çöpre gidiyor olsa zaten yanlışlanamaz, yani buradaki toplama işlemi(teori) devam eder -çünkü yanlışlama da işleme göre yapılmaktadır. Teoriler geçerli veya geçersiz ilan edilebilir, ancak bu sanıldığı gibi işlem sonuçlarının yanlış veya doğru olup olması değil, işlemin kendisinin geçerli olup, olmamasıyla ilgilidir ve geçersiz işlem dahilinde sonuçları yanlışlamanın anlamı veya yerine göre koşulu yoktur. Öyleyse mesele teoriler, işlemin kendisi, geçerliliği olduğunda yine uygulanması gereken klasik bilimsel yöntemler olmalı(olgu bağlamı, dayanakları, kanıtları, nesnel göstergeleri, gözlem, verisi, sınamaları) ve Popper vb. anlayışlardan uzak durulmalıdır. Salt kendi ve salt kendine iddia biçim, daha doğrusu işlem sonucu gibi bir teori yoktur, pratikte de bulunmaz, Popper'a kalsaydık Newton döneminişn yetersizlikleri ve şağaı yuakrı yanlış hesaplamalara dayanarak, Kütle Çekiminden söz etmememiz gerekirdi üstelik o yanlış hesağlar 200 yıl işe yaramıştır(yani bilimsel teorilerin spesifik detaylarında, sapmalarda,toleranslar da vs. külliyen, tümden, kökten yanlış da olmuyor, teori geçerliyse -ki geçerli- böyle olacaktır ve dahi hesap işleri saplamlar, toleranslar, koşula görelikler, göreceli koşullara göre veya değişen yeni koşullara göre farklı sonuçlar vb. içerir ve aksine zaten bu spesifik görecelik durumu, teroileri yanlışlamak bir yana, bilimi, teorileri mümkün kılan faktörlerdendir).... örneğin;

2?4?2?5 = 10 gibi bir işlemin ne doğrusu ne de yanlışı anlam taşımaz, o sebeple zaten sonuçları yanlışlanıp, doğrulanabiliyorsa oratda bir işlem, teoriden söz edebiliyoruz demektir.

Kısaca ideolojik büyülere kapılmayalım, Kütle Çekimine dair ne kadar hatalı hesaplama bulursak bulalım, bu teoriyi yanlışlamaz, aksine güçlendirir, bu, işlemin yani teorinin kendisinin yanlış olduğu varılana kadar da böyle olacaktır, o sebeple burada vay bu mutlak mı, bilim de mutlak olur mu gibi mitolojik efsanaler uydurmanın da anlamı yok(çünkü o konudaki her hesaplama zaten kütle çekimine dairdir, öyleyse kütle çekimi söz konusu ise ancak, bu hesap işi mümkündür). Popper'ın çarpıtmak için süreğen öne sürdüğü gibi EVRENSELLİK kisvesi de geçerli değildir, böyle bir iddia da yersizdir. Bir şey "öyle" oluyorsa ve açıklaması da öyle olmasına dayanıyorsa, o şey öyle olduğu sürece açıklaması da öyle olacaktır, spesifik detaylar ise değişkendir ve bu detayların değişimi, öyleliği öyle olmaktan çıakrtmadığı sürece de, öyleliğin değişken süregiderliği de devam edecektir ve en nihayetinde öyle olana dair açıklamalar da aynı şekilde süreğen tazelenecektir. Buradan yanlış sonuçların olabilitesini yok sayma eğiliminde olduğum gibi bir sonuca varılmasın, bu saçma olurdu, çünkü sınamanın koşulu kalmazdı, sınama dediğim an, içinde ideolojik olmayan doğru-yanlış birliktedirler ve illa bir doğru, yanlış edebiyatında bulunursak da durum, doğruluğu-tutarsız->sonuç->doğrulandı->yanlışlandı veya tersi de aynı sürece tabidir. Öyle salt ölü "doğru ve yanlış", ideolojik olarak çatışıyor ve biribirinden ayrı, bağımsız 2 güç falan değiller. Yanlışın ölçütü nedir? Doğrunun ölçütü nedir? yani her durumda her ikisi de birbirini içerir, yoksa zaten anlamsız, tanımsızdırlar, lafı da olmaz..

Bilgi de mutlaklık arama hatası daha başında yapılan bir hatadır. Mutlak bilgi yoktur sadece yer, koşul zaman, olgular, dayanaklar, bir bütün halinde ilişkiler vb. ve verili anda çözümü, analizi, açıklanması durumu vardır ve ve dayanak ortada olduğu sürece de, ona dair açıklamalar da hem değişecek hem de daha ileri adımnalr atılmasını sağlayacaktır...

Neyi biliyoruz ki, hiç bir şey bilmiyoruz gibi psikolojik durumlar veya safsata dediğimiz türde, herhangi bir konu nezdinde, sanki bir dayanakmış gibi kriterleştirmeler, yöntemleştirmeler de özünde yine idealist, ideolojiktir. Burada aranan yine mutlak bilgi peşindeliğidir(idealizmin o mutlak, aşkın bilgisi). Bilmediğimizi dayanak etme şansımız yoktur, çünkü tutarı yoktur, o sebeple önce önümüzdeki elmayı açıklamaya, kavramaya çalışmaya devam edelim ilk elden beklenen haliyle kafi. İnsan ancak elinde olan veriyi dayanak edinebilir, olmayan veri üzerine konuşup bunu kıstas, kriter etmek ilgisiz,alakasız çarpıtma biçimiyle yine safsatadır. Örneğin kanserin nihai tedavisi bilinmiyor, ama artık bu grip salgınlarında milyonlarca insanın öldüğü anlamına gelmiyor veya verili ANDA şu konuda şu kadar biliyoruz, ama atıyorum 5 trilyon ışık yılı ötesindeki herhangi bir olayı bilmiyoruz öyleyse bütün bildiğimiz yanlış vb. çıkarımlar, safsatalar bilgi, akıl, mantık alanı dışındadır ve bu minvalde bilgi esaslı konular üzerine konuşulması abes olur. Verili bir anda, henüz bilmemeiz veya hiç olmazsa fikir sahibi olmamızın mümkün olmadığı uzaklığı(yani erişimimizin olmadığı) bilmek zorunda değiliz ve açıkcası içinde olduğumuz dünya ve dahili bir çok şeyi, hatta örneğin yemek pişirmeyi öğrenebilmek için, oraları bilmemiz de gerekmiyor, yok eğer zaten erişim sağlamışsak, bu durumda da hiç bir şey bilmediğimiz ifadesi geçersiz olur, yeterince bilip, bilmediğimiz önemli ve bu hiç bir şey bilmediğimiz anlamı taşımaz, ve EVRENSELLİK şart koşumu bilgiye engel olma çabasından başka, formel genellemeci idealizmden başkası değildir(çünkü bizim evrensellik ile kastımız gözlemlenebilir bir sınıra sahiptir ve dahi Evren tanımı da bu sınırlamayla yapılır, sınırı olmayanın tanımı da olmaz, hasılı sınrısız mutlaklık arayışı nafiledir). O halde herhangi bir konuda şunu bilsek ne olur, bilmesek ne olur, gerçekten biliyor muyuz gibi psikolojik çökelimler, politik taktikler, mitolojik teslimiyetler, bilgi edinimine engel olmaktan başka anlam ifade etmezler... Her şeyi bilme isteğinde olmak hiç bir şeyi bilmeme istemidir, ideolojilktir, teolojiktir, mantık hatasıdır, olbildiğince ve bizi en çok ilgilendiren konularda öğrenme, edinim, bilme çabası, önümüzdeki elmayı irdeleme çabası esas olmalıdır... Bununla birlikte peki ya göremediklerimiz gibi sorular gelecektir, fiziğin dışıdna mı? hayır, o halde mesele yok, görmek için çalışırız, ilişkileri, etkielşimelri yakalarız vb., mitolojiler deviremeyiz, çünkü zaten bu yaklaşımın bir karşılığı, akıl, mantığı yok...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (21-11-2025 Saat 14:33 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:54 .