Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Felsefik Tartışmalar

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #241  
Alt 08-01-2026, 17:59
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.678

Onur Üyeliği 

Standart

Dil konusunda eleştirilerim, dil ile ilgili olduğu ve görüş yansıtmadığı için ele almayı gerekli görmüyorum. Yani kişilerle şahsi didişme, kişilere şu ya da bu görüşünü açıkladıkları için soytarı, şaklaban gibi ifadelerle hitap etme vs. politik, ideolojik keskinlikle kişilere yönelme, sanki mesele birinin davranışı ve ele alınan karakteriymiş gibi, hele sitemkarlık(acizyet) vb., ancak bir görüşün analizinden çıkan sonuç olmadıkça yanlış olduğunu ve bir çok başlıkta yeri geldikçe dile getiriyorum. Örneğin A kişisi şunu yaptıığğıığ, uııııııııııııııııııhhghhgg bunu yaptıııı üzerinden siyasi, politik, felsefik veya bilimsel analiz olmaz, bu duruma göre değişmekle birlikte meselenin özünü anlamamak, yanlış hedeflere saldırmaya, bir çeşit eziklik, zaten beklentileri yapmamış kişiden idealist ve kurguca beklentiye girme psikolojisinin dışa vurumuna, psikolojik hal yansımasına dönüşür, daha doğrusu en başından neyin davranışa dair, neyin de argüman, görüş ve ancak görüşe göre ele alınması gerektiğini ayırt etmek gerekir. Bir de insanlar felsefik ve analize dayalı tartışmalarda, kişiyi hedef alıp itibarısızlaştırıyorsa veya gereksiz yere kendilerine özel saygı bekliyorlarsa bu da aslında holiganik şartlanma veya narsizm ile ilgili zaafın açığa çıkma halini temsil ediyor. Ha analizlerin sonucunda tespitler bir yere varıyorsa elbette söylenebilir, söylenmelidir. Örneğin herhangi bir iş içerisinde şöyle yapalım, kendimize de (ki hakkımız değilken ise) buradan şu şekilde pay çıkar dersem, bu halde bunun analizi ve tespiti hırsızlık olur ve burada amaç kişiye hitap veya isnat değil, ilgili görüş, fikrin, argümanın nereye vardığıyla ilgilidir.

Yanlış hatılamıyorsam ZAMAN konusunda eleştirmiştim, şimdi tekrar girersem özel bir uğraşa dönüşür, ama paragraf alıp aktarılırsa yorumlayabilirim. Lenin Uzay ve Zaman başlığında, zamanın nesel gerçeklik olarak kabul edilmesi gerektiğini, evrenin uzay ve zaman içinde hareket ettiğini söylemekteydi... Bunun sebebi o dönemlerde uzay-zaman kavramının kullanımından kaynaklı. Şöyle örnek vereyim;

Yere sabitlenmiş bir yayı, üst ucundan çekerek gerdiğimizi düşünelim. Bu yay 100 halkalı olsun.

Halkalar: 100,99,98,97,96,95,94,93........................1( en alttaki yere sabitlenmiş halka)... 100 nolu halkayı çekersen ne olur? Zincirleme olarak sırayla ilk halkaya doğru bir etki-tepki aktarımı meydana gelir, yani bir nevi İLETİ-M(->)
Kuvvet->100->99->98->+........................->1->zemin;

O zamanın da, günümüz biliminin de kavramları yanlış kullanma sorunu var veya insanların bilim ile felsefe ve gündelik dilde kullanım maksatlarıyla, bilimde kullanım maksatlarını ayırt etmeme sorunu. Bu örnekte etki aktarımına daha doğrusu ilk çekilen yayın, sonrakine etkimesi ve sonrakinin de buna tepkilenmesine(bilinç faktörüymüş gibi) bilim BİLGİ demekte. Oysa burada bilgi yoktur. Böyle ifade etmesinin sebebi, çekilen halkarın çekildiklerinde TEPKİLENMESİ, sanki bir ALGI durumu varmış gibi, kendisi çekene direnç(tepki), sonraki halkayı da çekme EĞİLİMİNDE olmasıdır. Bu örnekte halkalar EĞİLİM koymuş gibidir, oysa burada bir kavrayış, algı(yorumlama maksatlı), bilinçli davranış söz konusu değildir. Ancak etkiye verilen tepki de bir ALGI durumudur, fakat buradaki algıya(almak kökünden) iradi vasıf(duyum) mahiyeti yüklemek gereksiz veya duyumsal algı anlamına geliyor olamasından sakınmak bu bahisle illa terim kullanılacaksa "fiziksel algı" demek gerekir. Aslında etkime-tepkime, etki-tepki, etki aktarımı vb. demek zaten yeterli iken bir de üzerine, zincirleme etki-tepki -algı- akışına, "bilgi akışı" böylece "akara" "bilgi" diyorlar... Bu tutum yanlıştır, gerçekte olan ise, etki-tepki dalgasıdır(bir nevi, dalga fonskiyonu açığa çıkıyor)... Daha doğrusu bilgi özünde yorumlanmış madde akışı(veri), dalgasıdır...

Kısaca insanlar da doğada hazır paket bilgi olduğu, akış halinde olduğu, yani gayr-ı resmi değil resmi, nesnel bir varlık biçimi olduğu yanılgısına düşüyorlar. Aynı mesele, uzay ve zaman ifadelerinde de yanlış anlaşılmaya yol açıyor. Bu bir çok ölçü birimlerinde de aynı hataya düşmeye varıyor, örneğin boyut gibi... Zaman, boyut bunlar içleri olan, yani bir hacim alanı oluşturan, hacmi olan FORMLAR değiller, iç ve dış meselesi ancak FORM açısından ifade edilebilir.

Kısaca zaman, boyut nesnel bir gerçeklik formu değil, değişimin kıyası, niceliğidirler ve evren bunların içinde hareket edemez çünkü bunların içinden söz edilemez, aksine bunlar; evrenin, daha doğrusu maddenin ve açığa çıkarttığı formların hareketi, değişimi, biçimine dayalı farkların kıyasıyladır. "O+O+O" 3 oksijen(renksiz ve kokusuz), bir araya geldi Ozon(renkli ve kokulu) oluştu. Burada renkler ışığın maddi ortamda uğradığı değişimle böylece farklı etki, akış sağlamakla, koku ise ilgili formun maddi akışla yayılımı esnasında çevre formlar üzerinde oluşturduğu etkiyle ilgilidir(o parçalar da insanın burnuna girdiğinde yapısı gereği ilgili formlara nüfuz, etki edecek, böylece form yapıca değişime uğrayacak, başkalaşacak, böylece etkisi de başkalaşacak, fark oluşturacak, algılanacak ve yorumlanacaktır). Bu oluşum ve değişimi sağlayan zaman veya boyut değil, parçaların şu ya da bu biçimde bir araya gelmesi, ayrışması, böylece açığa farklı nitelik, özellikler çıkarması sonucu oluşan FARKlar, değişimdir. Böylece farkların kıyası da değişimin ölçüsü olur... Kısaca nesnel gerçeklik, gözleme, işaret edilebilirlik vasfına sahip olan madde, form ve harekettir ve hareketin dışında ve ondan soyutlanmaksızın, ayrıca bir zaman gerçekliği söz konusu değildir, gerçek olan hareket, madde ve maddi akış, algılanabilir olarak açığa çıkarttığı fark, değişimdir. Uzayın, boyutların da içi, dışı bulunmaz, sadece formların böylece ancak nesnel gerçek olan şeylerin "gerçekte" içinden söz edebiliriz. Zaman da uydurma değildir, nesnel farklardan hareketle soyutlanır, kısaca niceldir, soyutlamadır, somut olan ise madde, maddi biçimler, hareket ve değişimdir. Örneğin ısı da özünde muhteva akışı, alış-verişidir, aslında bizim etki-tepki dediğimiz de hatta hareket de maddi akışla ilgilidir, etki "maddi akış, transfer" halidir. Yeri gelmişken anmak gerekir, Heraklitos ile dalga geçenler, "her şey akar, akış halinde" ifadesini anlamayanlardı, gerçekte ise her şey en temelde maddi akış halinde, hareket, değişim, zaman da buradan soyutlanabiliyor(bu kavramlar, sağlayan değil sağlanan ve bazıları da sağlananın da sağladığı, soyutlama olarak açığa çıkıyor)...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Alıntı ile Cevapla
  #242  
Alt 16-01-2026, 10:50
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.079
Standart lokasyonun otesinde--onu reddetmeyerek de--- fonksiyonel aglar onemlidir

Ev sessiz, herkes yatiyor. Ben de birkac saattir isle ilgili bir seylerle mesguldum. Internal kapsul ve icinden gecen yollar uzerine calisiyordum. Hazir bu konunun icindeyken, buraya da farkli bir cerceveden bir seyler yazmak istedim. Internal kapsul dedigimiz yapi aslinda beynin bayagi derininde bir yerde; korteksin hemen altinda sayilir. Ama yine de merkezi bir yerde. 3D Slicer'da baktiginda mesela bu yapi daha cok gorulur oluyor, icee dogru zoom yaparsan. Korteksle talamus, beyin sapi ve diger alt merkezler arasinda bilgi akisinin oldugu yer. Motor komutlar olsun, duyusal veriler olsun, algisal bilgi olsun lifler buradan gecer… Hepsi aslinda cok dar bir hacimde. Anatomik sikisiklik var ama fonksiyonel anlamda, klinik olarak cok hassas bir yapi. Cunku burada olusan kucuk bir lezyon, sadece bir lif grubunu etkilemez , ayni anda birden fazla sistemi etkiler. Buna ornek olarak, ozellikle sublentikuler bolgeden gecen auditory radiation gibi yollar verilebilir. Bu lifler burada medial genikulat nukleustan cikip isitsel kortekse uzanir. Isitsel bilginin kortikal duzeyde anlamlandirilmasin bu sayede olur. Dolayisiyla periferik isitme sistemi tamamen saglam olsa bile, bu yolun herhangi bir yerinde olusan hasar, isitsel algiyi temelden bozar. Bazen bu bozulma sadece isitme kaybi gibi gorunur, bazen de daha ust duzeyde, isitsel halusinasyonlar gibi algisal deneyimlerde de gorulur, baska septomlarla da gorulur.

Ama burada durup sunu mutlaka eklemek gerekiyor, cunku onemli kismi da aslinda bu. Lezyonun her zaman birebir ayni anatomik noktada olmasi gerekmiyor. Sinirbilimsel olarak baktigimizda, aslinda tek tek bolgelerden cok, AGLAR VE BAGLANTILAR uzerinden isleyen sistemden bahsediyoruz. Eger hasar, ayni fonksiyonel network'un farkli bir dugumunu etkiliyorsa, klinik tablo yine cok benzer sekilde ortaya cikabiliyor. Yani bir hastada sublentikuler internal kapsul lezyonu isitsel halusinasyona yol acabilir, ayni zamanda baska hastada talamus, beyin sapi yada efendime soyleyeyim, isitsel korteksin kendisi bile, ayni isitsel agi bozdugu icin mesela halusinasyona yol acabilir. Bu da bize sunu soyler; semptomu anlamak icin sadece lezyon nerede? sormak anlamsizlasir. Bu yuzden son yillarda giderek daha fazla, lokasyon temelli bakistan ziyade, fonksiyonel ve baglantisal perspektif one cikiyor. Hangi yollar kopmus, hangi agin ic iletisimi bozulmus, hangi bilgi artik dogru sekilde entegre edilemiyor? Internal kapsulu bu yuzden ornek verdim. Hem anatomik olarak kucuk, derinde bir yerde hem de fonksiyonel olarak inanilmaz derecede merkezi. Ister burada olsun, ister baska subkortical alanlarda olsun, lesyon hangi aga degerse, hem buradaki hem de farkli bir bolgedeki hasar ayni sonucu verir. Yani, sadece lokasyon degil, hangi hagda oldugu meselesi de onemli.



Burada anlattiklarimi biraz daha somutlastirmak icin bir gorselle ornek vereyim... Yukaridaki resimde iki farkli hasta grubu var, tamam mi. Bunlar bozulan ag yapilari seklinde gosteriliyor. Soldakinde non-OHE hastalar icin; yani overt hepatic encephalopathy----klinik olarak belirgin bilinc bulanikligi, konfuzyon gibi mesela----olmayan, ama yine de norolojik semptomlar gosterebilen hastalar var. Sagdakindeyse OHE hastalari, yani klinik olarak belirgin ensefalopati bulgulari olan grup gosteriliyor. Ilk bakista bile fark ediliyor degil mi. Non-OHE grubunda bozulan network daha sinirli, daha lokalize; OHE grubundaysa baglantilar cok daha yaygin, karmasik; beyin geneline dagilmis bir sekilde etkilenmis gibi gorunuyor. Burada anlamamiz gereken mesele; sadece bir bolgenin hasar gormesi degil, beynin farkli sistemleri arasindaki iletisimin nasil bozuldugu. Renklerle gosterilen frontal, limbik, subkortikal, serebellar ve oksipital bolgeler, bunlar tek baslarina bir anlam tasimiyor; anlamlarini, birbirleriyle kurduklari baglantilar uzerinden kazaniyorlar. Non-OHE hastalarda ag hala kismen organize oldugu icin semptomlar daha sinirli kalabiliyor. Ama OHE tarafina gectigimizde, network bozulmasi yayginlastikca algisal, bilissel/davranissal belirtiler de kacinilmaz olarak daha agir ve belki de daha cesitli hale geliyor. Bu yuzden dedik iste, lezyon/hasar beynin bambaska bir yerinde olsa bile, eger ayni fonksiyonel agi etkiliyorsa, ortaya cikan sey benzer olur.
Alıntı ile Cevapla
  #243  
Alt 16-01-2026, 11:59
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.079
Standart

Bu noktada anatomical ve functional connectivity seklinde iki farkli kavramdan bahsetmemiz gerekir. Gece 2 oldugu icin belki bu kavramlari yarin acsak daha iyi olur. Ama oradan devam ederiz.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #244  
Alt 19-01-2026, 09:34
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.079
Standart Zihnin ic duzeni ve degisimin mantigi

En son, iki kavramdan bahsedecektik dedik yukarida: anatomical ve functional connectivity. diyerekten. Aslinda oraya girip isi teknik tarafa cekmeyi ve biraz acmayi dusunuyordum. Ama bugun dusununce, bir onceki mesajda anlatmak istedigim fikri zaten buyuk olcude vermisim gibi geldi. O yuzden bugun baska bir acidan devam edelim. Soyle dusunelim: Gunluk hayatta yasadiklarimiz dusuncelerimiz, duygularimiz, tepkilerimiz tek tek ve bagimsiz seyler degil. Bunlara bakacagiz. Mesela bir gun boyunca huzursuzsan bu sadece bir duygu felan degil. Bu soyle bir sey. Mesela gunluk, bir an dusun. O anda bedenin gergindir diyelim. Ne olur? Mesela dikkatin dagilir, bazi dusunceler tekrar tekrar aklina gelir, ne olur mesela cevrede olan bitene karsi daha hassas olursun ve benzeri... Bunlarin hepsi birlikte ortaya cikar. Beyin de tam olarak bu birlikte ortaya cikan durumlarla calisir. Yani tek bir nokta degil, ayni anda aktif olan bircok surecin olusturdugu bir tablo vardir. Zamanla bu tablolar tekrar eder. Insan, fark etmeden bazi zihinsel durumlara daha cabuk girer hale gelir: sikilma, kacma istegi, endise ya da tam tersine rahatlama ve tatmin. Beyin bu tekrarlari ogrenir. Nasil ki bir patikadan surekli yurundugunde yol belirginlesir, zihinde de bazi yollar daha kolay kullanilir hale gelir. Bir sure sonra ayni olay, herkeste farkli bir etki yaratir cunku herkesin zihninde alisilmis yollar farklidir. Iste bu yuzden insanin ic dunyasi sabit degildir. Ayni kisi, ayni sartlarda bile zamanla cok farkli tepkiler verebilir. Icerideki bu duzen biraz degistiginde yani dusuncelerin, duygularin ve bedensel tepkilerin birbirine baglanma bicimi degistiginde insanin yasadigi deneyim de degisir. Bence burada asil onemli olan nokta su: Bu bakis acisi insani etiketlerle aciklamaya calismaz. Daha cok, zamanla olusan aliskanliklari ve bu aliskanliklarin nasil sekillendigini anlamaya calisir. Ve bu da degisimin neden mumkun oldugunu daha net bir sekilde gosterir.

Simdi buraya kadar anlattiklarimizi biraz daha somut bir yere baglayalim. Cunku bu is sadece dusuncelerle ya da soyut zihin halleriyle ilgili degil. Sonucta butun bu yasadiklarimiz, cok gercek bir zeminde oluyor: bedende, beyinde, maddede ve enerjide. Yani dusundugumuzde, korktugumuzda, heyecanlandigimizda ya da sakinlestigimizde, ortada sadece bir his yok; beynin icinde enerji akislari degisiyor, bazi bolgelerde hareket artiyor, bazilarinda azaliyor, sistemin genel dengesi yeniden kuruluyor. Aslinda zihinsel dedigimiz seyler, bilgi tasiyan madde ve enerjinin zaman icinde aldigi farkli duzenler gibi. Bu duzenler sabit degil; surekli yer degistiriyor, sekil degistiriyor ve icinde bulundugumuz kosullara gore baska yonlere kayiyor. Onemli olan nokta su: Bu duzenin nasil kuruldugu, yani hangi parcanin nerede oldugu kadar, bu parcalarin nasil bir olasilikla ve hangi sirayla birlikte calistigi. Gunluk hayatta tekrar tekrar yasadigimiz duygu ve dusunce kaliplari da tam olarak buradan doguyor. Sistem bazi duzenleri daha kolay kurmayi ogreniyor. Zamanla ayni tur enerji akislari, ayni tur maddesel duzenler tekrar tekrar ortaya cikiyor. Iste bu yuzden bazi haller bize cok tanidik geliyor; sanki zihin oraya dusmeye yatkinmis gibi. Burada kullanilan yaklasim, bu tekrar eden duzenleri ve bu duzenlerin hangi kosullarda ortaya cikma ihtimalinin yuksek oldugunu gorunur hale getirmeye calisiyor. Yani amac, insan neden boyle davrandi sorusunu soyut bir yerden degil, maddenin ve enerjinin bilgiyle nasil organize olduguna bakarak anlamak. Bu da davranisi ne tamamen ozgur iradeye ne de kati bir biyolojik kader fikrine hapsediyor. Daha cok, mevcut ic duzenin madde, enerji ve bilginin birlikte olusturdugu duzenin bizi hangi yonlere dogru itmeye daha yatkin oldugunu gostermeye calisiyor. Burada odak noktasi, madde ve enerjinin olusturdugu bu ic duzenle nasil bilincli bicimde calisilabilecegi meselesine kayiyor. Cunku zihinsel ve davranissal durumlar, sonucta beyinde gerceklesen enerji akislarinin ve maddesel duzenin belli sekiller almasiyla ortaya cikiyor. Bu duzenin haritasi cikarildiginda, artik mesele sadece ne oluyor degil, bu akis nereden etkilenirse ne degisir sorusu oluyor. Yani belirli bir mudahalenin, beynin enerji dagilimini ve maddesel organizasyonunu hangi yonde yeniden sekillendirecegi daha ongorulebilir hale geliyor. Bu da tek bir noktaya dokunup sistemin geri kalaninda ne olacagini umursamadan ilerlemek yerine, daha butuncul bir yaklasim sunuyor. Cunku her mudahale, sadece hedeflenen davranisi degil, onunla baglantili baska surecleri de etkiliyor. Enerji akisi bir yerde degistiginde, bu degisim baska yerlere de yayiliyor. Burada asil vurgulamaya calistigim sey, mudahale araclarinin rastgele degil, beyindeki bio-mimari uzerinde biraktiklari etkiye gore duzenlenebilmesi. Yani bir arac, bir zihinsel alani daha kararli hale getiriyor mu, yoksa oradaki duzeni gevsetip degisime mi aciyor, ya da farkli alanlar arasindaki gecis yollarini mi degistiriyor bunlar net bicimde ayirt edilebiliyor. Boyle bakinca, bazi mudahaleler belirli oruntuleri sabitleyerek sistemin dagilmasini engelliyor; bazilari ise tam tersine, yerlesmis kaliplarin cozulmesine izin veriyor. Bir diger onemli nokta da su: Zihinsel alanlar arasindaki gecisler sabit degil. Dusunceden duyguya, duygudan davranisa giden yollar zamanla yeniden duzenlenebiliyor. Bu yaklasim, tam olarak bu yollarin egimini ve yonunu degistirmeye odaklaniyor. Ayni zamanda, belirli bir zihinsel alanin digerleriyle olan baglantilarina bakilarak ne kadar baskin oldugu da olculebiliyor. Yani bir oruntunun devreye girdiginde sistemi ne olcude pesinden surukledigi, bedenin hareketinden dikkatin yonune kadar neyi organize ettigi gorulebiliyor. Buradaki hedef, bu baskinlik iliskilerini yeniden dengelemek. Hangi oruntulerin daha kolay aktive olacagini belirleyen olasilik yapisi degistirilerek, sistemin genel davranisinin daha uyumlu bir yone kaymasi saglaniyor. Burada anlatilan nokta, yapilan degisimin gercekten ise yarayip yaramadigini net bir sekilde anlayabilmekle ilgili. Cunku bir mudahaleden sonra iyi gibi hissediyor demekle, sistemin ic duzeninde kalici bir degisim olmus mu sorusu ayni sey degil. Bu yaklasim, bir dusunce, duygu ya da davranis oruntusunun baslangictaki durumunu olcerken kullanilan yontemin aynisini, zaman gectikten sonra tekrar uygulamaya izin veriyor. Yani sistem, kendi gecmis haliyle karsilastirilabiliyor. Boylece bir oruntunun bugun ne kadar kararli oldugu, sistem uzerindeki etkisinin artip azalmadigi ve degisimin ne kadar kalici oldugu daha acik sekilde gorulebiliyor. Bu sadece geriye donuk bir degerlendirme de degil; mevcut yapinin detayli incelenmesi, ileride ortaya cikabilecek sorunlara dair ipuclari da veriyor. Cunku bugunku duzen, yarinin sorunlarini icinde tasiyabiliyor. Davranis ise burada cok onemli bir pencere gorevi goruyor. Disaridan baktigimizda gordugumuz davranislar, aslinda icerideki bilgi duzeninin kendiliginden ortaya cikan sonuclari. Yani davranis, ic mimarinin disariya yansiyan hali gibi. O yuzden davranistaki kucuk ama tutarli degisimler, iceride nelerin yeniden organize oldugunu ele veriyor. Bu tur ayrintili modelleme araclari sayesinde, gunluk hayatimizin kalitesini etkileyen zihinsel sureclerin nasil calistigina dair daha net bir tablo olusuyor. Ve belki de en onemlisi, insanin ic dunyasinda olan bitenin sadece yuzeyini degil, onun altinda yatan daha derin yapiyi gormeye baslamak mumkun hale geliyor.

Burada gecen degisim, sistem gibi kelimeler kulaga buyuk ve soyut gelebiliyor ama aslinda cok tanidik seylerden soz ediyoruz buarada. Sistem dedigimiz sey, beynin ve bedenin birlikte calisarak olusturdugu butun. Yani dusunceler, duygular, bedensel tepkiler ve davranislarin birbirinden kopuk olmadigi; aksine surekli birbirini etkiledigi bir yapi. Degisim de bu yapinin tamamen bastan yaratilmasi degil. Cogu zaman olan sey, bazi parcalarin agirliginin azalmasi, bazilarinin ise daha fazla one cikmasi. Mesela bir dusunce eskisi kadar kolay tetiklenmiyorsa ya da bir duygu geldiginde artik tum gunu ele gecirmiyorsa, bu sistem icinde gercek bir degisim yasandigi anlamina geliyor. Burada onemli olan, tek bir anlik fark degil; bu farkin zaman icinde korunup korunmadigi. Sistem kavrami da tam olarak bunu anlatiyor: Bir sey degistiginde, bunun diger seyleri nasil etkiledigi. Davranislarin emergent yani kendiliginden ortaya cikan ozellikler olmasi da buradan geliyor. Icerideki bilgi duzeni belli bir sekil aldiginda, davranis o seklin dogal sonucu olarak ortaya cikiyor. Kimse tek tek simdi soyle hissedecegim, simdi boyle davranacagim diye karar vermiyor. Ic yapi nasil organize olmussa, davranis da ona gore sekilleniyor. O yuzden bu yaklasim, insani parca parca degil, butun halinde anlamaya calisiyor. Degisimi de tek bir belirtiyi duzeltmek olarak degil, bu butunun ic dengesinin zamanla baska bir yere oturmasi olarak ele aliyor. Zihnin ic duzeni ve degisimin mantigi tam olarak yukarida anlatilan her seyin ortak noktasi aslinda. Davranis, dusunce ya da duygu dedigimiz seyler, tek basina ortaya cikan olaylar degil; iceride zaten var olan duzenin dogal sonuclari. Ic duzen derken kastedilen sey, beynin icinde bilginin, maddenin ve enerjinin zaman icinde nasil organize oldugudur. Bu organizasyon, hangi dusuncenin daha kolay akla geldigini, hangi duygunun daha cabuk yukseldigini ve hangi davranisin daha olasi hale geldigini belirler. Degisim de tam bu noktada anlam kazanir. Cunku degisim, bir seyi zorla bastirmak ya da tamamen silmek degildir; bu ic duzenin agirlik merkezinin yer degistirmesidir. Bazi oruntuler eskisi kadar baskin olmamaya baslar, bazilari ise daha gorunur hale gelir. Bu yuzden kalici degisim genelde yavas olur ve cogu zaman fark edilmeden gerceklesir. Insan bir gun uyanip artik farkliyim demez; ama geriye donup baktiginda, eskiden otomatiklesmis olan tepkilerin artik ayni guce sahip olmadigini fark eder. Yukarida bahsedilen haritalama, olcme ve mudahale fikirlerinin hepsi bu mantiga hizmet eder: Ic duzenin nasil kuruldugunu gormek, bu duzenin hangi noktalarinin degisime daha acik oldugunu anlamak ve yapilan kucuk ama dogru dokunuslarin sistemi butunuyle nasil baska bir dengeye tasiyabildigini fark etmek.

Boyle bakildiginda, bunu tek bir cumle ile OZETlersem, diyebiliriz ki, degisim mucizevi bir sicrama degildir; bu, zihnin kendi dinamikleri icinde, madde ve enerjinin yeniden organize olmasiyla ortaya cikan dogal bir surectir.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #245  
Alt 19-01-2026, 09:48
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.079
Standart bir ornek: zihnin ic duzeni ve degisimin mantigi ile ilgili

Mesela kisi ani bir tehdit algiladiginda surec genellikle hipotalamus ile basliyor. Hipotalamus, durumu degerlendirir degerlendirmez hipofiz bezini aktive ediyor. Hipofiz, burada kontrol merkezi gibi davranip adrenal bezlere sinyal gonderiyor. Bunun sonucunda adrenal bezlerden kana adrenalin ve kortizol saliniyor. Adrenalin bedeni hizla harekete gecirirken, kortizol daha uzun sureli bir alarm hali yaratiyor. Bu hormonlar dolasimla beyne geri donup sinir hucrelerinin calisma seklini etkiliyor. Ayni anda amigdala daha aktif hale geliyor ve tehdidin duygusal anlamini guclendiriyor. Amigdalanin bu artan aktivitesi, hipokampus uzerinden gecmisteki benzer deneyimleri tetikliyor; eski bir korku, daha once yasanmis bir travma ya da olumsuz bir ani devreye giriyor. Bu anilar aktive oldukca prefrontal korteksin durumu sakinlestirme ve degerlendirme kapasitesi gecici olarak zayifliyor. Sonucta dikkat daraliyor, dusunceler hizlaniyor ve davranis daha refleksif bir hale geliyor. Yani bir bezden salinan bir hormon, bir norotransmiter dengesi, bir beyin bolgesinin aktivitesi derken, zincir halinde ilerleyen bir surec ortaya cikiyor. Hicbiri tek basina aciklayici degil; hepsi birlikte calisiyor.

Yani, benim babam, durumu somutlastirirsak, ne gorduk yukarida? Hipotalamus dedik, oradan--------durumun algilanmasi--------hipofiz bezi------- hormonal sistemin devreye girmesi-----adrenal bezler------adrenalin ve kortizol salinimi ------bedensel uyarilma ve alarm hali-------- oaradan amigdala----sonra tehdidin duygusal olarak guclenmesi -------- hipokampus --------bu gecmis deneyimlerin ve korkularin tetiklenmesine sebep[ olur--------- oaradan prefrontal korteks devreye girer,---------bilissel kontrol durumu aktiflesir------ tum bu adimlarin birlikte islemesi gerceklesir-----------yani ve yani o an yasanan deneyimin, duygunun ve davranisin BUTUNU ortaya cikar. Yani, tek bir dugmeye basilan bir sey degil bu; burada birbirini tetikleyen, madde ve enerjinin belirli bir sirayla organize oldugu bir akis gorduk.

Buna da davranis ve degisim diyoruz.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #246  
Alt 29-01-2026, 07:32
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.079
Standart Evrim teorisi ve evrimsel psikoloji

Bugun evrim hakkinda biraz dusuncelerimi paylasmak istiyorum. Evrim cogu zaman ya cok teknik anlatiliyor ya da gereksiz tartismalarin icine cekiliyor. Oysa mesele aslinda oldukca basit: Canlilar ayni degil, aralarinda kucuk farklar var ve bu farklarin bir kismi kusaktan kusaga aktariliyor. Bazi ozelliklere sahip olanlar bulunduklari kosullarda biraz daha avantajli oluyor ve bu avantaj zamanla birikiyor. Kimse bilincli olarak yon vermiyor, kimse buyuk bir plan cizmiyor. Degisimler oluyor, bazi lari ise yariyor, bazi lari ise hicbir ise yaramadan kaybolup gidiyor. Evrim ne iyi ne kotu, ne de ahlaki bir surec. Sadece olan bitenin uzun zaman dilimlerinde birikmis hali. Bana gore evrimi anlamak insani kuculten bir sey degil, tam tersine onu doganin icindeki yerine oturtan bir bakis acisi. Insani merkezden alip, buyuk resmin icine yerlestiriyor ve esasinda bu da bana daha durust geliyor.

Bu yaziyi biraz giris gibi dusunmek istiyorum, cunku asil odaklanmak istedigim konu evrimsel psikoloji. Bir sonraki yazida daha cok buna deginecegim. Evrimsel psikoloji, insan davranislarinin, dusuncelerinin ve duygularinin da evrimsel gecmisten izler tasiyabilecegini soyluyor. Neden bazi seyleri dogal buluyoruz, neden bazi korkular bu kadar guclu, neden sosyal iliskilerde benzer kaliplari tekrar tekrar goruyoruz gibi sorulari soruyor. Bu yaklasim her seyi evrimle aciklamaya calisan indirgemeci bir bakis degil, en azindan benim ilgilendigim haliyle oyle degil. Daha cok, bugunku zihnimizin hangi kosullarda sekillendigi uzerine konusuyor. Ben bu konuyu hem bilimsel hem de kisisel olarak onemli buluyorum, cunku insanin kendine disaridan bakabilmesini sagliyor. Sonraki yazida evrimsel psikoloji nedir, nerelerde yanlis anlasiliyor ve neden ciddiye alinmayi hak ediyor, bunlari daha ayrintili sekilde ele alacagim.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #247  
Alt 29-01-2026, 21:15
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.079
Standart

Assagida, bu baslikta yazilan bazi konu ve tartismalarin mesaj numaralariyla listesi bulunuyor. Daha fazlasi da vardi; lakin hepsini listeye alamadim. Simdiye kadar --bir, bir bucuk yilda- bu baslikta konuya bilgisiyle, deneyimiyle, sorusuyla, her turlu yorumuyla yaklasimiyla katki sunan arkadaslara tesekkur ederim.


1. Varlik ontoloji nedir?
2. Gercek goreceli midir?
3. Peki ama 'bilgi' nedir?
4. Thomas Aquinas hakli miydi?
5. Ilk insanlarin dini inanci var miydi?
6. Peki Freud'un cocuklugu nasildi?
7. Locke kimdir ve benim icin neden onemlidir
8. Bilissel psikoloji olur mu?
10. fotopigment olmasa goremez miyiz? opsin felan?
11. Kalp nasil evrilmistil? Evrimsel aciklamasi ne?
12. Truth?
13. Tasarim gibi duruyor ama degil
14. DNA nasil bir sey? Nasil calisiyor?
52. Yanlis bir soru: doga mi, yoksa yetistirme mi?
53. Stres ve kalp
54. Inanc kanit iliskisi--outline
55. Devam: Inanc kanit iliskisi--outline
56. Iman nedir
58. neuronin yapisi ve elektriksel ektivite
59. beyin organize olmus bir agdir, su ornegi ve birbirini etkileme metaforu
60. Neuro fizige girmeden once oruntu/desen/patternin varligi
61. Neuro fizige girmeden once oruntu/desen/patternin varligi--konuya devam--
62. Organizasyon konusuna kisa bir ara: Iyon kanallarindan isleyisten bahsedelim
63. mekanoreseptorler vs propriyoseptorler
64. gorme isleminin sinirbilimi acisindan aciklamasi
65. sinirsel haberleşmeye kucuk bir ornek: iris kaslarinin hareketi
66. Gormenin sinirbilimsel aciklamasi--video
67. rastgele/random nedir?
68. Tek Basina Yasamak Varken: Hucreler Neden Bir Arada Kalmayi Secti?
69. Organizasyon var, ama bu kavram --simdilik-- herseyi aciklamiyor
71. Bilgi/Ateizm-Teizm Bakis Acisi
72. Dogal ortamda bilginin olusumunu biliyor muyuz? "hayir"
73. Buyukluk degil, organizasyon onemli.
74. Buyukluk degil, organizasyon onemli video ornekler
76. reductionism-eliminativism farki
77. emergentism ve physicalismin ne'ligi ve farki
78. Agri Algisi ve Sinir Sistemi
79. dinozorlarin yayilmasi ve turlesmesi
80. Insanin basladigi yer
81. Bilgi islemenin sinirbilimsel temeli
82. Bilinci anlamaya calismak--Crick, Koch ve Nagel ekseninde
83. Bilince iliskin soru
84. Dunya: toz zerresi
85. manipulasyon
86. timeline: biyolojik ve teknolojik degisimler
87. korelasyon ile nedensellik arasindaki fark
90. her toplum kendi tanrisini yaratir
91-97. Evren, neden sonuc tartismasi
98. bobrek hormonal denge ve hayatta kalma uzerine
99. savunma sistemi uzerine
100. YHVH ismine iliskin
102. Bilgi Edinimi: Dort Yol
103. Insanin evrimsel ve tarihsel evrimi
104. Kosullarin etkilemesi ve degisim
105. Neden orgazm oluyoruz?
106. Fedakarligin Evrimi: Neden Birbirimize Yardim Ediyoruz?
107. Beynin olusumu ve fonksiyonu
108. Ozet: insan zihni kesinlikle bos bir levha (blank slate) olarak dogmaz.
109. Konusma ve Isitsel Korteks Mekanizmalari
110. Isitsel kortekste plastisite ve organizasyon
111. Bedeni algılamanın sinirbilimsel temel
112. Perspektifin dogasi ve bilimsel yaklasim
113. Perspektifin dogasina iliskin bir ozet
114. Neuronlar Nasil Iletisim Kuruyor?
115. Ateistlere bir soru ve William Paley'i tekrar dusunmek
116. Ateistlere bir soru ve William Paley'i tekrar dusunmek: Ozetle
117-122. Canlilik, DNA ve Tasarim tartismasi
122. Bu koken ve cesitlilik hakkinda ne diyorum?
132. kortikal hiyerarsi konusu
133. Katmanli hiyerarsi konusunda ozet
134- 142. Metafizik, hukuk ornegi, epistemoloji, inanc tartismalari
143. Hayatin olusumuna iliskin bazi olasi zorluklar
144. Hayatin baslangicina iliskin olasi zorluklar: ozet ve iki ornek
145. Hayatin Kronolojisi
146. Dinozorlarla ilgili bir soru
147. Insan evrimine iliskin bazi resimler
148-157. Bilinc, madde, materyalizm ve bilimsel konularda tartismalar
158. embriyo uzerinden bilginin kaynagi sorusu
161-171. Ontoloji, bilincin, maddenin kaynagi, epistemoloji tartismalari
172. Frenoloji/Phrenology uzerinden indirgemeciligin elestirisi
173-177. bilinc tartismasina gelen cevaplar ve tartismalar
178. Inanc, akil ve bilim: catisma var mi?
179- 198. Inanc, metafizik, madde, ontoloji tartismalari ve yazismalar
199. Psiko dersleri: absurtluk
200-209. Twitter uzerinde psikiyatri uzerine yazismalar
210. Psiko dersleri: din ve Tanri inancinin dogasi
211. Freud ve inancin dogasi uzerine bir ozet
213. İnsanin bitmeyen akilsizli uzerine
218. Ateistlere 2 soru
219. bilginin ortaya cikmasinin ESAS kosulu ve dogasi
220. bilginin ortaya cikmasinin temelione iliskin ozet
222. devam: bilgi orgutlu bir hareketten ve farktan dogar
226. Aristotales'te algi birligi
227. kuslar lizard-hipped saurischia'lardan gelir
228. kisaca ortakulaktaki sinirbilimsel islem
229. Bilim haberi: Neandertaller
231. Doganin Ortak Mantigi: Duzen, Parcalanma, Dagilma ve Bilginin Dogusu
232. Patern/oruntu nedir---birkac ornek
233 patern/oruntu kavrami isinda "insan madde midir" sorusu
234- 240 cesitli kavramlar uzerinden tartismalar
242. lokasyonun otesinde--onu reddetmeyerek de--- fonksiyonel aglar onemlidir
244. Zihnin ic duzeni ve degisimin mantigi
245. bir ornek: zihnin ic duzeni ve degisimin mantigi ile ilgili
246. Evrim teorisi ve evrimsel psikoloji




Bitti.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #248  
Alt 11-08-2026, 06:25
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.079
Standart Beyin ve Duygusal Deneyim I (Fare Ornegi)

Index gibi bir şey oluşturma iyi oldu yukarıda. Cok uzun bir aradan sonra devam etmek istiyorum. O yüzden "bitti" sozu, şimdilik bitti gibi anlasilsin.


Duygular ve beyin arasindaki iliskiyi anlamaya calistigimizda aslinda iki farkli problemle karsilasiyoruz. Birincisi, beynin duygusal davranislari nasil ortaya cikardigi. Ikincisi ise bu davranislara eslik eden hissin nasil ortaya ciktigi. Bu ayrimi basit bir fare deneyiyle anlatayım. Mesela bir fareye belirli bir ses veriliyor ve hemen arkasindan hafif bir elektriksel uyaran geliyor. Bu birkac kez tekrarlandiginda fare ses ile tehlike arasinda bir baglanti kuruyor. Bir sure sonra elektriksel uyaran verilmeden sadece sesi duymasi bile yeterli oluyor. Fare donup hareketsiz kaliyor. Kaslari geriliyor. Kalp atisi ve kan basinci degisiyor. Stres hormonlari salinmaya basliyor. Yani ortada henuz gercek bir tehlike yok ama beden tehlike gelecek gibi hazirlaniyor. Buna klasik kosullanma diyoruz. Buraya kadar aslinda her sey oldukca acik. Fakat sorun su noktada basliyor. Biz burada tam olarak neyi inceliyoruz? Farenin korkusunu mu, yoksa tehlikeye karsi calisan savunma sistemini mi? Cunku bizim gordugumuz ve olctugumuz seyler davranissal ve fiziksel tepkiler. Farenin dondugunu gorebiliyoruz. Kalp atisini ölçeriz, ne bileyim, . hormon seviyelerine bakariz. Beyindeki aktiviteyi de inceleriz. Ama farenin gercekten ne hissettigini ayni sekilde goremedigimiz icin, bunlara dogrudan korkunun kendisi demek biraz problemli olabilir. Belki de beyinde gordugumuz sey daha temel bir savunma sistemi. Bu sistemin gorevi organizmaya korku hissettirmekten cok, tehlikeyi fark etmek ve bedeni ona hazirlamak olabilir. Zaten evrimsel acidan dusundugumuzde de bu mantikli gorunuyor. Bir organizmanin hayatta kalabilmesi icin tehlikeyi hizli fark etmesi ve ona uygun bir tepki vermesi gerekiyor. Donmak, kacmak, kalp atisinin degismesi ya da stres hormonlarinin salinmasi bu sistemin parcalari olabilir. Fakat bunlari acikladigimizda korku hissini de aciklamis oluyor muyuz? Bence asil mesele esasında bu. Mesela bunu insan ornegi ile dusunelim. Bir insan korktugunda beynindeki aktiviteyi goruntuleyebiliriz. Kalp atisini olcebiliriz. Hangi beyin bolgelerinin birbiriyle iletisim kurduguna bakabiliriz. Hatta belirli noronlarin nasil tepki verdigini bile inceleyebiliriz. Ama bunlarin hicbiri bize korkunun o kisi icin nasil hissettigini gostermiyor. Bir tarafta olculebilen biyolojik bir sistem var. Diger tarafta ise o kisinin yasadigi oznel deneyim var. O yuzden duygusal davranisin nasil ortaya ciktigini aciklamak ile hissin kendisini aciklamak ayni sey olmayabilir. Beynin tehlikeyi nasil algiladigi ve bedeni nasil hazirladigi daha dogrudan bilimsel olarak incelenebilir. Ama neden butun bu fiziksel sureclere bir de korku hissi eslik ediyor sorusu daha zor. Cunku bu noktada mesele sadece korkunun beyinde nerede oldugunu bulmak degil. Fiziksel bir beyin surecinin nasil olup da oznel bir deneyim haline geldigini anlamaya calismaliyiz. Bu da bizi dogrudan zihin-beden problemine goturuyor.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #249  
Alt 11-08-2026, 07:01
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.079
Standart Beyin ve Duygusal Deneyim II (Calismamdan Bir Ornek)

Peki beynin duygusal davranislari nasil kontrol ettigini nasil anlayabiliriz? Burada ilk ihtiyacimiz olan sey, incelemek istedigimiz sistemi guvenilir bir sekilde ortaya cikarmak. Mesela korku ya da savunma sistemini incelemek istiyorsak, once bu sistemi kontrollu bir sekilde aktif hale getirmemiz gerekiyor. Bunun icin klasik kosullanma oldukca kullanisli bir yontem. Bir ses veriliyor ve hemen arkasindan hafif bir elektriksel uyaran geliyor. Bir sure sonra sadece sesin kendisi bile savunma tepkilerini ortaya cikarmaya yetiyor. Bunun avantaji, tepkinin oldukca guvenilir ve hizli bir sekilde ogrenilmesi. Boylece hangi uyaranin ne zaman verildigini biliyoruz ve ortaya cikan davranisi da gozlemleyebiliyoruz. Fakat davranisi ortaya cikarmak tek basina yeterli degil. Bir de bu davranisin beyinde nasil gerceklestigini anlamamiz gerekiyor. Bunun icin sinirbilimde farkli yontemler kullaniliyor. En temel yontemlerden biri lezyon calismalari. Mantigi aslinda oldukca basit. Beynin belirli bir bolgesi hasar gordugunde belirli bir davranis bozuluyorsa, o bolgenin bu davranisla bir sekilde iliskili oldugunu dusunebiliriz. Ayni mantik norolojik hastaliklar ya da inme nedeniyle beyin lezyonu olan insanlarda da kullanilabilir. Fakat burada dikkatli olmak gerekiyor. Bir bolgenin hasar gormesi ve davranisin bozulmasi, o davranisin tamamen o bolgede ortaya ciktigi anlamina gelmez. Lezyon bize daha cok o bolgenin sistem icin onemli olduguna dair bir ipucu verir. Bu nedenle baska yontemlere de ihtiyacimiz var. Mesela beynin elektriksel aktivitesini kaydedebiliriz. Belirli bir bolgeye elektrot yerlestirerek oradaki hucrelerin bir uyaran sirasinda nasil tepki verdigine bakabiliriz. Burada yine lezyon calismalari faydalidir. Eger bolgenin aktivitesi de davranisla birlikte sistematik olarak degisiyorsa, o bolgenin ilgili sistemin bir parcasi olduguna dair elimizde daha fazla kanit olur. Insanlarda ise fMRI ve PET gibi yontemlerle benzer sorular sorariz mesela. Ne bileyim mesela belirli bir duygu ya da davranis ortaya ciktiginda hangi beyin bolgelerinin aktivitesinin degistigine bakabiliyoruz. Fakat burada da ayni noktaya dikkat etmek gerekiyor. Beyindeki karmasik islevleri tek bir bolgeye yerlestirmek bizi yaniltir. Beyin bolgeleri tek baslarina calismiyor. Birbirleriyle surekli iletisim halinde olan devrelerin ve daha genis networklerin parcalari olarak calisiyorlar. Dolayisiyla bir bolgenin hasari korku davranisini bozdu diye "korku burada" diyemeyiz. O bolge, korku ya da savunma davranisini ortaya cikaran daha genis bir devrenin parcasi olabilir. Bu nedenle sadece hangi bolgenin aktif olduguna degil, o bolgenin nerelerle baglantili olduguna da bakmak gerekiyor. Mesela bir lezyon calismasi bize belirli bir bolgeyi isaret edebilir. Daha sonra o bolgenin hangi beyin bolgeleriyle baglanti kurdugunu inceleyebiliriz. Sonra bu baglantili bolgelerin de ayni davranista rol oynayip oynamadigina bakabiliriz. Boylece tek tek bolgelerden daha genis bir beyin devresine dogru ilerlemis oluruz. Aslinda lezyon, elektriksel kayit, beyin goruntuleme ve baglanti calismalarinin her biri bize problemin farkli bir tarafini gosteriyor. Tek bir yontem bize butun cevabi vermiyor. Ama bunlari birlikte kullandigimizda belirli bir davranisin beyinde hangi devreler ve baglantilar uzerinden ortaya ciktigini cok daha iyi anlayabiliyoruz.

Bunu kendi calismamdan bir ornekle anlatayim. Elimde belirli bir rahatsizlikla iliskili hastalara ait 170 kadar raw MRI goruntusu ve bunlara ait bilgiler var. Ben once bu goruntuleri manuel olarak inceliyorum. Yani beyinde hasarin ya da lezyonun tam olarak nerede olduguna bakiyorum ve ilgili bolgeyi goruntu uzerinde belirliyorum. Fakat sadece lezyonun nerede oldugunu bilmek bana yeterli bilgi vermiyor. Cunku yukarida bahsettigim gibi, beynin bir bolgesi tek basina calismiyor. Bu nedenle daha sonra bu goruntuleri supercomputer dedigimiz cok daha guclu bilgisayar sistemlerinde isliyorum. Burada her hastanin lezyonunu genelde saglikli 1000 ya da birkac bin insanin beyninden elde edilmis baglanti verileriyle karsilastiriyorum ve cesitli istatistiksel hesaplamalar felan yapiyorum. Mesela bu analizlerin bir kismi voxel-wise yapiliyor. Voxel'i MRI goruntusundeki uc boyutlu cok kucuk bir birim gibi dusunebiliriz. Fotograf nasil pixellerden olusuyorsa, beyin goruntusu de binlerce voxel'den olusuyor. Bilgisayar bu voxel'leri tek tek inceleyip hangi noktalarda ortak bir baglanti ya da fark ortaya ciktigini hesaplayabiliyor. Daha sonra bu sonuclar kontrol gruplariyla karsilastirilabiliyor. Korelasyonlar, istatistiksel testler, permutation analizleri ve belirli threshold'lar kullanarak buldugumuz iliskinin ne kadar guclu olduguna ve sans eseri ortaya cikma ihtimaline bakabiliyoruz. Bu da binlerce/ milyonlarca voxel, yuzlerce hasta ve cok sayida tekrar eden hesaplama anlamina geliyor. Zaten supercomputer kullanmamizin nedenlerinden biri de bu kadar buyuk miktardaki veriyi ve hesaplamayi yapabilmek... Boylece mesele sadece lezyonun fiziksel olarak nerede olduguna degil, o bolgenin normalde beynin hangi diger bolgeleriyle baglanti kurduguna da bakmak. Mesela iki hastanin lezyonlari beynin tamamen farkli yerlerinde olabilir. Ilk bakista bu iki lezyonun birbiriyle ilgisi yokmus gibi gorunebilir. Ama analiz sonucunda ikisinin de ayni beyin networkune baglandigini gorebiliriz. Eger ayni semptomu gosteren cok sayida hastada buna benzer bir durum ortaya cikiyorsa, o zaman sadece tek bir beyin bolgesinden degil, ortak bir beyin networkunden bahsetmeye basliyoruz. Yani soru sadece hasar beynin neresinde? degil. Asil soru, bu hasar hangi beyin networkunu etkiliyor ve bu network hastada gordugumuz semptomla nasil iliskili? oluyor. Neyse uzatmadan söyle diyebiliriz: beynin mekanizmasini anlamak ile oznel deneyimin kendisini anlamak ayni sey degil. Sinirbilim ilk soruda oldukca guclu araclara sahip. Fakat ikinci soruya geldigimizde, yeniden fiziksel beyin ile oznel deneyim arasindaki o temel probleme donmus oluyoruz.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
  #250  
Alt 11-08-2026, 07:37
Andrew - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Andrew Andrew isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.079
Standart Kisa Bir Intelligent Design Elestirisi

Son zamanlarda Intelligent Design adi verilen yaklasimi savunan bazi yazarlarin kitaplarina bakma firsatim oldu. Ben genelde katilmasam da farkli fikirleri okumaktan hoslanirim. Neyse, bu kitaplarda dikkatimi ceken anlatimlardan biri kabaca su sekilde oluyor. Dogada ruzgarlar esiyor, yagmurlar yagiyor, camur ve cesitli maddeler birbirine karisiyor, bunlar rastgele carpisa carpisa bir noktada son derece karmasik bir hucre ortaya cikiyor. Sonra da boyle bir seyin kor tesaduflerle ortaya cikmasi nasil mumkun olabilir diye soruluyor. Ilk duyuldugunda etkileyici bir elestiri gibi geliyor. Fakat burada temel bir problem var. Bilim zaten ruzgarlar, yagmurlar ve camurlar birbirine carpisti ve bir anda hucre ortaya cikti demiyor. Dolayisiyla burada biraz straw man, yani saman adam mantik hatasi yapiliyor. Saman adam hatasi, karsindaki gorusu gercekte savundugu haliyle ele almak yerine onu daha basit, daha zayif ve hatta bazen biraz komik bir hale getirip sonra bu zayif versiyonu curutmek demek. Yani sirf tartismayi kazanmak icin karsindakinin soyledigi seyi once degistiriyorsun, sonra kendi olusturdugun bu versiyona saldiriyorsun. Buradaki mesele de biraz buna benziyor. Dunya yaklasik 4.5 milyar yil once olusuyor. Bundan sonra yasamin ilk kez tam olarak ne zaman ve nasil ortaya ciktigini bilmiyoruz. En eski yasam konusunda farkli kanitlar ve tarihlendirmeler var. Yani burada bilimsel olarak hala ciddi bir bilinmezlik var. Fakat bilinmeyen bu sureci birkac maddenin rastgele carpisip bir anda hucre olusturmasi gibi dusunmemek gerekiyor. Baslangicta zaten bugunku anlamda bir canlidan bahsetmiyoruz. Hatta ilk asamalarda hucreden bile bahsetmiyoruz. Ortada kimyasal maddeler, daha basit molekuller, enerji kaynaklari ve belirli fiziksel kosullar var. Bunlar birbirleriyle surekli etkilesiyor. Baglar kuruluyor, baglar kopuyor, yeni molekuler yapilar ortaya cikiyor ve bazilari digerlerinden daha kararli kaliyor. Burada asil gozden kacirilan sey zaman ve ilişkiler faktoru. Biz gunluk hayatta bir kimyasal reaksiyonu birkac saniye, dakika ya da saat icinde dusunmeye aliskiniz. Oysa canliligin ve daha sonra karmasik biyolojik sistemlerin ortaya cikmasini tartisirken yuz milyonlarca ve milyarlarca yillik zaman olceklerinden bahsediyoruz. Bir saniye icinde gerceklesebilecek fiziksel ve kimyasal etkilesimlerin sayisini dusunun. Sonra bunu bir gun, bir yil, bir milyon yil ve sonunda milyarlarca yil boyunca dusunun. Elbette zamanin uzun olmasi tek basina canliligi aciklamiyor. Milyarlarca yil beklerseniz mutlaka hucre ortaya cikar diye bir bilimsel kural yok. Fakat anlatilan surecin buyuklugunu anlamak acisindan bu zaman olcegi cok onemli. Cunku burada tek bir rastlanti ya da tek bir kimyasal reaksiyondan degil, inanilmaz uzun zaman dilimleri boyunca devam eden fiziksel ve kimyasal etkilesimlerden bahsediyoruz. Sonra kendisini kopyalayabilen molekuler sistemlerin nasil ortaya cikmis olabilecegi sorusu geliyor. Zar benzeri yapilarin nasil olustugu meselesi var. Bunlardan sonra nerji kullanan kimyasal sistemlerin nasil gelistigi, kalitsal bilginin nasil aktarilmaya basladigi var. Bunlarin hangi sirayla ve tam olarak nasil gerceklestigini bilmiyoruz. Zaten RNA world, protocell, metabolism-first ya da hidrotermal baca gibi bi dunya hipotez var. Bundan sonra illk basit yasamsal sistemlerden bugunku karmasik canlilara kadar uzanan milyarlarca yillik baska bir surec basliyor. Bak burada bir suru sey oluyor, mutasyonlar oluyor, cevre degisimleri oluyor, ne bileyim organizmalar birbirleriyle ve cevreleriyle etkilesmeye basliyor, dogal secilim devreye giriyor ve bunlarin hepsi iste nesiller boyunca populasyonlar olarak degisiyor. Yani karsimizda ruzgar esti, yagmur yagdi, camur karisti ve sans eseri bir insan ortaya cikti gibi bir iddia yok. Yuz milyonlarca ve milyarlarca yil boyunca devam eden fiziksel, kimyasal ve daha sonra biyolojik etkilesimlerden bahsediyoruz. Bu mekanizmalarin hepsini biliyoruz demek de dogru degil. Ozellikle cansiz kimyadan ilk yasamsal sistemlere gecisin nasil gerceklestigi konusunda hala cok ciddi sorular var. Intelligent Design bu bosluklari elestirebilir ve burada felsefi ya da bilimsel argumanlar kurabilir. Bunda bir problem gormuyorum. Fakat once karsidaki gorusu oldugu gibi ortaya koymak gerekiyor. Bilimin gercekte soylemedigi bir seyi, sanki bilim bunu savunuyormus gibi anlatip sonra onu curutmek, gercek probleme cevap vermis olmuyor.

Mesela benim de gittigim ve bagli oldugum kiliseden ornek vereyim. Bizim kilise, en azindan Amerika'da, evrimi en fazla kabul eden 'Hristiyan' geleneklerinden biri ---Esasinda Dunya çapında tum hristiyanlarca 'sapkin'kabul edilse de--- Yukarida anlattigim konulari bizim Hristiyan ve ayni zamanda bilim adami olan profesorlerimizden herhangi birine sorsaniz, buyuk ihtimalle bilimsel sureci yine buna benzer sekilde anlatirdi Cunku burada bence bilimi dinden ayirmak gerekiyor. Bilim yaparken bilimi adam gibi yapmak, eldeki veriye bakmak ve bilmedigimiz yerde de bilmiyoruz diyebilmek gerekiyor. Inanc meselesini ise insanlarin ozgur vicdanina birakmak lazim. Bir insan ayni bilimsel verileri kabul edip Tanri'ya inanabilir, bir baskasi inanmayabilir. Herhangi bir bilimsel boslugu Tanri ile doldurmak da, herhangi bir bilimsel aciklamayi Tanri'nin olmadiginin kaniti gibi sunmak da hatali olabilir.

'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:00 .