
08-01-2026, 17:59
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 13.670
|
|
Dil konusunda eleştirilerim, dil ile ilgili olduğu ve görüş yansıtmadığı için ele almayı gerekli görmüyorum. Yani kişilerle şahsi didişme, kişilere şu ya da bu görüşünü açıkladıkları için soytarı, şaklaban gibi ifadelerle hitap etme vs. politik, ideolojik keskinlikle kişilere yönelme, sanki mesele birinin davranışı ve ele alınan karakteriymiş gibi, hele sitemkarlık(acizyet) vb., ancak bir görüşün analizinden çıkan sonuç olmadıkça yanlış olduğunu ve bir çok başlıkta yeri geldikçe dile getiriyorum. Örneğin A kişisi şunu yaptıığğıığ, uııııııııııııııııııhhghhgg bunu yaptıııı üzerinden siyasi, politik, felsefik veya bilimsel analiz olmaz, bu duruma göre değişmekle birlikte meselenin özünü anlamamak, yanlış hedeflere saldırmaya, bir çeşit eziklik, zaten beklentileri yapmamış kişiden idealist ve kurguca beklentiye girme psikolojisinin dışa vurumuna, psikolojik hal yansımasına dönüşür, daha doğrusu en başından neyin davranışa dair, neyin de argüman, görüş ve ancak görüşe göre ele alınması gerektiğini ayırt etmek gerekir. Bir de insanlar felsefik ve analize dayalı tartışmalarda, kişiyi hedef alıp itibarısızlaştırıyorsa veya gereksiz yere kendilerine özel saygı bekliyorlarsa bu da aslında holiganik şartlanma veya narsizm ile ilgili zaafın açığa çıkma halini temsil ediyor. Ha analizlerin sonucunda tespitler bir yere varıyorsa elbette söylenebilir, söylenmelidir. Örneğin herhangi bir iş içerisinde şöyle yapalım, kendimize de (ki hakkımız değilken ise) buradan şu şekilde pay çıkar dersem, bu halde bunun analizi ve tespiti hırsızlık olur ve burada amaç kişiye hitap veya isnat değil, ilgili görüş, fikrin, argümanın nereye vardığıyla ilgilidir.
Yanlış hatılamıyorsam ZAMAN konusunda eleştirmiştim, şimdi tekrar girersem özel bir uğraşa dönüşür, ama paragraf alıp aktarılırsa yorumlayabilirim. Lenin Uzay ve Zaman başlığında, zamanın nesel gerçeklik olarak kabul edilmesi gerektiğini, evrenin uzay ve zaman içinde hareket ettiğini söylemekteydi... Bunun sebebi o dönemlerde uzay-zaman kavramının kullanımından kaynaklı. Şöyle örnek vereyim;
Yere sabitlenmiş bir yayı, üst ucundan çekerek gerdiğimizi düşünelim. Bu yay 100 halkalı olsun.
Halkalar: 100,99,98,97,96,95,94,93........................1( en alttaki yere sabitlenmiş halka)... 100 nolu halkayı çekersen ne olur? Zincirleme olarak sırayla ilk halkaya doğru bir etki-tepki aktarımı meydana gelir, yani bir nevi İLETİ-M(->)
Kuvvet->100->99->98->+........................->1->zemin;
O zamanın da, günümüz biliminin de kavramları yanlış kullanma sorunu var veya insanların bilim ile felsefe ve gündelik dilde kullanım maksatlarıyla, bilimde kullanım maksatlarını ayırt etmeme sorunu. Bu örnekte etki aktarımına daha doğrusu ilk çekilen yayın, sonrakine etkimesi ve sonrakinin de buna tepkilenmesine(bilinç faktörüymüş gibi) bilim BİLGİ demekte. Oysa burada bilgi yoktur. Böyle ifade etmesinin sebebi, çekilen halkarın çekildiklerinde TEPKİLENMESİ, sanki bir ALGI durumu varmış gibi, kendisi çekene direnç(tepki), sonraki halkayı da çekme EĞİLİMİNDE olmasıdır. Bu örnekte halkalar EĞİLİM koymuş gibidir, oysa burada bir kavrayış, algı(yorumlama maksatlı), bilinçli davranış söz konusu değildir. Ancak etkiye verilen tepki de bir ALGI durumudur, fakat buradaki algıya(almak kökünden) iradi vasıf(duyum) mahiyeti yüklemek gereksiz veya duyumsal algı anlamına geliyor olamasından sakınmak bu bahisle illa terim kullanılacaksa "fiziksel algı" demek gerekir. Aslında etkime-tepkime, etki-tepki, etki aktarımı vb. demek zaten yeterli iken bir de üzerine, zincirleme etki-tepki -algı- akışına, "bilgi akışı" böylece "akara" "bilgi" diyorlar... Bu tutum yanlıştır, gerçekte olan ise, etki-tepki dalgasıdır(bir nevi, dalga fonskiyonu açığa çıkıyor)... Daha doğrusu bilgi özünde yorumlanmış madde akışı(veri), dalgasıdır...
Kısaca insanlar da doğada hazır paket bilgi olduğu, akış halinde olduğu, yani gayr-ı resmi değil resmi, nesnel bir varlık biçimi olduğu yanılgısına düşüyorlar. Aynı mesele, uzay ve zaman ifadelerinde de yanlış anlaşılmaya yol açıyor. Bu bir çok ölçü birimlerinde de aynı hataya düşmeye varıyor, örneğin boyut gibi... Zaman, boyut bunlar içleri olan, yani bir hacim alanı oluşturan, hacmi olan FORMLAR değiller, iç ve dış meselesi ancak FORM açısından ifade edilebilir.
Kısaca zaman, boyut nesnel bir gerçeklik formu değil, değişimin kıyası, niceliğidirler ve evren bunların içinde hareket edemez çünkü bunların içinden söz edilemez, aksine bunlar; evrenin, daha doğrusu maddenin ve açığa çıkarttığı formların hareketi, değişimi, biçimine dayalı farkların kıyasıyladır. "O+O+O" 3 oksijen(renksiz ve kokusuz), bir araya geldi Ozon(renkli ve kokulu) oluştu. Burada renkler ışığın maddi ortamda uğradığı değişimle böylece farklı etki, akış sağlamakla, koku ise ilgili formun maddi akışla yayılımı esnasında çevre formlar üzerinde oluşturduğu etkiyle ilgilidir(o parçalar da insanın burnuna girdiğinde yapısı gereği ilgili formlara nüfuz, etki edecek, böylece form yapıca değişime uğrayacak, başkalaşacak, böylece etkisi de başkalaşacak, fark oluşturacak, algılanacak ve yorumlanacaktır). Bu oluşum ve değişimi sağlayan zaman veya boyut değil, parçaların şu ya da bu biçimde bir araya gelmesi, ayrışması, böylece açığa farklı nitelik, özellikler çıkarması sonucu oluşan FARKlar, değişimdir. Böylece farkların kıyası da değişimin ölçüsü olur... Kısaca nesnel gerçeklik, gözleme, işaret edilebilirlik vasfına sahip olan madde, form ve harekettir ve hareketin dışında ve ondan soyutlanmaksızın, ayrıca bir zaman gerçekliği söz konusu değildir, gerçek olan hareket, madde ve maddi akış, algılanabilir olarak açığa çıkarttığı fark, değişimdir. Uzayın, boyutların da içi, dışı bulunmaz, sadece formların böylece ancak nesnel gerçek olan şeylerin "gerçekte" içinden söz edebiliriz. Zaman da uydurma değildir, nesnel farklardan hareketle soyutlanır, kısaca niceldir, soyutlamadır, somut olan ise madde, maddi biçimler, hareket ve değişimdir. Örneğin ısı da özünde muhteva akışı, alış-verişidir, aslında bizim etki-tepki dediğimiz de hatta hareket de maddi akışla ilgilidir, etki "maddi akış, transfer" halidir. Yeri gelmişken anmak gerekir, Heraklitos ile dalga geçenler, "her şey akar, akış halinde" ifadesini anlamayanlardı, gerçekte ise her şey en temelde maddi akış halinde, hareket, değişim, zaman da buradan soyutlanabiliyor(bu kavramlar, sağlayan değil sağlanan ve bazıları da sağlananın da sağladığı, soyutlama olarak açığa çıkıyor)...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
|

16-01-2026, 10:50
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.059
|
|
lokasyonun otesinde--onu reddetmeyerek de--- fonksiyonel aglar onemlidir
Ev sessiz, herkes yatiyor. Ben de birkac saattir isle ilgili bir seylerle mesguldum. Internal kapsul ve icinden gecen yollar uzerine calisiyordum. Hazir bu konunun icindeyken, buraya da farkli bir cerceveden bir seyler yazmak istedim. Internal kapsul dedigimiz yapi aslinda beynin bayagi derininde bir yerde; korteksin hemen altinda sayilir. Ama yine de merkezi bir yerde. 3D Slicer'da baktiginda mesela bu yapi daha cok gorulur oluyor, icee dogru zoom yaparsan. Korteksle talamus, beyin sapi ve diger alt merkezler arasinda bilgi akisinin oldugu yer. Motor komutlar olsun, duyusal veriler olsun, algisal bilgi olsun lifler buradan gecer… Hepsi aslinda cok dar bir hacimde. Anatomik sikisiklik var ama fonksiyonel anlamda, klinik olarak cok hassas bir yapi. Cunku burada olusan kucuk bir lezyon, sadece bir lif grubunu etkilemez , ayni anda birden fazla sistemi etkiler. Buna ornek olarak, ozellikle sublentikuler bolgeden gecen auditory radiation gibi yollar verilebilir. Bu lifler burada medial genikulat nukleustan cikip isitsel kortekse uzanir. Isitsel bilginin kortikal duzeyde anlamlandirilmasin bu sayede olur. Dolayisiyla periferik isitme sistemi tamamen saglam olsa bile, bu yolun herhangi bir yerinde olusan hasar, isitsel algiyi temelden bozar. Bazen bu bozulma sadece isitme kaybi gibi gorunur, bazen de daha ust duzeyde, isitsel halusinasyonlar gibi algisal deneyimlerde de gorulur, baska septomlarla da gorulur.
Ama burada durup sunu mutlaka eklemek gerekiyor, cunku onemli kismi da aslinda bu. Lezyonun her zaman birebir ayni anatomik noktada olmasi gerekmiyor. Sinirbilimsel olarak baktigimizda, aslinda tek tek bolgelerden cok, AGLAR VE BAGLANTILAR uzerinden isleyen sistemden bahsediyoruz. Eger hasar, ayni fonksiyonel network'un farkli bir dugumunu etkiliyorsa, klinik tablo yine cok benzer sekilde ortaya cikabiliyor. Yani bir hastada sublentikuler internal kapsul lezyonu isitsel halusinasyona yol acabilir, ayni zamanda baska hastada talamus, beyin sapi yada efendime soyleyeyim, isitsel korteksin kendisi bile, ayni isitsel agi bozdugu icin mesela halusinasyona yol acabilir. Bu da bize sunu soyler; semptomu anlamak icin sadece lezyon nerede? sormak anlamsizlasir. Bu yuzden son yillarda giderek daha fazla, lokasyon temelli bakistan ziyade, fonksiyonel ve baglantisal perspektif one cikiyor. Hangi yollar kopmus, hangi agin ic iletisimi bozulmus, hangi bilgi artik dogru sekilde entegre edilemiyor? Internal kapsulu bu yuzden ornek verdim. Hem anatomik olarak kucuk, derinde bir yerde hem de fonksiyonel olarak inanilmaz derecede merkezi. Ister burada olsun, ister baska subkortical alanlarda olsun, lesyon hangi aga degerse, hem buradaki hem de farkli bir bolgedeki hasar ayni sonucu verir. Yani, sadece lokasyon degil, hangi hagda oldugu meselesi de onemli.
Burada anlattiklarimi biraz daha somutlastirmak icin bir gorselle ornek vereyim... Yukaridaki resimde iki farkli hasta grubu var, tamam mi. Bunlar bozulan ag yapilari seklinde gosteriliyor. Soldakinde non-OHE hastalar icin; yani overt hepatic encephalopathy----klinik olarak belirgin bilinc bulanikligi, konfuzyon gibi mesela----olmayan, ama yine de norolojik semptomlar gosterebilen hastalar var. Sagdakindeyse OHE hastalari, yani klinik olarak belirgin ensefalopati bulgulari olan grup gosteriliyor. Ilk bakista bile fark ediliyor degil mi. Non-OHE grubunda bozulan network daha sinirli, daha lokalize; OHE grubundaysa baglantilar cok daha yaygin, karmasik; beyin geneline dagilmis bir sekilde etkilenmis gibi gorunuyor. Burada anlamamiz gereken mesele; sadece bir bolgenin hasar gormesi degil, beynin farkli sistemleri arasindaki iletisimin nasil bozuldugu. Renklerle gosterilen frontal, limbik, subkortikal, serebellar ve oksipital bolgeler, bunlar tek baslarina bir anlam tasimiyor; anlamlarini, birbirleriyle kurduklari baglantilar uzerinden kazaniyorlar. Non-OHE hastalarda ag hala kismen organize oldugu icin semptomlar daha sinirli kalabiliyor. Ama OHE tarafina gectigimizde, network bozulmasi yayginlastikca algisal, bilissel/davranissal belirtiler de kacinilmaz olarak daha agir ve belki de daha cesitli hale geliyor. Bu yuzden dedik iste, lezyon/hasar beynin bambaska bir yerinde olsa bile, eger ayni fonksiyonel agi etkiliyorsa, ortaya cikan sey benzer olur.
|

16-01-2026, 11:59
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.059
|
|
Bu noktada anatomical ve functional connectivity seklinde iki farkli kavramdan bahsetmemiz gerekir. Gece 2 oldugu icin belki bu kavramlari yarin acsak daha iyi olur. Ama oradan devam ederiz.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

19-01-2026, 09:34
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.059
|
|
Zihnin ic duzeni ve degisimin mantigi
En son, iki kavramdan bahsedecektik dedik yukarida: anatomical ve functional connectivity. diyerekten. Aslinda oraya girip isi teknik tarafa cekmeyi ve biraz acmayi dusunuyordum. Ama bugun dusununce, bir onceki mesajda anlatmak istedigim fikri zaten buyuk olcude vermisim gibi geldi. O yuzden bugun baska bir acidan devam edelim. Soyle dusunelim: Gunluk hayatta yasadiklarimiz dusuncelerimiz, duygularimiz, tepkilerimiz tek tek ve bagimsiz seyler degil. Bunlara bakacagiz. Mesela bir gun boyunca huzursuzsan bu sadece bir duygu felan degil. Bu soyle bir sey. Mesela gunluk, bir an dusun. O anda bedenin gergindir diyelim. Ne olur? Mesela dikkatin dagilir, bazi dusunceler tekrar tekrar aklina gelir, ne olur mesela cevrede olan bitene karsi daha hassas olursun ve benzeri... Bunlarin hepsi birlikte ortaya cikar. Beyin de tam olarak bu birlikte ortaya cikan durumlarla calisir. Yani tek bir nokta degil, ayni anda aktif olan bircok surecin olusturdugu bir tablo vardir. Zamanla bu tablolar tekrar eder. Insan, fark etmeden bazi zihinsel durumlara daha cabuk girer hale gelir: sikilma, kacma istegi, endise ya da tam tersine rahatlama ve tatmin. Beyin bu tekrarlari ogrenir. Nasil ki bir patikadan surekli yurundugunde yol belirginlesir, zihinde de bazi yollar daha kolay kullanilir hale gelir. Bir sure sonra ayni olay, herkeste farkli bir etki yaratir cunku herkesin zihninde alisilmis yollar farklidir. Iste bu yuzden insanin ic dunyasi sabit degildir. Ayni kisi, ayni sartlarda bile zamanla cok farkli tepkiler verebilir. Icerideki bu duzen biraz degistiginde yani dusuncelerin, duygularin ve bedensel tepkilerin birbirine baglanma bicimi degistiginde insanin yasadigi deneyim de degisir. Bence burada asil onemli olan nokta su: Bu bakis acisi insani etiketlerle aciklamaya calismaz. Daha cok, zamanla olusan aliskanliklari ve bu aliskanliklarin nasil sekillendigini anlamaya calisir. Ve bu da degisimin neden mumkun oldugunu daha net bir sekilde gosterir.
Simdi buraya kadar anlattiklarimizi biraz daha somut bir yere baglayalim. Cunku bu is sadece dusuncelerle ya da soyut zihin halleriyle ilgili degil. Sonucta butun bu yasadiklarimiz, cok gercek bir zeminde oluyor: bedende, beyinde, maddede ve enerjide. Yani dusundugumuzde, korktugumuzda, heyecanlandigimizda ya da sakinlestigimizde, ortada sadece bir his yok; beynin icinde enerji akislari degisiyor, bazi bolgelerde hareket artiyor, bazilarinda azaliyor, sistemin genel dengesi yeniden kuruluyor. Aslinda zihinsel dedigimiz seyler, bilgi tasiyan madde ve enerjinin zaman icinde aldigi farkli duzenler gibi. Bu duzenler sabit degil; surekli yer degistiriyor, sekil degistiriyor ve icinde bulundugumuz kosullara gore baska yonlere kayiyor. Onemli olan nokta su: Bu duzenin nasil kuruldugu, yani hangi parcanin nerede oldugu kadar, bu parcalarin nasil bir olasilikla ve hangi sirayla birlikte calistigi. Gunluk hayatta tekrar tekrar yasadigimiz duygu ve dusunce kaliplari da tam olarak buradan doguyor. Sistem bazi duzenleri daha kolay kurmayi ogreniyor. Zamanla ayni tur enerji akislari, ayni tur maddesel duzenler tekrar tekrar ortaya cikiyor. Iste bu yuzden bazi haller bize cok tanidik geliyor; sanki zihin oraya dusmeye yatkinmis gibi. Burada kullanilan yaklasim, bu tekrar eden duzenleri ve bu duzenlerin hangi kosullarda ortaya cikma ihtimalinin yuksek oldugunu gorunur hale getirmeye calisiyor. Yani amac, insan neden boyle davrandi sorusunu soyut bir yerden degil, maddenin ve enerjinin bilgiyle nasil organize olduguna bakarak anlamak. Bu da davranisi ne tamamen ozgur iradeye ne de kati bir biyolojik kader fikrine hapsediyor. Daha cok, mevcut ic duzenin madde, enerji ve bilginin birlikte olusturdugu duzenin bizi hangi yonlere dogru itmeye daha yatkin oldugunu gostermeye calisiyor. Burada odak noktasi, madde ve enerjinin olusturdugu bu ic duzenle nasil bilincli bicimde calisilabilecegi meselesine kayiyor. Cunku zihinsel ve davranissal durumlar, sonucta beyinde gerceklesen enerji akislarinin ve maddesel duzenin belli sekiller almasiyla ortaya cikiyor. Bu duzenin haritasi cikarildiginda, artik mesele sadece ne oluyor degil, bu akis nereden etkilenirse ne degisir sorusu oluyor. Yani belirli bir mudahalenin, beynin enerji dagilimini ve maddesel organizasyonunu hangi yonde yeniden sekillendirecegi daha ongorulebilir hale geliyor. Bu da tek bir noktaya dokunup sistemin geri kalaninda ne olacagini umursamadan ilerlemek yerine, daha butuncul bir yaklasim sunuyor. Cunku her mudahale, sadece hedeflenen davranisi degil, onunla baglantili baska surecleri de etkiliyor. Enerji akisi bir yerde degistiginde, bu degisim baska yerlere de yayiliyor. Burada asil vurgulamaya calistigim sey, mudahale araclarinin rastgele degil, beyindeki bio-mimari uzerinde biraktiklari etkiye gore duzenlenebilmesi. Yani bir arac, bir zihinsel alani daha kararli hale getiriyor mu, yoksa oradaki duzeni gevsetip degisime mi aciyor, ya da farkli alanlar arasindaki gecis yollarini mi degistiriyor bunlar net bicimde ayirt edilebiliyor. Boyle bakinca, bazi mudahaleler belirli oruntuleri sabitleyerek sistemin dagilmasini engelliyor; bazilari ise tam tersine, yerlesmis kaliplarin cozulmesine izin veriyor. Bir diger onemli nokta da su: Zihinsel alanlar arasindaki gecisler sabit degil. Dusunceden duyguya, duygudan davranisa giden yollar zamanla yeniden duzenlenebiliyor. Bu yaklasim, tam olarak bu yollarin egimini ve yonunu degistirmeye odaklaniyor. Ayni zamanda, belirli bir zihinsel alanin digerleriyle olan baglantilarina bakilarak ne kadar baskin oldugu da olculebiliyor. Yani bir oruntunun devreye girdiginde sistemi ne olcude pesinden surukledigi, bedenin hareketinden dikkatin yonune kadar neyi organize ettigi gorulebiliyor. Buradaki hedef, bu baskinlik iliskilerini yeniden dengelemek. Hangi oruntulerin daha kolay aktive olacagini belirleyen olasilik yapisi degistirilerek, sistemin genel davranisinin daha uyumlu bir yone kaymasi saglaniyor. Burada anlatilan nokta, yapilan degisimin gercekten ise yarayip yaramadigini net bir sekilde anlayabilmekle ilgili. Cunku bir mudahaleden sonra iyi gibi hissediyor demekle, sistemin ic duzeninde kalici bir degisim olmus mu sorusu ayni sey degil. Bu yaklasim, bir dusunce, duygu ya da davranis oruntusunun baslangictaki durumunu olcerken kullanilan yontemin aynisini, zaman gectikten sonra tekrar uygulamaya izin veriyor. Yani sistem, kendi gecmis haliyle karsilastirilabiliyor. Boylece bir oruntunun bugun ne kadar kararli oldugu, sistem uzerindeki etkisinin artip azalmadigi ve degisimin ne kadar kalici oldugu daha acik sekilde gorulebiliyor. Bu sadece geriye donuk bir degerlendirme de degil; mevcut yapinin detayli incelenmesi, ileride ortaya cikabilecek sorunlara dair ipuclari da veriyor. Cunku bugunku duzen, yarinin sorunlarini icinde tasiyabiliyor. Davranis ise burada cok onemli bir pencere gorevi goruyor. Disaridan baktigimizda gordugumuz davranislar, aslinda icerideki bilgi duzeninin kendiliginden ortaya cikan sonuclari. Yani davranis, ic mimarinin disariya yansiyan hali gibi. O yuzden davranistaki kucuk ama tutarli degisimler, iceride nelerin yeniden organize oldugunu ele veriyor. Bu tur ayrintili modelleme araclari sayesinde, gunluk hayatimizin kalitesini etkileyen zihinsel sureclerin nasil calistigina dair daha net bir tablo olusuyor. Ve belki de en onemlisi, insanin ic dunyasinda olan bitenin sadece yuzeyini degil, onun altinda yatan daha derin yapiyi gormeye baslamak mumkun hale geliyor.
Burada gecen degisim, sistem gibi kelimeler kulaga buyuk ve soyut gelebiliyor ama aslinda cok tanidik seylerden soz ediyoruz buarada. Sistem dedigimiz sey, beynin ve bedenin birlikte calisarak olusturdugu butun. Yani dusunceler, duygular, bedensel tepkiler ve davranislarin birbirinden kopuk olmadigi; aksine surekli birbirini etkiledigi bir yapi. Degisim de bu yapinin tamamen bastan yaratilmasi degil. Cogu zaman olan sey, bazi parcalarin agirliginin azalmasi, bazilarinin ise daha fazla one cikmasi. Mesela bir dusunce eskisi kadar kolay tetiklenmiyorsa ya da bir duygu geldiginde artik tum gunu ele gecirmiyorsa, bu sistem icinde gercek bir degisim yasandigi anlamina geliyor. Burada onemli olan, tek bir anlik fark degil; bu farkin zaman icinde korunup korunmadigi. Sistem kavrami da tam olarak bunu anlatiyor: Bir sey degistiginde, bunun diger seyleri nasil etkiledigi. Davranislarin emergent yani kendiliginden ortaya cikan ozellikler olmasi da buradan geliyor. Icerideki bilgi duzeni belli bir sekil aldiginda, davranis o seklin dogal sonucu olarak ortaya cikiyor. Kimse tek tek simdi soyle hissedecegim, simdi boyle davranacagim diye karar vermiyor. Ic yapi nasil organize olmussa, davranis da ona gore sekilleniyor. O yuzden bu yaklasim, insani parca parca degil, butun halinde anlamaya calisiyor. Degisimi de tek bir belirtiyi duzeltmek olarak degil, bu butunun ic dengesinin zamanla baska bir yere oturmasi olarak ele aliyor. Zihnin ic duzeni ve degisimin mantigi tam olarak yukarida anlatilan her seyin ortak noktasi aslinda. Davranis, dusunce ya da duygu dedigimiz seyler, tek basina ortaya cikan olaylar degil; iceride zaten var olan duzenin dogal sonuclari. Ic duzen derken kastedilen sey, beynin icinde bilginin, maddenin ve enerjinin zaman icinde nasil organize oldugudur. Bu organizasyon, hangi dusuncenin daha kolay akla geldigini, hangi duygunun daha cabuk yukseldigini ve hangi davranisin daha olasi hale geldigini belirler. Degisim de tam bu noktada anlam kazanir. Cunku degisim, bir seyi zorla bastirmak ya da tamamen silmek degildir; bu ic duzenin agirlik merkezinin yer degistirmesidir. Bazi oruntuler eskisi kadar baskin olmamaya baslar, bazilari ise daha gorunur hale gelir. Bu yuzden kalici degisim genelde yavas olur ve cogu zaman fark edilmeden gerceklesir. Insan bir gun uyanip artik farkliyim demez; ama geriye donup baktiginda, eskiden otomatiklesmis olan tepkilerin artik ayni guce sahip olmadigini fark eder. Yukarida bahsedilen haritalama, olcme ve mudahale fikirlerinin hepsi bu mantiga hizmet eder: Ic duzenin nasil kuruldugunu gormek, bu duzenin hangi noktalarinin degisime daha acik oldugunu anlamak ve yapilan kucuk ama dogru dokunuslarin sistemi butunuyle nasil baska bir dengeye tasiyabildigini fark etmek.
Boyle bakildiginda, bunu tek bir cumle ile OZETlersem, diyebiliriz ki, degisim mucizevi bir sicrama degildir; bu, zihnin kendi dinamikleri icinde, madde ve enerjinin yeniden organize olmasiyla ortaya cikan dogal bir surectir.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

19-01-2026, 09:48
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.059
|
|
bir ornek: zihnin ic duzeni ve degisimin mantigi ile ilgili
Mesela kisi ani bir tehdit algiladiginda surec genellikle hipotalamus ile basliyor. Hipotalamus, durumu degerlendirir degerlendirmez hipofiz bezini aktive ediyor. Hipofiz, burada kontrol merkezi gibi davranip adrenal bezlere sinyal gonderiyor. Bunun sonucunda adrenal bezlerden kana adrenalin ve kortizol saliniyor. Adrenalin bedeni hizla harekete gecirirken, kortizol daha uzun sureli bir alarm hali yaratiyor. Bu hormonlar dolasimla beyne geri donup sinir hucrelerinin calisma seklini etkiliyor. Ayni anda amigdala daha aktif hale geliyor ve tehdidin duygusal anlamini guclendiriyor. Amigdalanin bu artan aktivitesi, hipokampus uzerinden gecmisteki benzer deneyimleri tetikliyor; eski bir korku, daha once yasanmis bir travma ya da olumsuz bir ani devreye giriyor. Bu anilar aktive oldukca prefrontal korteksin durumu sakinlestirme ve degerlendirme kapasitesi gecici olarak zayifliyor. Sonucta dikkat daraliyor, dusunceler hizlaniyor ve davranis daha refleksif bir hale geliyor. Yani bir bezden salinan bir hormon, bir norotransmiter dengesi, bir beyin bolgesinin aktivitesi derken, zincir halinde ilerleyen bir surec ortaya cikiyor. Hicbiri tek basina aciklayici degil; hepsi birlikte calisiyor.
Yani, benim babam, durumu somutlastirirsak, ne gorduk yukarida? Hipotalamus dedik, oradan--------durumun algilanmasi--------hipofiz bezi------- hormonal sistemin devreye girmesi-----adrenal bezler------adrenalin ve kortizol salinimi ------bedensel uyarilma ve alarm hali-------- oaradan amigdala----sonra tehdidin duygusal olarak guclenmesi -------- hipokampus --------bu gecmis deneyimlerin ve korkularin tetiklenmesine sebep[ olur--------- oaradan prefrontal korteks devreye girer,---------bilissel kontrol durumu aktiflesir------ tum bu adimlarin birlikte islemesi gerceklesir-----------yani ve yani o an yasanan deneyimin, duygunun ve davranisin BUTUNU ortaya cikar. Yani, tek bir dugmeye basilan bir sey degil bu; burada birbirini tetikleyen, madde ve enerjinin belirli bir sirayla organize oldugu bir akis gorduk.
Buna da davranis ve degisim diyoruz.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

29-01-2026, 07:32
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.059
|
|
Evrim teorisi ve evrimsel psikoloji
Bugun evrim hakkinda biraz dusuncelerimi paylasmak istiyorum. Evrim cogu zaman ya cok teknik anlatiliyor ya da gereksiz tartismalarin icine cekiliyor. Oysa mesele aslinda oldukca basit: Canlilar ayni degil, aralarinda kucuk farklar var ve bu farklarin bir kismi kusaktan kusaga aktariliyor. Bazi ozelliklere sahip olanlar bulunduklari kosullarda biraz daha avantajli oluyor ve bu avantaj zamanla birikiyor. Kimse bilincli olarak yon vermiyor, kimse buyuk bir plan cizmiyor. Degisimler oluyor, bazi lari ise yariyor, bazi lari ise hicbir ise yaramadan kaybolup gidiyor. Evrim ne iyi ne kotu, ne de ahlaki bir surec. Sadece olan bitenin uzun zaman dilimlerinde birikmis hali. Bana gore evrimi anlamak insani kuculten bir sey degil, tam tersine onu doganin icindeki yerine oturtan bir bakis acisi. Insani merkezden alip, buyuk resmin icine yerlestiriyor ve esasinda bu da bana daha durust geliyor.
Bu yaziyi biraz giris gibi dusunmek istiyorum, cunku asil odaklanmak istedigim konu evrimsel psikoloji. Bir sonraki yazida daha cok buna deginecegim. Evrimsel psikoloji, insan davranislarinin, dusuncelerinin ve duygularinin da evrimsel gecmisten izler tasiyabilecegini soyluyor. Neden bazi seyleri dogal buluyoruz, neden bazi korkular bu kadar guclu, neden sosyal iliskilerde benzer kaliplari tekrar tekrar goruyoruz gibi sorulari soruyor. Bu yaklasim her seyi evrimle aciklamaya calisan indirgemeci bir bakis degil, en azindan benim ilgilendigim haliyle oyle degil. Daha cok, bugunku zihnimizin hangi kosullarda sekillendigi uzerine konusuyor. Ben bu konuyu hem bilimsel hem de kisisel olarak onemli buluyorum, cunku insanin kendine disaridan bakabilmesini sagliyor. Sonraki yazida evrimsel psikoloji nedir, nerelerde yanlis anlasiliyor ve neden ciddiye alinmayi hak ediyor, bunlari daha ayrintili sekilde ele alacagim.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|

29-01-2026, 21:15
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 17 May 2023
Bulunduğu yer: amerika birlesik devletleri
Mesajlar: 1.059
|
|
Assagida, bu baslikta yazilan bazi konu ve tartismalarin mesaj numaralariyla listesi bulunuyor. Daha fazlasi da vardi; lakin hepsini listeye alamadim. Simdiye kadar --bir, bir bucuk yilda- bu baslikta konuya bilgisiyle, deneyimiyle, sorusuyla, her turlu yorumuyla yaklasimiyla katki sunan arkadaslara tesekkur ederim.
1. Varlik ontoloji nedir?
2. Gercek goreceli midir?
3. Peki ama 'bilgi' nedir?
4. Thomas Aquinas hakli miydi?
5. Ilk insanlarin dini inanci var miydi?
6. Peki Freud'un cocuklugu nasildi?
7. Locke kimdir ve benim icin neden onemlidir
8. Bilissel psikoloji olur mu?
10. fotopigment olmasa goremez miyiz? opsin felan?
11. Kalp nasil evrilmistil? Evrimsel aciklamasi ne?
12. Truth?
13. Tasarim gibi duruyor ama degil
14. DNA nasil bir sey? Nasil calisiyor?
52. Yanlis bir soru: doga mi, yoksa yetistirme mi?
53. Stres ve kalp
54. Inanc kanit iliskisi--outline
55. Devam: Inanc kanit iliskisi--outline
56. Iman nedir
58. neuronin yapisi ve elektriksel ektivite
59. beyin organize olmus bir agdir, su ornegi ve birbirini etkileme metaforu
60. Neuro fizige girmeden once oruntu/desen/patternin varligi
61. Neuro fizige girmeden once oruntu/desen/patternin varligi--konuya devam--
62. Organizasyon konusuna kisa bir ara: Iyon kanallarindan isleyisten bahsedelim
63. mekanoreseptorler vs propriyoseptorler
64. gorme isleminin sinirbilimi acisindan aciklamasi
65. sinirsel haberleşmeye kucuk bir ornek: iris kaslarinin hareketi
66. Gormenin sinirbilimsel aciklamasi--video
67. rastgele/random nedir?
68. Tek Basina Yasamak Varken: Hucreler Neden Bir Arada Kalmayi Secti?
69. Organizasyon var, ama bu kavram --simdilik-- herseyi aciklamiyor
71. Bilgi/Ateizm-Teizm Bakis Acisi
72. Dogal ortamda bilginin olusumunu biliyor muyuz? "hayir"
73. Buyukluk degil, organizasyon onemli.
74. Buyukluk degil, organizasyon onemli video ornekler
76. reductionism-eliminativism farki
77. emergentism ve physicalismin ne'ligi ve farki
78. Agri Algisi ve Sinir Sistemi
79. dinozorlarin yayilmasi ve turlesmesi
80. Insanin basladigi yer
81. Bilgi islemenin sinirbilimsel temeli
82. Bilinci anlamaya calismak--Crick, Koch ve Nagel ekseninde
83. Bilince iliskin soru
84. Dunya: toz zerresi
85. manipulasyon
86. timeline: biyolojik ve teknolojik degisimler
87. korelasyon ile nedensellik arasindaki fark
90. her toplum kendi tanrisini yaratir
91-97. Evren, neden sonuc tartismasi
98. bobrek hormonal denge ve hayatta kalma uzerine
99. savunma sistemi uzerine
100. YHVH ismine iliskin
102. Bilgi Edinimi: Dort Yol
103. Insanin evrimsel ve tarihsel evrimi
104. Kosullarin etkilemesi ve degisim
105. Neden orgazm oluyoruz?
106. Fedakarligin Evrimi: Neden Birbirimize Yardim Ediyoruz?
107. Beynin olusumu ve fonksiyonu
108. Ozet: insan zihni kesinlikle bos bir levha (blank slate) olarak dogmaz.
109. Konusma ve Isitsel Korteks Mekanizmalari
110. Isitsel kortekste plastisite ve organizasyon
111. Bedeni algılamanın sinirbilimsel temel
112. Perspektifin dogasi ve bilimsel yaklasim
113. Perspektifin dogasina iliskin bir ozet
114. Neuronlar Nasil Iletisim Kuruyor?
115. Ateistlere bir soru ve William Paley'i tekrar dusunmek
116. Ateistlere bir soru ve William Paley'i tekrar dusunmek: Ozetle
117-122. Canlilik, DNA ve Tasarim tartismasi
122. Bu koken ve cesitlilik hakkinda ne diyorum?
132. kortikal hiyerarsi konusu
133. Katmanli hiyerarsi konusunda ozet
134- 142. Metafizik, hukuk ornegi, epistemoloji, inanc tartismalari
143. Hayatin olusumuna iliskin bazi olasi zorluklar
144. Hayatin baslangicina iliskin olasi zorluklar: ozet ve iki ornek
145. Hayatin Kronolojisi
146. Dinozorlarla ilgili bir soru
147. Insan evrimine iliskin bazi resimler
148-157. Bilinc, madde, materyalizm ve bilimsel konularda tartismalar
158. embriyo uzerinden bilginin kaynagi sorusu
161-171. Ontoloji, bilincin, maddenin kaynagi, epistemoloji tartismalari
172. Frenoloji/Phrenology uzerinden indirgemeciligin elestirisi
173-177. bilinc tartismasina gelen cevaplar ve tartismalar
178. Inanc, akil ve bilim: catisma var mi?
179- 198. Inanc, metafizik, madde, ontoloji tartismalari ve yazismalar
199. Psiko dersleri: absurtluk
200-209. Twitter uzerinde psikiyatri uzerine yazismalar
210. Psiko dersleri: din ve Tanri inancinin dogasi
211. Freud ve inancin dogasi uzerine bir ozet
213. İnsanin bitmeyen akilsizli uzerine
218. Ateistlere 2 soru
219. bilginin ortaya cikmasinin ESAS kosulu ve dogasi
220. bilginin ortaya cikmasinin temelione iliskin ozet
222. devam: bilgi orgutlu bir hareketten ve farktan dogar
226. Aristotales'te algi birligi
227. kuslar lizard-hipped saurischia'lardan gelir
228. kisaca ortakulaktaki sinirbilimsel islem
229. Bilim haberi: Neandertaller
231. Doganin Ortak Mantigi: Duzen, Parcalanma, Dagilma ve Bilginin Dogusu
232. Patern/oruntu nedir---birkac ornek
233 patern/oruntu kavrami isinda "insan madde midir" sorusu
234- 240 cesitli kavramlar uzerinden tartismalar
242. lokasyonun otesinde--onu reddetmeyerek de--- fonksiyonel aglar onemlidir
244. Zihnin ic duzeni ve degisimin mantigi
245. bir ornek: zihnin ic duzeni ve degisimin mantigi ile ilgili
246. Evrim teorisi ve evrimsel psikoloji
Bitti.
'baglilik düşünmemek demektir. düşünmeye gerek duymamak demektir' Orwell, 1984...
no matter how far we go intellectually or how much science we do, we are not even close to understanding the truth
'kimi dinde imanda buldu yolu, kimi akil, bilim yolunu tuttu derken ses geldi karanliklardan; gafiller! dogru yol ne odur, ne bu' - Hayyam
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:21 .
|