<H1>Oruç Yahudi geleneği mi?
Oruç Muhammed'in buluşu olarak ortaya çıkmış bir şey olmamaktan gayrı, insan yararına olmak üzere İslam'a alınmış da değildir. 13 ya da 14 yıl boyunca, İslam'da oruç tutma geleneği diye bir şey yoktur.Yahudileri de kendine inandırmak isteyen Muhammed, kendi günlük siyasetinin gereksinimlerine uygunluk nedeniyle onlardan orucu almış ve bazı değişikliklerle İslami bir gelenek haline sokmuştur. </H1>A) Orucun Farz Kılınmasının Muhammed Lehine Yönelik Yönleri: Muhammed'in Söylemesine Göre "Oruç", "Doğrudan Doğruya Tanrı'ya Edilen Bir İbadettir" ve Bu İbadet Kişinin Çıkarları Adına Değil, Fakat Tanrı'nın Rızasına Olmak İçin Edilir (Bakara Suresi, Ayet 1834)</B>
İslamcılar, oruç tutmanın gerek bedeni ve gerek ruhi bakımdan yararlı olduğunu söylerler. Derler ki, oruç tutmak, yemekten, içmekten, yürümekten, cinsi münasebetten, söylemekten ya da bunlara benzer şeylerden el çekmek, yani perhiz etmek demektir. Başka bir deyimle oruçta "nefse hakim olmak" ve "nefsi yola getirmek" gibi güzel hassalar olduğunu belirtirler ve kanıt olarak Muhammed'in şöyle dediğini söylerler:
"Oruç bir kalkandır (oruçluyu beşeri ihtiraslardan hıfz eder korur)."
Sahihi..., c.Vl, s.2478, Hadis No: 897.
Hemen belirtelim ki, "oruç", Muhammed'in buluşu olarak ortaya çıkmış bir şey olmamaktan gayrı, insan yararına olmak üzere İslama alınmış da değildir. Muhammed bunu, kendi günlük siyasetinin gereksinimlerine uygunluk nedeniyle Yahudilerden almış ve bazı değişikliklerle İslami bir gelenek haline sokmuştur; şöyle ki:
İslamın gelişinden çok önceki dönemlerde, çeşitli dinler, örneğin Yahudilik ve Hıristiyanlık, çeşitli şekillerde oruç türünden uygulamalara yer vermişlerdir. Mekke'de ve Medine'de yaşayan Yahudiler ve Hıristiyanlar, farklı şekillerde olmak üzere oruç tutarlardı. Fakat Mekke dönemi boyunca Muhammed'in bu uygulamaları önemli saymadığı ya da ilgili bulmadığı anlaşılıyor. Çünkü kendisini "Peygamber" olarak ilan ettikten Medine'ye hicret edeceği tarihe gelinceye kadar, yani 13 ya da 14 yıl boyunca, İslama oruç tutma geleneği diye bir şey sokmamıştır. Bu geleneği Medine'ye hicret ettikten ve Yahudileri Müslüman yapma hevesine kapıldıktan sonra ve onlardan esinlenerek benimsemiş ve İslamın "farz'ı" olarak yer leştirmiştir. Yerleştirirken de insanların sağlığına yararlı olur diye değil, fakat biraz ileride belirteceğimiz gibi, orucu Tanrı'ya ve dolayısıyla kendisine ibadet şekline sokup her şeyden önce günlük siyasetini sürdürmek düşüncesiyle hareket etmiştir. Eğer oruç denen şeyi insan sağlığına yararlı olarak görmüş olsaydı, Medine'ye hicret edeceği zamana kadar beklemez, bu işi ilk başlarda, yani Mekke'de bulunduğu zamanlar yapardı. Öte yandan Medine'ye geçtikten sonra yerleştirdiği oruç sisteminin insan sağlığı ile ilgisi de yoktur; aksine insan sağlığına zararlı yönleri vardır.
1) Muhammed'in Yerleştirdiği Şekliyle Oruç, insan Sağlığına Yararlı Değil, Fakat Aksine Zararlıdır; Nefse Hakim Olmak ya da Nefsi Yola Getirmek Bakımından Kişiye Yararlı Olacak Nitelikten Yoksundur
Oruç geleneğini Yahudi geleneklerinden esinlenmiş olarak benimserken Muhammed, onlardan farklı bir usul yerleştirmek istemiş ve bu nedenle pek olumsuz nitelikteki koşullara yer vermiştir. Bundan dolayıdır ki, oruç, onun getirdiği şekliyle insan sağlığına yararlı değil fakat aksine zararlı nitelikte olmuştur; şöyle ki:
Medine'nin eskiden beri yerleşik halkından olan Yahudiler oruç tutarlardı. Fakat orucu, bir geceden ertesi geceye kadar olmak üzere, yani bir iki gün gibi makul denebilecek bir zamanla sınırlamışlardı. Muhammed, Medine'ye hicret ettikten sonra, kendisini Yahudilere "peygamber" olarak kabul ettirme hevesine kapılınca, onların çeşitli geleneklerini benimsedi; örneğin onların kıblesi olan Kudüs'ü İslam için kıble yaptı. Namaz kılarken Kudüs'e yönelik olarak kılar oldu. Bunun gibi onların tuttuğu şekilde (yani bir geceden ertesi geceye kadar olmak üzere) oruç tutma geleneğini kabul etti. Ne yar ki, bütün bu gayretlerine rağmen onları kazanamayacağını anladı; anlayınca taktik değiştirdi ve benimsemiş olduğu Yahudi geleneklerinden birçoğunu terk etti, bir çoğunu da (sırf onlardan farklı olmak için) değişikliğe sokma yolunu seçti. Örneğin oruç tutmayı, ilk başlarda Yahudiler gibi bir geceden diğer geceye olmak üzere uygulamaktayken, Yahudilerle arası açılınca, bu usulü değiştirip, oruç tutmayı bir aylık süreyle kayıtlı kıldı. Daha doğrusu bir ay boyunca, güneşin doğmasından batmasına kadar olan zaman içerisinde yemek yemeyi ve içmeyi yasakladı. Söylemeye gerek yoktur ki, 30 gün gibi uzun bir süre boyunca yemeden/içmeden kalmak, son derece sakıncalı bir şeydir. Güneşin doğacağı andan ("Tului fecir"den), batacağı zamana ("gurubi şems"e) kadar aç durmak zorunda bırakılan bir kimsenin, iftar ile birlikte bir anda tıka basa yemek yemesi ve gece yarılarında (güneş doğmadan önce) sahura kalkarak tekrar midesini doldurması kadar sakıncalı ve hatta tehlikeli ne vardır ki? Bunun insan sağlığı bakımından olumsuz bir şey olduğunu söylemek için keramet sahibi olmaya gerek yoktur: Özellikle ağır işlerde çalışanlar ya da yaşlılar bakımından!
Öte yandan, Muhammed'in değişikliğe sokarak getirdiği şekliyle oruç, kişiyi nefsine hakim kılar nitelikte bir şey de değildir; nitekim 1400 yıllık İslam tarihi göstermektedir ki, oruç sistemi, kişinin nefsini yola getirecek doğrultuda iş görmüş değildir. Şu bakımdan ki, nefislerine hakim olsunlar diye Muhammed'in bir ay boyunca sağlık dışı bir oruç rejimine sokmuş bulunduğu Müslüman toplumlar, o tarihten bu yana yeryüzünde nefis aşırılıklarına en fazla kapılan halkların başında gelmiştir.
Şunu tekrarlamak gerekir ki, Muhammed için önemli olan şey insan sağlığı değildir; önemli olan şey, kendi günlük siyasetinin gereksinimleridir. Nitekim oruçla ilgili geleneği Yahudilerden alırken iki amaç gütmüştür ki, bunlardan biri biraz önce değindiğimiz gibi kendisini Yahudilere "peygamber" olarak kabul ettirmek ve ikincisi de orucu bir tür ibadet niteliğine sokup taraftarlarını Tanrı'ya boyun eğdirtirken kendisine eğdirtmektir.
2) Oruç Geleneğini Sırf Kendisini Yahudilere "Peygamber" Olarak Kabul Ettirmek Amacıyla Benimser
Biraz yukarıda değindiğimiz gibi Muhammed, Yahudilerin uyguladıkları oruç geleneğini benimserken, onları kendisine inandırıp kazanacağını sanmıştır. Ve şunu öne sürmüştür ki, oruç aslında İslamın bir koşulu olmak üzere daha önce Yahudilere ve Hıristiyanlara Tanrı tarafından bildirilmiştir ve işte şimdi kendisi, hem onlara ve hem de "bütün insanlara" gönderilmiş "peygamber" olarak bu geleneğin sürdürücüsüdür. Kur'an'a koyduğu şu hüküm bunun kanıtıdır:
"Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı... Sayılı günlerde oruç size farz kılındı..." (K. 2, Bakara Suresi, ayet 1834.)
Madem ki oruç, İslamın bir koşulu olarak daha önce başka ümmetlere de farz kılınmıştır, o halde neden dolayı Muhammed, Mekke döneminde yani 13 yıl boyunca bunu ortaya vurmamıştır?" diye sorulacak olursa, bu soruyu yanıtlamak kolay:
Çünkü bir kere Mekke'de yaşayan Yahudilerin sayısı pek azdı; onların geleneklerinden Muhammed'in pek haberi yoktu. Esasen Mekke döneminde kendisini onlara (ya da "bütün insanlara") "peygamber" olarak kabul ettirme düşüncesine de yönelmiş değildi. Bu itibarla Yahudilerin yaşam tarzıyla ilgilenmeyi gerekli görmemişti. Fakat Medine'ye geçip de kendisini Yahudilere "peygamber" olarak kabul ettirmek hevesine kapıldığı andan itibaren onların uygulamakta oldukları oruç geleneğini "İslami gelenek" olarak göstermek istemiştir. Bundan dolayıdır ki, orucun daha önceki ümmetlere (Yahudilere ve Hıristiyanlara) farz kılındığına dair yukarıdaki ayeti koymuştur. Fakat Yahudilerin kendisini peygamber olarak kabul etmemeleri üzerine, oruç tutmayı onlarınkinden farklı bir şekle sokmuştur. Sokarken de orucun esas itibariyle bu şekilde (yani bir aylık bir süre boyunca) tutulmak üzere öngörüldüğünü ve Tanrı tarafından Yahudilere de bu şekilde emrolunduğunu, fakat Yahudilerin Tanrı emrini dinlemeyip farklı bir yol tuttuklarını, orucu kendi kafalarına göre başka bir şekle soktuklarını (yani bir aylık süre yerine bir geceden ertesi geceye kadar uzar şekilde uyguladıklarını) söylemiştir.
3) Muhammed'in Söylemesine Göre "Oruç", Her Ne Kadar Tanrı'ya Yönelik Bir ibadet Olmakla Beraber, Aynı Zamanda O'nun "Peygamberi"ne (Yani Kendisine) Edilen Bir ibadet Şeklidir ve Tanrı Bu Tür ibadette Bulunanların "Ecrini" Verecektir (Bakara Suresi, Ayet 1834)
Oruçla ilgili olarak Muhammed'in Kur'an'a koyduğu ayetlerden biri şöyle:
"Oruç, Allah'a karşı gelmekten sokmasınız diye size sayılı günlerde farz kılındı..." (Bakara Suresi, ayet 1834.)
Dikkat edileceği gibi burada "oruç", kişilerin Allah'a karşı gelmelerini önleyici tedbirlerden biri olarak farz kılınmış olmaktadır. Bu tür hükümleri Kur'an'a koymak suretiyle Muhammed, "oruç" niteliğindeki ibadet yolu ile kişileri Tanrı'ya baş eğdirtmek istemiştir. Tanrı'ya baş eğmek demek, bir bakıma kendisine baş eğmek olduğuna göre (bkz. Nisa 8, Fetih 10, vs.) oruç tutmak suretiyle kişiler, hem Tanrı'ya ve hem de Muhammed'e karşı bağlılık ifade etmiş olacaklardır. Başka bir deyimle oruç, esas itibariyle Tanrı'nın (ve dolayısıyla Muhammed'in) rızası için yapılan bir ibadettir. Bunun böyle olduğunu anlatmak üzere Muhammed, Tanrı'nın şu şekilde konuştuğunu söylemiştir:
"Ademoğlunun işlediği her hayrü ibadet(te) kendisi için (bir haz ve menfaat endişesi var)dır. Fakat oruç böyle değildi''Oruç, halis benim (rızam) için edilen bir ibadettir. Onun mükafatını da ben veririm."
Buhari'nin Ebu Hüreyre'den rivayetine dayalı bu hadis için bkz. Sahihi... s.254, Hadis No: 903.
Dikkat edileceği gibi burada orucun bir ibadet şekli olduğu fakat diğer ibadetlerden farklı nitelikte bulunduğu anlatılmakta. Güya Müslüman kişi, genel olarak ibadet ederken, genellikle Tanrı'dan kendisi için bir şeyler edinmek düşüncesine saplıdır. Fakat oruç şeklindeki ibadette bulunurken böyle bir düşünceden uzak olup bunu sırf Tanrı'yı hoşnut etmek için yapar. Bunun böyle olduğunu açıklığa kavuşturmak için Muhammed, Tanrı'nın şöyle eklediğini söyler:
"Oruçlu kimse benim (rızam) için yemesini, içmesini, cinsi arzusunu bırakmıştır. Oruç, doğrudan doğruya bana edilen bir ibadettir. Onun (sayısız) ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Halbuki başka ibadetlerin hepsi on misliyle ödenmektedir. "
Sahihi..., c.VI, s.2478, Hadis No: 897.
İslam kaynaklarının bildirmesine göre bu hadisler, "Hadisi Kudsi" niteliğinde olup Tanrı'nın, Cibril aracılığı olmadan Muhammed'in ağzına koyduğu sözlerdir. Fakat Muhammed, bu yukarıdaki verilerle de yetinmemiştir; Müslüman kişinin Tanrı'ya (ve kendisine) karşı "ubudiyetini" (boyun eğmişliğini) biraz daha sağlama bağlamak maksadıyla, cennete giriş işini de oruç tutma şartına dayatmıştır; şöyle demiştir:
"(Cennet'e) yalnız oruçlular girer; onlardan başka hiç kimse giremez. (Kıyamet gününde): 'Oruçlular nerede?' diye ilan edilir. Oruçlular kalkıp girerler... Oruçlular girdikten sonra da kapı kapanır, artık hiç kimse giremez."
Buhari'nin İbni Sa'd'ten rivayeti için bkz. Sahihi ... c.VI, s.250, Hadis No: 898.
Görülüyor ki, oruç tutan kişi bu işi esas itibariyle Tanrı'yı hoşnut etmek, Tanrı'nın emirlerine boyun eğiyor olmak için yapmaktadır. Ve Tanrı'yı hoşnut ederken, aynı zamanda Muhammed'i hoşnut etmiş olmaktadır, çünkü biraz yukarıda belirttiğimiz gibi Tanrı dahi Muhammed'i hoşnut etmek için her şeyi yapmakta, hatta ona salavat getirmektedir (Ahzab Suresi, ayet 56). Muhammed'e salavat getiren bir Tanrı'yı, oruç tutarak hoşnut eden bir Müslüman kişi aynı zamanda Muhammed'i hoşnut etmiş sayılmaz mı?
Kaynak
Kur'an'ın Eleştirisi III
İlhan Arsel
saygılarımla
|