Sayın Gönül Tekin'i izledim.
Bundan dolayı değerli K.C ye teşekkürler.
Gönül Tekin hanımın ifadeleri ben de,
okuduğum "
Ortak bir din" dökümanından,
alttaki paragrafları çağrıştırdı.
Bu sebeble bunları sizlerle paylaşmak istedim.
Tanrı’nın varlığının yinelenen kanıtı bu nedenle,
O’nun bilinmeyen bir zamandan beri tekrar tekrar Kendisini izhar etmiş olmasıdır.
Daha geniş bir anlamda, Hz.Bahaullah’ın açıkladığı şekilde, insanlığın dinsel tarihinin engin destanı, her şeyin Yaratıcısının insan alemine ruhani ve ahlaki gelişimi için esas olan yanılmaz kılavuzluğun güvencesini verdiği ve onu bu değerleri özümsemeye ve hayatında göstermeye çağırdığı ebedi vaadin, “
Sözleşmenin” yerine getirilişinden başka bir şey değildir.
Bir kimse, eğer amacı bu ise,
olayların tarihçi bir yorumu yoluyla bu veya şu Tanrı Elçisi’nin benzersiz rolünü tartışabilir; ancak bu gibi iddiaların,
insan ilişkilerinde toplumsal gelişim için kritik değişiklikler yaratan ve düşünceyi değişime uğratan gelişmelerin anlamını açıklamada hiçbir yardımı olamaz.
Örnekleri parmakla sayılacak kadar nadir olan aralıklarda Tanrı Mazharlarının her biri, O’nun öğretilerinin otoritesi konusunda çok açık olmuşlar ve her biri uygarlığın gelişimi üzerinde tarihteki herhangi başka bir olguyla karşılaştırılamayacak kadar ötede bir etkiyi yaratmışlardır.
“En Büyük Tanrı Mazharı’nın zuhuru saatini göz önüne getiriniz”
diye işaret ediyor Hz.Bahaullah:
“Ezeli Varlık, o saat çalmazdan önce, henüz hüviyetini örten örtüyü kaldırıp ağız açmamışken, hiçbir insanoğlu tarafından tanınmadığı bir dünyada, O kendisi Her Şeyi Bilici idi. O, gerçekten, yaratıksız Yaratıcıdır.”
٭
Yukarıda sözü edilen din kavramına karşı en yaygın biçimde öne sürülen itiraz, vahyedilmiş dinler arasında farklılıkların çok köklü olduğu ve
onları tek bir gerçeğin sisteminin aşamaları ve birer yönü olarak sunmanın gerçeklere aykırı olduğu savıdır.
Dinin doğasını çevrelemiş olan karışıklık düşünüldüğünde bu tepki anlaşılırdır.
Yine de, her şeyden önce böyle bir itiraz Bahailere, burada ele alınan prensipleri Hz.Bahaullah’ın yazılarında sağlanan evrimsel bağlamda daha açık bir şekilde ortaya koymak için bir davette bulunmaktadır.
Değinilen farklılıklar, her ikisi de lgili kutsal kitapların gayesi olarak sunulan, ya uygulama ya da doktrin kategorilerinden birine girmektedir.
Kişisel hayatı yöneten dini alışkanlıklar açısından,
konuyu maddi hayatın karşılaştırılabilir özellikleri zeminine karşı gözden geçirmekte yarar vardır.
Hijyen, giyim, diyet, ulaşım, savaş aletleri, inşaat veya ekonomik faaliyetlerdeki çeşitliliğin
-ne kadar çarpıcı olursa olsun-
insanlığın aslında bir ve benzersiz olan, tek aileden oluşmadığı gibi bir teoriyi desteklemek yollu olarak öne sürülmesi artık pek muhtemel görünmüyor.
Yirminci yüzyıla girilene kadar, böylesi basitçi iddialar olağandı;
ancak tarihsel ve antropolojik araştırmalar şimdi,
insan yaratıcılığının bu ve başka sayısız ifadelerinin açığa çıktığı,
birbirini izleyen nesiller boyunca aktarılıp geldiği,
aşamalı olarak başkalaşımlara uğradığı
ve
çoğu zaman çok uzak ülkelerde yaşayan insanların hayatlarını zenginleştirmek üzere yayıldığı kültürel evrim sürecinin muntazam panoramasını önümüze koymaktadır.
Bu nedenle günümüz toplumlarının böyle bir olgunun örneklerinin geniş bir yelpazesini temsil etmesi, herhangi bir şekilde ilgili toplumlar için sabit ve değişmez bir kimliği tarif etmemekte,
sadece belirtilen grupların geçmekte oldukları -ya da en azından yakın bir zamanda geçmiş oldukları-
evreyi ayırt etmektedir.
Öyle olsa bile, tüm bu kültürel ifadeler, şimdi dünyasal bütünleşmenin yarattığı etkilerin sonucu olarak bir akışkanlık hali içindedirler.
Benzer bir evrimsel sürecin insanlığın dini yaşantısını karakterize ettiğine Hz.Bahaullah işaret etmektedir.
Belirleyici farklılık sırf tarihin sürüp giden deneme ve yanılma metodunun tesadüfleri olmaktan çok,
böylesi normların her bir olayda İlahi vahiylerden biri veya diğerinin bütünleyici özellikleri olarak açık bir şekilde emredilmiş,
kutsal yazıtlarda cisim bulmuş,
bütünlüklerinin yüzyıllar boyunca büyük titizlikle korunmuş oldukları gerçeğinde yatmaktadır.
Her bir davranış yasasının belli özellikleri en sonunda amaçlarını ifa edecek ve zamanı gelince toplumsal gelişim sürecinin yarattığı farklı yapıda kaygılar tarafından gölgelenecek olsa da,
yasanın kendisi davranış ve düşüncelerin eğitiminde hayati bir rol oynadığı uzun insani gelişim evresindeki otoritesini hiçbir şekilde yitirmeyecektir.
“
Bu prensipler ve şeriatler, bu kökleşmiş kuvvetli sistemler, aynı Kaynaktan çıkmış olup tek bir Işığın ışınlarıdır. Görülen başkalıkların sebebi bunların kuruldukları devirlerin icaplarında aranmalıdır.”
O halde yasalar, dini örfler ve başka uygulamaların,
vahyedilmiş dinlerin esaslı birliği düşüncesi karşısında önemli bir engel oluşturduğunu öne sürmek,
bu sistemlerin hizmet ettiği amacı anlayamamaktır.
Daha ciddi anlamda bu düşünce, dinin fonksiyonunun ebedi olan ve geçici olan nitelikleri arasındaki temel ayrımı da yakalayamamaktadır.
Dinin esas mesajı değişmez niteliktedir.
Hz.Bahaullah’ın sözleriyle, “
Bu, Allah’ın geçmişte ve gelecekte ebedi olan,değişmeyen Dini’dir.”
Onun, ruhun Yaratıcısı ile hep daha olgun bir ilişki içine girmesi için yolu açmadaki -ve onu insan doğasının hayvani itkilerini terbiye etmede gittikçe daha büyük bir ahlaki güç ile donatmadaki- rolü,onun medeniyet kurma sürecini destekleyen yardımcı bir rehberlik sağlayışı ile hiç bir bağdaşmazlık içermemektedir.
İlerleyen zuhurlar kavramı, en büyük vurguyu Tanrı’nın vahyinin zuhur edişi anında tanınması üzerine yükler.
İnsan ırkının büyük çoğunluğunun bu noktadaki başarısızlığı, tekrar tekrar,insan kitlelerinin tamamını dini örf ve alışkanlıkların törensel bir tekrarına mahkûm etmiştir;
ki
bu sözü edilenler amaçlarını çoktan yerine getirmişlerdi ve şimdi sadece ve sadece ahlaki gelişime ket vurmaktadırlar.
Günümüzde böylesine bir başarısızlıkla ilişkili bir sonuç da üzücü bir şekilde, dini sıradanlaştırmak olmuştur.
İnsanlığın kolektif gelişiminde modernliğin meydan okumalarıyla mücadele etmeye başladığı tam bu noktada,
ahlaki cesaret ve aydınlanma için bağlanmış olduğu başlıca ruhani kaynak,
hızla bir alay konusu haline geliyordu;
ilkin toplumun gitmesi gereken yöne dair kararların verildiği düzeylerde
ve
nihayet toplumun genelinin sürekli genişleyen kesimlerinde.
Bu nedenle, insan güvenine zarar veren bu emanete ihanetlerin en yıkıcı olanının, zaman içinde bizzat inancın temellerini baltalamasına şaşırmak için pek bir sebep yoktur.
Hz.Bahaullah defalarca Kendi eserlerinin okuyucularını,
böylesine tekrar eden başarısızlıkların öğrettiği dersler üzerinde derince düşünmeye kuvvetle teşvik etmektedir:
“
Şimdi bir parçacık düşününüz: Halkın, bu kadar özleyip bekledikten sonra, böyle itirazda bulunmalarının sebebi ne idi?...”
“
Bu adamlar, ... niçin böyle itirazda bulunup uzak durdular?...”
“
Bu karşı koymayı doğuran sebep ne idi ?...”
“
Düşününüz: halkın böyle davranmasındaki sebep ve saik ne idi?”
http://www.tr.bahai.org/yayinlar/tekortakdin.htm