Bir sevgili arkadaşımın kendi hayat hikâyesini sizle paylaşmak istiyorum. Kitabın önsözünü (yapabildiğim kadar) tercüme ettim. Türkçem o kadar iyi olmadığı için umarım hatalırıma göz yumarsınız.
===
Babam Mısırlı ve annem İngiliz ve 8 tane kardeşim var. Müslüman bir aileye doğdum, ama yirmi yaşında olana kadar dinimi uygulamıyordum. O zamandan beri çok dindar olmuştum ve dine bağlanmıştım. Gelecek yirmi sekiz senenin içinde İslam bütün hayatım için kılavuzluk edecekti.
"School of Oriental and African Studies" üniversitesinde okudum ve B.A. ünvanımı Arapça ve İslam Çalışmaları üzerinde aldım. O okulda "İslamic Society" adındaki bir İslam derneğinin başkanı oldum. Üniversiteden ayrıldığımda Kuzey London'daki bir dava grubun amiri oldum, ve "The Clarion" (Duyurma) adlı İslamla ilgili bir dergiyi yönetiyordum. Müslüman çocuklar için dört tane kitab yazdım ve Yusuf İslam tarafından kurulan "İslamia School" okulunda onbeş yıl öğretmenlik yaptım.
Fakat 48. doğum günüme yakın olan zamanda, İslam'a daha inanmadığımı artık biliyordum. Birkaç yıl önce bana böyle bir şey olacağını anlatmış olsaydın, bunu hiç te inanmazdım, ve hem de söylerdim ki hiçbir "gerçek" Müslüman, imanın tatlılığını tattıktan sonra, İslam'ı reddetmez. Kuran'ın güzelliğine dalmış olan ve onun bilgeliğini takdir eden bir kimse, hiçbir zaman onun Allah'ın kelameti olduğunu inkâr edemez. Böyle bir şey biri iddia etmiş olsaydı, ondan içgüdüsel olarak şüphe duyardım ve onun niyetlerinden kuşkulanırdım. Ama algılayışlar nasıl değişebiliyor ve daha önce inanılmaz olan şeyler şimdi gayet makul görülüyor, bu hayret verici bir şeydir. Bu değişim tabii ki bir den bire olmadı. Birkaç yıl önce uzun zaman kesin doğru gördüğüm inançları sorguladığımda ve İslam'a yeni bir ışık altında baktığımda başladı. Yavaş yavaş şüpheler kafama girmeye başladı. İlk başta onları bastırmaya çalışıyordum ve İslam'a yapılan eleştirilere karşı inkâr, öfke ve suçlamalar ile tepki gösteriyordum. İslam'da yanlış bir şey olduğunu inkâr ederdim, eleştirilere karşı çok duyarlıydım, ve sorunlar yarattığı ve provoke ettiği için Batı'yı suçlardım. Karşılaştığımız sorunlar için Müslümanlar sorumluluk almaya zorunda olduğunu sonunda kabul ettiğimde, yine de İslam'ın kendisi suçlu olduğunu kabul edemiyordum. "Sorun İslam'ın yorum edilişi idi" derdim. Yeniden yorumlanması ve geleneksel görüşleri reform edilmesi için savunma yapmaya başlamıştım, fakat vicdanımı avutacağına, bu sadece böyle görünüşlerin faydasızlığını ve yalancılığını vurguluyordu. Sonunda İslam'da bazı şeyleri rasyonel aklın anlayamadığını ve mutlaka onun için kendim idrak edemediğim cevaplar var olduğunu ve "Allah en iyi bilendir" diye, kendime bunları inandırmaya çalışıyordum. En güvenli ve en bilge seçenek "Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak" idi. Bir mümin kalırsam hiç kaybedeceğim yoktur ve çok kazanacağım vardır düşünüyordum, ve bu yüzden imanım geri dönecek umuduyla "iyi" bir Müslüman gibi dini uyguluyordum. Ama bu yalan sadece benim depresif olmama ve motivasyonumu kaybetmeme neden oldu. Sorun şu ki, iman etmeyi seçemezsin. Ya inanırsın ya inanmazsın, ve eğer Tanrı varsa, yapacaklarımdan onun en az istediği şey, inanabilemediğim bir şeye yalandan inanmamdı. İslam'a artık inanmadığımı kendime itiraf ettiğimde oldukça büyük bir rahatlama hissetmiştim.
Fakat artık İslam'a inanmadığım yüzünden birden İslam düşmanına dönüştüğümü anlamına gelmez. Ben biliyorum İslam milyonlarca insanların hayatına kılavuzluk, teselli ve güzel değerler getiriyor. Çoğu Müslümanlar iyi ve dürüst insanlar olduğunu biliyorum. Kendi ailem Müslümanken nasıl olabilir ki Müslümanlar'dan nefret edeyim? Büyük çocuklarımla neye inandığım hakkında konuşursam, onlara anlatırım ki, neye inandıklarını kendileri öğrenmeliler, ve eğer Müslüman olarak mutlu iseler o halde öyle yaşasınlar. Tanrı hakkında kendi inançlarımı onlara aktarmak ihtiyacı duymuyorum – bunu ancak Müslümanken bir vazifem olarak görüyordum.
Kimseye neye inanmak gerektiğini demeye inanmıyorum, ama düşünüyorum ki kendi amellerine kılavuz olan inançlarını dürüstçe incelemek için herkesin cesareti olmalı. Onlardan bir kişi gerçekten memnun ise, o zaman onları akılla ve kâlple bütünüyle kucaklamalı, fakat dikkatli incelemelere dayanamıyorsalar, o zaman onları reddetmek lazım. Hayat çok fazla kısadır, onun gerçekten inanmadığın inançlardan dikte edilmesine izin verilmemeli.
===
Devamını okumak istiyorsanız:
Hassan'ın otobiyografisi (İngilizce).
Benim Almanca çevirmem (iş bitmemiş daden).