Bak şekillerle ve meselenin bir yönüyle ve öznel algıyla anlatayım ok, anlaşacaksak, ya bu algı sorunu aşmalıyız, ya da seninle yazşmanın anlamı yok...
A
:::::::::::::
:::::::::::::
:::::::::::::
:::::::::::::
B
:::::::::::::
:::::::::::::
:::::::::::::
:::::::::::::
Şimdi noktalar görüyorsun, noktaların birlikteliğinden oluşan, 2 farklı form, A ve B görüyorsun... A'da herhangi bir nokta, yer değiştirip, B'ye geçerse ne olur?
A'
::::::::::::
:::::::::::::
:::::::::::::
:::::::::::::
B'
::::::::::::::
:::::::::::::
:::::::::::::
:::::::::::::
Sen özne olarak buna diyorsun ki, GÜÇ kaybetti. ok. B ise güç kazandı diyorsun. Yetmiyor, A'dan ayrılıp, B'ye geçiş yapan parça, A'da değişime yol açıyor, ama bu B'de de bir değişime yol açıyor, oluyorlar A', B'. Buna İŞ diyorsun. Daha fazla geçiş olursa, ilgili formlar K,Z de olabilirler, A tüm ihtivasını kaybederse A devrederek tükenmiş olur, parçalar ise yok olmaz, B'dedirler, o kadar ki değiştirir. Örneğin, oksijen+oksijen+oksijen = OZON, bir oksijen, K ya gitti ne oldu?.
Bu sefer soruyorsun A ne kadar parçayı, B'ye devredebilir? Noktaları sayalım mı? 104 parça. 1 parça B'ye gittiğinde ne oldu, 103, B'de ne oldu? 105. A güç kaybetti, B ise kazandı diyorsun. Bu yer değişimi ve sonucuna da İŞ dedik mi, dedik. nasıl hesaplacağız? Madem izah edeceğiz, madem ölçeceğiz vs. Tabi ki A'nın, B'nin niceliğiyle, ihtivasıyla (KÜTLE) vb... Bu örnekte ayrıca ne görüyoruz, temel, saf parçalar(madde de) yok oluyor değil, sadece yer değiştiriyorlar, sen algında formları yok oluyor gibi görsen de bu sende oluşturduğu etki, senle olan parçacık alışveriş oranı değişiyor, formalr değişiyor, böylece tepkilenişin, algın da ona göre değişiyor(örneğin yanan bir odun, özünde formunu oluşturan parçaların saçılımı(ısı buradan anlam kazanıyor) böylece A'nın, A olmaktan çıkışı, öte yerde C,D,E lere karışması veya onları da başkalaştırması(parça nakli vb) veya K,L'nin de tükenmesine(bütün ihtivasını başkalarına devretmesine) yol açması, senin yok olmak, var olmak dediğin de özünde bu, bu zeminle ilgili, formlar değişiyor, parça alıp veriliyor, devrediyor-devirdaim-, parçalar ise yok olmuyor, yer değiştirmiş oluyor, devir haline aktı deniyor, buna da enerji aktarımı, aktı, akışı vs. demeye başlıyoruz vs...).
Sen özne olarak bu, parça ihtivasına GÜÇLÜ, ZAYIF olmak diyorsun. Örneğin sıska, cılız bir insan gördüğünde zayıf, etine, buduna dolgunu gördüğünde ise güçlü diyorsun, binlerce yıl bu kelime, kavramları böyle tanımlamış, dile geçirmişsin, zaten başka türlü de olmaz. Öznesin, sana nasıl etkiyor, yansıyor veya sen etkiyi nasıl yorumlyuorsan, öyle anlam veriyorsun. Oysa bu, yukarıdaki örnek bağlamında neyle ilgili? ne kadar ekmek, o kadar köfte, o oranda güçlü veya zayıf... Orada gerçekleşen yer değişimlerine etki diyoruz, sonuçlarına ise, İŞ, çünkü bir şeyler değişmiştir. O halde bir şeyleri değiştirme, etkileme, İŞ kapasitesine de enerji diyoruz.
Ben bir olayı izah ediyor olayım, özneyim ya, bunu dile dökmeliyim. Ne yapacam, bu kavramları kullanacam. Sizin hatanız, kavramları anlamlandırma biçiminizi, algılayışınızı, algı olarak, nesnele, fiziğe dayatmaktır, bu bir hatadır... Ama ben yine de izah ederken, dile dökerken o kavramalrı kullanmak zorundayım, senin yapman gereken algını, fiziğin önüne ve üzerine dayatmamak, o zaman doğru anlarsın, ama sende bu algı, hata, e görelikleri tersine çevirme hatası olduğu sürece, yanlış anlayıp, yanlış içeriklendirmeye devam edeceksin...
Bu örnek bir kaç faktörledir, bir kaç faktörle, mahiyeti izahla kısıtlıdır, o halde değerlendirmesi de o faktörleri aşmamalı, böylece manipüle edilip, çarpıtılmamalı, başka yerlere çekilmemelidir, -ki hukuk anlayışımda, bana -itham, isnat çerçevesinde- hakaret bile etsen, senin rezaletindir, önemsemem, ama bu şekilde çarpıtırsan veya iftira vb. o durum(savunma, savunurken ekstra açıklama,gereksiz ve düzeltme yolunda aşırı emeğe ve emeğimi de çarçur ettiğin için) hatadır ve bilerek yaparsan da nazarımda suçtur ve davranışının yargılanması da safsata değil kaçınılmaz olur. O halde itham değil, terspitlerim(soytarı, şarlatan, alçaklık, adilik) durumu belirtir. O yüzden anlatımın amacı dışında şu da var, bu da var diye gelme, burada amaç mantığın kavranması... Yoksa A'dan, B'ye yer değiştiren 1 parçacık, bizim için ISI olarak da algılanır, oturup şimdi meselenin ısı, sıcaklık, soğukluk yönüyle de izah edemem, A,B,C,D ilişkisinde ne oranda parçacık akışı olur, sıcak(etkielşimli), ne oranda düşer soğuk(etkileşimsiz) olur, böylece ne oranda girdi-çıktı o oranda değişim getirir, A 104 adet parça ile A iken bunun 4'ünü B'ye devrettiğinde o artık A değildir, B'de B değildir, bunun sebebi sıcaklık vs. de değildir, sıcaklık(sonuç bazlı algı ve ifadesi) dediğimiz de dahil, tümünün sebebi de formun girdi-çıktısı ve oluşturduğu değişim, etkilerdir. Ne kadar ekmek, o kadar köftedir.
İş dersem bil ki, bir girdi-çıktı, kütle artması veya azalması, devri gerçekleşmiştir, ne kadar malzeme, alışveriş, o kadar fiş, o kadar iş, o halde ne kadar muhteva(form dahili), o kadar alış-veriş, iş kapasitesi, o halde kütle=enerji(iki kavram da özünde kıyasladır, gayr-ı resmi, niceliktirler ve şey'in kendisi, yani parçayı temsil etmez), ama sen bunların soyutlandığı tabanı tersine çevirirsen, hiç bir ifadeyi doğru anlamaz, bir halt da edinemezsin, ama sen yanlış anlayacaksın diye de biz izahın temeli olan kelime, kavramları kullanmadan da yapamayız, buna mecburuz. Ali etli, budludur, güçlü, Veli etsiz, budsuz, zayıf dersek, burada güç, zayıf ifadeleri kıyasla, nicelikle -maddi ihtiva!- ile ilgilidir. Ne kadar güçlü peki? (kapasite!). Bu da ihtivaca->nicelikle ilgilidir, güç, zayıf diye bir varlık yoktur, varlığın şu ya da bu etkisi, form-yapıca etki edebilme, muhtevası vb. açısından yaptığımız çıkarımdır). Tek yapman gereken ben iş demişsem, o alışveriş, etkileşim ve değişime verdiği sonuç bağlamı, enerji dersem, o işin gerçekleşme kapasitesi(sıska, cılız, cüsseli, zayıf, güçlü vb. "ne kadar?" kıyasımız gibi), ne kadar kütle dersem, o kadar muhteva(ve elbette işleri, güçleri de onlarla dahil) anlamalısın... Ali ne kadar güçlü ise o kadar iş yapacaktır, o halde Ali'nin iş yapması, güç sarfıdır, ne kadar iş -parça girdi-çıktısı- yapabilir, işte biz artık buna direk enerji deriz, izah ederken de kapasite bazlı bu kelimeyi kullanırız, bir değişime sebebiyet verdiğinde de(çünkü kapasite sarfı, aktarımı söz konusu olur), ölçerken de. Ali cüsseliydi, bu ona güçlü dememizi sağladı, Ali güç kullandı, duvarı devirdi. Ali enerji sarfetti(yapabilme kapasitesini sağlayan muhteva kullanıldı, duvarda değişimi sağladı), enerji-si- duvarın devrilmesini sağladı, Ali iş gerçekleştirdi, Ali'nin iş kapasitesi neydi? Enerji. Alinin gücü(tüccarlık seviyesi, alış-veriş ve s-atabileceği malzeme düzeyi), enerjisi (iş kapasitesi, mecali, malzeme deposunun durumu) olmasaydı, duvarı deviremezdi, peki ne kadar olmalıydı ki, duvarı devirsin. İşine geldiği gibi değil, böyle soyutladık, soyutlandığı gibi alacaksın...
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White ------ Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------ Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (24-02-2025 Saat 16:56 ) değiştirilmiştir.
|