Öncelikle uzun bir aradan sonra sorularınıza teker teker yanıt vereceğim. Burada neden uzun bir aradan sonra dediğimi mesajımın sonunda açıklayacağım.
1) Ben Kral'ın dediği gibi anılan ayetlerde matematiksel bir hatanın peşinde değilim. Tabii ki eğer matematiksel bir hata varsa, bu, ancak mirasın ayetlere göre bütün mümkün kombinasyonlarına ilişkin mantıksal bir tablo yapıldıktan sonra ortaya çıkar. Ki şimdiye kadar böyle bir iddiada bulunmuş değilim.
Demek ki Turan Dursun araştırmış ve matematiksel olarak hatalı bir kombinasyon bulmuş. Çünkü onun bulduğu örnekte oranların toplamı mirasın bütününü temsil eden 1'i aşmaktadır. Gerçi Avl yöntemiyle örnekteki oranlar değiştirilerek toplamı 1 yapılmaktadır, ama bu sefer de ayetlerdeki saf oranlar değişiyor.
İmdi, Kur'an- Kerim'de bununla ilgili ayetlere yani Nisa Suresi'nin 11., 12. ve 176. ayetlerine baktığımızda, sonradan konulan bu yönteme ilişkin hiçbir açıklamanın olmadığını görüyoruz. Ayrıca peygamber efendimiz de hiçbir açıklamada bulunmamış!
Bence bütün itirazların esas çıkış noktası, burasıdır. Ha burada zamanında çözümlenmemiş olan bu meseleye bazı yaklaşımlarla sonradan çözüm getirilmeye çalışılmıştır, denilse buna kimsenin itirazı olmaz.
2) Kral'ın "hz omere atfettigin avliye olayida dogru degildir" sözü doğru değildir. Bilindiği gibi Avl yöntemi Hz. Ömer zamanında ortaya konulmuştur. Aşağıda bir İslami siteden aldığım bu konuda kısa bir açıklama vardır.
Halife Ömer'in Hataya Karşı Avl Yöntemi:
Bu hatayı düzeltmek için Ömer "avl", "avliye" olarak adlandırılan basit bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem ALLAH'ın verdiği oranlardan yola çıkıp bir noktada ufak bir değişiklik yaparak oranların tümünü değiştiren ve toplamı %100 olacak yeni oranlar elde eden bir yöntemdir... Günümüzde İslam hukuku miras konusunda bu yöntemi esas alır.
3) Kral'ın "islam miras hukuku ayri bir ilim dalidir" sözünün doğru olması gerekiyor. Buna ek olarak İslamın evrensel bir din olması gerekir. Ama matematik de bir ilimdir ve evrenseldir. Eğer öyle olmasaydı, matematik dünyanın her yerinde aynı olmaz, farklılıklar gösterirdi: Çin matematiği, Hint matematiği, Arap matematiği vb. Anladın sen onu...
4) Alchindus "Kuran bahsinde tetkik adresi youtube değildir ve muhterem idrak edemediğin husus üç dört asırdır sayısız orientalin bütün çabalarına rağmen kuran üzerinde küçücük bir kuşku izharını temellendirmek dahi mümkün olmamıştır!" sözüne karşılık yukarıdaki açıklamalarımın yeterli olduğunu düşünüyorum.
Ya da şöyle düşünelim: Birçok matematik tarihçisi Avrupa'daki matematiğin gelişmesini 1453'teki İstanbul'un Fethi'ne karşılık bir rövanş almak gibi görür. Onlara göre, Türk-İslam matematikçileri kendilerine gelene kadar matematiği buzdolabında saklamışlar ve Avrupalılar da 1453'ten sonra onu afiyetle yemişler.
Matematik Avrupa'ya ilk kez Leonardo Fibonacci'nin "Liber Abaci" kitabıyla 1202'de ayak basmıştır. Fibonacci bu kitapta Hint-Arap sayıları ile aritmetik işlemler yapmanın Roma rakamları ile hesap yapmaktan çok daha basit ve verimli olduğunu gösterdi. Leonardo bütün Akdeniz bölgesini gezdi ve dönemin önde gelen Arap matematikçiler ile çalışma olanağı buldu. Leonardo yaklaşık olarak 1200 yıllarında bu seyahatinden döndü. 1202 yılına gelindiğinde 32 yaşında, öğrendiklerini "Abaküs Kitabı" veya "Hesaplama Kitabı" anlamına gelen bu eserde topladı. Yayınladığı bu eserinde Hint-Arap Sayı Sistemi'ni Avrupa'ya duyurdu.
1202'den sonra Avrupa uzun bir kış dönemine giriyor. Herhalde onları kış uykusundan uyandıran şey, 1453'teki beklenmedik gelişme olsa gerek. Gerçekten yaklaşık 100 yıl sonra matematikte inanılmaz bir gelişme gösteriyorlar.
Geronimo Cardano 1545'te Avrupa'da Cebir alanında ilk ciddi ve bilimsel eser olan "Ars Magna (Great Art, Büyük Sanat)"yı yayımladı. Cardano bu eserinde 3. ve 4. dereceden denklemlerin çözümlerini örnekleriyle birlikte verdi.
Cardano bazı belli küplere uyguladığında garip şeylerin olduğunu fark etti. Örneğin x³=15x+4 denklemini çözerken -121'i içeren bir ifade buldu. Cardano negatif bir sayının kare kökünün alınamayacağını biliyordu. Ayrıca bu denklemin çözümlerinden birinin x=4 olduğunu biliyordu. Bu zorluğu düzeltmek için 4 Ağustos 1539'da Tartaglia'ya bir mektup yazdı. Tartaglia tam olarak anlayamadı. Ars Magna'da Cardano, benzer bir soruyu çözmek için karmaşık sayılarla ilgili bir hesaplama verdi. Fakat gereksiz olduğu kadar anlaşılması da zor olan hesabını kendi de tam olarak anlayamadı.
Tartaglia, Cardano'ya 3. dereceden denklemleri nasıl çözeceğini gösterdikten sonra Cardano kendi öğrencisi olan Lodovico Ferrari'yi 4. dereceden denklemleri çözmesi için cesaretlendirdi.
Ferrari, bu tür problemleri çözmede bulunan metotların belki de en şık olanıyla 4. dereceden denklem çözmeyi başardı. Cardano Ars Magna'da 4. dereceden denklemlerin 20 türünü bastı.
İşte bu önemli gelişmeden sonra gerisi çorap söküğü gibi geliyor ve binbir emekle toplayarak biraraya getirdikleri "Matematik Tarihi"ne baktıkları zaman bizim matematikte bir buzdolabı vazifesi gördüğümüzü anlıyorlar.
Peki bütün bunları niye anlattım? Alchindus'un dediği gibi, Avrupa'nın kaşifleri olarak görev yapan oryentallar, matematikteki gibi üç dört asırdır Kur'an-ı Kerim'i araştırmışlar ama bütün çabalarına rağmen anlayamamışlar. Üzerinde temellendirme dahi kuramamışlar. Yoksa, eğer bu inanılmaz çaba başarılı olsaydı, şimdi İslamın esaslarını, matematikteki gibi, biz onlardan öğreniyor olacaktık!
Bu durumda zorunlu olarak şu sorularla muhatap oluyoruz:
1- Peygamberimiz vahyi mi yanlış anladı?
2- Ortada vahiy diye bir şey yok ilham mıdır hepsi?
İlhamlar da hata içerir mi diyorsunuz?
3- Yoksa Kur'an toparlanırken mi hata yapılmıştır?
4- Ya da Kur'an tahrifata mı uğramıştır?
Halife Osman ayetlerle oynamış olabilir mi?
5- Yoksa ALLAH da hata yapabilir mi diyorsunuz?
6- ALLAH değil de peygamberimiz mi matematikten anlamıyordu?
7- Yoksa bu konudan uzak duralım, ele almayalım, Şeytani bir soru mu diyorsunuz? Şeytani bir soruya neden olan hatanın Kur'an'da ne işi var?
BİR GECEYARISI EKSPRESİ (MIDNIGHT EXPRESS)
Şimdi neden foruma uzun bir ara verdiğime gelince, aşağıdaki gelişme herşeyi belirledi diyebilirim. "Bazı endişeler var" adlı mesajımdaki şu satırlar bu gelişmenin adeta bir habercisiydi:
"Peki bu yapıldı mı? HAYIR.
Tabii ki biz bunları hangi ortamda konuşuyoruz ki karşılıklı olarak birbirimize güvenerek esas sonuca ulaşmaya çalışıyoruz? Lütfen youtube'a gir ve bunun cevabını bulmaya çalış. Çünkü bu olmazsa olmaz bir şey ve herşey bunun etrafında şekillenmektedir. Eğer youtube'da konuyla ilgili videolara bakarsan, hangi ortamda yaşadığımıza ilişkin (Türkçe kaynaklı) videolar da zaten beraberinde gelecektir."
Not: Bu mesajı aşağıdaki gelişmeden önce yazmıştım. Çünkü "Kaçak Kur'an kursu affedildi" adlı haber en erken
29 Ocak 2010 / 23:22'de verilirken, yalnızca 18.5 saat önce, benim
"Bazı endişeler var" adlı mesajım ise, siyah bandın sol köşesinde gördüğünüz gibi, 29-01-2010 04:47'de burada yayımlanmıştı!
Bu arada, takma adım olan "Upuaut"ın Eski Mısır dilinde "Yolları Açan" anlamına geldiğini biliyor muydunuz?
HİÇ KİMSE ŞİKAYETÇİ DEĞİL
Binanın çökmesi sonucu arkadaşları ölen, kendileri de yaralı kurtulan 7 kız çocuğunun tamamı savunmalarında, ''İngilizce kursu verilen yurdun çökmesiyle ilgili hiçbir şey hatırlamıyoruz. Ne yurt yöneticilerinden ne de tesisatı döşeyen firmadan şikayetçi değiliz'' diye konuştu.
Oysa ölen çocuklar orada Kur'an Kursu nedeniyle bulunuyorlardı ve Ahiret'te burada verilen hükme göre Allah'ın hükmüne göre hesap sorulacaktır. Bu konuda peygamber efendimiz bizi şöyle uyarmaktadır:
"Allah Teala'nın yevm-i kıyamette en mebğuz mahluku yalancı ve kibirlilerdir ve bir de din kardeşlerine karşı içlerinde buğz saklayanlardır. Siz bunlara mülaki olursanız siz de onlar gibi davranın. Bunlar Allah ve Resulüne itaate çağrılsalar gayet ağır davranırlar şeytanın yoluna ve emrine çağrılsalar süratle icabet ederler.",
Hz. Muhammed.